Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




MÜSLÜMANLAR ZİHNİ SAVRULMALARINA DUR DEMELİDİR
Bünyamin ZERAN




Liberal demokratlar İslam ülkelerinde istedikleri demokrasiyi inşa edebilmek için muhafazakarlarla iş yapmayı tercih ettiler. Zira yıllardır Türkiye örneğinde olduğu gibi tek partili anlayıştan, diktatörlükten bıkan usanan bir halkı kendi değerleriyle barışık kendileri gibi halktan gelen seçkin bir topluluktan çıkmamış liderlerle dönüştürmek doğru bir hamle olacaktı. Çünkü o zaman halk böylelerine itibar edecek ve onun izlediği yolu takip edecekti. Neticede muhafazakarların ortaya koyacağı, bayraktarlığını yapacağı değerler geleneksel Sünni anlayış dairesi içinde cihat ruhunu kaybetmiş, batılı değerlere öykünen, daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi ve daha müreffeh hayat vadeden seküler, laik bir yaşamdan başka bir şey olmayacaktı. Fehmi Huveydi 19 nisan 2011 tarihinde Star gazetesinde yazdığı yazıda Mısır devleti özelinde sivil devletle dini devleti tahlil ettikten sonra esas enerjinin muhafazakar demokrasiyi inşa etmeye harcanması gerektiğini söylemektedir. Bu da gösteriyor ki İslam toplumunun entelektüelleri de Batılı dili kullanmayı ve Batı’nın kavramlarına yaslanarak düşünmeyi kendilerine ilke edinmiş durumdalar. Böylesi bir durum ister istemez İslam dünyasını Batı’ya teslim etmekten başka bir çare bırakmamaktadır.

Ortadoğu’da gerçekleşen devrimlerin İslami bir taleple olamadığını daha fazla ekmek ve daha fazla özgürlük talepleriyle oluştuğunu ifade ettiğimizde kendisini devrimci iyimserlikle tanımlayan bir kısım kardeşler bizim bu düşüncemizi komplocu bir yaklaşım olarak nitelendirmişlerdi. Bugün şekillenmekte olan Ortadoğu’ya baktığımızda kazanan tarafın yine Batı olduğu gerçeğine tanık oluruz. Zira bir kısım düşüncelere göre bir kötüyü daha az diğer kötüye tercih edebileceğimiz inancıdır. Burada asıl sorun bizim bakış açımızdan kaynaklanmaktadır diye düşünüyorum. Biz en doğru düşünceyi ortaya koyarak en doğru yaşam tarzını mı inşaya çalışmalıyız yoksa illa ne olursa olsun adı İslam olan bir devlet mi inşa etmek için çalışmalıyız? Ya da soruyu biraz değiştirelim diktatörlerin zulmünden sıyrılıp modernitenin elinde, özgürlük söylevleri atarken yeni bir köleliği diktatörlüğe tercih mi etmeliyiz? Allah’ın istediği şey tevhid ilkesine bağlı bir yaşamı varetmektir. Eğer ki tevhid esasından sapılarak bir devlet inşa edilecek olsa ve adı da İslam olsa hiç kıymeti yoktur. İslam kurumların korunmasına değil tevhidin korunmasına önem verir. Dolayısıyla içerisinde tevhid olmayan bir kuruluşun, devletin, yapının varlığı ancak tağuta hizmet edeceğinden Mescidi Dırar örneğinde olduğu gibi böylesi yapıların hiçbir kıymeti yoktur ve yıkılması ayakta durmasından daha hayırlıdır. Tabi bunları yine devrimci iyimserlikle bir kazanım olarak görmek tevhidi söylemi anlayamamak demektir. Buradan hareketle Müslümanlar kazanım olarak gördükleri şeyleri iyi bir tahlile tabi tutarak neyi kaybettiklerini düşünmek zorundalar. Çünkü Müslümanlar nitelikli bir topluluk olmaktan daha çok nicelikli toplum olmaya doğru kaymaktadır. Bu durumda fikrin korunması ve tevhidin inşasından daha çok yapının korunması önem kazandığından söylevler giderek batılılaşmakta ve İslami olandan olmayana doğru yavaş yavaş makas açılmaktadır. Müslümanlar giderek daha fazla politize olmakta ve muhafazakar iktidarların sözcüsü gibi hareket etmeye başlamaktadırlar.

