Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Fitne adam öldürmekten kötüdür. Zira bir kişi bir kere ölür; ama fitne binlerce adam öldürür. Son günlerde Halep ve Suriye meselesiyle ilgili gelişmeleri kaygı ile izliyorum. Yalan yanlış eksik ve taraflı haberlere, her zaman olduğu gibi, kapılan milyonlar görüyorum. Acıdan ders almayanlar, acıdan acı üretirler; daha sonra o acı döner dolaşır yine sahibini bulur. Mazlum ve mağdur Halepli kardeşlerimize canı gönülden acıyan ve destek verenler; lütfen yeni bir küresel oyuna alet olmayalım.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




YENİ BİR DİLİN İNŞASI GEREK
Tarih insanlığın mücadelesiyle dolu bir alan olma özelliğini hiç yitirmemiştir. Tarihi oluşturan ögeler nelerdir? Tarihi galipler mi yazar yoksa galipler tarihi organize mi ederler? Tarihi yazmakla organize etmek arasında çok fark vardır. Tarihi yazanlar olayların bitiminden sonra galip gelmişlerse ona göre bir dil ile yazarlar mağlupların yazdığı tarihe pek rastlanmaz. Lakin tarihi organize edenler ise tarihin nasıl seyir izleyeceğini önceden planlayanlardır. Yani henüz tarih başlamadan galip oldukları bilinen kimselerdir. Çünkü sünnetullahın olması gereken işleyişini kim takip ederse o galip olacak kim de aksini yaparsa o mağlup olacaktır. Tarihe hükmedebilmek yahut tarihi en baştan organize edebilmek için ne yapmalıdır ve nasıl yapmalıdır? Bu iki soru da önemlidir hem ne yapmamız gerektiğini keşfetmemiz gerekiyor hem de yapacağımız şeyi nasıl yapmamız gerektiğini keşfetmemiz gerekiyor.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 7.8.2017 13:51:07 devamı >
SUYU HAPSETMEK
"Rahmetinin önünde rüzgârları bir müjde olarak gönderen O’dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre sürükleriz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız. İşte biz, ölüleri de böyle diriltip-çıkarırız. Ki ibret alasınız” (A’raf 57). Hayat kaynağı olan su, (H2O), 2 hidrojen ve 1 oksijen atomundan meydana gelir. Fakat ilginçtir ki 2 hidrojen ve 1 oksijen laboratuvarda birleştiğinde su oluşmaz-oluşmuyor. Çünkü su, orijinâl olarak yaratılmış bir varlıktır ve onu çözüp başka şeye dönüştürmek yada elementlerinden onu yeniden oluşturmak mümkün değildir. O sâdece kendi özel şartlarında ortaya çıkar. H2O ise, sâdece suyun yapısını teorik olarak anlatmaktan ibârettir. Fakat suyun rûhu ve büyüsünü ortaya koyan bir anlatım-şekli değildir bu. Bu bağlamda su, sâdece bilimin alanıyla sınırlı kalamaz. Onu biraz da şâirler anlatmalıdır meselâ. Resimler konuşturmalıdır. Canlılık sudan yaratılmıştır.
Yazar : Harun GÖRMÜŞ   Eklenme Zamanı : 4.8.2017 12:51:53 devamı >
NERDE KALMIŞ İNSANLIK
Bana bir şeyler anlat, Acılarım dinsin içimde. Bana gerçekleri söyle, Birçok yol var önümde. Nasıldır bilmiyorum? Karma karışık tüm dünya. Nasıldır bir türlü anlamıyorum? Neresindedir anlam! Düşün düşün çıkamıyorum, Bir umman var fikirde. Her yanda sahte bir kargaşa, Her yanda hendekler var! Sessiz bir kuyu tüm kelimeler. Anlamını yitirmiş kavramlar. Bir kaosta akıllı insanlar! Bir kaosta aldananlar! Bilmiyorum çok karmaşık, Felsefik yorumlar çapraşık, Yıkılmış sanki ruhlar! Ruhlar psikoloğa alışık!
Yazar : Necati Ün   Eklenme Zamanı : 4.8.2017 12:49:28 devamı >
KOKUNUN KAZANCI
Kızıl sakallı olan; -“Burası güzel bir çay ocağı, bahçesinde oturabiliriz” dedi. Kır saçlı olan, teslim ve sakin bir edayla cevap verdi; -“olur kardeşim” Kare küçük bir masanın etrafına oturdular. Masanın bir tarafında modern bir koltuk, diğer tarafında da kilim desenli bir divan vardı. Sakin, hoş bir yerdi çay ocağı. Kır saçlı olan sevmişti burayı. Etrafta tarihi binalar vardı. Asmaların arasına saklanan lambaların ışığı daha gizemli kılıyordu mekanı. Çaycı geldi, gözlüklü bir gençti. -Hoşgeldiniz, benim adım Salih. Bir şey ister misiniz? -“Merhaba Salih kardeşim, ne güzel adın var senin. Salihlerden olasın inşallah. Ben çay alayım sana zahmet” dedi kızıl sakallı olan. Sonra ikisi birden kır saçlıya baktılar. O da biraz çekinerek; -“Çay dışında neyiniz var? Biraz başım ağrıyor da” deyiverdi. Salih;
