Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




İSTİKAMET SORUNU
Erhan TOPRAK

       Kavramlar toplumların varlıklarının/istikametlerinin göstergesidir. Mesela Türk devleti kurulduğu andan itibaren kendisini altı kavram/altı ok üzerine inşa etmiş siyasal, toplumsal, ekonomik, dini ve kültürel vb. olgulara bakışını bu kavramdan hareketle biçimlendirmeye çalışmış/dayatmıştır. Aslında bütün ideolojiler de aynı bakış açısı vardır. Mesela Marksist felsefede; Materyalizm, diyalektik, artı değer, proletarya, kapitalizm, feodalizm, burjuvazi gibi daha birçok kavram Marksist/Sosyalist düşüncenin ne olduğunun ipuçlarını verecektir bize. Kapitalist ideolojinin de kendi kutsal kavramları vardır özel mülkiyet, üretim araçları, serbest piyasa ekonomisi, finans, kredi, rekabet vs. İnsanlık tarihi, kurulup belli bir dönem yaşayıp ardından yok olan yada ayakta kalmaya çalışan kendilerini kavramlarıyla var eden/etmeye çalışan medeniyetlere, ideolojilere ve inançlara şahittir. Bazı kavramlar o anın kutsalıdır şartlar olgunlaştırılıp dayatılınca olmazsa olmaz gibi addedilir ve benimsenir. Mesela Faşizm kavramı;1930 ila 1950’li yılarda bu kavramın doğru ve uygulanmaya değer olduğuna inandırılmış toplumlar Faşist yönetimlere evrilmişti. Almanya, Yunanistan, İspanya, Arjantin, İtalya ve hatta bizim ülkemizin kuruluşunu gerçekleştiren zihniyette dahil olmak üzere.

      Dinlerinde kutsal sembolleri ve kavramları vardır. Hıristiyanlıkta; Haç, Günah çıkarma, Havari, İkon, Kardinal, Kilise, Konsil, Kutsal Perşembe, Kutsal kabir, Markos vs. Yahudilik inancının kutsal/temel kavramları vardır. Tevrat, Tanah, Şabat, Üç ziyaret, Hanuka, Kaşrut vs. İslam’ında kutsal kavramları vardır bu kavramların sahibi ise yerin göğün ve ikisi arasında yaratılmış her nesnenin sahibi olan Allahın, 37/5 Resulü olan Hz..Muhammed’e (sav) indirdiği Kur’an’ı Kerimde mevcuttur. Yani her düşüncenin, ideolojilerin, dinlerin kendini ifade ettiği o kutsal kavramlardan/değerlerden hareketle doğru ve yanlış telakkileri vardır aksi halde varlığını sürdüremez uzun soluklu yaşayamaz.

       Günümüzde ise Muhafazakarlık, insan hakları, özgürlük, demokrasi, evrensel değerler çok kültürlülük, refah devleti, adalet devleti, Liberalizm vs. kavramları öne çıkartılmış toplumların yeniden inşasının bu kavramlardan hareketle gerçekleştirileceğine olan inanç baskın hale getirilmiştir. İslam dünyasında her dönem kavram kargaşasından kaynaklanan kendini ifade edememe ve zihni kırılma her daim vardı. Bizim sorunumuzun temelinde yatan sebep; bazı toplulukların/fertlerin genellikle kendisini tanımlamakta ki yöntemi; başkalarının kavramlarına, değer yargılarına sahip çıkma/yaslanma şeklinde tezahür etmesindendir. Müslüman olduğunu iddia edenler, Kur’anın kavramlarıyla düşünüp bu kavramlardan hareketle inancını belirlemeli, ifade etmeli ve yaşamalıdırlar. Aksi halde kavramların anlamlarının bozulması fikir, inanç ve buna bağlı olarak amellerinde bozulmasına sebep olacaktır.Müslüman olduğunu iddia eden topluluklar kavramlarına gereken önemi vermediği andan itibaren kavram sahipsiz kalır ve önüne gelen içini doldurur.”demokrasi İslam’dır” hezeyanı gibi. Bu gün Kur’an ve kavramları terim, anlam ve içeriğinden soyutlanmış, tahrife maruz bırakılmış, her dönemde olduğu gibi anlam kargaşasının kurbanı haline getirilmiştir. Demem o ki her din ve ideoloji kendini özgün bir şekilde ifade eden kavramlarıyla tanımlar ve insanlığa mal etmeye çalışır. Hiçbir kavram sabit değildir/olmamalıdır kendini zamana günceller insan odaklı olması hasebiyle umutlar taşır, çözümler sunar her daim iyilik vaat eder girdiği zihinleri dönüştürmektir tek amacı. Müslüman olduğunu iddia edenler için Allahın inzal ettiği temel kavramlar biricik olmalıdır ne yazık ki genelde İslam coğrafyası özelde ise ülkemizde yaşanan değişim süreciyle birlikte bir kan kaybı söz konusudur. Müslüman olduğunu iddia edenleri Kur’anın temel kavramlarını kullanmak ve kendini bu kavramlardan hareketle ifade etmek yerine kimi zaman entelektüel olma adına kimi zamanda yeni yol haritası belirleme düşüncesinden hareketle başlayan bu yeni sürece taraf oldular. Zamanla bu gidişat, kanıksanması ve benimsenmesi tehlikesini de beraberinde getirebilecektir. Öyle ki sonunda devletin merkez cemaatlerinin durdukları yere varılabilme riski de mevcuttur. Devletin merkez cemaatleri dediğim bu kesimler Müslüman/tevhid eksenli düşünen camiaların yıllardır kendilerine uzak gördükleri tevhidi duruş noksanlığından kaynaklanan mistik anlayışlarından ötürü eleştirdikleri İslami yapılardı. O cemaatler sisteme odaklı yerel, evrensel, siyasal, sosyal ve ekonomik her türlü soruna mesafeli bakış açılarını koruyarak silik duruşlarını her daim muhafaza etmiş çoğu zamanda devlet aygıtını rahatsız etmeyecek tarzda usuller geliştirerek sevenlerini/müritlerini/şakirtlerini pasifize etme görevlerini başarıyla yerine getirmişlerdi.

