Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




ÖZELEŞTİRİYE İHTİYACIMIZ VAR
Bünyamin ZERAN
İslam toplumu azıcık sert esen her rüzgarla heryere savrulmaya müsait bir şekilde yaşamaya devam etmektedir. Bu durum elbette çok kabul edilebilir bir durum değildir. Kendi siyasetini, kendi düşünce sistematiğini kuramamış olması onu heran savrulmaya hazır halde bekletmektedir. Müslümanlar 1979 İran devrimiyle birlikte devriminde vermiş olduğu rüzgarla hızlı bir okuma trendi yakaladı. Bu okumalar belli bir sistematik düzen içinde okumaktan ziyade samimi niyetle islam adına ne varsa okuma şeklinde oldu. Mısır’dan, İran’dan, Pakistan’dan, Sudan’dan çeşitli müslüman alim ve entellektüellerin tercümeleri büyük bir talep gördü. Ve bu kitaplarda anlatılan konular coğrafi farklılıklar ve toplumsal farklılıklar gözardı edilerek bu ülkedeki islami harekete eklemlenmeye çalışıldı. Bunu ne kadar iyi niyetle yapıyor olsanızda elbette sağlıklı bir eylem olarak tarihte yerini almıyor bu durum.

Cumhuriyetin kurulmasından 1950’lere kadar gelinen süreçte tek parti diktatörlüğü ülkeye hakim olduğundan ve hızlı bir modernleşme çalışmaları yapıldığından dini olan her düşünce ve eyleme umacı gözüyle bakılmış ve en ufak dini düşünce ve eylemlere tahammülsüzlük gösterilerek şiddetle bastırılmıştır. 1950’lerden sonra ise liberalizm yavaş yavaş ülkeye yerleşmeye başlamış toplum geleneksel olan islamı sahiplenmeye başlamış ve zamanla geleneksel olandan tevhidi olan islama doğru ufak tefek kaymalar dışında ciddi bir hareketlilik göze batmamış. Özellikle Mısır’da Hasan El Benna ve Seyyid Kutup’un eylemleri yazdıkları kitaplar ülkemizde heyecanla karşılanırken tevhidi islamda yavaş yavaş ivme kazanmaya başlamış. İran devrimi ile birlikte de okumalar ve tevhidi birliktelikler daha da çoğalmaya başlamış. Ne var ki ülkemizde müslüman toplumun yıllar süren sindirilmişliği neticesinde tevhidi mücadelede bir gelenek oluşmamıştır. 1980 ve sonrasındaki tüm hareketler el yordamıyla oluşturulmuş hareketlerdir. Yanlış yaparak doğruyu bulma yolu kullanılmıştır. Bunu elbette doğru ve haklı bir yol olarak görmek zorundayız. Çünkü kurulu bir gelenek yoktur. Yeni bir gelenek oluşturulmak zorunda olunduğu için bir yerden başlamak gerekiyordu ve elbette yanlışları ayıklaya ayıklaya gidilecekti ki öyle oldu. Tabii bunun neticesinde bir çok müslüman ağır bedeller ödediler. Kimisi şehadetle buluştu, kimileri müebbet hapis yedi kimileri ise yurt dışına hicret ederek yaşamak zorunda kaldı. Buraya kadar süreç eksiğiyle fazlasıyla normal, izlemesi gereken seyirde geçti.

