Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




BİLİNCİME SAHİP MİYİM!
Bünyamin ZERAN
Bireyin kendi varlığına şahit olarak yaşaması için bireyde olması gereken unsurlar nelerdir? Yaşıyor olmak sanırım tek başına varlık bilincini açıklamaya yetmiyor. Varlık bilincini açıklamak için nefes alıp vermenin ötesinde şeyler olması gerekir. Varolmakla varlık bilincini elinde tutmak aynı şeyler değildir. Varolabilirsiniz ama bu işe yaradığınız anlamına gelmez. Hem varolup hemde işe yaramamak nasıl mümkündür. Eğer hümanist bir bakış açısıyla yahut Sartre’nin egzistanyelist anlayışıyla açıklayacak olursak bu mümkün değil. Zira bu anlayışlar insanın yaptığı her eylemi insani açıdan değerli ve anlamlı bulur. Sartre’ye göre yurdunuz düşman işgalindeyken askere çağrıldığınız halde askere gitmiyorsanız bunu siz böyle istediğiniz için eyleminiz doğrudur ve anlamlıdır. Veya hümanizm insanın kendini öldürmesini de insani değerler içinde bulur. Buna müdahil olunması ise anlamsızdır. Çünkü Sartre’ye ve hümanizme göre birey toplumun üstündedir ve dünyadaki en değerli şey “ben” dir. Vahyin indiği toplumlara baktığımızda tek başına “ben” ancak benim dışımdaki tüm “ben”lerin vahye savaş açması durumunda değerlidir. Hümanizmde insanları bir arada tutan, kaynaştıran unsur yokken vahiyde insanları bir arada tutan birbirine kaynaştıran unsur Allah’tır. Çünkü hümanizmde her insan bir ilah konumundadır. Her “ben” değerli olduğuna göre en değerli “ben”i belirleyecek unsur nelerden müteşekkildir bu muğlaktır.

Varlık bilinci her şeyden önce ne işe yarar? Bu soruyu cevaplarken meseleye nerden baktığımızda önemlidir. Her insan, mutlaka bir tarafa aittir. Bunu yaşadığımız çağa göre tanımlayacak olursak; Marksizm, Dadaizm, hristiyanlık, Yahudilik, İslam vs. diye tanımlamaları çoğaltabiliyoruz. Ama ilahi yasaya göre tanımlayacak olursak inanmayanlar ve iman edenler olarak net bir tanım çıkıyor ortaya. Öyleyse bizde ilahi yasaya göre varlık bilincinin üzerinde duracağız.

Allah, insanı yarattığında ona yaratan Rab adına okumayı öğretmesi, ona kalemle yazmayı öğretmesi ve nihai dönüşünün de Rabb’e olacağını ilan etmesi ona vahiyle tanıştığı ilk andan itibaren varlık bilincini yüklemesiyle alakalıdır. “İnsan başıboş bırakılacağını mı sanıyor” ayeti insana bir istikamet çizmektedir. Yani ya ilahi yasaya teslim olacaksınız ya da başıboş, boşlukta asılı durup sallanan her an düşecek güvensiz, bir nesne gibi olacaksınız. Bunun ortası olmayacak. Eğer ilahi yasaya teslim olmuşsam varlık bilincimi oluşturan unsurları da Allah’ın belirlediğini kabul etmişim demektir. Eğer kendimden daha yüce aşkın bir değer olarak Allah’ı kabul etmişsem; O’nun tek sığınılacak, tapılacak, uğrunda ölünecek, uğrunda öldürecek, merhamet dilenilecek yegane güç olduğunu kabul etmişsem benim “ben”liğim ancak O’nunla hayat bulacak demektir. O’nu dikkate almadan kendimce yürüdüğüm her yol, attığım her adım, kazandığım tüm malvarlığım, evliliğim, aşklarım ve ödevlerim hepsi O’nu reddedişim anlamına gelecektir. Tıpkı bahçe sahiplerinin yaptığı gibi ya da kehf suresinde anlatılan bahçe sahibi gibi Rabbe kendi nefsimi şirk koşmuş olacağım. Öyleyse varlık bilincimi iyi kavramam gerekiyor ki yolda tökezlemeyeyim.

