Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Fitne adam öldürmekten kötüdür. Zira bir kişi bir kere ölür; ama fitne binlerce adam öldürür. Son günlerde Halep ve Suriye meselesiyle ilgili gelişmeleri kaygı ile izliyorum. Yalan yanlış eksik ve taraflı haberlere, her zaman olduğu gibi, kapılan milyonlar görüyorum. Acıdan ders almayanlar, acıdan acı üretirler; daha sonra o acı döner dolaşır yine sahibini bulur. Mazlum ve mağdur Halepli kardeşlerimize canı gönülden acıyan ve destek verenler; lütfen yeni bir küresel oyuna alet olmayalım.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




ÖL ADEM
Kitabın sayfalarından dökülen yeminler, Sanki fecrin muştusunu vermekteler, Sende fecri bekle Minik serçeler, Serçeler şimdi fecirdeler, Bir kuşan kuşan ki perdeler, Perdeler fecri görmeliler Ve sen âdem fecir gelmeden ölmelisin Çünkü sen öldüğünde dirileceksin! Öl âdem öl ve diril...
Yazar : Necati Ün   Eklenme Zamanı : 16.10.2017 19:50:26 devamı >
TAKİP (ÖYKÜ)
Onunla karşılaştığımızda karanlık bir geceydi. Şehir merkezinden çıkmış kenar mahallelerin birinde olan evime doğru yürüyordum. Hava soğuktu ama rüzgar yoktu. Yakınlarda olan tren istasyonundan gelen tren sesine göre saat gece 00.15 olmalıydı. Bu günün son trenin sesiydi. Şehrin ana caddesini kuşatan kaldırımları bitirmiş ara sokağa sapmıştım. Etrafta ses seda yoktu. Birçokları yatmış uyumuş olmalıydı. Çöpleri karıştıran birkaç kedi sesimi duyup önce irkiliyor, sonra da gözleriyle beni takip edip uzaklaştığımı görünce yeniden çöpe başlarını sokuyorlardı. Üşümüş ve yorulmuştum. Benim için yoğun bir gündü. Biran önce evime gidip yatmak istiyordum. Ama en az yarım saatlik yolum daha vardı yürüyecek. Birden çevresini dolaşmakta olduğum eski stadın içinden geçip yolumu kısaltmayı düşündüm. Bana en az on dakika kazandırırdı. Karanlık izbe bir yerdi; burayı bazen gece sarhoşları burayı mesken tutardı, bazen de serseriler…
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 15.10.2017 18:02:24 devamı >
ORYANTALİZM
Bir kitaptan bahsetmektir niyetim; Edward Said’in muhalled eseri, Oryantalizm’den. [Edward Said, Oryantalizm, Tercüme: Selahaddin Ayaz, 4. Baskı, İst-1999]. Bu kitabı tanıtmamın ‘özel’ bir nedeni yok ancak, şu anki Türkiye-Dünya ilişkileri bağlamlı gündeme çok uygun düşeceği kanaatindeyim. Zira Edward Said’in kitabı, sadece günümüze has olmayan, ezeli ve (muhtemelen) ebedî bir ilişkinin zorunlu olarak tevlid ettiği gerilimin neticesi olarak yaşanan çatışmanın kökenine çok ciddi şekilde ışık tutmaktadır. Bu, genel olarak ‘haçlı’ kelimesiyle özetleyebileceğimiz bir zihniyetin ‘Doğu’ya bakışının gayet ‘doğal’ bir yansıması olan, Batı’nın tutumuna dair bir ışıktır. Oryantalizm, Doğu’nun hikâyesidir aynı zamanda; Batı’nın ise röntgeni… Hatta MR’ı. Öyle ki, Oryantalizm’i okuyan kişi, Batının değil kalbi, beyni ve ciğerlerine, kılcal damarlarına varıncaya kadar, içinde var olanı ayan beyan görecektir. Said’in eseri, Batı’nın hem doğuya dair his ve düşünüşlerini, hem de genel anlamda insandan, hayattan, tabiattan, inançtan, Tanrı’dan, kitaptan v.b. ne anladığını net bir biçimde ortaya koyan doyurucu bir çalışma.
Yazar : Mehmet Durmuş   Eklenme Zamanı : 14.10.2017 13:47:14 devamı >
FARKINDA MIYIZ BİLMİYORUM AMA ÇOK AYIP EDİYORUZ!