Tam bir gelenek oluşuyor derken 28 şubat darbesiyle birlikte bir anda her şey toz duman oldu. Tevhide bağlı dediğimiz bir çok entelektüel safını değiştirdi. Kimisi bazı cemaatlerin adamı oldu kimisi partilere angaje oldu kimileride sessiz ve sedasız köşesine çekildi. Ortada bir avuç müslüman düşünceyi ayakta tutabilmek için elinden geleni yapmaya çalıştı. 1980’lerden bu yana devam eden hareketlilik ve o samimi ruh bir anda dağıldı. Post modern darbenin müslümanlara öğretmesi gereken elbette çok fazla dersi olmalıydı. Ama referandum sürecine baktığımızda müslümanlar bu dersi yeterince almamışa benziyor. Bir davayı üstlenmekte herşeyden önce imana ihtiyaç vardır ve imandan sonra onu besleyecek olan bir okumaya ve ardından siyasi bir bilinceihtiyaç vardır. Eğer iman ediyorda bunu vahiyden sürekli beslenmeden belli bir siyasi bilince dönüştürmeden yaşıyorsak yıllar süren bir mücadelede olmamız gereken yerde olamayacağımız açıktır. Bunun içindir ki müslümanların yaşadığı konjoktürü dikkate alarak ve de ciddiye alarak hareket etmeleri gerekmektedir. Uzun vadeli yolculuklara kendi hazırlayan bir ruh haline bürünmeleri kendilerinden sonra gelecek olan nesle de bir gelenek bırakmak zorunda hissetmeleri gerekmektedir. Maalesef bugün tevhit, şirk, adalet, mümin vs. kavramları kullanırken bu kavramların içeriğini doldurmaktan bunu karşımızdakilere net olarak anlatmaktan aciziz. Tevhit nedir? Adaletle anlatılmak istenen nedir, şirk koşmak nasıl olur ve zulüm zalim nedir kimdir? Küresel sermaye, faiz, kapitalizm, modernleşme, liberalizm ve hedonizm nedir? Yaşadığımız çağda bu kavramlar karşılığını neyde bulur ve bunlara karşı nasıl bir tavır takınılabilir? Bunlardan kaçarak mı yaşamalıyız? Yoksa bunları yeniden mi tanımlamalıyız? Kuvvetli bir eleştiriden maalesef mahrumuz. Eğer eleştiri geleneğini canlı tutmazsak (ki bunun içinde derinliğine okumak ve zanlardan uzak durmak gerek) sağlam bir gelenek oluşturmaktan ne yazık ki nasibimizi alamayız. Bugün sistemin attığı bir oltaya düşecek kadar yerimizi tespit edebilmiş değiliz. Referandum sürecinde oy kullanmayı veya kullanmamayı tevhit ve şirk olarak görmek bizim tefekkürden yoksun düşünme biçimimizdir diye düşünüyorum. Oy kullanmayan müslümanların oy kullanmama sebeplerini dile getiren gerekçeleri oldukça kayda değer ve mantıklı iken oy kullanan kardeşlerimizin oy kullanma gerekçelerinin kayda değer yanları olmamasına rağmen(ki bir çoğu iyi temenni olmaktan öte şeyler değildi) kimi kardeşlerimizin oy kullanmayanlara karşı kullandığı uslup tasvip edilemez bir düzeyde olmuştur. Böylesi bir olayda bile müslümanlar birbirlerine daha fazla sahip çıkması gerekirken bir birlerine kılıçlarını çekmiş vaziyette incitici davranmışlardır.

Öyleyse daha öğrenmemiz gereken çok dersimiz vardır. Öncelikle kabul edelim ki müslüman ahlaklı olan bireydir Muhammed (as)’ın buyurduğu gibi “mümin; elinden, belinden, dilinden güvenilir olan kimsedir” yani ahlaki seviyesi en üst düzeyde olan kimsedir. Tevhidi düşünce bizi ahlaklı kılmıyorsa okuma şeklimizde problem vardır. Öyleyse en önemli sorunumuz Kur’anı nasıl okuyacağımız sorunudur. Oturup bunu tartışmamız gerekmektedir. Nasıl bir okuma yapmalıyız ki Kur’an bize hem ahlak kazandırsın hem de vahyin mesajını kalbimize nakşetsin. İslami mücadelede izlenmesi gereken yolu belirlememiz de gerekmektedir. “Her nerede olursanız olun yönünüzü kabeye çevirin” ayetini nasıl anlamamız gerekmektedir? Partisel bir mücadele mi devrimci bir mücadele mi nasılbir mücadeleyle yola devam edilmesi gerekmektedir? Kısacası, güçlü bir söylev ve güçlü bir gelenek oluşturmak için kolları sıvamak gereklidir. Bunun için sistemli, derinlemesine bir okuma yani bir şeyleri kabul veya ret noktasında, bir olaya karşı alınacak evet/ hayır/boykot tavrı nokatasında gerekçeli ne söylediğinden emin ne yaptığının farkında bir söylev oluşturmak zorundayız. Farklı düşünebilme zenginliğini muhafaza edebilmek ama bu düşünce zenginliğini harikulade bir ahlakla taçlandırmak zorundayız. Eğer farklı düşünme zenginliğini harikulade bir ahlakla taçlandırmadan uzak kalırsak müstağnileşme ve zalimleşme yolunuda kendimize açmış oluruz. Bu durum müminler artasında ayrılık ve fitne tohumları saçmaktan başkaca bir işe yaramaz.