Müslümanlar öyle bir noktaya doğru yol almaktalar ki nerdeyse demokrasiyi eleştirmek, muhafazakarlığı eleştirmek adeta dinden çıkmak gibi algılanmaktadır. Oysa demokrasiyi, muhafazakarlığı, liberalizmi savunmanın “Allah’ı ben hayatımda istemiyorum ve onu yalnızca göklerin Rabbi olarak tanıyorum” anlamına geldiğini söylediğimizde bizleri tekfircilikle suçluyorlar. Demokrasinin, liberalizmin temelinde özgürlük olduğunu bu özgürlüğün insanın tanrıya karşı kazanmış olduğu özgürlüğü temsil etiğini ve bu elde edilmiş özgürlükle tanrıya eşit olduğunu zanneden bir batılı kafayı anlatmaya çalışıyoruz. Batılıların artık tanrıya ait olmayan bir yönetimin, toplumsal bir sözleşmenin varolması gerektiğini iddia ettikleri bir anlayışı dillendirdiklerini anlatmaya çalışıyoruz. Ne var ki sözler yankılanarak bize geri dönüyor. Çünkü Müslümanlar okumayı bıraktılar, tefekkürü bıraktılar ve Allah’a olan samimi duygularından arınarak yorulmuşları oynamaya başladılar. Nitelik duygusundan arınarak niceliğe önem verdiklerinden kalabalıkları muhafaza edebilmek adına politize olmaya başladılar. Artık Müslümanlar kendi kavramlarını daha fazla konuşmaya, daha fazla tefekkür etmeye zaman harcamalılar. Çünkü bizim için anlamlı olan davranış budur. Allah’a koşulsuz teslim olmayı becerebildiğimizde ve Allah’ın ipine tutunmayı ve O’nun boyasıyla boyanmayı ilke edindiğimizde daha çok kardeşler olduğumuzu ve bir şeyler yapabildiğimizi göreceğiz. Şükrü Hüseyinoğlu kardeşimizin yazısında anlattığı hikayede ki gibi “senin qulhun sana benim qulhum bana” diyerek Kur’an anlayışlarımızı Kur’anın kendi özüne yakışır şekilde anlamayı terk ederek Batılı bir tarzda anlamaya ve çözümlemeye çalışırsak dinde savrulmaları olabildiğince çok yaşarız. Bize lazım olan şey Allah’a sonsuz bir şekilde güvenip onun otoritesine ram olarak yaşamaktır. Yani ihtiyacımız olan şey: Takva (sakınmak), iman ve Salih ameldir.


YORUMLAR
Evet hazırlıksız yakalandık zamanın dayatmalarına.Türkiyeli Müslümanlar malesef gardını alamıyorlar bir türlü.Son otuz yıldır bir süreçten başka bir sürece hızla yol alırken sürecin sonunda hasarla çıkıyorlar.Anlık heyecanlar ümmetin kaderi gibi öyleki okuduğu bir kitapla bile düşüncelerini anında değiştirebilecek dirayetsizlik mevcut.Şimdi başka bir sürece evrildik malesef yine gard alınamadı Sekülerizm yumruğundan kaçan Muhafazakarlık sillesiyle yere uzanıyor.Demokrasi sillesini yemeyelim derken özgürlük tokatını savuşturmak mümkün olmuyor.İblisler hep bir boşluk buluyor ve en açık yerden yaklaşıyor/vuruyor.Bu geçiş süreci diyorum/umuyorum bu dönemi daha az hasarla atlaymanın yolu şu son cümlenizde gizli"..Bize lazım olan şey Allah’a sonsuz bir şekilde güvenip onun otoritesine ram olarak yaşamaktır. Yani ihtiyacımız olan şey: Takva (sakınmak), iman ve Salih ameldir..."
Eline sağlık
Erhan Toprak


anonim 22.04.2011 18:08:35
müslümanlar üzerine oynanana oyunlar için söylev,necek sözler bitmez ama biz aynaya bakmayı unuttuk sanırım müslüman demek ne demek duruşu sağlammı islam kardeşliğini ve islam gerekliliğini tam yerine getirebiliyormu getirebilse böyle frenk oyunları akarsu önüne atılmış bir kütük gibi savrulur gider ama gür akmayı birlik olmayı allah’ın emrine sorgusuz sualsiz boyun eğmeyi becermekten ziyade dünyada cennet murat ediyoruz sanki hasan daştan
hasandastan 24.04.2011 17:10:15

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 002797462

iletişim : editor@kimokur.com