Bazı akşamlar buluştuğum küçük arkadaşlarım var. Küçük dedimse yaşları küçük sadece; yoksa kalpleri de akılları da kocaman. Kimsenin haberi olmayan küçük bir arkadaş grubuyuz biz ve tek özelliğimiz birbirimizi gerçekten sevmemiz. Bu arkadaşlarımın zihinleri alıştığımız insanların zihninden farklı çalışıyor. Daha ileri, daha geri, daha çok, daha az değil; sadece insanların kahir ekseriyeti gibi düşünmüyorlar hepsi bu... İnsanlar toplu haldeyken tek başına olduklarından daha merhametsiz oldukları için dünyalık sistemler de bu arkadaşlarım için, “zihinsel engelli” gibi kategorik yaftalar var; ama biz, başkalarının bizim hakkımızda ne dediğini umursamıyoruz. Ben sadece “Farklılar” diyeyim siz gönlünüze göre anlayın...
Yazar : Erem Şentürk   Eklenme Zamanı : 7.10.2017 13:27:09 devamı >
HABİL VE KABİL
HABİL VE KABİL Ve toprak kana bulandı. Ne Habil Kabil idi, Ne de Kabil. Bir doymayan topraktı kana. Bir de topraktı yeminli, kanla yaşamaya! Ve Habil oldu kabil, Toprakta cahil! Cahilin cürmü Habilin sırtında taçtı! Ve kanları yine toprağa saçtı…
Yazar : Necati Ün   Eklenme Zamanı : 4.10.2017 15:31:36 devamı >
ÇİÇEK-BÖCEK ÜZERİNE
“O, gökten su indirendir. Bununla her-şeyin bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş tâneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda gerçekten âyetler vardır” (En-âm 99). “Rabbin bal-arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü-uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifâ vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir âyet vardır” (Nâhl 68-69). Görüldüğü gibi, Kur’ân’da çeşitli bitkilerden bahsedildiği gibi, böcek çeşitlerinden de bahsedilir. Bitkilerin, yağmuru yiyince nasıl da yeniden yeşerdiğini ve büyüdüğünden söz edilir ve bu yolla canlılığın oluşmasından ve hayâtın ortaya çıkmasından bahsedilir.
Yazar : Harun GÖRMÜŞ   Eklenme Zamanı : 4.10.2017 15:28:36 devamı >
EKONOMİNİN İNSAN HAYATINDAKİ GERÇEK ROLÜ
Günümüzde ekonomi, hayatımızın en önemli meselesi haline gelmiş durumdadır.Çünkü ekonominin dışındaki birçok konu onun etrafında şekillenmektedir. Mesela aile, sağlık, eğitim gibi hayatımızda büyük öneme sahip konuların hepsi bir şekilde ekonomiye dayanmaktadır. Geçmişte bize ne kadar “önce sağlık” dedilerse de bugünler de sadece sağlık yeterli olmuyor. Ne kadar sağlığınız kötü olsa da hayatınızı devam ettirebilmek için gece gündüz çalışmanız gerekiyor. Her ne kadar özgür gibi görünsek de birçok şey bize dayatılıyor ve boyun büktürülüyor. Nasıl yaşamamız gerektiğini bile başkalarının karar verdiği ve kendi ihtiyacımızın ne olduğunu bile bilmediğimiz bir dünya da yaşar hale geldik. İnsanoğlu daha hayata gözünü açar açmaz ihtiyaçlı olarak dünyaya gelir ve yaşamını bu ihtiyaçları gidermek için çaba sarf ederek devam ettirir. Bu ihtiyaçları gidermek için insanın öncelikle yapması gereken şey hemen harekete geçmek ve yaşadığı toplumla olan ilişkisini düzenlemek olmalıdır.
Yazar : İsmail Bayrak   Eklenme Zamanı : 27.9.2017 13:56:04 devamı >
KUŞATILMIŞLIK
Dünyâ’nın, Fransız Devrimi ile başlayan seküler değişimi, 20. yy.’da ve özellikle de 2. dünyâ-savaşından sonra hızlandı ve “soğuk savaş”ın bitimiyle birlikte Dünyâ’da tek-merkezli, tek-düşünceli bir anlayış-ideoloji ortaya çıktı ve hâkim oldu. Bu ideoloji(ler) tüm Dünyâ’yı ağır bir kuşatma altına aldı. Fakat insanlar, her yönden kuşatılmışlıklarına rağmen, -bir kesim hâriç-, “nefse nişan almış” olan bu kuşatmaya ve değişime; “hazza alıştırıldığı için” ses çıkar(a)mıyor, îtirâz düşüncesinde olmuyor ve hattâ eleştirmiyor bile bu sistemi. Oysa târihin hiç-bir zamânında insanlar bu oranda bir kuşatılmışlık içinde bulunmamışlardı. Şeytan-merkezli tâğutların kontrôl ettiği bu sistemde, doğumumuzdan