      Geçmişe bir uzanalım. Yetmişli, seksenli yıllarda MGV gençliği mitinglerde tevhid bayrakları ellerinde eylem yaparlardı, ikibinin başlarında bayrak renk değiştirdi ve Osmanlı sancağına dönüştü ve Fatihin İstanbul’u alması bu gençliğin ilham kaynağı oldu. Şimdilerde ise bu taife Türk bayrağına methiyeler düzebiliyor. Yanlış anlaşılmasın benim bu üç bayrakla da bir sorunum yok birincisi varlık sebebim diğer ikisi ise gerçekliğim. Sadece nereden nereye nasıl bir yolculuk yapıldı onu vurgulamak istedim. Bu cemaatler geçmişte de Kuranın temel kavramları olan Tağut, şirk, tevhid gibi siyasi kavramlarını pek kullanmaz ve kullansalar da kavramı istedikleri kıvama getirerek anlamından saptırırlardı bu günde aynı duruşlarını yine korumaktalar. O yapılarda fazla değişim görülmüyor. Tevhid eksenli durduğunu iddia eden camialarda ise belli oranda değişim mevcuttur çok değil yirmi yıl önce her ortamda bir vesileyle kullandıkları kavramları şimdilerde kullanmamaya özen gösteriyorlar. Müslümanlar için mademki Kur’an hayatın belirleyicisi, yaşadığımız toplumu kendimizden başlayarak vahyin öngördüğü istikamette dönüştürme çabasının aralıksız devam etmesi “inancının” sürmesi gerekmez miydi? Bu günün Müslüman’ını bireysel, ailevi ve haz aldığı bir çok uğraşıların içinde görmek mümkün aynı zamanda sistem içi gündemlere abartılı bir şekilde endekslenmiş durumdalar. Ankara/Politik merkezli düşünmeye odaklanıp birçok bilgininde iç yüzüne ulaştığı vehmi maalesef onu razı/pasifize etmektedir. Bu gün İslamcılık söylevlerinin merkezine “kent dindarlığı” mantığı yerleştirilerek Liberal/Demokrat/özgürlük ağırlıklı dil öne çıkartılıyor. Bu sürecin sonunda Müslümanların AKP, HSP, SP türü partiler içerisinde yer bulması ve politik arenada mücadelesini vermesi gerektiği fikri yavaş yavaş benimseniyor. Birçok insanın fikrine ve zikrine yansıyan bu. Yeni süreçle birlikte yeni anayasa çalışmaları kapsamında insanların dini tercihlerini daha açık yansıtan siyasi partileri de görmemiz mümkün olabilir. 1970’li yıllarda ülkede komünizm tehlikesi gerekçe gösterilerek bu ideolojiye inananların partileşmesi yasaklanmıştı. Yıllar sonra ise Türkiye Komünist Partisi seçimlere girebiliyor ama bu kez de kendisini tercih edecek partili bulamıyor. Benzer şekilde seksenli yıllarda İslami isimli ve programlı İslami bir parti Müslümanlar için siyasi mücadelede olması gereken net tavrın göstergesiydi bu gün ise ülke Müslümanları artık devletin/merkezin resmi partilerini kendileri için yeterli gördüklerinden “İslam” ismi üzerinde taşıyan partilere teveccüh kalkmayacağı için yaşanan yeni süreçte bu tür partilerin açılmasında bir sakıncada olmayabilir. Bir toplumun talepleri ve hedefleri ne kadar küçülürse rejimler açısından o kadar makbul görülür. Liberalizm/demokrasi rüzgarı Avrupa’dakine benzer oluşumları da/siyasal tarifleri beraberinde getirdiğinden eskinin laik, jakoben CHP’liler artık kendilerini sosyal demokrat şeklinde tarif ederek altı oklarını terk edecekler, İslamcı olduğunu iddia edenler içinde “Müslüman demokrat” tanımı uygun düşecek içeriğini kavrayamadıkları seküler bir tuzağın içine çekilecek İslamcılar bu yeni kavramdan hareketle kendisine siyasette yer bulacak gibi görünüyor. Bir tespit yapalım! Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruluş felsefesi iki binli yılların başına kadar değişmez kabul edilirdi yazının başında da belirttiğimiz gibi altı okun kutsallığı ve dokunulmazlığı devlet denilen aygıtın özünü de yansıtmaktaydı partiler STK’lar kurulur/kapatılır bu öze/merkeze yakın ve uzak olanlar diye tasnif edilirdi. Rejimin merkezden kastı Laik, Demokratik, Milliyetçi, Ulus Devlet eksenli, devlet korumacı iskelet üzere idi. Milletin bu merkezi benimsemesi hatta savunucu olması beklenilirdi. Bizim ülkemizdeki yönetimlerin benzer versiyonları İslam coğrafyasında mevcut. Yönetim tarzları farklı olmakla birlikte ortak paydada mantıkları aynıydı ülkenin silahlı gücünü arkasına alarak iç ve dış çıkar ve menfaat gruplarına halkın/ülkenin kaynaklarını peşkeş çekmekti. Ezilen toplumların bütün dirençlerine karşı İslam coğrafyasının her köşesinde seçilmiş elitler batının çıkarlarına hizmet etmek adına kendi insanını, rejimine düşman kabul ederek baskı ve sindirmeyle hükümranlıklarını sürdürdüler. Gelinen süreçler gösterdi ki bu topluluklar“Müslüman halklar” zalim diktalar açısında da, batının çıkarları açısından da hep tehdit unsuru oldu/görüldü. Artık öyle bir model ortaya koyulmalıydı ki toplumlar, rejimleriyle “barıştırılmalıydı”. Böylece hem miadını doldurmuş sistemlerin ömrü uzayacak hem de küresel yapılar açısından da tehlike arz etmeyecek tarzda değişimi kabul eden toplumlar bu sürece/rejime destek de verebilecek. Ülkemize baktığımızda bu projelerin ne kadar başarıyla uygulandığını görebiliyoruz.

      Bir tespit yapalım! Ülkemizde kendini Islama nispet eden camiaları bu gün üç kısma ayırabiliriz Birinci kısımda olan İslami camialar yeni sürecin taraftarı, koruyucu ve hamisi durumundalar. Yıllardır baskı altında kalmanın vermiş olduğu hınç ile Kemalist ulusalcı yapının tasfiyesinde aktif şekilde rol alıp bundan sonrada savunucusu olmayı görev bilenler. Bunlar merkez cemaatler dediğimiz geleneksel Sünni yapılardır. İkinci kısımda olan İslami camialar bu yeni süreçle birlikte geçmişten itibaren ortaya koydukları çalışmaların/kazanımların bu yeni dönemde daha da artacağına ve kendilerinin İslami mücadelelerine zemin oluşturacağına olan inanç sebebiyle sistemi korumayı değil, süreci kendi lehine kullanmayı öne çıkartarak hayır üreteceği düşüncesiyle kerhen desteklemektedir. Hala kafası karışık olan bu Müslümanlar demokratik sürecin her daim seçimlerden müteşekkil olduğunun farkında olduklarından referanduma verdikleri bu destekten sonra ucu açık seçim sisteminin neresine kadar destek olacakları ikilemini atamadılar iki arada bir derede kalmış durumdalar… Üçüncü kısımda olan Müslümanlar ise, görece yapılan değişimlerin rejimin asli duruşunu değiştirmediğini yapılan tadilatların ona meşruiyet kazandırmayacağını bundan hareketle de yıllardır sürdürdükleri tevhidi duruşlarını koruyarak sistemin tuzaklarına düşmeyeceklerini vurgulayanlardır. Bunlara göre gidenin batı kuklası zalim olması gelecek olan siyasi erki meşru hale getirmemektedir. Küresel anlamda ülke siyasetinin belirleyicileri eskiyi götürdüler ve yeniyi takdim ettiler, düşüncesindeler.