Bizi çevreleyen unsurlara baktığımızda her biri varlık bilincimizi köreltmeye dönüktür. Ya da varlık bilincimizi, tağuti güçleri sürekli zinde ve enerjik tutmak için değiştiren dönüştüren bir döngünün içinde bulmaktayız kendimizi. Resul döneminden çok daha ciddi sıkıntılara gebeyiz. Hiç değilse resul, müminlerin başındayken onlara hemen müdahale edebiliyor doğruyu vahiyle ashaba bildirebiliyor ve yine resul ashab için ciddi bir motivasyon unsuru olabiliyordu. Şimdi ise başımızda bir resul olmadan tek başımıza varlık bilincimize sahip çıkarak Allah’a teslim olmamız gerekiyor. Evet her şey aleyhimize işlemektedir, dünya muvahhid müminlere savaş açmıştır, yeryüzünün en istenmeyen adamları olduğumuz kesindir. Çünkü müstekbirlerin uykularını kaçırmaktayız. Onların malı hırsla tüketmelerinin, yeryüzünü sömürmelerinin, insanlığı açlığa mahkum etmelerinin, kadınları cinsel zevklerinin objeleri haline getirmelerinin, çocukları çarklarının kurbanları kılmalarının ve insanlığı köleleştirmelerinin karşısındaki yegane gücün varlık bilinçlerini vahiyle kuşanmış muvahhid müminlerin olduğunun pekala farkındadırlar. Peki biz farkında mıyız? İşte asıl düşünülmesi gereken soru bu. Kendimizi hangi tarafa ait hissediyoruz? Boşlukta asılı kalan bir nesne olarak mı yaşıyoruz? Eğer öyleysek bu vahyin arzuladığı, vahye hizmet eden ve ya edecek bir insan profili değildir. Vahyin kabul etmediği her insan karşı tarafa aittir. İslam adından müteşekkil tam teslim olmayı, kayıtsız ve şartsız teslim olmayı zorunlu kılar. Onun içindir ki biraz elçinin vahyettiklerinden birazda kendi nefsinden katan Samiri’lerin Musa’nın toplumunda veya Musa’ların toplumunda yeri yoktur. Bir yandan varlık bilincime sahip çıkarken diğer yandan varlık bilincimi sürekli zinde tutan koşulları da oluşturmam gerekecek. Çünkü sürekli hareket halinde olmazsam hantallaşır, kokarım. Ne kendime faydam olur ne de bir başkasına. Bu beraberinde çözülmeyi ve teslimiyeti getirir.

İslam, insanların belli aralıklarla bir araya gelip çiğ köfte partilerinde, ziyafet sofralarında, kabul günlerinde konuşulan ve insanlara varlık bilinci kazandıran bir din değildir. Günümüz Müslümanları maalesef ki kendilerini rahatlatmak, bir şeyler yapıyoruz duygusunu yaşamak adına içeriği boş lüzumsuz, zaman kaybı diyebileceğimiz birliktelikler yaşamaktadırlar. Dileğimiz odur ki bu bir araya gelişler içeriği doldurulmuş, anlamlı ve varlık bilincine daha sıkı sarılan bir toplumu inşa edici birliktelikler olur. Aksi takdirde İbrahim gibi tek başına bir ümmet olunması milyonlarca kuru kalabalıktan daha değerli ve anlamlıdır. Varlık bilinci öyle bir şeydir ki insanın uykularını kaçırır, onu geceyle dost kılar. Yanları yataktan uzaklaştırır. Yatarken, ayakta dururken, otururken her an varlık bilinci insanı hazır ve donanımlı kılar. Donanımlı olmak demek bir yandan vahyi kuşanmışlıkla diğer yandan yaşadığı çağa, topluma ve kendi gücüne vakıf olmak