Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




ALLAH’TAN BİR YOL GÖSTERİCİ OLMAKSIZIN HEVA VE HEVESLERE UYMAK
Bünyamin ZERAN
Kuşkusuz her toplum kendine özgü bir kültüre ve inanışa sahiptir. Toplumlar tarihsel süreç içerisinde bir çok değişime uğrarlar. Bu değişim çok hızlı olabildiği gibi kimi zaman da daha yavaş bir seyir içerisinde olabilir. Tarıma ve hayvancılığa bağlı hayat yaşayan toplumlarda değişim süreci yavaş olurken sanayi toplumlarında ise teknolojinin gelişmesiyle birlikte toplumun değişimi de hızlı bir hal almaktadır. Bu değişim inançlara da aynen yansımıştır. Geçmişte bir kabile ya da klan bir maddeyi ya da geçmişte yaşayan birini gereğinden fazla büyütürek onu ilahlaştırır ve onun adına heykeller oluşturur ve onu kabilenin ya da klanın tanrısı ilan ederdi. Lat, menat, uzza gibi putlar bu inanışın bir tezahürü olarak o toplumda varolmuşlardı. Ama bugün modern çağda somut bir varlığa tapınmadan daha fazla soyut putlara tapınmak modadır. Üstelik bugünün soyut putları geçmişe oranla daha fazla ve daha karmaşıktır.

Allah, insanların kendisinden başkasına kulluk etmemesi için kitaplar ve elçiler göndermiştir. Allah’ın göndermiş olduğu kitaplara ve elçilere uyanlara mü’min denmiş ve müminler Allah’ın kendilerine vermiş olduğu ilimle yollarını aydınlatmışlardır. Kendilerine verilen ilmin dışında hareket edenlere ise Allah heva ve heveslere göre hareket edenler diye tanımlamıştır. “De ki: Eğer doğru sözlüler iseniz, Allah katından bu ikisinden daha doğru bir kitap getirin de ben ona uyayım! Eğer sana cevap veremezlerse, bil ki onlar, sırf heveslerine uymaktadırlar. Allah’tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir! Elbette Allah zalim kavmi doğru yola iletmez.” (28/50, 51) Allah’tan bir yol gösterici olmaksızın ifadesi yaşam kaynağını vahye dayandırmadan kendi düşüncesine (ki buna da Allah “zan” demektedir) ya da başkalarının çizmiş olduğu düşüncelere nispet etmeyi ifade etmektedir. “De ki: Ortak koştuklarınızdan hakka iletecek olan var mı? De ki: ’Hakka Allah iletir.’ Öyle ise hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktir; yoksa hidayet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan mı? Size ne oluyor? Nasıl (böyle yanlış) hükmediyorsunuz? Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan (ilimden) hiçbir seyin yerini tutmaz. Allah onların yapmakta olduklarını pek iyi bilendir.” (10/35, 36) İslam’ın kaynağı vahiydir. Öyleyse İslam’ı kaynağından öğrenip onun bize yüklediği ilimle yolumuzu aydınlatmak gerekmektedir. Yaratan Rabbin adıyla okumak eşyayı Allah adına şekillendirmeyi gerekli kılar. Eğer bir kimse İslam’ı Kur’an’ın dışındaki bir şeyle tanımlamaya kalkarsa ona nefsinden bir şeyler katmış olur. Kısacası zanla hareket etmiş olur. Oysa zan ilimle aynı şey değildir. vahyi ilmin vardığı nokta kesinken zan ise hiçbir ilmi derinliğe dayanmayan şahsi bir duygu ve düşünceden ibaret bir sözdür. İnsanları hidayete erdirecek şey yine Allah’ın vahyidir. Ve hidayet üzere sırati müstakiyme ulaştıracak söz de yine vahiydir. Onun dışındaki herhangi bir düşünce sistematiği ya da fikir insanları ancak dalalete sürükler. “De ki: Eğer (haktan) saparsam, kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer doğru yolu bulursam, bu da Rabbimin bana vahyettiği (Kur’an) sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakındır.” (34/50)

