Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




DURDUĞUM NOKTA KENDİMİ DOĞRU TANIMLAYABİLDİĞİM NOKTA OLMALIDIR
Bünyamin ZERAN
İmana karşılık küfrü satın alanların meydanları doldurduğu bir dünyada yaşamak bireye daha fazla sorumluluk yüklemektedir. Oysa bugün yüklenilmesi gereken sorumluluk daha çok yerini atalete bırakmış durumdadır. Allah kafirlerin mallarının ve çocuklarının bizleri imrendirmemesi gerektiğini vurgulamasına rağmen hala sayısal kalabalıklar ve maddi zenginlikler elde etme pahasına bir çok temel noktayı es geçerek yaşamayı kendimize helal saymaktayız. Neye iman ettiğimizi bilmek zorunda olduğumuz kadar nasıl iman etmemiz gerektiğini de bilmek zorundayız. Nasıl iman etmemiz gerektiğini ancak vahiyle bilme imkanına sahibiz. Vahyi gündelik yaşamımızın bir parçası haline getirerek onu hayatımızın tamda merkezine yerleştirmemiz gerekmektedir.

Vahiy, her bireyce farklı algılanmakta ve değişik bir çok yorumlar çıkmaktadır. Hatta bu farklılıklar bir takım teferruatlarda olmayıp çoğu zaman itikadi konularda ortaya çıkmaktadır. Bunun sebebi vahyi bir kültür olarak algılamaktan ileri gelmektedir. Eğer vahiy hayatın merkezine oturan bir güç olabilseydi temel noktalarda ayrışmada söz konusu olmazdı. Yaratan Rabbin terbiyesinden herhangi bir sebeple kaçarak laik, hümanist, liberal bir düşüncenin terbiyesine kendini bırakarak sıkıntısız, tasasız bir dünya daha kabul edilebilir gözükmektedir. İmana karşı küfrü satın alanların dünyası daha çekici ve daha güçlü gözükebilmektedir. Çünkü birey vahyi yol gösterici olmaktan daha çok entelektüel alt yapısını dolduracak bir bilgi dağarcığı olarak görmektedir. Hal böyle olunca vahiy yaşam alanından giderek soyutlanmakta olup Allah yalnızca göklerin tanrısı olarak kalmaktadır. Allah, müminlere sıfır noktasından başladıkları zamanda bile onların yeryüzünde en doğru olan hayatı temsil ettiklerine müminleri inandırmaktadır. Müminlerin sayısı az olsa bile doğru tarafı temsil ettiklerini ve hatta mümin olarak kalmaya direnirlerse müminleri yeryüzünde erk sahibi yapacağını vadetmektedir. Psikolojik olarak, teorik olarak ve de pratik olarak neden doğru tarafı temsil ettiklerini yaşanmış kıssalarla desteklemekte ve Mekke’de İslam toplumunu resulünün eliyle neşet ettirerek ideal olan toplumu insanlığın gözleri önüne sermiştir. Özellikle günümüzde taraf oma meselesinin bu kadar tartışıldığı bir ortamda Allah kullarını kendi taraftarları olmaya çağırırken şeytan ve dostları da insanları kendi tarafı olmaya çağırmaktadır. İnsan bir tarafı seçerken elbetteki vicdanıyla ve aklıyla en doğru olanı seçecektir. Modern hayat insana seçim sunarken onu insani melekelerinden daha çok hayvani melekeleriyle düşündürür. Tüketime dayalı harcadıkça mutlu olan ve hazcılığın doruklarında bir yaşamı sahte cenneti sunarak onu cezbetmeye çalışır. Modern hayat vitrini çok süslü ama içerisi boş bir dükkana benzer. Tıpkı günümüzdeki kimi müslüman olma iddiasını taşıyanlar gibi. Dışardan bakılınca tevhit ehli ama içine girince laik, demokrat, liberal ve özgürlükçü. Modern hayatın debdebesine aldanıp liberalliği tercih edenler kendisi gibi liberal olmayanları da ilkesizlikle suçlayabilecek kadar insafı elden bırakmış duruma gelebiliyorlar. Oysa tevhidi süreç ilerlerken belli bir hıza ya da belli bir kalabalığa bağlı olmaksızın ilerler. O kendi programını devam ettirir. Hiçbir şeyden korku duymaz ve hiçbir güce itaat etmez. Kendisiyle çatışan ideoloji ve ideoloji sahipleri ne kadar güçlü olursa olsun onlara karşı dik durmaktan çekinmez ve hatta böyle olmayı bir ilke kabul eder.