demektir. Donanımlı olmak, çokça okumayı, tefekkür etmeyi ve bilgisini en doğru yöntemle kullanabilmeyi gerektirir. Bu bizim gerekliliğimiz ve hatta zorunluluğumuzdur. Kaygılıymışız gibi davranmak yerine kaygılı olmamız gerekmektedir. “Mış” gibi yaşamak yerine sahiden yaşamamız gerekmektedir. Aksi takdirde ne kadar iyi niyetle bir şeyler yapıyor olsak da donanımlı değilsek bu bize yolda mesafe aldırmamaktadır. Yolda mesafe aldırmadığı gibi farkında olmadan saflarımızı dahi değiştirmektedir. Kehf suresi 103-104’teki konuma düşmeyi elbette hiçbir mümin istemez. Allah, mümin kimliğini barındırabilmek için bireyin çok net olmasını arzuluyor. Aksi takdirde mümin tanımlaması içine almıyor bireyi. Varlık bilinci bize mümin olmayı zorunlu kılmalıdır. Kendimize soralım; hakikaten biz tağuti güçlerin uykularını kaçıran Muhammed, İbrahim ve Musa’lar mıyız yoksa tağuti güçlerin çarklarını işleten birer dişli miyiz? Muhakkak ki her nefis kendi yaptığına şahittir.


YORUMLAR
Yaşadığımız çağı iyi okumak gerek, endişelerinizi anlıyorum ama çok yüksek perdeden beklentileriniz olduğunu düşünüyorum.Her dönem toplumların fak edememe hastalığına yakalandıkları zamanlar olur.Kimden ne bekliyorsunuz o belli değil ortada bilinç üzre bir topluluk görünmüyor bir dönem bir şeyler ortaya koyma gayreti gösterenler çıkmış olsa bile uzun soluklu yürünememiş.Tagutun tarifinde anlaşamayan Müslümanlar var. tarif net olmayınca tavır oluşmaz kaldıki günümüz insanının gündeminde bu kavram hiç yok.Onlar için tavırlı yaşamak değil günü kurtarmaktır aslolan.Az sayıda kaygılı insan elinden geleni zaten yapıyor bunlar çok şeyin farkında,kendini Müslüman zannedenler kendini memnun etme yarışında hiç bir şey onları harakete geçirmiyor bu dönem..
Dostum... birileri yaşayacak birileri seyredecek
Seyredenlere sitem etmeyin, yaşamaya devam....
Selim IRMAK / SAMSUN
anonim 17.01.2010 16:38:47
Selim ağabeye içten eleştirisi için teşekkür ederim. aslında genel olarak ben bireyin donanımını gündemde tutmaniyetindeyim. donanımlıbireyler olma zorunluluğumuzdan. seyredenlere kızmayın diyorsunuz haklısınız. ama insan şimdi seyredenlerin bir zamanlar önde gidenler olma yarışı içinde olduklarını görünce haliyle dostlara silkinin ve kendinize gelin babında bir sitemde taşımıyor değiliz. buna hakkımız olduğunu düşünüyorum. ne var ki bu seyreden kardeşlerimizle ayrıştığımız anlamına gelmiyor. sadece korkum şu ki eğer bizler seyretmeye devam edecek olursak Rab bu ayrıştırmayı illa yapacak. çünkü sünnetullah bu şekilde işlemiş işlemeye de devam edecek. elbette bize düşen kendimizi sorumluluk sahibi kılarak yürümek. tekrardan teşekkürlerimi sunarım. Bünyamin ZERAN
anonim 17.01.2010 18:17:42
islami uyanış nedense islami uğraşıya dönüşüyor bir süre sonra....
nedir bizi birarada tutamayan şey anlamış değilim...
yürekten konuştuğunuz,aynı dili paylaştığınız kişi sayısı bir yahut iki....
halbuki sohbet salonları onlarca kişiyle dolu....
