Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




BERAAT KANDİLİ, MESAJLARI...
Eyvah! Bugün Berat Kandiliymiş Kandil gecelerinden bir geceymiş bu gece, berat kandili gecesi. Nice mesajlar gelecek, nice paylaşımlar yapılacak, nice beraat talep ve dilekleri dilden dile dolaşacak. Ama kaç kişi, Allah’tan beraat dilemeye yüzü olacak bir iş, bir hayr, bir infak, bir iyilik yapacak bugün? Böyle bir gecenin
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 19.4.2019 08:46:31 devamı >
ŞAİRİN ÖLÜMÜ
ŞAİRİN ÖLÜMÜ Bakma bana öyle Ben şiirden anlamam Şiir yazmak büyük bir iştir ve şair işidir Kocaman bir yürek ister, ötesi, yürekten de büyük dert İşte o derttir şaire yazdıran Yazdıkça döker içini Yine de bulamaz huzuru şair Aradığı huzur değildir zaten, huzur zayıflar içindir. Onlar dertlerini anlamak ve büyütmek için yazarlar Anlamak ve büyütmek derdi bir yerde toplar; Şairin yüreğinde O yürek ki derdin yegane zindanıdır. Şair ister ki derdin cümlesini hapsetsin sinesine; Böylece kimseye dert kalmasın
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 10.4.2019 18:35:38 devamı >
SADECE BİR RÜYA
Sizi korkutmayayım, bu anlatacaklarım bir rüyadan ibaret. Bu gece gözlerimi rüyama açtığımda doktorlar ile karşı karşıya idim. Hepsi ümitsiz, üzgün ve hatta acıyarak bakıyorlardı bana. İçlerinden kıdemli olduğu her halinden belli olan yaşlıca bir doktor, elindeki raporları, filmleri göstererek; -Maalesef çok hastasınız, veremin bilinmeyen bir türüne yakalanmışsınız. Hiçbir tedavi yöntemi yok. Öleceksiniz. -Verem mi? Veremden bu zamanda adam mı ölür doktor bey? Bari “kansersin” deyin. -Hayır, kanser hastası olsan “kansersin” derdik ama verem olmuşsunuz. -Ne kadar yaşarım? -En fazla bir yıl. Ağır bir mevzuyu sükunetle karşıladım. Zaman kısaydı. Yapmam gereken şeyler vardı ölmeden önce. Hemen eve gidip bir valiz hazırladım. Memlekete gidecektim, amacım; çocukluğumdan bu güne kadar tanıdığım tanıdığım kim varsa hepsini tek tek ziyaret edip, helallik almaktı. Bununla beraber onlara kısa kısa da nasihatta bulunmak niyetindeydim. “fani dünyaya aldanmayın, kalp kırmayın, huzur ve sükunetle yaşayın, tövbe edinin” gibi şeyler diyecektim. Aklımda güzel şeyler tasarladım. Önce otobüsle gitmeyi düşündüm memlekete ama bunun zaman kaybı oluşturacağını düşünüp kendi aracımla gitmeye karar verdim. Yola çıktım ve kendimi biranda eski dostların arasında buldum. Kimseye öleceğimden bahsetmedim ama tek tek kolayca helallik aldım hepsinden. Yanaklarda hafif bir tebessümle yolcu ettiler en sonunda beni. Son olarak anne babamla helalleştim. Eşim en başından beri yanımdaydı.
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 8.4.2019 09:46:14 devamı >
GÜZEL İNSAN, AZ KALDINIZ!