      Batı, her dönem kendi çıkarlarını önceller geçmişte baskı ve zulmü kendi emellerini gerçekleştirmek adına toplumlara/Müslüman halklara lider/önder dayatanlar şimdide kurtarıcı rolüne bürünerek özgürlük ve demokrasi adına daha önce atadıkları memurlarını bir bir tasfiye etmeye koyuldular. Bizim ülkemiz ise bu değişim süreçlerinde merkez/model konumundaydı. AKP iktidarı ülke insanına sevdirildi aynı zamanda İslam dünyasına da benimsetilerek Orta doğuda yaşanan kalkışmalara da örneklik/model teşkil ettirildi. Ülkemizde bu dönemi planlayanlar tamda istedikleri sonucu almış olmalılar ki AKP iktidarı sekiz yıllık dönemini bitirerek toplumsal güven tazeleme yöntemi olan genel seçime toplumun yarısının desteğini alarak açık ara önde giriyor. Bir tespit yapalım! Ülkemizde son on yıldır küresel destekli Liberal değişim süreciyle birlikte devletin merkez tanımı asli duruşunu korumakla beraber Laiklik ilkesinin seküler kısmı, milliyetçilik ilkesinin kafatasçılığa varan uç kısımları tesviye edilerek daha masum/kabul edilebilir bir hale getirildi. Son yıllarda İrtica yaygaraları kopmuyorsa ve Kürt hareketi daha pervasız görünebiliyorsa, İslami görüntülü yapılar devlet organlarına rahat nüfuz ediyorlarsa işte değişen bu merkez olgusu sayesindedir. Yeni merkezin kutsal kavramlarının yanlarına Muhafazakar- mukaddesatçı kavramları yeni “ilkeler” olarak yerleştirildi rejimin kırmızı çizgileri/kitabı güncellendi diğer bir tabirle şu an ılımlı İslam kavramı merkezin “özgül ağırlığını” oluşturuyor diyebiliriz. Şimdilerde partiler, sivil toplum kuruluşları, cemaatler vs. bu yeni merkez etrafında şekillendiğinden birçok eksiklik bu yeni düzene ayak uydurmaya çalışıyor. Düzene karşı koyan yapılar ya değişime zorlanıyor değişmeyenler ise CHP’deki gibi bir kasetle alaşağı ediliyor yönetimi yeniden şekillendiriliyor ya da MHP deki gibi şantajlarla kirli çamaşırları ayyuka çıkartılarak hizaya sokulmaya çalışılıyor. Bütün bu olup bitenlerin adı demokratik değişim süreci. Bu değişim olgusunun ahlakı da yok, izanı da. Görülen o ki Orta Doğu’da değişime zorlanan veya değiştirilen yönetimlerin Mısır, Tunus, Libya, Suriye gibi ülkelerin arkasındaki el ne ise AKP’yi getiren CHP ve MHP’yi dönüştürmeye çalışan el de odur.

        Bir tespit yapalım! Kuşatıcı cahiliye/Liberal-Demokrat sisteminin yukarda değindiğimiz gibi geleneksel İslam’la buluşturulması ülke insanının devlet aygıtına olan güven ve bağlılığını da artırdı zaten. İstenilen tam olarak da buydu. Bu sonuçtan memnun olan kesimler politik/siyasi dile daha bir aşina olmaya başladılar ulusalcı Kemalist kesimin tasfiyesi büyük bir memnuniyet vermiş olmalı ki artık eski düzene dönülmemesi adına “yaşasın yeni dönem” olmuştur. Ülkemizde geleneksel Sünni inanç biçiminin İslami talepleri ile bu düzeni revize ettikleri ortakları Liberallerle ortak paydaları/çıkarları çatışmaz. Sünni geleneksel din algısının siyasi/tevhidi bir duruşu/talebi olmadığında bu iki kesim rahatlıkla homojenleşebilmiştir. Eski dönemin kirli çamaşırları bir bir ortaya dökülürken o günlerin özlemini çekecek olan ise sadece bir avuç tuzu kuru azınlıktır. Müslümanlar da bu yeni döneme çok çabuk adapte oldular iktidarın imkanlarını ya da bu iktidarla birlikte elde edilen kazanımları kullanmak/korumak adına iktidara destek vermek meşru bir hal aldı sistem içi politikaya/siyasete bulaşmanın riskleri göz ardı edilerek AKP öncülüğündeki küresel yönlendirmeli değişime bir vesile taraf olunmuş durumda. Bir tespit ve özeleştiri yapalım! Nedir bu bütün değişimlerin arka planında olan Ülkemiz yaklaşık yüz yıldır birçok değişimi ve dönüşümü yaşadı bütün bu hareketliliğin iç ve dış dinamikleri vardır mutlaka. İki binli yıllara geldiğimizde oluşan değişimlerin iç yüzünü anlamlandırabilmek gerçekten kolay değildi. Bu günkü değişimleri Türkiyeli Müslümanların doğru anlamakta/okumakta maalesef geç kaldıklarını ve yaşanan olayların da çok gerisinde olduklarını düşünüyorum. Değişim tabiat kanunudur buna karşı direnmek çok anlamlı da olmaz önemli olan değişim ve dönüşümün ferdi ve toplumsal düzeyde olanına karşı hangi iradenin öne çıktığı önem arz ediyor. İslam, değişimi kendine göre tanımlar bu günkü liberal değişim sürecinin ise doğası itibariyle kendi tarifleri/kavramları vardır. Ülkemizdeki değişimin asli unsuru iç ve dış destekli liberallerdir, geleneksel İslami yapılar ise lojistik destek sunmaktadır. İslam’ın bireyi ve toplumu dönüştürmesinin bir amacı olduğu gibi karşı koyulamaz ölçekte kabul görmüş popüler tarifiyle “demokratik değişim sürecinin de” bir amacı vardır. Bu gün ülkemizde yaşanan değişim süreci hiç de masum değildir. En büyük açmazımız ise İslam’ın bizlere öğütlediği değişimle insanımıza empoze edilen değişim arasında hedefler bağlamında farklılıkların ne olduğu/olması gerektiği meselesidir. Bu gün yaşanan değişim süreci ne getirdi sorusunun karşılığı; İnsanların İslam’i hassasiyetlerini gevşeten, inancının dokusunu bozan en nihayetinde dini olandan uzaklaştıran bir değişim olgusu mevcuttur. Bu süreç planlandığı üzere devam ettirildiğinde amaçlanan nihai hedefine ulaşmış olacak. O vakit dinin, her kesim için hiçbir bağlayıcılığının olmadığı geleneksel olana dahi tahammül edilemediği bir yaşam tarzı zuhur edebilecektir. Bu değişim sadece İslami alanlarla ilgilide değildir dayatılan modern yaşam biçiminin felsefesi, dinin hayattan uzaklaştırılması üzerine bina edilmiş olduğundan iğdiş etmediği/etmeyeceği alan yok gibidir. Çünkü modernizmin “mutlak doğru” kavramına tahammülü yoktur. İslam’ın ise mutlak doğruları ve değişmez nasları mevcuttur.” İslam, bakış açısına göre din/İslam, insanın her zaman değişen ve kusurlu tabiatına uygun olması için ıslah edilemez, vahyin prensiplerine uygun yaşaması için asıl ıslahı gereken insandır. Eşyanın tabiatına uygun olarak, Allah’ın insana değil, insanın Allah’a uyması gerekir…”S.H.Nasr’ın bu cümlesi çok önemli. Öyle anlar yaşıyoruz ki ezilmişlik psikolojisi içerisinde sapla saman birbirine karışmış istikamet bunalımı hasıl olmuş durumda. Başka bir dünya kurma hayalimizi bile yok etmişler. Peki, hayal bile etmeden içinde bulunduğumuz durumdan nasıl düşünsel bir hicret yapabiliriz ki. Hakikat o dur ki öz güvenini kaybetmiş/kaybettirilmiş kadim bir medeniyetten ve kendi inancından utandırılmış bir milletten başka bir şey yoktur ortada. İslam, asırlara mal olmuş bir medeniyettir ve modernizme de - restorasyona da ihtiyacı yoktur. Buna rağmen çağın kavramlarına karşı aşırı bir iyimserlik/çaresizlik söz konusu. Modernite tartışmacı değil uzlaşmacıdır ne yapıp eder ve sizi kendi kavramlarıyla buluşturur. Maalesef ülkemizde dahil olmak üzere yukarda da belirttiğim gibi Müslüman camialar süreci anlamakta düşünsel fakirlik yaşıyorlar. İslam dünyasının entelektüel Müslümanlarının/alimlerinin bütün bu yaşananlara karşı zihin olarak da alt yapı olarak da yeterli/donanımlı olmadıkları kanaatindeyim.