Bir şeyi yanlış da yapıyor, eksikte yapıyor olsak bizi tamamlayacak olan şey iman ve onun bize kattığı ahlaktır. Dünyada ki tüm fikirsel ayrılıkların temeli ahlakidir. Tevhidi müminlerin ayrılıkları da ahlakidir. Bu zamanla düşünceyede sirayet etmektedir. Ahlaki açıdan yozlaşmış bir müminin sısnırlarıda giderek kaybolur. Risksiz bir iman ve dünyevi anlamda rahat bir hayat dilemekten başkaca bir isteği olmaz. Ama ahlaklı müminin kendisi için ve kendisinden sonrakiler için yapacağı güzel şeyler ve hissettiği kaygıları vardır. Bu kaygılar onu sürekli bir şeyler yapmaya gerektiğinde riskleri omuzlamaya sevkeder. Ondan ötürü müminler yeni bir gelenek oluşturmak ve bunu en ahlaklı şekilde yapmak zorundadırlar. Bu kendini müslüman hisseden herkes için bir yükümlülüktür diye düşünüyorum.


YORUMLAR
Allah razı olsun "iyi düşünmüş, doğru düşünmüşsünüz" şurası muhakka ki ülkenin yeni dönemini iyi okuyamayanlar havanda su döverler.Tespitlerinizde hareketle son on yıldır Müminler hep sınırda yürüdüler yine söylediğinizden hareketle kendi geleneklerini de oluştumak gibi dertleri ise hiç olmadı.Giriş kısmında söyledikleriniz de çok doğru dış kaynaklı beslenme sonucu obez bir algı oluştu bu yüzden istikamet sorunu yaşandı her daim...Şimdi de durum farklı değil yine dış kaynaklı Avrupa birliği eksenli beslenmeye başlanıldı ve yine millet obez olacak.Artık biribirimizle uğraşmak yerine kendimizle uğraşsak mı diyorum.? aksi halde obezlik kaderimiz olacak..
Zeynep COŞKUN
GİRESUN
anonim 20.09.2010 17:44:43
Allah razı olsun duygulara tercüman bir yazı olmuş.
Yolunuz yolumuzdur.
anonim 27.09.2010 11:22:43
ülke kaderini ellerine geçirmiş
birkaç yüksek yargı mensubuna dur demenin adıdır EVET
çok iyimser olmamakla birlikte tünelin ucunda ışık görünüyor gibi...
bu sistemin mağduru olan müslümanların değişikliklere karşı olumsuz tavır almalarını anlayamıyorum
inşallah bizim bildiğimizden daha hayırlısını biliyorlardır da bize yol gösterirler...rabia sivas
anonim 29.09.2010 17:18:23
Hepsi bu kadarmıydı?
bir kaç insanmıydı Müslümanlara zulm eden yani?
bittimi?
tamammı?,kurtuldukmu?artık adalet üzere insanlarmı var oldular?
ve bu kadar kolaymıydı değişim dönüşüm...
değişiklik Müslümanların eliyle ve bedelledir kardeşim
bedelsiz çabasız zahmetsiz kulluk olmaz Müslümanlar bu değişimin tarafı değil ancak gözlemcisi olabilirler iyi bir gözlemci hikmetle yarınları okur...
bu yol yol değil hele zamanın putu"demokrasi" hiç değil...
artık sözün bittiği yerdeyiz herkesin bir kuyruk acısı var Laik rejimden ve şimdi hesaplaşma zamanı öylemi?
Yapmayın ne olur "La" denecekti ne oldu
Allahın yazmadığı yollardan Allah razı adilmez.57/27

