Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




DEĞİŞEN DÜNYA VE DEĞİŞİME AYARLANAN TOPLUMLAR
Bünyamin Zeran


Dünya siyasetine yön verenler artık işlerin eskisi gibi gitmediğini fark etmekteler. Onun için olacak ki her döneme hitabeden yeni siyaset ve düşünce anlayışlarıyla hakimiyetlerini ilelebet kılmak gibi arzuları var. Tarihi, Batı açısından sanayi öncesi toplum ve sanayi sonrası toplum olarak ikiye ayıracak olursak sanayi öncesi Batı daha çok pagan inanış da olsa dinsel figürlere dayalı bir şekilde yönetilip idare ediliyordu. Sanayi öncesi Batı’nın tarihi Ortadoksluk inancıyla Katolikliğin hristiyanlığın merkezi olduğu iddialarından kaynaklanan savaşlarla geçmiştir. Yani din Batı’nın yönetim ve idare şeklini sürekli belirlemiştir. Hristiyan öncesi toplumlarda da yine Apollon, Jüpiter, Zeus gibi tanrılar yine Batı’lının yaşam şeklini belirleyen unsurlar olmuştur. Sanayi devriminden sonraki Batı ise tanrıyı tamamen yaşam alanının dışına atmış ve insanı tanrıyla eşitlemiştir. Artık insan özgürlük ve eşitlik kavramını yüceltirken seçkin çoğunluğun belirlediği yasalarla da tanrılık iddiasını pekiştirmiştir.

Batı, kendisini tanrı olarak görmeye başlamasından bu yana kullarına belirli yaşam alanları sunmuş o yaşam alanlarının dışına çıkanlara terörist damgasını yapıştırarak onun tüm yaşam hakkına tecavüz etmeyi kendine yükümlülük saymıştır. Zira Batı iyiyi ve kötüyü belirleyen bir Rab konumuna çıkarmıştır kendisini ve aynı zamanda iyiliğin ve kötülüğün tüm yasalarını da kendi seçkin zümresi belirlediğinden ilah olarak da kendini takdis etmiştir. Batı, dünya üzerindeki siyasetini kimi dönemlerde bizzat ülkeleri işgal edip sömürge haline getirerek yürütmüş, kimi zamanlarda işgal ettiği ülkelerin idaresini yerli işbirlikçilere bırakarak kendisini geri çekmiş ve sömürüsüne aynen devam etmiştir. Ne var ki bu yöntemler artık cazibesini giderek kaybetmiştir. Çünkü hem çok masraflı hem de yerli halkların direnişine sebep olmaktadır. Öyleyse yeni bir yöntem ihdas edilmeliydi. İşte bu yöntemin adı post-modern işgal yöntemidir.

Batılılarca soğuk savaş döneminde komünizm tehlikesi karşısında piyon olarak sürülen İslam düşüncesi soğuk savaşın bitimiyle değerini yitirmiştir. Hatta Batılının zihninde tek tehlike olma olasılığı olarak belirmiş ardından da İslam düşüncesiyle savaşa başlanmıştır. Komünizm döneminde İslam coğrafyaları birçok İslami hareketleri meydana getirmişler ve birçok ülkede bizzat devlet eliyle bu örgütlenmeler desteklenmiştir. Türkiye örneğini verecek olursak 60’lı yıllardan itibaren İslami değerlerin yükselmesi aslında devlet kanalıyla desteklenen bir olgudur. Halktan gelen bir taleple oluşan bir yükselme değildir. Ama ne zaman ki halk islama yöneliş yaptıysa siyasi partiler aracılığıyla özellikle malumunuzdur MSP, MNP, RP, FP, SP, şimdilerde AKP ve HAS Parti gibi partilerce politize edilerek tevhidi çizginin dışına itilmişlerdir. Yani devlet eliyle yükseltilen değerler yine devlet eliyle kontrol altına alınarak politize edilmiştir. Eğer halk olarak tevhide bir dönüş söz konusu olsaydı bugün masaya yumruğunu vuran her konuda yetişmiş kadrosu olan tevhidden ödün vermeyen bir kitle olurdu ama maalesef böyle bir kitle yok. Batı, islamla savaşırken yine post modern tekniklerle savaşmayı kendine ilke edinmiş gözüküyor. İslamı bir bütün olarak karşısına almaktansa onu kendi tabiriyle ılımanlaştırarak ezmek istemektedir. BOP, GOP, Medeniyetler ittifakı çalışmaları islamın yalnızca hoşgörü dini olduğu savını ileri sürerek bu ülkelerde ileri demokrasiyi yaygınlaştırıp Müslümanları ehlileştirme yoluna gitmektedir. Ehlileştirme diyorum çünkü bir Batılının gözünde Müslümanlar kan dökücü, diktatör, zalim bir topluluktur. Bu topluluğun medeniyetle tanıştırılması şarttır. Bunun için demokrasi ve özgürlüğün bu ülkelerce tanınması şarttır. Aslında bu iki kelime yani demokrasi ve özgürlük, hayatı kuşatan ilkelerin tanrısal olmadığını insan aklının bir sonucu olduğu gerçeğini haykırmak ve insanı sınırlayan her türlü bağdan kurtularak müstağnileşmekten başka bir şeyi anlatmamaktadır.