         Bir tespit yapalım Bu gün ülkemizde kendilerini İslama nispet eden cemaatlerin genel itibariyle beklentileri karşılandı. Laik teröristlerin yıllardır uyguladıkları baskı nedeniyle Müslümanların/İman edenlerin inandığı dini gereği gibi yaşama sorunu halledilmiş görünüyor. Gelenek üzere oluşmuş din anlayışının devletten talepleri sınırlı, istekleri kabul edilebilirdir her zaman. Ülkemizdeki geleneksel İslam algısı ile Liberal düşüncenin özgürlükler bağlamındaki mevcut stotükoya karşı giriştikleri mücadelede omuz omuza duruşları yadırganmamalı çünkü geleneksel İslam algısı her daim devlet eksenli ve uzlaşmaya dönük yüzüyle sistemi dönüştürmeye değil ıslah etmeye taliptir. Liberal değişim sürecide devlet aygıtını yeni dönemde ıslah! etmeyi öncelediğinden her iki kesim arasında uyumluluk olması normal bir sonuçtur. Bir kesim uzun zamandır hasretini çektiği inancını dışa vurarak özgürlüğün! tadını çıkarırken diğer kesim ise daha büyük projelerini “siyasal ve ekonomik” hayata geçirme fırsatını yakalamanın keyfini sürüyor. Bu oyunda belirleyici olan küresel güçlerdir geleneksel Müslüman halk ise lojistik destek olarak önemli bir ortaktır. Şimdi beklentileri karşılanan cemaatler enerjilerini bu yeni dönemde tüketiyorlar kermesler, paneller, dernek faaliyetleri, konferanslar, basın yayın yoluyla inandıkları değerlerin paylaşılması haz veriyor bu kesime. Bu enerji uzun soluklu bir amaca yönelik olmadığı için zamanla tükenecektir. Büyük oranda geçmişte tatmin olamayan duygularla önceden bastırılmış/sindirilmiş dindarlık dışa vuruluyor. Öteden beri geleneksel İslam’ın omurgasını oluşturan tema maalesef “şekildir” Kuran/vahiy eksenli bakış açısı olmadığından kendini şekille, ritüellerle ortaya koymak durumunda kalmıştır çağlar boyu… Şu an bu cemaatlerin gayretli ve enerjik duruşlarını görünce seksenli yılların ortalarından doksanlı yılların sonuna kadar varlığını sürdüren“tevhidi/radikal” tabir edilen Müslümanların o günkü koşturmacalarını görür gibiyim. Allah rızası adına her türlü fedakarlığı yapmaya programlanmış çöl ortasında pusulasız dolaşan seyyah misali karşısına çıkan her insana bir şeyler vermek/almak için gayret eden, yanlış yollara sapan, yanlış insanlarla uğraşan ve bu arada enerjisini de tüketen camiaları…

         Bir tespit yapalım! Vahy insanın hayatına ölçü/Hududullah getiriyor yeni süreçle oluşturulan din olgusunda ise insanın iç dünyası fakirleştirildiğinden dışa vurumu ise alabildiğine bilinen/süregelen/adet üzere olan dindarlık şeklinde tezahür ediyor. Bu enerjinin/dindarlığın altı boş olması hasebiyle bir zaman sonra bu geleneksel cemaatlerin müntesipleri içinde ameller anlamını yitirecektir. Bu dönemler yaşanacak ne kadar sürer bilinmez ama yol azığı vahiyden kopuk olan gelenek üzere olan insanların uzun soluklu yürümeleri mümkün görünmüyor. Öyle ki şekil olarak kendini resm eden yeni tür dindarlıkta zamanla tarih olacak ardından gelen sonraki kuşak kendilerine bırakılan bozuk/geleneksel mirasa dahi sahip çıkmayacaktır. Buna rağmen gelecekten umutlu olan insanlarda çıkmıyor değil o durumda şu soruyu sormak gerek; gelecek dediğiniz yarınlardır yarını yaşayacak olanlar ise gençler ve çocuklardır gelecekten umut taşıyanlar kendi çocuklarına bakarak nasıl İslami/adil bir geleceğin olacağını görebilirler. Tabi çocuklarında o umudu görebiliyorlarsa sorun yok. Göremiyorlarsa üç maymunu oynamak sadece İnsanın kendisini kandırmasıdır. İslamı Laiklik kalıbı içinde tarif eden yeni süreçle birlikte inançlar tamda laiklerin istediği kıvama getirilip kul ile Allah arasına sıkıştırıldığında, evet işte o zaman insan gönüllü bir şekilde bilerek ya da bilmeyerek laik birey olacak. Bu andan itibaren bir konuyu irdelerken İslam’ın o konuya ne cevap verdiği değil evrensel değerlerin, çağın gerekliliklerinin ne dediği daha bir bağlayıcı olacak. Şimdi olduğu gibi… Bu günün geleneksel/radikal Müslüman’ı hassasiyetini yitirir oldu. Yahudi mallarını boykot eden duruş kayboldu. Şimdilerde insanların marka/moda sevgisi had safhadadır. Yurt dışından geldiği bilinen bir çikolatayı yemeden önce domuz yağı katkısı var mıdır sorgulaması yapılmadan rahatlıkla tüketilebiliyorsa Mc Donald türü yerlere gidilerek vakit geçirilebiliyorsa bir yerlerde hassasiyetlerin hastalıklı olduğu vakidir. Kapitalizmi bilmeden de ona karşı direnmek maalesef imkansız zaten yaşanan bu süreçler insanımızın cahilliği/şuursuzluğu sebebiyle değil midir? Her alanda şuursuzluk mevcut… Dikkat edin bu gün artık özellikle vakit ayırıp namaz kılmıyor, birçok insan vakit bulunca kılıyor. Ne acı değil mi? Bu günün Müslüman’ı bu! Peki dünün Müslüman’ı nasıldı? O zamanın Müslüman’ının hassasiyetleri vardı toplumsal bir değişim ve dönüşümün tarafıydı ama o zamanlarda her değişimin tarafı olmaz ve onaylamazdı çünkü anlayabildiği/keşfettiği kadarıyla da olsa İslam’dan onay aldığına inandığı bir sürecin tarafı/taraftarı olurdu değişimin her daim riskler içerdiği bir çok zaman çürüme, erime, pasifize, olma asimilasyona kurban gitme tehlikesini göz ardı etmezdi halada bu hassasiyetini koruyan/korumaya çalışan Müslümanlar var. Allah ayaklarına sabır döksün. Bütün bu süreçlerin yaşanmasında ki en büyük zaaf/eksiklik modernizmin etkisine köklü eleştiri getirebilme noktasında her dönem yaşanan çaresizliktir…

