::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




MESCİDİ AKSA’DAN YOLA ÇIKARAK...
Mescidi Aksa, İsa nebiden yaklasık bin yil önce Davut ve Süleyman nebi döneminde inşa edilmiş yerleşim ve ibadet alanlarıdır. Tarih boyunca defalarca yıkılıp tekrar inşa edilmiştir. Burası nesiller boyu ibadet edilen bir alan olarak kalmıştır. Son olarak, halife Ömer döneminde bugüne kadar dayanan camisi inşaa edilmiştir. Sonraki halifeler doneminde de diğer eski yapılar tamamen elden gecirilerek son hali verilmistir. İlk inşaasından sonra Zekeriya, Yahya, İsa gibi nebilere de ev sahipliği yapan mabedlerin/mescidlerin merkezi olan Kudüs şehri ve özelde Mescidi Aksa, tarihi ve sembolik anlamları bakımından Müslümanlar için ayrı bir değere sahiptir. Mescidi Aksanın Müslümanlar için Kabeden önce ilk/gecici kıblegah olduğu görüşleri de mevcuttur. Ancak Allah’a ibadet için yapılan ilk mabedin Kabe olduğunu ifade eden Ayeti Kerimeyi gözönünde bulundurursak bu görüşün doğru oluşu tartışmalıdır. (Ali İmran 96/97) Yine de İsra ve miraç olayında Rabbimiz Mescidi Aksa’yı anarak değerini tescillemiştir. Tarih boyunca Kudüs ve civarının kendilerine Allah tarafından vadedilmis topraklar olduğunu iddia ederek zapdetmeye çalışan Yahudiler, yoldan çıkmış ve insanlık için en belalı/şerli millet olarak tanımlanmıştır. Ve bugün Yahudiler yine şerli bir iş peşindeler. Sapkınlık ve taşkınlık ederek Mescidi Aksa’ya ve içinde ibadet eden insanlara saldırı halindeler.
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 11.5.2021 13:52:22 devamı >
KADER
ORTAK KADER Şehrin kirli kaldırımlarında yürüyerek işten çıkmış eve gidiyordum. Bir çocuk parkının yanından geçerken bacaklarımdaki yorgunluk hissi ağır bastı ve bir banka oturdum. Dinlendirmek için bacaklarımı uzattım. Gökyüzü bulutlu, durgun, birazda nemliydi. Alnımda ter; bedenimde yorgunluk vardı. Açtım. Park sessizdi; yaza daha çok vardı. Gözüme yerde sürüklenen bir şey takıldı. Eğilip dikkatle baktım. Küçük bir karınca, yuvasına ölü böcek taşımaya çalışıyordu. Hem de tek başına... Bu mevsimde tek başına yuvasından çıkan karınca, kendisine göre devasa bir yükü sürüklemeye çalışıyordu. Ölü böceğin bir önüne bir arkasına geçiyor, çekiştiriyor, itekliyor, sürüklüyor ama çok az yol alıyordu. Yolu uzun yükü ağırdı. Gittiği istikamete göz gezdirdim. Yaklaşık üç metre daha yolu vardı. Ama bana göre üç metre; onun için ne kadar yol demekti kim bilebilir? Yardım etmeyi düşündüm ama yapmadım; ne yaparsam yapayım karıncaya zarar verebilirdim. Bir sey yapmadan izlemeye devam ettim. Karınca bıkıp usanmadan yükünü taşımaya çalıyordu. O anda yüzümü bir rüzgar yaladı. Ardından gitgide hızlandı rüzgar. Sonra ansızın yağmur damlaları düşmeye başladı. Endişeye kapılıp karıncaya baktım; direniyordu.