Kalabalık bir ihtiyar ekibi, “Yeryüzü parkında”, büyükçe bir salkım söğüt ağacının gölgesindeki banklara oturmuş sohbet ediyorlardı. Parkın içinde bulunan ve tarihi bir eser olan “Miskinler” isimli camide namaz kılmak için gelmiştim; öğlen ezanının okunmasına biraz daha zaman olduğunu düşünerek ihtiyarların yakınına oturdum. Onlarında ezanı beklediği her hallerinden belliydi. Oturduğum yer gölge ile güneş vuran yerin tam sınırıydı. İhtiyarların hepsinin beyaz bakımlı sakalları, yuvarlak göbekleri, kostaklı saatleri, desenli bastonları vardı. Bu halleriyle masallardaki tonton dedelere benziyorlardı. Ben yanlarına geldiğimde hararetle birşeyleri tartışıyorlardı. Kendilerini tartışmaya öylesine kaptırmışlardı ki; selam verdiğimi bile duymadılar. Biri diyordu ki; -Efendiler!, memleket meselelerine kafa yormak elbette herkesin olduğu kadar benimde hakkım ve vazifemdir. Bence en büyük memleket meselesi ekonomidir. Zira toplumun idare ve ikamesi ekonomi ile olur. Ekonomi bozulursa herşey bozulur. Ne demiş Adıgüzel Peygamberimiz “bir kapıdan fakirlik girerse din öbür kapıdan çıkar, gider”
Yazar : Dilek BUZ   Eklenme Zamanı : 19.3.2019 09:42:56 devamı >
KARANLIKTAKİ GÖLGELERDEN AYDINLANMIŞ RUHLARA YA DA ZULÜMATTAN NURA
‘’Cehaletle’’ uğraşmak zor.Adı üstünde ‘’cahil’’.Neyin cahili?Aslında ,öncelikle kendine,iç dünyasına yabancı.Duygu ve düşünce dünyasından bi-haber.Duygu atmosferinden korunaksız.Kalbe hücum eden zararlı ışınlara-karanlıklara-karşı (koruyan)katmanları vardı.Bilseydi kıymetini... Tıpkı anne rahminde korunduğu gibi... Şefkat kalkanını darmadağın etti bilmeden ya da kasten, belki de planlayarak- planlanarak. Sevgi- aşk sığınağını parçaladı. Yok etti savunma sistemini. Zaten canavarlarda pusudaydı...saldırdılar... Neyin cahili? Kendini- iç dünyasını- hale hale kuşatan nur halkalarını dağıttığını,farkındalığını unuttu(ruldu). “ Cahili Toplum Devri” ile uğraşmak mı? O daha eşed! Düşünce iklimini yitirmiş, karıştırmış kalabalık, güruh. Beyninde,aklın derinliklerinde fırtınalar kopuyor. O ise yazın sıcağından şikayet ediyor. Evrendeki zerre- kürreler temaşa et diyor her bir hücresine ve fokur fokur kaynıyor göz, kulak ve beyin kıvrımları. Bizimki üşüdüğünün derdinde. Ne yaman çelişki.
Yazar : BARIŞCAN   Eklenme Zamanı : 18.3.2019 10:57:47 devamı >
SESSİZLİK NE KÖTÜ BİR HASTALIKTIR…
Sessizlik dedi babam en kötü hastalıktır… Ne demek istediğini anlayamamıştım. O çocuk aklımla anlamam da zor idi. Sessizlik neden bir hastalıktır üstelikte en kötü hastalıktır baba diye sordum. Çünkü bizler biraz yaramazlık yapsak susun, sessiz olun bakiim diyerek kaşlarınızı bize çatmaz mısınız? Sessizlik her zaman kötü bir hastalık değildir o zaman dedim içimden. Babam ne demek istediğimi anlamış olmalı ki evet evlat dedi sessizlik her daim kötü bir hastalık değildir. Lakin susmasını bildiğin yerde derdin devası da olur. Peki öyleyse nerde susacağımızı ya da susmamız gerektiğini neye göre bileceğiz? Ölçümüz ne olacak, diye sordum. İşte dedi cevaplaması en güç sorulardan birini sordun. Zira toplumların ve bireylerin çıkarlarına hizmet ettiği bir dünyada hakikat buharlaşıverir. Hakikatin kaybolduğu bir yerde de susmak ve çığlık atmak ölçüyü kaçırabilir dedi. Yaşım itibariyle babamın söylediklerini anlamam zor gibi görünüyordu.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 24.2.2019 12:43:23 devamı >
BEŞ DUYU ORGANIMIZ (ÖYKÜ)
Eski bir çay ocağının, kendisi gibi eskimiş taburesine yalnız başına oturmuş gazete okuyordum. Beklediğim biri yoktu, yapacak işimde; sıkılmış bunalmış soluğu çay ocağında almıştım. Böyle zamanlarda bu çay ocağı kurtuluşum oluyordu. Duvarları eski kilimlerle, masaları hasır örtülerle kaplıydı. Tavandan asılı sallanan eski ev eşyaları vardı. Şehrin mazisinden fotoğraflar, motifli desenli çaydanlıklar, üç oklu bir yay, birkaç hançer, kılıç… Loş bir ortam oluşturacak kadar aydınlatma… Dikkat dağıtmayacak kadar radyo yayını… Modern kafelere inat, maziyi çağrıştıran bir çay ocağıydı burası. Müşterileri de bir o kadar eskiydi; hepsi orta yaş üzeri insanlardı. Belki de en gençleri ben idim. Gerçi bende pek genç sayılmam artık. Gazeteyi evirip çeviriyordum. Okuyasım pek yoktu aslında. Resimlerine bakınıyor, kenarlarını katlıyordum; bir yandan da okuyor gibi elimde dolandırıp duruyordum. O kadar insan içinde boş boş oturamazdım ya!