         Bir tespit yapalım! Ülkemizde yaşanan AKP eksenli değişim sürecini doğru okuyamamak her kesim açısından büyük eksiklik. Dünya değişimi yaşıyor Ortadoğu şekilleniyor ne yazık ki İslam dünyası ve ülkemizin Müslüman aydınları da dahil bütün bu olup bitenlere karşı köklü bir bakış açısı geliştiremiyor, cevap üretemiyorlar. Bu gün Müslümanların liberal kapitalist sistemi tarifte de, eleştiride de eksik/yetersiz kaldıkları bir gerçek. Bütün bu çaresizliğin temelinde kendi Müslüman alimlerini/aydınlarını yetiştirmekte aciz kalınmışlık vardır. Geçmişin Müslüman öncülleri kendilerinde olan bilgi ve birikimi gelecek kuşaklara taşıyamadı/taşımadı, düşüncede mektepleşemedi bir sistematiğe oturtamadı. Sonuçta da Küresel anlamda bu değişimler yıllar öncesinden okunamadı, tehlikelerine karşı refleks geliştirilemedi savunmasız kalan ümmet kendi yol haritasını fark edebildiği ölçüde çizmeye çalışıyor ki bu günlerde tamda bu kaosu yaşıyoruz maalesef. Batının değer yargılarının gündemleştirilmesi ve bu değerlerden yola çıkarak Müslümanların kendilerini ifade etmeye çalışmaları şaşırmışlığımızın da göstergesi. Son onbeş yıl içerinde ülke insanı yoğun bir değişime odaklandı. Bu değişim akideleri etkiledi anlayışlar değişti ama ısrarla birileri Müslümanca yaşadığı iddiasını dillendirebiliyor. Bireyler artık dünyaya Müslüman bir gözle bakmadığının ne kadar farkında o belli değil. Evet dil ikrar ediyor “ben Müslüman’ım” diye ama iman ile amel arasındaki makas her geçen gün artarak devam ediyor. Haramların işlenmesinin kolaylaşması/kolaylaştırılması insani, ticari ve ailevi tüm ilişkilerimize yansıyor. Demem o ki İslam coğrafyasının her durağında hangi ülkeyi ele alırsanız alın İslam algı biçimleri sakat ve zaaflarla dolu. Gelecek İslam’ın değilse elbette karanlığındır. Bu inançla İslam’ı, sahip olduğumuz dünyevi değerlerle buluşturduğumuzda mütekamil bir insan/topluluk olma sevdamız da öz itibariyle kötü değildi fakat zamanla dünyevi değerler dediğim zenginlik, makam, mevki, eş, unvan vs. ile buluşuldu ama hayal edilen İslam algısı bireylerin hayatlarının bir parçası olamadı. İyi bir öğretmen, doktor, memur, işçi vs. olundu ama sahip olunan şeylerin cazibelerine, aldatıcılıklarına karşı imani bir duruş geliştiremediğinden Müslüman olduğunu iddia eden bireyler alt etmeye çalıştığı “ötekilere” benzedi sonunda. Müslümanların bu gün bu yozlaştırıcı sistemi doğru okumaları/sorgulamaları şart, aksi halde geleneksel yapıların tatmin aracı olan kermeslerle, hayır kurumlarıyla, vaazlarla oyalanmasına benzer alanlara kayarlar. Bu da hem vakit kaybı, hem de kan kaybı, hem de ahireti kaybetmektir… Kermes adı altında hayra davet kampanyaları bile bu gün karşılıksız değil Allah rızasını düşünen nefis, almadan verir bu gün kermeslerde tabir caizde rüşvetle yardım yaptırılıyor. -Bir gözleme bir lira- karşılığını almadan birçok insan yardımda dahi bulunmuyor ve bu ironi artık kanıksandı. Bu tür bu eleştirileri getirdiğimizde iç sıkıcılık/karamsarlık açığa çıkıyor birçok insan rahatsız da olabiliyor. Ama karamsar olmakla beraber umutsuz olmak aynı şey değil. Umut yitirmemek gerek. Umutlar ve hayaller olmalı ki bizleri yarına taşısın hayallerimizin “yapılabilir” olanları ise ideal olur ve buna ulaşmak isteyen insan da idealist bir insandır.

         Bir tespit yapalım! Bu gün ülkede yaşanan insana hizmet odaklı değişim sürecini kimse inkar edemez on yıl öncesiyle kıyaslandığında devlet imkanlarının topluma hizmet olarak yansıdığı bir gerçektir. Bu yeni dönemde Liberal devlet anlayışı insanı merkeze aldı ona saygı duydu ve hep memnun etmeye çalıştı. Ülkede insanların hizmetine sunulan oto yollar, uçaklar, hızlı trenler sağlık hizmetleri vs. hep bu yeni Liberal devlet anlayışının getirdiği sonuçtur. Şöyle bir soru gelebilir, bütün bunların nesi kötü? Bütün bu hizmetlerin hiç biri kötü değil olması gerekenlerdir ve çokta güzeldir. Bütün bu saydığımız imkanlardan pay alanlarda batılılardır hepsini yine onlar bu ülkeye ihraç etmiş ve para kazanmışlardır bu alış verişten herkes memnundur. Daha önce sanal düşmanlar oluşturarak tehdit algısı gereği silah satıp para kazananlar süreci bu kez de böyle yönetiyorlar. Bu yeni yöntem birçok açıdan Kapitalist batı için daha makul ve uzun vadede daha kazançlı. Toplumun refah seviyesi yükseldiğinde insanların devlet açısından tehdit olabilmesinin önüne geçilecek hem de dünyevileşmenin hazzını tadan insanın dini değerlerinin asimile olabilmesi hızlandırılacaktır. Bu gün hali hazırda iki hali de yaşamaktayız. Bu ideolojinin/Liberalizmin sermayesi insandır kelimeyi tersinden okuyalım insan sermayedir. Bütün olup bitenlerin temelinde insanı sermaye olarak kullanmak ve ranta çevirmek vardır. Dönem İnsandan para kazanma dönemidir. Ülkenin kaynakları eski dönemde belli ailelerin elinde ve sınırlı sayıda insana akarken bu akışın yeni türedi zenginler var edilerek onlara akması sağlandı. Kadının hayatın her alanına nüfuz etmesiyle birlikte artık yeni nesil/çiftler ekonomik anlamda memnuniyet verici koşullara kavuşturuldu önceleri imrenerek baktığı her şeyi elde edebilme, sahip olma şansına kavuşturuldu. Eski sistemlerde silah tüccarları savaşlarla elde ettiği kazancı başka türlü devşirmenin hesaplarını yaparak insanlığı/insanları artık yaşatarak ve onları zenginleştirerek dünyevi hazları tatmasını sağlayarak bir taşla iki kuş vurma derdindeler.