Nasıl ki sanayi devrimi yıllarında Batı’yı besleyen şey Doğu’nun ve Afrika’nın yer altı ve yer üstü zenginlikleriyse ve bugünün zenginliğini ve ihtişamlığını yıllardır yaptıkları hırsızlığa, insan ticaretine ve yamyamlığa borçlularsa bu gücün devam edebilmesi için yine aynı şeyleri yapmaya mecburdurlar. Öyleyse demokrasi insan hakları ve özgürlük kavramları onların bu zulümlerinin gizlendiği süslü birer örtülerdir. Esas bu örtünün altında gizledikleri amaç yine sömürüyü meşrulaştırmaktır. Artık Batılı efendiler jakobenlerin yaptığı gibi sermayeyi yalnızca birkaç seçkinin elinde tutmasını istemiyorlar. Sermayenin küresel olmasını yani geniş tabanlara dağılmasını arzu ediyorlar. Böyle yaparak bir taşla iki kuş vurmuş oluyorlar.

Bir yandan inançları iğdiş ederken diğer yandan insanların gelirlerini yani alım güçlerini yükselteceksiniz. Şablonik bir inanç sistemi oluşturarak belli ibadetleri yaparak cennete gidebileceğine onu inandıracaksınız. Tevhidi bir inanç onu için ulaşılması çok zor hatta imkansız, imkansız olduğu kadar da aslında gereksiz bir şey olduğuna inandırılmalısınız. Peki nasıl olacak bu? Namaz kıldığı için horlanmayacak ama namazı Allah’ı bir olarak tanımasına ve malları hususunda dilediği gibi davranmamasına müsaade etmeyecek, başörtüsünü takarak okuyabilecek ve çalışabilecek ama onun tüm iffet ve onuru ayaklar altına alındığı vakit insan hakları ve liberalizmin gereği olarak ses çıkarmayacak. Ama geliri yükseltilecek ve bu yüksek gelirin bu şekilde yaşarsa kendisine sunulacağına aksi takdirde açlıkla karşı karşıya kalabileceğine inandırılacak. Geliri yükseltilirken inançlarından soyutlanan insan sürüsü, demokrasiye ram olan bu insan müsveddesi artık kendisi için yaşayan bir fert olacak. Allah’ın ifadesiyle içinde bulunduğu refahın peşine düşecek ve azgınlaşacak. İnsan Pazar haline getirilecek. Artık gelirine oranla harcayacak ve bu hayattan memnun olacak ve bu hayatı terk etmek istemeyecek. Krediler teşvik edilerek daha çok borçlandırılacak ve daha çok çalışmak zorunda kalacak. Çünkü insan olarak yaşamanın yolu daha lüks yaşamaktan geçmektedir. Gelirinden daha fazla harcayarak küresel sermayeye destek olacak kısacası daha çok köleleşecektir.