İnsanlardan bazıları herhangi bir ilme dayanmasızın kimi ideolojileri sahiplenir ve onları Samiri’nin yaptığı gibi birazcık vahyi bilgilerle donatarak sevimli göstermeye gayret ederler. Oysa bilginin kaynağına eğildiğimizde korkunç bir tabloyla karşılaşırız. Zira bu düşüncelerin temelinde yaratan rab adına olmayan bir düşünüş ve duygu yatar. Nefsi duyguların, kişisel çıkarların maksimize edildiği bir düşünce sistematiğinin kurulduğuna tanıklık ederiz. Felsefeler de böyle değil midir? Öz itibariyle baktığımızda insanlar için en doğru olanı bulma gayretindedirler. Ne var ki en doğruyu belirleyenin Allah olduğu gerçeğini bir kenara koyarak bunu yaparlar, bu cehaletleri onları köksüz bir ağaç gibi her an devrilecek bir yıkımla karşı karşıya getirir. “İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmî delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.” (31/6) Bu davranışı Allah şiddetle kınarken böyle yapmayı cahillik olarak adlandırır. Cehalet ilmin zıddı ve aynı zamanda hafifliktir. Cahiliye insanının karakteri, kendi gücüne güvenmesi, sınırsız benlik, tam bir serbestlik ve hürriyet, ilahi ve beşeri hiçbir otorite karşısında eğilmeme, kendisini küçük düşüren en ufak bir hareketi şiddetle reddeden bir şeref ihtirası, kibir, gurur ve küstahlık gibi unsurlarla doludur. Bugünün cahiliye toplumu da Allah’ın buyruklarına göre yaşamayı kendi özgürlüklerine vurulmuş bir pranga olarak gördüklerinden Allah’a gereği gibi iman etmekten yüz çevirmektedirler. Tıpkı İblis’in Adem’in önünde eğilmeye kibirlenişi gibi cahil insan Rabbin önünde secdeye varmaktan kendini müstağni görmektedir. En ufak bir hareket karşısında hemen tepki veren, parlayan ya da sevinen bir insan, olayı derinlemesine düşünmekten yoksun olduğu için Allah’ın kendisine vermiş olduğu ilmi de derinlemesine düşünecek bir akıldan yoksundur. Onun için Allah, Kur’an’ın öğüt alınması gereken bir kitap olduğunu vurgulamaktadır. Ve Kur’an’dan ancak ilim sahipleri düşünüp öğüt alır demektedir. Buradaki ilim sahiplerinden kasıt kendilerine gönderilen vahye yüzlerini dönen ve yaratılmış olmanın acziyeti içerisinde yaratanı takdir eden bir davranışı sergileyenleri kastetmektedir. “Hayır, o (Kur’an), kendilerine ilim verilenlerin sînelerinde (yer eden) apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi, ancak zalimler bile bile inkâr eder.” (29/49)

Kur’an, Batı’nın tanımladığı pozitif ilimlerinden bahsetmez. Zaten bu amaçla da gönderilen bir kitap değildir. Allah kesinkes tüm bilgilerin kaynağı olduğunu deklare eder. “Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa, bilsin ki Allah’ın tayin ettiği o vakit elbet gelecektir. O, her seyi işiten ve bilendir.” (29/5) “…Bu da Allah’ın, göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve Allah’ın her şeyi bilici olduğunu (sizin de anlayıp) bilmeniz içindir.” (5/97) Kur’an, toplumları ıslah eden ve onları hayra ulaştıran ilimden bahseder ki o da ancak vahiydir. Bunun dışındaki ilimleri vahyin yaşanması ve anlaşılmasını kolaylaştırması gerekliliğine bağlar. Davud’a demiri yumuşatmayı öğretmesi, Yusuf’a rüyaların yorumunu öğretmesi gibi. Allah, bir olay ya da bir konu anlatırken eğer bilmiyorsanız ilim ehline sorun diyerek insanları vahyin bilgisiyle kuşanmış ve onu yaşam haline getirmiş inanmış önderlere yönlendirmiştir. Çünkü ilme sahip olmak istemeyenleri ve yolunu Kur’an’ın kendilerini terbiye ettiği bir yoldan alıkoyarak çağın ideolojileri ile tanımlamaya gayret edenleri şiddetle uyarmakta ve böyle yapanların kalblerini Allah’ın mühürleyeceğini ifade etmektedir. “İşte bilmeyenlerin (hakkı tanımayanların) kalplerini Allah böylece mühürler.” (30/50)