          Son bir tespit yapalım! Kur’an bir kültürün içinde var oldu o andan itibaren; bu kültürden bazı unsurları benimsedi 2/178-2/233,bir kısmını ıslah etti33/6,bir kısmını ise reddetti/kaldırdı 4/51-ayetler çoğaltılabilir-.Hz. Peygamberin müşriklerle mücadeleye başladığı ilk nokta tevhid inancına karşı uydurulup geliştirilen putperestlik geleneği olmuştur.O gün gündemde olan ve toplumu her açıdan şekillendiren anlayış kadim şirk geleneğiydi. Müşrikler ”…biz babalarımızı bu din üzerinde bulduk..,43/22 diyorlardı. Peygamber 23 yıllık risalet döneminde “oku” ayetiyle başlayan ve Bugün size dîninizi ikmâl ettim; üzerinize olan nîmetimi tamamladım ve sizin için dîn olarak İslâm’ı seçtim…” Mâide/3 ayetiyle nihayetlenen risalet sürecinde Kur’anın ortaya koyduğu İlahi sünneti icra etti. Çünkü bu dinin sahibi Allah’tı. Peygamberin sünneti dediğimiz bu süreç yirmi üç yıl içerisinde tedrici bir şekilde bireyden cemaate, oradan da devlete giden yolun pratiğidir. Bu dönemde müşrik geleneği/sünneti ortadan kaldırırken, peygamberi sünneti ise ikame etmeye çalışıyordu. İkame edilmeye çalışılan sünnet ise İbrahimi gelenek olan “…sizi, sizden evvelkilerin sünnetine iletmek ister..4/26 beyanıyla “maruf” olana davetten başka bir şey değildi.Böylece Kur’an iki olguyu öne çıkarıyordu biri uyulması, devam ettirilmesi gereken peygamberi sünnet 6/90, diğeri ise terk edilmesi ve değiştirilmesi gereken 2/170 ataların baskın geleneği/sünnetiydi. Kur’an muhatabını hayat veren mesajlara çağırır 8/24 aslında vahiy hayat veren mesajdır. Hayata anlam katmaktır tek amacı. Yaratan Rabbinin adıyla hayatı okuyabilme 96/1 ahlakı/düşüncesi oluşturabilmektir. Peygamber kırk yaşına kadar yaşadığı hayatı bir türlü anlamlandırmış/okumuş kendince çözümler bulmuştu ve bu haliyle “emin” sıfatını kazanmıştı. Ama yaratıcı Muhammed’in (as.) iyi olmasını yeterli görmeyerek mutlak iyiye doğru bir istikamete yöneltti. İyi -kötü, hayır-şer, helal-haram, Mümin-Kafir vs. ölçüleriyle tanıştırdı. Kitabın ilk indiği dönemlerde meşhur olan siyasi, iktisadi ve toplumsal hukuk ne ise o uygulanmak zorunda idi çünkü o “anın” doğrusuydu. Ama Kur’an birilerinin çıkarına ve birçoklarının mahvına sebep olan bu gidişi ilk önce “görmemizi” istedi. “...gördün mü bir kulu engelleyeni... 96/10-11-13 Allah hayata dair sorumluluk yüklüyor insana ve insanın ilk vazifesi olup biteni görebilme, sorgulayabilme sorumluluğudur. Bu erdemlerden nasibini alan insan için etrafında olup bitenler daha bir anlam kazanacaktır. Bu hal üzere olan bitmez tükenmez bir mükafata talip olmaktır 68/3 Kur’an uyarılarına devem eder “...yakında sende göreceksin onlarda görecek.68/5. O zaman şu anlatılan insanlar ve eylemleri “artık” kötüdür. Kimin için kötüdür? Allah için. Evet! Kalem suresinde beyan olunan 8-16 ayetleri Peygambere ne için görevlendirildiğinin hayata anlam katmanın ne olduğunun/olması gerektiğinin ipuçlarını vermektedir bize… Peygamber bizlere yirmi üç yıl boyunca Kur’an nasıl hayata indirgenir/yaşanır örnekliğini göstermiş ne yazık ki daha sonraları ortaya konulan kaymalar, savrulmalar insanı/toplumu ana kaynaktan çok uzaklara savurmuştur. Maalesef bütün yaşanmışlıklar bizim geleneğimiz/gerçekliğimizdir. Sonuç! Gelenek mirastır ve bir vakadır. Olumlu ve olumsuz yönleri var olmakla birlikte gelenek yaşamın ta kendisidir tarihsel gerçekliktir. İslam/Din, ideal olanı yitirdiği ve gelenek haline gelmeye başladığı andan itibaren anlamın yerini söz, içtenliğin yerini şekil alır dinin müntesipleri zamanla tahkiki imandan taklidi imana yönelir. Aslında değişen din olgusu değil insanın kendisidir. Hızla değişiyoruz “ruz” diyorum amacım birilerini merkeze oturtarak birilerini temize çıkarmak değil. İnsanın Allaha karşı sorumluluğu azalırsa eşyaya karşı ilgisi artar en büyük sorumluluğumuz herkese, her şeye meydan okumak değil, kendimizden başlayarak zihinsel bir inşaya ulaşmaktır.

         Modern hayat kula kul olmayı zorunlu kılar insan vahiyden uzaklaştıkça yolunu da kaybedecektir.” O halde nereye gidiyorsun”81/5. Allah gidişin nereye olması gerektiğine vurgu yaparak kendisine çağırıyor” Allah’a koşun”51/50. Vahyi hayatını merkezine koyanlar yanlışta yapsalar Allah yollarını açacaktır yürümek bir gayretin içinde olmak var olmanın göstergesidir. Zaten yürüdükçe “anlar ve anlaşılırsınız.” Bu gün dayatılan vahiysiz ve delilsiz dindarlık sahte kutsallar icat eder ve kendi ruhsuzluğunu böyle maskeler. İman sahibine her daim yarar getirmez, sahibini kötü vehimlere de bulaştırır. Allah’ın boyası ile boyanmak gerçek amaç olmalı 2/138.              

         Müslüman olmakta başka renklere tenezzül etmemektir yeter ki bu çaba içinde olunsun. Allah kulunun tükendiği yerde onun imdadına yetişecektir.

Her şeyin en doğrusunu bilen yalnızca Allah’tır.


YORUMLAR
ALLAH RAZI OLSUN FAİDELİ İZAHLAR GETİRMİŞSİNİZ.
ÖZELLİKLE -MERKEZ CEMAAT- TANIMINIZ ÇOK YERİNDE OLMUŞ.
anonim 21.06.2011 22:30:11
Marksizm’in eleştirisi kavramlar üzerinden olmasa gerek. Üretim tüketim ilişkisinde meydana gelen etkileşimin olumlu yönde yönlendirilmesiyle adaletin sağlana bileceği hipotezinin imkânsızlığı üzerinden yapılmaktadır.
anonim 21.06.2011 23:01:41
Liberal ekonomi modeli bir bütün olarak değerlendirilmeli. Bir şeyin model olabilmesi için bütünlük arz etmeli çünkü. Serbest piyasa, özgürlük gibi kavramlar yalnız başlarına bir şey ifade etmiyorlar. Bir modele dönüşürse ancak bu kavramları bir araya getiren zihnin ne yapmak istediği ortaya çıkmış oluyor. Yani bu kavramlara ne gibi bir anlam yüklemek istemiş ideolog. Veya bir ideolog mu var liberal düşünceyi tarif eden. Kendi için de de ona eleştiriler getiren farklı anlamlar yükleyen düşünce adamları yok mudur acaba
Kuranda geçen kavramları bir araya getirerek bir model oluşturmaya çalışan zihin de aynı şeyi yapıyor.
anonim 21.06.2011 23:02:50
Tasavvuf, Allahı tarif ediyor, peygamberi, veliyi belirliyor. Yaşam biçimi olarak tavsiyelerde bulunuyor. Kabul edilir veya edilmez. Ancak kavramlar başlı başına sorumlu değil meydana gelen modelden. Karşı çıkılırsa kavramlara değil kavramlara yüklenen anlamlara ve varılan sonuçlarla ilgilenilmeli, eğer bu kavramlara siz bir içerik yüklemek ister onlarla birlikte bir proje hazırlarsanız sizin modeliniz meydana geliyor. Bu kez sizin modeliniz eleştiriliyor. Eleştirilen din olarak İslam değil. Sizin bu dini kavramlara yüklediğiniz anlamlardır. Ama böyle düşünülmüyor. Sanki dine karşı çıkılıyormuş gibi algılanıyor. Neden çünkü yine kavramlar suçlu.
anonim 21.06.2011 23:03:22
Demokrasi kavramı da başlı başına bir anlam içermiyor. Parlamenter demokrasi bir model olabilir ve eleştirilmesi gereken model özelliği de taşıyordur. Bu gün ya da bu güne kadar uygulanan parlamenter demokrasilerin neresi sorun oluyor neresi olmuyor bu konu üzerine çalışılmalı diye düşünüyorum. Yani karşıt bir model önermelisiniz parlamenter demokrasiye. Bu model adil değil diyebilmelisiniz delillerinizle. Hıristiyan demokrasisini de eleştire bilmelisiniz ilginiz varsa. Müslümanların olduğu bir demokrasiyi de. Ama suçlu sayamazsınız Müslüman yada demokrasi kavramlarını.
Yazar arkadaşıma şurada katılıyorum. Tüm kavramlar bu günkü halleriyle (çivisi çıkmış dünya haliyle) algılandığı için problem çözülemiyor ve gittikçe büyüyor. İnsaflı her insan dünyanın bu halinden hoşnut olamaz. İyiye ve güzele doğru olan her dil kullanılmalı, kimden gelirse gelsin. Saygılarımla...
Ali İhsan