Yazar : Dilek BUZ   Eklenme Zamanı : 21.2.2019 09:30:01 devamı >
GÖRÜNMEZ BİR EL BİZİ KONTROL EDİYOR !
Adam Smith’in görünmez el teorisi meşhurdur. Piyasayı dengeleyen gizli bir güç vardır der. Modern toplumların içinde sadece iktisadi piyasayı düzenleyen bir el yok aynı zaman da sosyal ve kültürel hayatı da denetleyen ve dengeleyen gizli bir güçten bahsetmek mümkün. Modern toplumların en belirgin özelliği bürokrasi denilen şeyin yönetimde etkin olmasıdır. Max Weber’in tespit ettiği kadarıyla kişilerin değil kurumların konuşulduğu, isimlerin değil makamların yönettiği bir modern toplumda insanın özgürlüğünden bahsetmek mümkün müdür? Üstelik özgürlük üzerine bu kadar naraların atıldığı bir yüzyılda özgürlüğü bu denli kısıtlayan başka yönetimler olmuş mudur?
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 21.2.2019 09:28:22 devamı >
EMOJİ VE HAYAT
Lisanı sembollere indiren, duyguların dilini sembollere çeviren , ruhsuzlaştıran ve tembelleştiren dile mesafemizi koymalıyız. Sözde sosyal medyanın dili olan, sosyal medya için geliştirildiği iddia edilen semboller aslında bütün dünyada ki dilleri dejenere ederek ruhtan arınmış, duygusuz ortak dünya dili olma evriminde. İnternet üzerinden , sosyal medya üzerinden dünya geneline yayılan, sözde yeni kolaylıklar aslında hiç bir zaman insana sunulan amaç için yapılmamış, kolay veya hızlı olduğu için değil, arkasında, insanları değiştirip dönüştürmek isteyen bir zihin ile üretilmişlerdir. Üst akıl dediğimiz dünya ekonomisinin sahipleri, savaşları çıkartıp, barışları yapanlar, ülkeleri yönetenleri yönetenler dünya halklarını tek halk haline getirmek istiyorlar. Bu tek halk haline gelinebilmesi için önce farklı lisanların, kültürlerin ve düşüncelerin dejenere olup hayatta fazla bir şey ifade etmez hale gelmesi gerekmektedir. Daha sonra vatanseverlik denen ve sınırları sana ait olan o büyük duyguyu önemsizleştirip vatan önemli değil ben dünya halkıyım duygusunun ve düşüncesinin baskın gelmesi de gerekmektedir. İşte bunun için medya devamlı özgürlükçü ve sözde hekes kardeştir sloganlarını kulaklara aşina yapma çabasındadır. Bunlarla bitiyormu, tabiiki hayır.
Yazar : Oktay Ünal   Eklenme Zamanı : 19.2.2019 14:16:39 devamı >
İSLAMİ MÜCADELEDE “BEN” FAKTÖRÜ
İslami düşüncenin gelişimi ve tekamülü için her Müslümanın öncelikle yapması gereken şeyler vardır. Bunların başında okuma eylemi gelir. Elbetteki okuma eylemi bir amaçtan yoksun bir vaziyette olamaz. İlk inen ilahi emir nasıl ki yeni bir hayatın ve mücadelenin başlangıcını işaret ediyorduysa insan için okumak da aynı şekilde yeni bir mücadele sahasına açılan bir kapı olmalıdır. Her şeyden önce okunacak ilk kitap Allah’ın resulü vasıtasıyla bize ulaştırmış olduğu vahiy olan Kur’an’ı Kerim’dir. Ondan sonra ise hassaten son elçi olan Muhammed (as)’ın hayatının anlatıldığı siyer kitaplarıdır. Bundan sonraki diğer tüm okumalar kişinin ilgi alanı ile alakalı okumalar olabilir. Ama kişinin ilgi alanı ile ilgili olarak yaptığı tüm okumalar Kur’an ve resulün şahitliği ölçeğinde bir değerlendirmeye tabi tutulmalıdır. Zira kişiye alim vasfını kazandıracak olan kaynak ancak Allah’ın kitabı Kur’an’dır. Kur’an’ın merkezde olmadığı hangi okuma olursa olsun kişiyi alim yapmayacağı gibi kitap yüklü eşek yapma olasılığı oldukça yüksektir. Biz entelektüel olma ya da yetiştirme derdinde olmamalıyız. Biz ancak Allah’tan gereği gibi sakınan alimler olmak için okumalıyız.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 12.2.2019 14:31:48 devamı >

 
::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 002921156

iletişim : editor@kimokur.com