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 3.8.2017 10:54:49 devamı >
İNSAN DÜŞÜNCE VE AKIL
Aklın insanı hayvanlardan ayıran en önemli özellik olması, akıl olmasa sorumluluk ortadan kalkar manasına gelir. Aklını iyi kullanmayan insan sağlam bir beyne asla sahip olamaz. Akıl insanın doğru düşünebilmesi için tek başına yeterli bir olgu değildir. Ona yani akla nasıl doğru düşüneceğini Allah peygamberleri dolayısıyla vahyi ile öğretir. Öncelikle insana doğru düşünmek Vahiyle öğretilmiş, arkasından da hayattaki davranışlarını doğru düşünme sistemine göre yürütmesi sağlanmıştır. Kur’anda insanların nasıl doğru düşünebildikleri anlatılır. İnsan en faziletli varlıktır. İnsanı faziletli kılan ise insanın bizzat aklıdır. Kur’anın dışındaki tüm bilimler insanın bizzat kendi aklı ve düşüncesinin ürünüdür. İnsanlar akıl ve düşünme olgusundan çok, aklın ve düşüncenin ürünleriyle meşgul olmuşlardir. İnsanlar mantık’ı bulmuşlar, fakat bilgiyi deforme ettikleri için mantık onları doğru yola götürmemiştir. Düşünce için ortaya atılan bütün bu insan çabaları, düşüncenin sonuçlarıyla uğraşmaktan öteye gidememiştir.
Yazar : Necdet DALYAN   Eklenme Zamanı : 20.7.2017 11:12:47 devamı >
ŞAHSİYETİ TÜKETİMDE ARAMAK
“Ey Âdemoğulları, her mescid yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve isrâf etmeyin. Çünkü O, isrâf edenleri sevmez” (Â’raf 31). Şahsiyet kelimesi bir “değer” ifâde eder ve şahsiyetli kişinin aynı-zamanda prensipli, ahlâklı, irâdeli bir kişi olduğunu anlarız. Şahsiyetli kişiler şahsiyetlerini maddî-mânevi üretimlerinden alırlar, tüketimlerinden değil. Bu kişilerinin “birey”lere göre ayırıcı özelliği, ciddî olmaları ve derin bir perspektife sâhip oluşlarıdır. Îtibarlarını bilgiden, bilinçten ve bu bilince uygun olan eylemlerinden alırlar, diğerleri gibi tüketimden almazlar. Tüketerek sözde îtibar kazananlar, değer-merkezli bir derinlikten yoksun olduklarından yada buna emek harcama zahmetine katlan(a)madıklarından dolayı açıklarını sürekli “alarak” ve “tüketerek” kazanmaya çalışırlar. Ne kadar çok tüketirlerse kendilerini o derece üstün ve değerli hissederler. Kapitâlist-liberâl sistem bu hissi sürekli pompalar ve çeşitli kanallarla insanlara bunu dikte ederler. Derler ki:
Yazar : Harun GÖRMÜŞ   Eklenme Zamanı : 13.7.2017 14:11:13 devamı >
ZULME HAYKIRIŞ
Zulümle yıkandı bir kez daha topraklar. Çığlıklar göklerden daha da uzaktalar. Buharlı bir tren geçti yine kırlardan, Gürültüsünden ürperen kuşlar, kanat çırpmaktalar! Kus hadi yüreğinin yasını minik güvercinim, Kusta büyüsün kayalıktaki küçük yavrular. Savursunda kanadını diyar diyar, Diyarları bekleyen yeni muştular var. Kus yasını kalmasın duymayan, Doysun zulüm! Doysun da sussun feveran! Bir kuşan kuşansın yiğit yürekli Müslüman, Müslüman’ım diyen kullar utansın!
Yazar : Necati ÜN   Eklenme Zamanı : 11.7.2017 08:21:09 devamı >
MUHAFAZAKÂRLIK DİNİ