bize bir Talut mu lazım ne?şu dağılmışlığımızı, yüreklerimizi toparlasın...
istesek mi Rabbimizden...bu vebale girsek mi...
gönderileni kabullenmeyip burun kıvırmak....
emri dinlemeyip,yasak nehirlerden kana kana içmek de var....
kim sonuna kadar savaşabilir ki bu devirde....bir avuç mücahitten gayrı...
sizin etrafınızda kaç abla ve ağabeyiniz kaldı ki....değil mi...rabia sivas



anonim 18.01.2010 13:57:58
bünyamin kardeşim ,tasavvufta şöyle bir öğreti var sen yoksun bu alem yok gerçekte var olan allahtır,gördüğün her şey o,dur bu çok uzunda kısaca böyle gibi birşey ,sen sadece seyret hiç bir şeye karışma allahı her yerde müşahade et diye dervişlere telkin ederler birde dinin iç yüzü derler oysa vahiy ,sen varsın ve yaptığın her davranışından sorumlusun ,allaha topluma ,kendine ait sorumlulukların var,bu bilinçle yaşamalısın diyor,yani allahın diniyle bize anlatılan din çok farklı,bilmiyorum yazını desteklemek için yazdım oldumu hoşçakal
anonim 18.01.2010 14:59:47
son günlerde kimokur sitesinin gündemini bilinç, farkındalık, istikamet gibi konular oluşturuyor. kim, bu konuların neresinde? elbette bunu hazır cevaplarımızla cevaplayamayız. ancak şuna inanıyorum. kuran okuyan her kişi bu kavramları, kendi üzerinde, kendi ölçeğince taşımaktadır. bu ölçeği yeterli seviyeye çıkarmak kişinin kendi elindedir. ancak ölçeğe konu olan "birim" olmalıdır. işte bu birim; kuranın şahit dediği kavramdır. tabiri caizse şahitsiz bir ümmetiz. tarihimizi ve belleğimizi birileri silmiş yada yanlış bilgilerle doldurmuş. ilk ve en iyi şahitler olmaya çalışmak gerekir belkide. idealist arayışın gerekcesi bu olsa gerek.şahit olalım. selam bocek58
anonim 19.01.2010 22:09:50

Öğretilmemiştir bana kavga
Bana masum gülücükler öğretilmiştir,
Menkıbelerle sunulan hayatlar,
Afyonla sarılmış sigara içinde bir din
Ve o dinin deli saçması müdavimleri olmak.
Ama hiçbir zaman
Musa’nın öfkesi öğretilmemiştir,
Resulün kılıcının kınından çıkması.(B.Zeran. ZULÜM) bize afyonla sarılmış sigara içinde bir din öğretildi ve bu dine göre yaşamak. Eğer bu dinin gerekliliklerini yerine getirmezseniz....... bu nedenle gerçek din saf dışı bırakıldı ve gerçek dinle ilgili yaşanamamış ama yaşanması gerekenler çok yüksek perdeden beklentiler oldu. İsra suresi ayet 73, 74(eğer biz seni sağlamlaştırmasaydık, onlara az bir şeyde olsa eğilim gösterirdin) ve 75’i(bu durumda biz sana hayatında kat kat, ölümünde kat kat acısını tattırırdık; sonra bize karşı bir yardımcı bulamazdın) iyi okumak gerek. teyfik çelik
teyfik çelik 19.01.2010 23:40:31
. Alah’ın peygamber efendimize, ayetler konusunda taviz vermesi durumundaki uyarısı.(ki taviz vermemiştir hiç bi zaman) Hangi tarafta olduğu belli olmayan, içki içtiği, kumar oynadığı, namaz kılmadığı halde.......... müslüman olanları nasıl bir azabın beklediğini doğrusu merak ediyorum. Etrafında, aynı dili konuştuğu bir veya bin ya da hiç kimse olmasada, her insan kendi hesabını kendi verecek. Bu nedenle her insan etrafında kaç kişinin olduğuna değil nasıl yaşadığına ve ellerinin önden neler takdim ettiğine bakmalı.