anonim 30.09.2010 14:06:00
tedrici bir çözüm ise bu,neden taraftar olmayalım...
ama yinede mukallid değilim...yukardaki yorumu yazan kardeş daha hikmetli bakıyor olabilir...bu bir taviz idiyse Allaha sığınır affımı dilerim...
çünki karşı durulan ’’la’’denilecek yerde evet dediğimin ne olduğunu henüz anlamadım....bir kafirin dahi adalet arayışına destek çıkılması gerekirse,bu da yanlış olmasa gerek diye düşünmüştüm...muannid olamam yanıldıysam kabul ederim...gerçeği merak etmekteyim...rabia sivas
anonim 30.09.2010 23:54:17
Kardeş..tedrici çözümün sahibinden yana iseniz tarafıda olmalısınız bugün AKPyi çözüm mercii olarak görüyorsanız ona bir sözüm olmaz.AKP ise çözüm demokrasidir diyor Bir müslüman demokrasi kandırmacasını mutlak çözümün kaynağı olarak göremez.Demokrasi çoğunluğun doğruluğunu meşru kılar ve özünde ise insana ilahlık isnadı vardır.Demokrasi, Allahın helalını haram etme yetkisini insana verebilir demokraside kutsal olan yalnızca insan ve onun sınırsız özgürlük talebidir.Demokrasinin özü itibariyle kaynağı insandır ve İlahi kaynaklı her düşünceyi reddeder.demokrasinin varlık sebebi seküler olmasıdır.Bir kafirin adalet talebi olabilir adalet üzere bir dünya kurma iddiası da olabilir ama iman ediyorumki mutlak adaleti vahiyden bağımsız gerçekleştirmek isteyenler gaflet içindedirler.
Saygılar
anonim 01.10.2010 13:38:57
Hıdful Fudul içerisinde yer alan Hz.Peygamber yıllar sonra yine olsa yine katılırdım diyor.
kastettiğim bu.
ideallerimize,ülkümüze kavuşuncaya kadar,vahyin hakim kılındığı bir hayatın olmadığı ortamlarda diğerleriyle ortak hareket tarzı eğer Allahın emrine muhalif değilse mümkün diye düşünüyorum.
ben öğretmenim.milli eğitimden istifa ettim.
müslüman eğitim kurumları var..şu kolejler falan..ama beni başörtü ile çalıştıramadıktan sonra aynı inancı paylaşmışım ne anlamı var.
bu imkanı bana Almanya sağlasa onu tercih etmede ne beis var.
yüzlerce kız okulunu yurt dışında tamamlamadı mı
benim kastım bundan öte değil.
sorunu çözen her partiye oy veririm
anonim 02.10.2010 14:43:15
ayrıca
çözümü Allahın dışında arayan iflah olmaz.
buna yürekten inanan ve mücadelesini veren biriyim
maşallah siz yine çok naziksiniz
hizmet ayağına başörtüsünden taviz verenlerle
başka çare yok diye kredi için bankaya seğirtenlerle
zamanın fitnelerine çarçabuk yenilip,kılıfını uyduranlarla
çok daha sert dille mücadele etmekteyim.
aynı duruma düştüysem,vah bana..
yanlış ama...diye başlayan cümlelerden nefret ederim.
yanlışsa bitmiştir.aması falan olmaz.
zamanın şartları falan da değişmez.Allah ın sünnetinde değişiklik olmaz.
bir yamukluk varsa insan yüreğindedir.onu da delikanlıca itiraf edememektedir.
demokrasi konusunun cahiliyim.sanırım farklı yerlerden bakıyoruz.
anlatmak istediğm çok farklı.
Bülent Şahin Erdeğerin son iki yazısını Haksözden bi okuyun
ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız...selametle..rabia sivas
anonim 02.10.2010 15:01:19