Toplum olarak bizler islam dinine teslim olmamış, hep dini teslim almış ve son yıllarda da bu teslim almayı muhafazakârlıkla başarmış durumdayız. Bir zamanlar Beyaz Türklerin islama ve müslümanlara olan hıncı ve düşmanlığından dolayı onların karşısında olmak, değerlere sahip çıkabilmek için karşı safta yer alındı ve adı islamcı oldu karşı duruşun. Gerçek anlamda ise aslında islam için değil, islamdan kültürümüze geçmiş ve gelenekleşmiş değerlerimize sahip çıkmak isteniyordu ama buna isim bulmak kolay olmadığı için en kestirme yol olarak adına islamcı dendi. Beyaz Türklerin başörtüsü yasağı yüzünden islamdan kültürümüze geçmiş, değerimiz haline gelmiş başörtüsüne sahip çıkılıyordu. Eğer bu islam adına olsaydı veya islami hassasiyet yüzünden olmuş olsaydı bu itiraz ve direniş sadece başörtüsüyle sınırlanamazdı..Aslında Beyaz Türklerin düşmanlığı sadece başörtüsüne değil, islamın salt kendisineydi ama bu çok kimseyi ilgilendirmiyordu.
Yazar : OKTAY ÜNAL   Eklenme Zamanı : 10.7.2017 07:31:29 devamı >
HUZURLA UYU BEBEĞİM
HUZURLA UYU BEBEĞİM Uyu bebeğim, sen rahat uyu. Akmakta olan kızıl kana aldırış etme, Damarlar kurudu artık; kanayan yürektir sadece, Uyu sen, rahat uyu bebeğim. Tenindeki mis kokunla doldur yüreğimden boşalan yeri, Pamuk ellerinle okşa sızlayan yaramı, Temiz parlak gözlerinle bak bana, huzur ver her gün ölen bu adama, Ama sonra uyu bebeğim, uyumak çok yakışıyor sana. Uyu bebeğim, çokça uyu; ama büyüme Minik parmaklarınla oyunlar kur; ağla, gül, biberonu dişle, Ama büyüme, büyüklerin dünyası ya acı dolu ya zulüm, Sen kirlenme, acı çekme; uyu bebeğim uyu. Minik kıyafetlerini katlayalım beraber, Beşiğini sallayalım, ninniler söyleyelim, Kuşlara bakalım, çiçekleri sulayalım, Saçlarını tarayalım, sana yeni isimler bulalım, Ellerinden tutup yürümeye çalışalım,
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 8.7.2017 18:23:32 devamı >
HAKİKATİ BULMAK
​Hakikati bulmak için beş şeyi sorgulamak zorundayız. Heva, Vehim, Şekk, Zann, ve Yakin. ​HEVA: İçinde doğru bulma imkanı sıfır olan şeydir. Uyduruk ve keyfidir. Yüzde yüz asılsızdır. Heva Kur’an da keyfi değer yargısı, içgüdü, arzu ve tutkuya tekabul eder. Bu yüzden Kur’an şu keyif ve arzusunu ilah edinene bir baksana der. Bu tip birine hevayi denir. Hevada doğruluk aranmaz. ​VEHİM: Hakikat açısından sıfır, fakat sıfat açısından bir çağrışım yapabilir. Sahte bir benzerliğe sahip olma ihtimali bulunan asılsız bilgidir. Tüm şeytani vesveselerin amacı insanda bir vehim oluşturmaktır. Bu sonuca insan ulaşırsa kendi vehiminin kulu, kölesi ve esiri olur. Yani oyuncu oynadığı oyunun film olduğunu unutur ve gerçek sanmaya başlar. Bu durumda şeytanlar güç ve iradeyi insana transfer etmeye başlar. Kur’an defaatle şeytanın veya şeytanların insanın üzerinde bir yaptırım gücü yoktur der. Neden çünkü ona gücünü veren insanın bizzat kendisidir. Yani şeytan ve şeytani içgüdüler insan üzerinde tüm etkisini insanın iradesinden ödünç alırlar ve gerçekleştirmeye çalışırlar. Nazar gibi, aslında nazar yoktur fakat insan bunu kendisi oluşturur. Bunu da içgüdüsü sayesinde beyninde kendi kendine gerçekleştirir. ​ŞEK: Kuşku, şüphe anlamına gelir. Şek hakikate ne kadar yakınsa yalanada o kadar yakın durur ki, kendisinin gerçek olduğuna inandırsın. Bu durum şek’i hakka ve batıla aynı uzaklıkta tutar. Doğru olma ihtimali ile yalan olma ihtimali aynıdır. Yani doğrulanabilir ve yalanlanabilir. Şüphe hakikate giden yolda ilki oluşturur. Çünkü insan merakla işe başlar ve daha sonrada kuşku duymaya başlar.
Yazar : Necdet DALYAN   Eklenme Zamanı : 4.7.2017 08:33:36 devamı >

 
::Bir Portre
[HyperLink1]
ŞEHİT MURTAZA MUTAHHARİ
devamı >
::Bir Ayet
Fitne adam öldürmekten beterdir. Bakara/191

::Hikmetli Bir Söz
İnsan, nefsini terbiye etmeyip de akıl ve izandan yoksun kalırsa, tenkit edenlerin uyarılarından bir şey anlamaz! (Adiy b. Zeyd’in ahlak ve bilgeliğe dair)

::Ne Okuyalım
Mıchael Ende tarafından yazılan "MOMO" isimli çocuk romanı hem çocuklara hem de yetişkinlere tavsiye edilir.



Ziyaret Edilme Sayısı : 002297359

iletişim : editor@kimokur.com