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 21.3.2021 11:49:05 devamı >
KURTARICI BEKLEME SENDROMU
İslam’a sokulan kurtarıcı fikri tamamen soyut bir mesele olmayıp, kökeni diğer büyük din ve kültürlerin mirasıyla paylaşılan bir inançtır. Ancak kavramı ifade eden kelimeler, din ve dillere göre değişkenlik arz etmektedir.Meselâ ilkel din mensuplarından sayılan Yeni Gine yerlileri, âhir zamanda geleceğini bekledikleri kurtarıcılarının “Mensren” olduğunu söylerler. Yahudîlik ve Hıristiyanlık’ta mehdî kavramını ifade eden kelime “Mesîh” Hinduizm’de “Kalki” Budizm’de “Maitraya”, Eski Mısır’da “Ameni”, Sabiîlik’te “PraşaiSiva” ve Şintoizm’de “Miroko”dur. Mazdaist veya Mecusîler de peygamberleri Zerdüşt’ün soyundan Saoşyant’ı kurtarıcıolarak beklemektedirler.Moğollar, mezarına kurbanlar adanan CengizHan’ın Moğolları Çin esaretinden kurtarmak üzere, sekiz veya dokuz yüzyılsonra tekrar dünyaya döneceğine inanmaktadırlar.
Yazar : Haydar ÖZTÜRK   Eklenme Zamanı : 12.2.2021 22:21:02 devamı >
MODERN İNSANIN GÜNLÜĞÜ
Bir insanı kendisiyle yüzleştirmekten alıkoyan şey nedir? İnsan odur ki aslında kendi gerçekliğinin ve neliğinin farkına varmış olsun. İnsan için en zoru kendisini anlamaya çalışmasıdır. Kendini bilen rabbini bilir düsturunca hareket eden biri hayatın içinde bir nesne olmadığını da farkeder. Aynı zamanda hayatın içinde sıradan olduğunu da kabullenir. Sıradan olmak herkesin kabullenebileceği bir şey değildir. Çünkü herkes sıra üstü, insan üstü olmanın derdindedir. Elbette sıradan olmaktan anlaşılan şey herkes gibi olmaktır. Benim kastettiğim şey ise alışılmışın ortalamasını tuturarak yaşayan insanlar gibi olmak değil. Ölümlü olduğunu bilmek ve kimseden üstün olmadığını farkederek herkes gibi sıradan bir fani olduğunun ayırdına varmaktır. Rönesanstan bugüne insanın tanrı olarak anıldığı bir çağdayız. Tanrı olmak demek her türlü sıradanlığın üstüne çıkmak demektir. Modern çağda insana yutturulan en büyük zoka da bu olsa gerek. İnsan tanrıdır ama açtır, insan tanrıdır ama çöpten ekmek toplayarak yaşamak ağırlığına sahiptir. İnsan tanrıdır ama efendilerin ayaklarına topraktır. İnsan tanrıdır ama efendilerin hazlarının kurbanıdır. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla, çocuğuyla modern hayatın paye verdiği ama sömürdüğü bir tanrıdır. Kendini efendi yerine koyan ve ölümsüzlük şarabından içtiğini zannedenler de ölüme karşı çaresiz ve en küçük bir virüse karşı bile korunmasızdır. Öyleyse insan tanrı değildir ve bu tanrılık oyununu bir kenara bırakarak ne olduğunun farkına varmalıdır. İnsan acizdir, cahildir ve Allah insana yol göstermezse, rızık vermezse, gökten yağmur yağdırıp su vermezse ve ona düşünmesi için akıl vermezse insan hiç bir şey değildir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 4.2.2021 10:34:22 devamı >
UYDURMA DİNDEKİ KOŞULSUZ TESLİMİYET