Bacım yazdığınız her cümleye cevap yetiştirmek gibi bir kastım yok. “gerçeği merak etmekteyim” sözünüzden hareketle iki kelam yazma mecburiyeti hissettim. Evet peygamber böyle bir yapının içinde inisiyatif almıştı yaşadığı ortamın adaletsizliğine karşı geliştirilmiş en iyi çözüm yolunun o olduğuna inanmıştı. Çükü Resul o zamanlar “iman nedir İslam nedir bilmezdi” elinde Kuran gibi bir kılavuzu yoktu olsaydı İlahi razılık arardı mutlaka bu yolları tercih etmezdi.
anonim 05.10.2010 15:55:31
Kaldı ki o günkü ortamda Peygamber yapılan eylemlerin bizzat öznesiydi bugün ise Müslümanlar ülkedeki değişimin bırakın öznesi olmasını ancak nesnesi olabilirler. Özgürlük talepleri ülkenin geleneksel Sünni yerleşik yapılarından hareketle Liberal düşünce mensuplarının organizasyonun işbirliği sonucu gerçekleştirilmektedir. Yurt dışında halkı Hıristiyan ve Müslüman olan ülkelerde başörtüsü sorunu yaşamıyorsanız her iki ülke guruplarının da başörtülüleri bir tehdit unsuru olarak görmediklerinden dolayıdır. Yoksa bu ülkelerdeki yönetimlerin Avrupalılarda dâhil olmak üzere İslam’dan ve Müslümanlardan haz almadıkları mutlaktır. Ülkemizde başörtüsü sorun olmaktan yakın zamanda çıkartılacak (Allah en iyisini bilir) çünkü yönetenler başörtülülerin -tıpkı Avrupalılar gibi- bir tehdit unsuru olmadıklarına!! kanaat getirmişlerdir.
anonim 05.10.2010 15:57:48
Bu “sorunu çözen her partiye oy veririm” demişsiniz zaten sorunun çözümüne el atanda CHP oldu !!!
B.Ş.Eşdeğerin yazılarını okudum o camianın olaya nasıl baktığını biliyorum yazıları daha çok “evet” ten kaynaklanan savunma amaçlı yazılar gibi geldi üzerinde durmaya gerek yok
Şu sözünüz çok yerinde “çözümü Allahın dışında arayan iflah olmaz.” Aynı fikirdeyim
“evet” e karşı olamamızda bu sözünüzden hareketledir.
anonim 05.10.2010 15:59:16
“evet” Müslümanların çözümü sandıkta araması çaresizliğidir.
”evet” Müslümanların kulluk sorumluluğunu siyasi iktidara haval ederek kendilerini rehavete çekmelerinin adıdır.
”evet” özgürlük talep eden herkesimin; günahın, günahkârın devlet korumasına alınmasının adıdır.
“evet” geleneksel Sünni düşüncenin tarikat ve küresel cemaat destekli yeni yüzüyle İslamı daha da bulanıklaştırmasının adıdır.
“evet” kıblesini batıya döndürmüş Liberal Müslümanların!! mevzi kazanmasıdır.
“evet” tevhidi durduğunu iddia eden kesimler için surda açılan bir deliktir.
(inşallah yanılırım) sürçü lisan var ise helal edin.
Saygılar
Erhan TOPRAK
anonim 05.10.2010 15:59:50
her bilenin üstünde bir bilen vardır.
henüz ikrar getirmedim ama
tünelin ucunda bir ışık görünüyor demiştim galiba
onun da kararması yakındır
kızlarım büyüyene kadar müslümanlar
aralarındaki ihtilafları halledip
alternatif bir çözüm üretirler inşallah...
bir de onlar için ağlamak istemiyorum
Allah korktuğumuzdan emin
umduğumuza nail kılsın...rabia sivas


anonim 06.10.2010 00:01:26

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 002797470

iletişim : editor@kimokur.com