Rabbim tağuti güçlerin uykularını kaçıran ve varlığının bilincinde olup yaşamını ona göre ikame edenlerden eylesin. Selam ve dua ile....... teyfik çelik
teyfik çelik 19.01.2010 23:41:23
Her varlık kendisini var eden(yaratanla) vardır.
Sözünden yola çıkarak topluma ve kendimize baktığımızda varlığımızın yegane temelinin bizi var edenden ibaret olduğunun bilincine varmamız,üzerimize düşen mes’uliyetleri yerine getirmemize yeterlidir.
Fakat bu zamanda bu devirde Farkındalık bilincine varmak zor.
Birde tek yürümeye çalışıyorsan hayli zor.
Sebepte derenin bir kenarın da sen diğer kenarında ise dünya malı,nefsin ve şeytan(vesvese veren) bulunur.
Başka bir sebepte şuan toplumun içinde bulunduğu İnsanları tamamen düşünmesini engelleyecek yapıt ve sorunların içerisinde bulunması benlik duygusunun (egzistanyelist) ön planda olduğu bir zaman da
BİLİNCİME SAHİBİM düşüncesine varmam fevkalade zor.Bu düşünceye sahip olmadıktan sora sen sensin ben benim fikri olur bireylerde herkes kendisini düşünerek toplu sorunlar en üst safhalara çıkar
RECEP GÜN
anonim 20.01.2010 08:05:12
Aydınlanma , insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır. İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür; bunun nedenini de aklın kendisinde değil, fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır Sapare Aude! Aklını kendin kullanmak cesaretini göster! Sözü şimdi Aydınlanmanın parolası olmaktadır. ..........diyor!Emmanuel Kant yazısın da.Okumak lazım.KİM OKUR dedik.Ağlama duvarı ise başka yerde,burası değil.Teşekkürler.
anonim 21.01.2010 07:35:46
Yazınız için teşekkürler;
Bizi çevreleyen unsurlara baktığımızda her varlık bizi köreltmeye dönüktür burdaki söz dikkatimi çekti gormek istesen körelendende görürsün görmek istediğini.Birilerini birşeyler verilmek istense hayatın içinde olmayada bakmak gerek ote taraftan.toplumların bir araya gelip sizin dilinizle misafir vs orda anlatılan din değildir demek istemişsiniz peki internet sayfalarındamı anlatılan dinmi islamdır???Nasihat dolu bir yazı ama bir kesimi eleştiri dolu ne yazıkki ben içerikli tabiri yerinde ise kabuğundan cıkmayanın kımseye faydası olmaz..saygılar
anonim 21.01.2010 23:12:19
"... Ey göklerin ve yerin yaradanı! Dünya ve ahirette işlerimi yoluna koyan sensin; benim canımı müslüman olarak al ve beni iyilere kat." Yusuf:12/101 Yusuf (a.s) Bir rasul olarak Rabbinin tüm imtihanlarından Allah’ın yardımıyla mü’mince çıktıktan çıktıktan sonra "benim canımı müslüman olarak al" diye dua ediyor. Dünyanın, ölüm sonrası bir hayat için ne büyük bir sorumluluk olduğunun peygamberce örneklği olsa gerek.Bu duyguları tüm peygamberlerde görüyoruz. Demek ki bilinçli yaşam asıl hesabın görüleceği ahirete yakın olarak inanmaktan geçiyor.Fravunun iman eden sihirbazlrınında derdi Müslüman olarak ölmekti. Demekki bilincli olmak kendinin, yaratanın ve hesbın farkında olmaktır. Rahman bizleride canını müslüman olarak alanlardan eylesin.M.Kantar
anonim 22.01.2010 16:10:41
Sayın yazar
yazınız ayrı değerlendirme konusu, yorumlarda okunmaya değer tespitlerle dolu.ilk yoruma katılmakla beraber sizin altına yazdığınız cevabi yazıyı anlayamadım doğrusu özellikle şu cümleyi "insan şimdi seyredenlerin bir zamanlar önde gidenler olma yarışı içinde olduklarını görünce haliyle dostlara silkinin ve kendinize gelin babında bir sitemde taşımıyor değiliz. buna hakkımız olduğunu düşünüyorum."