Bir öğretiyi doğru olarak anlamak ve yaşamanın yolu o öğretinin kurucu metniyle mümkündür. İslam’ın kurucu metni de Kuran’dır. Hz. Peygamber ve sahabe İslami bilinci Kuran’dan öğrenmiştir. Bunun içinde Kuran bir Müslüman için başvuru kitabı değil başucu kitabı olmalıdır. İlk dönem İslam toplumu Kuran’ın öğretileri ve Resulün örnekliğini yaptığı uygulamalarla belirginleşmişti. Toplumun Kuranî değişim sürecini yaşayarak kendisini değiştirmesi (Rad13:11) ile ortaya çıkan olgu, peygamberin ölümünü izleyen zaman diliminde "olumsuz olarak değişim" sürecine yöneldi. Bu devrede İslam’la öteki düşünce sistemlerinin uzlaştırılması, bölgesel olaylar, fıkıh ekolleri, kelam ilmindeki münakaşalar, Şark dinleri ile Hind Tasavvufu ve Yunan Felsefesinin etkisiyle hızlandırıldı. İnançta akait esasları, fıkıhla hukuk ekolleri, felsefe ekolleri, Kuran’ı tefsir ekolleri ortaya çıktı. Ekollerin oluşumu esnasında da Şia-Sünni arasındaki anlaşmazlık ve açılım iyice belirginleşirken ümmet içerisindeki aklî tartışmaların düşmanlıklara dönüştürüldüğü olumsuzluklar yaşandı. Mızraklara takılan Kuran, yaratılıp-yaratılmadığı biçimindeki tartışmanın da odağını oluşturdu. Kuran bilgilendiren, bilinçlendiren, iman ve şahsiyet oluşturan; varlık alanlarına dair kesin ve çelişkisiz bilgiler sunan; söz ve içerik olarak aynısı ile taklidi imkânsız, muttakiler için hidayet kitabıdır.
Yazar : Haydar ÖZTÜRK   Eklenme Zamanı : 3.12.2020 12:12:44 devamı >
AHLAKSIZ DİNDARLIĞIN KÖKLERİ
Ahlak şöyle özetlenebilir: Yapılan iyiliğe teşekkür; insanlara karşı merhamet; zulmetmeden yararını gözetmek. İman bu ahlakı doğurmalıdır. Yanlış imanlar büyük ahlaksızlıklar doğurabilir. Yahudilikte seçilmişlik inancı, Hıristiyanlıkta kurtulmuşluk inancı, Müslümanlıkta son hak dine sahip olma inancı. Yahudiler seçilmişiz diye diğer insanlara zulmü (dindarlığı), Hıristiyanlar kurtulmuşuz diye günahı (dindarlığı), Müslümanlar da son hak dine mensubuz nasıl olsa cennete gideriz diye ahlaksızlığı (dindarlığı) hayat tarzı yapmışlardır. Sünniliğin ve şiiliğin trajedisi; meşhur/görünen (İslam’ın 5 şartı) ibadetleri yerine getirmek, meçhul/görünmeyen adalet, merhamet gibi ahlaki sorumlulukların örtülmesidir. Din yorumları içinde ahlaka kurulmuş tuzaklar mevcuttur. Bu tuzaklar fark edilmeden ve onlara karşı önlem alınmadan daha fazla dindarlaşma ahlak sorununu çözmüyor. Aksine ahlaksız dindarlığı çoğaltıyor. Dindarlık artıyor ama ahlak azalıyor ise, burada bir tespit yapmak gerekiyor. Artan dindarlık mı dinsellik mi? Artan dinselliktir. Ahlakı dindarlıktan ayıramayız. Gerçek anlamda dindarlık artınca doğal olarak ahlakın da artması gerekirdi.
Yazar : Haydar ÖZTÜRK   Eklenme Zamanı : 25.11.2020 09:07:20 devamı >
EMANETİ İFADA BENLİĞİN ROLÜ
Allah varlığı “kef, nun كُنْ” tezgâhından çıkarınca, emaneti onlara arz etti; gökler, yer ve dağların(bütün varlığın) içtinap ettiği emaneti insan yüklendi –belki de insana yüklendi - . Varlıklar yaratılış formatlarının bu vazifeye uygun olmadığını hal diliyle ifade etmişlerdi… Artık sözün tükendiği, sözün tüketilmemesi gereken bir zaman dilimine girilmişti… O; oluş, ve eylem süreciydi. Ayet de öyle demiyor muydu? “Ve leyse lil insani illa ma sa’â/ İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır”. İnsan için ancak söylediğinin karşılığı vardır/ Ve leyse lil insani illa ma gâle”, değil. Zaten insan yaptıkları değil midir?