AKP sonrası Türkiye’ye baktığımızda bu resmi çok daha iyi görebiliriz. Artık kimsenin İslam gibi talebi kalmamıştır. Tek sorun bütçe açıkları, gayrisafi milli hasıla, yargı reformu, yeni bir anayasa, daha fazla özgürlük vs. olmuştur. Toplum eskiyen prangalarını yenileriyle değiştirmekten başka bir şey yapmamaktadır. Eskiden zenginler belli sayıda iken şimdilerde ise biraz daha kabarık ama çoğunluk halk hala aynı sefalet ve yokluk içinde yaşamaktadır. Açlık sınırının devletin kendi açıkladığı rakamlarla 875tl olduğu memlekette asgari ücretin brütü 796,5tl neti 679,5tl’dir. Alın size demokrasi alın size özgürlük. Ortadoğu halklarının ayaklanmaları ve özgürlük dilekleri de işte bu anlattığımız post modern işgalin bir devamıdır. Artık halklar özgürlük ve demokrasi adına diktatörleri devirerek sermayenin geniş tabana yayılmasını sağlayacaklar ve insanın pazar haline getirilmesine yardımcı olacaklardır. Özgürlük ve demokrasi adıyla yola çıkan bu insanların hayatlarında değişen tek şey özgürce oy kullanmaktan başka bir şey olmayacaktır. Zaten kime oy kullanacakları da yine efendiler tarafından belirlenen bir demokrasi ile şekillenecektir. Şehrin varoşları kalkmayacak, rutubetli evlerde insanlar çürüyecek, sabahtan akşama kadar açlık sınırının altındaki ücrete köle gibi çalışacaklar ama herkesin evinde bir bilgisayar, filanca marka televizyon, buzdolabı, çamaşır makinesi, vs olacak. Belki yiyecek ekmeği olmayacak ama son model bir cep telefonu olacak. Kadınlar üretime katılacaklar ama çalıştıklarının karşılığı olan ücretler kozmetik ürünler vasıtasıyla tekrar piyasaya dönecek. Çocuklar kreşe bırakılacak ve nasıl bir ahlakla donatıldığı umurlarda olmayacak, annelik artık kölelik, eşlerin bir birbirine katlanarak hayatı paylaşmaları ise aptallık olacak. Aile içinde reisliği hikmeti kuşanan kimse değil aileye en çok parayı getiren fert belirleyecektir. Çünkü özgürlük ve demokrasi hazretleri böyle istemektedir. Eşcinsellik bir tercih olacak ve müslümanın namazı kadar saygıya değer olacak. Ve bu sistemlerin işi AKP’nin sanayi bakanı Nihat Ergün’ün dediği gibi günahla mücadele değildir. Çünkü onlara göre devlet günahla mücadele etmez. Devlet günahı engellemeye çalışanı suçlu kabul eder ve suçla mücadele eder.

İşte AKP yönetiminin İslam toplumlarına dayattığı ve modellenen, örnek gösterilen, örnek alınan ileri demokrasi ya da müspet demokrasi dedikleri yönetim şekli budur. Bugünün muhafazakar siyasetine bakılınca yani AKP’ye bakıldığında gelecekteki istenilen tüm Ortadoğu’yu görebiliriz. Yakında şekillendirilmeye çalışılan Ortadoğu’yu bekleyen son da budur. Direnci kırılmış bir İslam, tevhidi bir islamın artık yaşanamaz olduğuna kati bir inanç besleyen Müslüman tiplerin çoğaltılması bu siyasetin bir parçasıdır. Kafiri hoş gören, tevhidi islama yüzünü dönenlere ise terörist muamelesi yapan bir siyasettir. Artık bu yeni düzenin adı Şeriati’nin ifadesi ile dine karşı dindir. Tevhidle şirkin savaşıdır bu yeni düzen. Kuranı mızraklarının ucuna bağlayanlarla verilen bir savaşımdır. İşin acı olan tarafı ise bu savaşın mutlak galibi Muaviye taraftarlarıdır. Batı bu savaşın galibi olarak yoluna devam etmektedir. Bunu ümitsizlik adına söylemiyorum, Fukayama gibi Batıyı ve liberal demokrasiyi kutsamak adına da söylemiyorum yalnızca gerçekliğimizi göstermek adına söylüyorum. Allah bize sakınmamızı ve bize indirilene kulak vermemizi istiyor o zaman bu mağlubiyetin tersine döneceğini vaat ediyor. Değişen dünya ve değişime ayarlanan toplumların ötesinde farklı bir soluk, dünya için bir umut ışığı olmak dileğinde olanlar için Allah iman iddiasında olanları Kitabına davet etmektedir. “Eğer kitap ehli iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, muhakkak onların kötülüklerini örterdik ve onları Naim cennetlerine koyardık. Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve Rableri tarafından kendilerine indirileni (Kur’an’ı) gereğince uygulasalardı elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (bol bol rızık) yiyeceklerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür! Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan onun verdiği peygamberlik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz Allah, kafirler topluluğunu hidayete erdirmeyecektir. De ki: "Ey Kitap ehli! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni (Kur’an’ı) uygulamadıkça hiçbir şey üzere değilsiniz." Andolsun ki sana Rabbinden indirilen bu Kur’an onlardan çoğunun taşkınlık ve küfrünü artıracaktır. Öyle ise o kâfirler toplumu için üzülme.” ( 5/65, 66, 67, 68)


YORUMLAR
fikrinize sağlık...B.D
anonim 13.04.2011 16:47:56

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 002797469

iletişim : editor@kimokur.com