Yaşadığımız toplumda iman edenlerle küfre düşenlerin savaşı daha da kızışmıştır. Artık somut putlar yerine soyut putlar ihdas edilmiştir. Demokrasi, özgürlük, modernite, laiklik, milliyetçilik ve sosyalizm putları. Şair Sezai Karakoç’un ifadesiyle “Ey yeşil sarıklı ulu hocalar/ siz bana bunları öğretmediniz/ kardeşim İbrahim meydanlarda ki putların baltayla nasıl devrileceğini öğretti ama/ sizler/ kalemlerdeki ve düşüncelerdeki putları nasıl kıracağımı öğretmediniz.” dediği gibi şimd putlar artık totaliter sistemlerde olduğu gibi meydanlarda heykel olarak değil düşüncelerde korkunç bir heyula gibi durmaktadır. Öyleyse bu modernitenin sınır tanımaz putçuluğuyla savaşmak gerekmektedir. “Bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler” söylevleriyle hiçbir sınır tanımadan nefsi ilah edinenler, Allah’ın koymuş olduğu hükümlere karşı müstağnileşerek kendi yasalarını ihdas edenlere karşı uyanık, şuurlu olmak zorundayız. Kendi kaynağımıza dönüp ilim sahipleri olarak bu savaşımın içinde Rabbin yanında saf tutmak zorundayız. Eğer ki bizler onların düşünce sistematiğini İslamileştirmek gibi ironiye düşersek tıpkı geçmiş toplumların tasavvufu İslam’a sokmaları gibi işledikleri bir cinayete ortaklık etmiş olacağız. Onların ihtişamı ve süsü bizlere çekici gelmemelidir. Zira ilim sahipleri için tüm ihtişam ve güç Allah’ın elindedir. Kur’an bu konuda oldukça fazla ayetlere sahiptir. Karun kendisine verilen hazinelerin bilgisi sayesinde olduğunu düşünmekteydi. Oysa onu o hale getiren nasıl Allah ise onu yerin dibine göçürüverecek de Allah idi. Yeter ki Firavun’ların, Karun’ların ve Belam’ların karşısına Allah’ın ilmini kuşanmış bir Musa olarak çıkalım, Allah onların hepsini yerin dibine göçürüverecektir. “Karun ise: O (servet) bana ancak kendimdeki bilgi sayesinde verildi, demişti. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nesillerden, ondan daha güçlü, ondan daha çok taraftarı olan kimseleri helâk etmişti. Günahkârlardan günahları sorulmaz (Allah onların hepsini bilir). Derken, Karun, ihtişamı içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzulayanlar: Keşke Karun’a verilenin benzeri bizim de olsaydı; doğrusu o çok şanslı! dediler. Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise şöyle dediler: Yazıklar olsun size! İman edip iyi işler yapanlara göre Allah’ın mükâfatı daha üstündür. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir. Nihayet biz, onu da, sarayını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah’a karşı kendisine yardım edecek avanesi olmadığı gibi, o, kendini savunup kurtarabilecek kimselerden de değildi. Daha dün onun yerinde olmayı isteyenler: Demek ki, Allah rızkı, kullarından dilediğine bol veriyor, dilediğine de az. Şayet Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Vay! Demek ki inkârcılar iflâh olmazmış! demeye başladılar. İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu arzulamayan kimselere veririz. (En güzel) âkibet, takvâ sahiplerinindir.” (28/78-83)


YORUMLAR
sayın yazar yaşantımızda biricik kaynağımız Kuran ve onun kavramları olmalıdır diyorsunuz.pek de bu kavramların içini dolduracak olan yine insan değilmi? işine nasıl gelirse öyle doldurur.islam tarihi bu zulümlerle dolu
soru şu;kim hangi yetkiyle ne şekilde kavramların Kuran ölçekli olduğunu idda edecek
birileri bu kavrammın açılımı budur dese ne olacak
anonim 05.07.2011 16:03:02
el cevap güzel kardeşim
adam derseki ben kavramı böyle analiz ettim Allahta böyle diyor derse ne olacak???
emevi döneminde böyle yapmadılarmı kendilerini Allahın halifesi ilan eden adamlar din adına soysuzluk yapmadılarmı???
şimdi ne değişti gine birileri çıkıp Allah böle buyurdu derde ne yapacaksın hııı ???
anonim 06.07.2011 17:52:07
ne oldu kardeşim çelişkiyemi düştün bana cevap vermekle bir şey kaybettmezsiniz.makaleniz iddalarla ithamlarla dolu sorularımım cevabını merakla bekliyorum.....
anonim 07.07.2011 22:55:55
anlaşıldı kardeşim!!!sen kendini ikna edememişsinki beni ikna edebilesin.
saygılar
CENGİZ DUMAN
anonim 08.07.2011 12:49:13
Bünyamin kardeş bırakalım artık başkalarının hevalarıyla uğraşmaktan.siz yazılarınızla hidayete erdireceğinizimi düşünüyorsunuz?uyardığınızı sanıyorsanız bilinki diliniz öğretici ve eğitici değil.
anonim 09.07.2011 17:40:52

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 002797475

iletişim : editor@kimokur.com