Yazar : Haydar ÖZTÜRK   Eklenme Zamanı : 22.11.2020 08:43:10 devamı >
İSA PEYGAMBER
Bugün peygamber kıssalarının sonuncusunu sizinle paylaşıyorum değerli dostlar. Yazdığım kıssa hikayelerinde sadece Kur’an’ı kaynak almaya çalıştım. Yazdıklarımda eksik ve yanlış olan ne varsa bana aittir. En doğrusunu Allah bilir.
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 13.8.2020 11:27:04 devamı >
ZEKERİYA VE YAHYA PEYGAMBER
Yüce Allah elçi göndermediği hiçbir kavmi sorumlu tutmayacağını beyan etmişti. Bu yüzden akıl ve vahiyle şereflendirdiği insan neslini elçisiz bırakmıyor; sık sık uyarıcı ve müjdeleyici olarak peygamberler görevlendiriyordu. Tarih boyunca birçok peygamber gelmiş ancak çok az bir kısmını Allah bize haber vermişti. Bu peygamberlerden biri de Zekeriya peygamberdi. Süleyman peygamberden uzunca bir zaman sonra onun yaşadığı topraklarda, Musa peygambere ve ona gönderilen kutsal kitap Tevrat’a inandığını iddia eden İsrailoğullarına gönderilmişti. O zamanlar İsrailoğullarından olan din adamları ellerinden Tevrat isimli kitabı düşürmüyorlardı. Tevratın içinde uzun sahifeler boyunca en ince ayrıntısına kadar anlatılan peygamber hikayeleri ve günlük hayatı şekillendiren helaller haramlar vardı. Ancak ellerinde tuttukları ve adına Tevrat dedikleri bu kitap, Allah’ın Musa peygambere gönderdiği hak kitap değildi. Vahyin gerçek sözlerinizaman içinde kendi sözleriyle değiştirip, kavmiyetçi, çıkarcı, acımasız, toplum içinde belli kesimi yüceltirken diğerlerini acımasızca aşağılayan, ibadet adı altında gereksiz ve asılsız birçok uygulamayı zorunlu kılan bir kitaba dönüştürmüşlerdi.
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 12.8.2020 15:42:21 devamı >
YUNUS PEYGAMBER
İnsanlar eski dönemlerde kabile hayatı yaşarken daha çok tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlıyorlar ve doğayla daha çok iç içe oluyorlardı. İnsanlar nüfuslarının artmasıyla beraber büyük şehirler kurmuş; ticaret yaparak ya da silah, alet ve ev eşyası yapan sanatkârlar olarak geçimlerini sağlamaya başlamışlardı. Ticaret yapmak ve sanatkâr olmak yazmayı, not almayı, hesap yapmayı gerektiriyordu. Bu durumda toplumların gelişimini hızlandırıyor; medeniyet kurmanın yolunu açıyordu. Mezopotamya, verimli topraklarıyla insanların yaşamayı en çok tercih ettiği yerlerden biriydi. Bu topraklar Dicle ve Fırat nehirlerinin çevresinde yer alıyordu. Tarih boyunca da birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştı. İbrahim ve sonraki dönem peygamberlerden birçoğu bu topraklarda yaşamıştı. Bu peygamberlerden biri de Yunus peygamberdi. Yunus daha genç yaşlarda iken, Allah ona elçilik görevi vermişti. Halkını tüm peygamberler gibi tek bir Allah’a inanmaya davet ediyordu. Onlardan kabul etmelerini istediği şey çok açık ve anlaşılırdı. Allah, gözle görülmese bile yaratan, rızık veren, hayata kanunlar koyan ve ahirette de bunlardan hesaba çekecek olandı. Halkına sadece bunları anlatıyordu. Rabbinden kendisine öğretilen bilgiler sayesinde onlara nice örnekler veriyor, akıllarını kullanmalarını ve vicdanlarında ki hakkın sesini dinlemelerini istiyordu.
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 11.8.2020 11:38:56 devamı >

 
::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003686316

iletişim : editor@kimokur.com