ölümümüze kadar “bizi bize bırakmayan bir dünyâ-anlayışı ve düşüncesi” var. Öyle bir kuşatılmışlık ki bu, hangi birine îtirâz ve isyân edeceğini şaşıran insanlar, boş-vermiş bir şekilde bir “yenilmişlik” duygusu içinde yaşıyorlar. Maddeye aşırı kilitlenmiş ve odaklanmış olan insanlar, bu kuşatılmaya ne şekilde îtirâz edilebileceğini bilemiyorlar. Aslında tüm insanlık-târihi boyunca vâr olan eleştiri-îtirâz-isyân kaynağını (vahiy) ise, güçlü vaz-geçiş bedellerini göze alamadıkları için gündeme getir(e)miyorlar. Âdetâ ruhsuz-şuursuz robotlara dönüştürülmüş olan insanların yaşadığı modern-seküler Dünyâ’da, aşağıda bahsettiğimiz alanlardaki kuşatılmışlıklar belirgin şekilde öne çıkıyor..
Yazar : Harun GÖRMÜŞ   Eklenme Zamanı : 26.9.2017 12:47:27 devamı >
VE SEN GİDERKEN
VE SEN GİDERKEN Dön de bir bak hayata, Nasır tutmuş ellerinle sardığın goncaya, Ve koyaklardan şırıl şırıl akan sulara, Dön de bir bak gündüzü geceye sarmalayan ufuk’a! Dön de bir bak sarmaş dolaş olmuş sarmaşığa, Karanlıkların derininden doğan yıldıza, Ve gecenin sessizinde pusu kurmuş avcıya, Dön de bir bak yaşamın girdabında ki karmaşaya. Dön de bir bak minik yavrusunu suvaran serçeye, Damla damla toprağı çatlatan rahmete, Ve neminden çatlayan tomurcuğa Dön de bir bak her bir yanı cennet kokan doğaya.
Yazar : Necati Ün   Eklenme Zamanı : 26.9.2017 12:44:53 devamı >
AŞIRI YÜCELTMECİLİK
“Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz ‘izzet ve gücün’ tümü Allah’ındır. O, işitendir, bilendir” (Yûnus 65). “Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah’ındır. Güzel söz O’na yükselir, sâlih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli bir azab vardır. Onların tasarladıkları ‘boşa çıkıp bozulur” (Fâtır 35). Aşırı yüceltme, “birisini yada bir şeyi çok üstün görme ve üstün kabûl etme”nin bir sonucudur. Bir şey yada kişi bir kere “üstün” görülmeye ve yüceltilmeye başladığında, zamanla ona olmadık özellikler de yüklenerek ilahlaştırılmaya başlanır. Aslında bu, Gerçek Üstün Olan’a rağmen, başka birini yada şeyi üstün görmekten kaynaklanır. Bu sapma başladığında, neyin daha üstün olduğunun değerlendirmesi sağlıklı bir şekilde yapılamaz. Bu nedenle de üstün tutulan ve aşırı yüceltilen şeyler gerçekte çok da kıymetli şeyler değildir. Meselâ bir örnek olarak, Hz. Mûsâ ve Hârûn, İsrâiloğullarını büyük çabalarla ve mûcizevî bir şekilde Mısır’daki rezil durumlarından kurtarmış ve onları selâmete çıkarmış olmalarına; üstelik çok kolay bir şekilde elde edebildikleri yiyeceklere ulaşabilmelerine rağmen, Mısır’daki ezikliği ve orada bolca yetişen ve sürekli tükettikleri sarımsak-soğanı “men” ve “selva”ya üstün tutarak eski esâret hayâtlarını daha iyi görmüşlerdir. Üstelik bir boşluk ânında Samiri’nin yaptığı altın buzağıyı (inek değil), Allah’tan daha üstün tutarak aşırı yüceltmişler ve ona tapmaya da başlamışlardı. Demek ki aşırı yüceltmecilik, ezikliğin de bir sonucu oluyor.
Yazar : Harun GÖRMÜŞ   Eklenme Zamanı : 13.9.2017 15:49:08 devamı >

 
::Bir Portre
[HyperLink1]
ŞEHİT MURTAZA MUTAHHARİ
devamı >
::Bir Ayet
Fitne adam öldürmekten beterdir. Bakara/191

::Hikmetli Bir Söz
İnsan, nefsini terbiye etmeyip de akıl ve izandan yoksun kalırsa, tenkit edenlerin uyarılarından bir şey anlamaz! (Adiy b. Zeyd’in ahlak ve bilgeliğe dair)

::Ne Okuyalım
Mıchael Ende tarafından yazılan "MOMO" isimli çocuk romanı hem çocuklara hem de yetişkinlere tavsiye edilir.



Ziyaret Edilme Sayısı : 002361367

iletişim : editor@kimokur.com