anonim 21.06.2011 23:04:09
Erhan abi,şu an karmakarışık bir dönemden geçmekte olduğumuza makalenizde deyinmişsiniz inanın aklımız karışık.makaleniz ilaç gibi geldi.Allah razı olsun.
Abi sizi"kimokur"da daha sık görelim olurmu
Saygılar
Nedim-Talat
anonim 22.06.2011 16:37:01
ABİ SİZİ BURADA GÖRMEK NE GÜZEL
ZEYNEP COŞKUN
anonim 22.06.2011 18:21:22
modernizm her alanda kuşamış İslam dışında bütün dinleri ve ideolojileri kendine secde ettirmiş.haçlı zihniyeti savaşlarlar yok edemediği islamı yüzüne maske takarak, hoş görünerek kendini sevdirmeye boyun eydirmeye çalışıyor
elinize sağlık güzel neticelere varmışsınız..
RAHMİ
anonim 22.06.2011 19:54:33
ABİMMMM SENİ OKUMAK NE GÜZELL
SERHAT GÜZEL
anonim 22.06.2011 23:21:02
Yorumlarım eksik yayınlanmış. Marksizm ile başlayan parağraftan önce olması gereken satırlar var. Yorumum bir bütün halinde okunabilirse daha iyi anlaşılacaktır. İlk satırlarım " Bu makale -bana kavramlarını söyle ......." diye başlıyordu. Teşekkürler...
Ali İhsan
anonim 23.06.2011 09:52:31
Ali ihsan bey, yorumlarınızı gönderdiğiniz şekilde yayınlamaya çalıştık. ancak görüldüğü üzere bir teknik arıza ile karşı karşıyayız. eğer yorumlarınızı tekrar gönderme imkanınız varsa hemen düzeltelim. saygılarımla
editör
anonim 23.06.2011 20:57:55
..Hakikat o dur ki öz güvenini kaybetmiş/kaybettirilmiş kadim bir medeniyetten ve kendi inancından utandırılmış bir milletten başka bir şey yoktur ortada.... bu pargrafı önemsiyorum.Ali İhsan beyin yorumlarındada bu psikolojiyi görür gibiyim.makale konusu kavramalrın irdelenmesi iyi ve kötü yönlerinin tartışmaya açılması değil tam tersine insana-topluma dair bir sözü olan bütün düşünce ve inançlar kendi kavramalrına dayanır biz müslümanlar olarak günümüze islamın hangi kavramlarıyla cevap verebiliyoruz yada verebildikmiyi aramak olmuş.Erhan beye katılmamak elde değil Allahın bak dediği yerden bakamamak en önce insanın kendine zulüm etmesidir.
Selim IRMAK

anonim 23.06.2011 23:48:30
"Peygamber kırk yaşına kadar yaşadığı hayatı bir türlü anlamlandırmış/okumuş kendince çözümler bulmuştu ve bu haliyle “emin” sıfatını kazanmıştı. Ama yaratıcı, Muhammed’in (as.) iyi olmasını yeterli görmeyerek mutlak iyiye doğru bir istikamete yöneltti."
ne güzel bir tesbit. hep bildiğimiz ama yok saydığımız..
gerçekliğimizi sorgulamak yerine aklamaya çalışıyoruz. akli davranıyoruz yani. ama ilahi bilgi-ilim, tesbit yapmayı ve kendi kaynaklarından çözüm üretmeyi vaazediyor.
hikmet ne güzel şey. elinize sağlık.
dilek buz
anonim 24.06.2011 04:32:59
Harika tespitler ve zamanı iyi okuyan muhteşem bir yazı olmuş.Kendi kavramlarımızı kendi dilimizle nasıl öne alırız,zamanın baskın akımlarına karşı hangi argümanlarla karşı çıkmalı ve onu açığa düşürmeli konulu ufuk açıcı bir yazı daha bekliyorum.Allah endişelerinin ve gayretlerinin ecrini versin.Gerçekten harika olmuş.
Ufkumu aydınlattın abi.
Süleyman Topçu
anonim 25.06.2011 16:49:46
insan, her tespitte yaşamından izlere rastlıyor.bir eskiye gidiyor,bir bu güne uzanıyor.abi yolculuk yaptırdın bize.seyrettim senin dünyanı detaylara inmişsin.indiğin yerden herzamanki gibi yalnız çıkacaksın değil mi.Allah hikmetini artırsın
abi hep yaz.
deniz
anonim 25.06.2011 22:59:55
yazıyı dikkatle okudum. önemli tesbitler var Allah razı olsun. kendi kavramlarımıza sahip çıkmak ve onları haytın içine sokmak gerektiğini sürekli dile getiriyoruz. Ali ihsan beyin yorumunu doğru temellere oturtamıyorum. zira kavramları suçlayamazsınız yorumu yapan insan suçludur diyor. oysa kavramların kökenine indiğinizde birinin içeriğini Allah dolduruyor diğerini ise insan. Allah bireyi ve toplumları ıslah etmek için vahyini gönderirken belli bir aristokrat grup kendi çıkarlarını maksimize etmek için kavramlar üretmekte ve bu kavramları da her daim kendilerine dönük yorumlamakta. Yani kavramlar temelinden beri bir grup insanın çıkarını korumakla görevlendirilmiş zaten. Kavramların çıkışı problem. Çünkü bu kavramlar tanrıyı yeryüzüne müdahale ettirmemek için varlar.
anonim 27.06.2011 00:30:42
Öyleyse demokrasi kavramını ya da başkaca modernitenin b ir kavramını yumuşatmaya çalışmak ya da İslami unsurlarla süslemek veyahut İslamileştirmek nasıl mümkün olacaktır? Bu çabaların yerine (ki bu tür çabalar anlamsız ve beyhude bir çabadır)islamın kavramlarını tefekkür edip hayatın içine sokmak ve onu yaşanır kılabilmek için mücadele etmek Allah’ın istediği bir yoldur. Çünkü biri vahyin kaynağından diğeri ise beşerin kaynağından gelmektedir. Birisi ilimdir diğeri ise zan. Allah ilim ehli olmayı değerli görürken zannın ise haktan yana bir şey ifade etmeyeceğini buyurmaktadır. Sizi bu sitede hep görmek isteriz. Allah razı olsun. Bünyamin Zeran
anonim 27.06.2011 00:31:01
Batılı kavramlarla İslamcıların yol-yöntem bulmaya çalışmalarını Müfit Yüksel’den bir alıntı yaparak paylaşmak istedim.
"..Bu felsefi temellere dayalı düşüncenin İslam dünyasına etkileri batılılaşma ve sekülerleşme şeklinde tezahür etmiştir. İslam dünyası modern düşünce ve modernizmin etkisi altında, Batıda Aydınlanma ve reform dönemlerinde olduğu gibi, ancak taklide dayalı olarak modernleşme-sekülerleşme süreci yaşamış ve yaşamaktadır.
Hak ve hakikatin temeli olan, Allah’ı ve insanın ontolojik/kaçınılmaz kaderi olan ahireti unutturucu, hayatın her alanına egemen olan din-dışı modern/postmodern seküler anlayış ve yaşam tarzının İslam dünyasında da ciddi bir biçimde bireyselleşmeye; birey ve Self’in Tanrı’nın önüne geçirildiği bir anlayış ve davranış biçiminin özellikle yeni kuşaklar bağlamında iyice yagınlaştığı gözlemlenmektedir.
anonim 27.06.2011 12:18:47
Modernizm’in, tekelci ve dayatmacı yapı ve etkilerinden kaçan bazı İslami kökenli entellektüel çevrelerin, zamanla farkında olmadan Postmodern düşünürlerin modernizm/pozitivizm eleştirilerine sığınarak bu sefer postmodern nihilizme; İlâhî olan karşısında self tapınmacılığına yol açan bir yöne sürüklenip, yeni kuşakları sürüklediklerini trajik bir şekilde müşahede etmekteyiz...." Mustafa İslamoğlu hocanın zikrettiği gibi bu dönemler "fetret" dönemi ne yazık ki yaşanacak ve yine dersler çıkarılarak geçmişimize ah vah ederek atlatılacak.
Ekrem
anonim 27.06.2011 12:21:49
Dinin bize değil, bizim dine ihtiyacımız vardır. Dolayısıyla “bize göre bir din değil”, “dine göre biz” olmaya çalışmamız ve bu anlayışı pragmatizme veya idealizme kurban etmememiz gerekmektedir.