kusura bakmayın ama bu hakkı nereden alıyorsunuz söylermisiniz.yaşınız kaç bilemiyorum önde giden olmak bir zamanlar çok zordu.. halada öyle...
eleştirerek bir şeyler fark ettireceğiniz kimse yok,kalmadı emin olun.
bu son cümlemi dikkate alın emi
saygılar
anonim 26.01.2010 21:10:46
DUR YORUMCU!!! Sayın yazar:eleştirel yazacak.İki satır yorum yazmaktan aciz bizler.......yazara!,(uzun yazılar yazarak okumamıza sunuyor ise);eleştirel olsun.Olsun ki;kendimizi eleştirelim.Derim..Ben şahsen eleştirilerden pay çıkartarak birşeyler fark ediyorum.Akıl yaşta değil, baştadır; sözünü de yabana atmı-yorum.Teşekkürler.
anonim 27.01.2010 12:26:25
Kardeşim lütfen
yazar adına konuşmayın onun kalemi var anlatır o derdini...
son yılların modası eleştirme hastalığı aldı başını gidiyor ya hiç mi ileriye dönük yazıp çizemeyiz.her eli kalem tutan geçmişi yargılayacak olursa yolda yürüyecek adanmış insan kalmaz.lütfen artık bırakın gerilere bakmayı...
yarına dair önerileriniz ne...?
Saygılar
anonim 27.01.2010 21:36:13
aslında yazarın derdini iyi anlamak gerek zira yazar geçmişi eleştirme derdinde deği gördüğümkadarıyla o farklı şeyi gösteriyor. bireysel donanımve kendini farketme. öneri açık değil mi? mış gibi yaşamayalım diyor. bilincime sahip çıkarak olan biteni farkedebilmeli ve yolculuğumu bu farkındalıkla son nefese kadar sırati mustakim çizgisinde sürdürebilmeliyim diyor. hemde bunu büyükbir aşkla ve dahi yalnızlaşacağımı bile bile büyük bir aşkla yapabilmeliyim diyor. daha ne söylenebilir ki yapın diye yazarın buyruklar mı dağıtmsı gerekiyor. böyle yaparsa yazar değil tiran olurdu zaten. Hakan Yeşilyurt/izmir
anonim 27.01.2010 23:37:32
yazı yol göstericilikten öte yolu bilip uykuya geçenleri uyandırma telaşında ezbere yaşayanları bilinçli yaşamaya yaşarken niye yaşadığımızı unutmamaya kuran ahlakıyla donanmayı allah’ın kuldan istediği şeylerin farkına varmayı insanın yararına olan şeyleri sadce insanın faydasına örnek insan timsalini yazmaya çalışmışken ben yapılan yorumlardaki çelişkileri anlayamadım amaç ne yanlış yazdığında olgunlukla karşılayacak erdeme sahip ve asla bilinçsiz söz söylemez eksik olan kısmına şöyle olsaydı daha güzel olurdu demek güzeldir ama............. hasan
hasandastan 30.01.2010 00:15:40
Kardeşim ne güzel yazıyorsunuz (üsteki yorumu kast ediyorum)"...kuran ahlakıyla donanmayı allah’ın kuldan istediği şeylerin farkına varmayı ..." bu cümleyi söylerken ne söylediğinizin farkındamısınız ne büyük sözler ediyorsunuz.
sayın yorumcu siz uyanıksınız inşaallah gecelerinizde de uyuyamayanlardansınızdır dimi.. ?
ben hala öneriniz ne kısmındayım..?
saygılar
anonim 30.01.2010 17:12:12

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 002797463

iletişim : editor@kimokur.com