Bu gün en önemli sorunumuz zihin haritalarımızın darmadağın oluşudur. Bir medeniyet kavramlar üzerine inşa edilir. Ne var ki günümüzde İslami kesimlerde genellikle Batılı kavramlar revaçtadır. Oysa kavramlar ait oldukları medeniyetin paradigmalarından doğmuştur ve bu kavramlar üzerine bina edilecek medeniyet yine bu kavramları doğuran medeniyetin benzeri olacaktır. Oysa Müslümanlar olarak bizim kavram dünyamız çok daha geniş ve zengindir. Zihin haritalarımız Kur’ani kavramlar üzerine inşa edilmedikçe bize ait medeniyet ancak beklenen ama ulaşılamayan sevda olacaktır.

anonim 28.06.2011 01:06:11
beyefendi yazınızda kendimin ve müslümanların içler acısı halini görünce samimi söylüyorum gözlerim yaşardı.bizler ne hale düştük böyle.yaz gelince av partileri piknikler,kış gelince sıcak evimizde ailece sohpetler.emri- bil maruf,sohpetler,düşüncelerimizi kritik ettiğimiz ortamlar,kardeşlerin birbirlerini özlemeleri artık YOKKK. beyanlarınız bir kısım kardeşleri rahatsız etsede -ki beni etti- halimiz bu.Allahım bizlere hikmet nasip etsin aksi halde bu körlüğümüzü ahirete gözümüzü açınca anlayacağız. Abdullah Sıtkı ACAR
anonim 28.06.2011 12:02:14
bunları söyleyen ve mütemadiyen hatırlatan sizin gibi insanların çoğalması ve ümmet olarak içinde bulunduğumuz gafletten uyandırması dileğiyle... Allah razı olsun elinize sağlık. selim
anonim 29.06.2011 11:20:40
Günümüzde AKP’ nin iktidara gelmesiyle varolan sistemin şimdiye kadar sömürülmüş, zulmedilmiş mazlum halkın yararına ve yanında yer aldığı kimi insanlar tarafından dillendirilmekle beraber, özelliklede müslümanların yararına olduğu ve olacağı ALGISI oluşmakta.
SANA, sarhoşluk veren şeyler ve şans oyunları hakkında sorarlar. Deki: "Onlar her ikisinde de hem büyük bir kötülük hem de insanlar için bazı yararlar vardır; ancak yol açtıkları kötülük, sağladıkları yarardan daha büyüktür." ( Allah yolunda ) neyi harcayacaklarını sana sorarlar. De ki: "Onun için ayırabliceğiniz her şeyi." Böylece Allah mesajlarını size açıklıyor ki tefekkür edebilesiniz. BAKARA=219

Ayet’ tende görüldüğü üzere ALLAH tüm sarhoşluk veren unsurları haram kılmıştır. Bunun için beşeri sistemler ve Vahiy siz insani olgular ne derece müslümanların yararınada gözüksede, açtıkları kötülük, sağladıkları yarardan daha büyüktür... ABİM ELLERİNE SAĞLIK --- E. YILDIRIM
anonim 30.06.2011 17:11:45
elinize sağlık bilginize bereket, çok güzel bir yazı olmuş.daha önce yorumlarınızla yazarlarımızı yüreklendiriyordunuz şimdi yazınızla bilgilendirdiniz."bir nesil inşa ediyorsunuz" Rabbim kolaylık versin... teşekkür ederim...B.D
anonim 01.07.2011 08:38:31
Erhan kardeşim ne güzel özetlemişsiniz müslümanların son halini ülkenin gidişatını.umarım okuyanlar kendilerine pay çıkarır.hepimizin bu olumsuz dönemde payı var diye düşünüyorum ayete buyurulduğu gibi "evlerinizde okunan Kuranı ve hikmeti düşünmüyormusunuz."Ahzap-34 o kadar kuran okuduk kuran üzerine etmediğimiz araştırma kalmadı ama -affınıza sığınarak-bir türlü bizleri "adam" etmedi yaptığımız onca çalışmalar. gelinen hali özetlemişsiniz müslümanlar gözünü açmalı ve artık kendi nefislerini hesaba çekmeli
Allah emeğini zayii etmesin kardeşim
Lütfullah KESER
anonim 01.07.2011 21:02:50
ABİ NE SÖYLEYEYİMKİ
SEN SÖYLEMİŞSİN SÖYLEYECEKLERİNİ BİZE PAY ÇIKARMAK DÜŞÜYOR
"KÜFRÜN KARANLİĞINDA YOL ALIYORUZ" DİYORDUN ÇİZDİĞİN TOPLO KARANLIĞIN DEVAM ETTİĞİNİ GÖSTERİYOR.
ABİ SEN HEP OL AYDINLAT ÖNÜMÜZÜ
ALLAH SANA UZUUUN ÖMÜR VERSİN
H.AYBORAN
anonim 02.07.2011 11:48:30
2012-04-13

İlgili haber...

Hocaefendi’ye Ürdün’de büyük ilgi

Ürdün ’ün en çok okunan gazetelerden biri. Gazete, her hafta Fethullah Gülen’in görüşlerine yer veriyor. Gülen’in fotoğrafıyla duyurulan fikir yazısı, 1 tam sayfa olarak yayınlanıyor. Bilal Hasan, Gülen’in eserlerine sadece Orta Asya ve Batı ülkelerinde değil, Ortadoğu’da da büyük ilgi olduğunu söylüyor. Ürdün lü gazeteci, Gülen’in ülkesindeki sevenleriyle olduğu kadar diğer farklı milletlerle de diyalog içinde olduğuna dikkat çekiyor.

Samanyoluhaber

ABİ, DEDİĞİN GİBİ OLUYOR ORTADOĞUYA DİNİ ÖNDER (!) TAKDİM EDİLİYOR.
anonim 13.04.2012 12:46:14
Elinize sağlık
anonim 02.03.2015 14:34:00

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Dan Diner - Mühürlenmiş Zaman



Ziyaret Edilme Sayısı : 002779092

iletişim : editor@kimokur.com