İslam, hayatın tamda içinde olan bir dindir. Allah’ı yalnızca göklerin ilahı yapmaz. O’nu yerde de gökte de ilah yapar ki insan yerdeki hareketlerinden de sorgulanacağını bilsin ve eylemlerini tevhit ve adalet ölçeğinden ayırmasın. İslam, insanlığa modern hayatın sunduğu özgürlüğü vadetmemiştir. Aslına bakılırsa Kur’an özgürlük kavramını hiç kullanmamıştır. Kur’an özgürlükten daha fazla tevhit yani bir olan ilaha kulluk/abd ve adalet vadetmiştir. Eşitlik dahi yoktur. Ama modern hayat özellikle sanayi devrimiyle birlikte protestan düşüncesi içinde gelişmiş ve tevhit yerine bireycilik yani egoyu tanrı edinme, kendine tapınmayı koymuş; adalet yerine ise seçkinlerin imtiyazını yerleştirmiştir. Adalet sözcüğünü çok fazla kullanmak yerine eşitlik ifadesini daha fazla dillendirmiştir. Çünkü eşitlik modern yaşama daha çok hitap etmektedir. Örneğin İslam, kadın ve erkek ilişkisinde adaleti esas alırken modernizm eşitlik ilkesini esas alır. İslam insanın fıtratını koruyarak onları kendileriyle ve hemcinsleriyle uyum içinde yaşatırken modernizm feminizm putuyla cinsleri birbirine rakip yapar. Üstünlük aşağılık tanımlamasını sokar. Oysa İslam ne kadını aşağılar ne de erkeği yüceltir. Önemli olan takvaca üstünlüktür ve fıtratlarına uygun yaşayarak birbirlerine rakip değil birbirlerinin eksiklerini tamamlayan birer varlıklardır. Mümin, İslam ile liberallik arasında tercihle yüzleştiğinde İslam’ı tercih edebilmesi için İslam’la olan bağını kuvvetli tutması gerekir. Bunun için vahyi kendi gerçekliği ölçüsünde iyi okuması gerekir. Zamansız eylemler, kendi gerçekliğinden yoksun görevlendirmeler, beklentiler elbette süreci kendi aleyhinde işletecektir. Oysa Rabbini, kendini, toplumunu ve yaşadığı dünyayı tanımlama ferasetine sahip kimseler sürekli vahiyden beslendikleri sürece hiçbir zaman bu tercih ikilemini yaşamayacaklardır.

Elbette her insan daha fazla serbestlik ister. Daha fazla üretebilmesi için ve daha fazla eylemler ortaya koyabilmesi için serbestlik iyidir. Ama bu serbestliğin bizden aldıkları nelerdir sorusunu sürekli kendimize sormak durumundayız. Neyi destekleyip neyi terkettiğimizi bilme kudretine sahipsek bizi birilerinin bir tercih noktasına taşıyamayacağını da görürüz. Yukarıda da belirttiğimiz gibi tevhit kendi sürecini, programını yaşar. Ne uzlaşır, ne itaat eder ne de korkup bir kenara çekilir. Tevhit, Allah’ın dışında ne kadar put varsa (bireycilik, özgürlük, hümanizm, çoğulculuk, muhafazakarlık vs.) hepsinin çöpe atılmasını ve tek olan Allah’a kulluğun gereği gibi yapılmasını şart koşar. Bugün yaşadığımız dünya Allah’a hasım olanların Allah’a hısım olanlara galebe çaldığı bir dünyadır. Bu durum elbette kabul edilebilir bir durum değildir. Ve bu dünyanın içinde kimi tiranlar kendine İslam gömleği giydirerek şeytanın dosdoğru yol üzerine oturup insana her yönden onu kandıracak onun duymayı istediği cümlelerle yaklaşması gibi sevimli maskesini takarak onu asimile etme savaşımı vermektedirler. Elbette imana karşılık küfrü satın alanlar dillerini her zamankinden daha fazla kitaba karşı eğip bükecekler. Çünkü onların işi bu. Bize düşen ise bu çarpıklığı görmek ve şeytanın hilelerine karşı sürekli tetikte olmaktır. Allah kendi dosdoğru yolunu Kur’an’da çok açıkça beyan etmişken acaba şöyle hareket etmekle dosdoğru yoldan sapar mıyız gibi yolun aslına uygun olmayan unsurları yola sokuşturmaya gayret edersek kuşkusuz birtakım ameller işleyip de yaptığı amelleri iyi zanneden ama ahirette iflas eden adamın örneğine düşeriz.

Ebu Cehil’lerin, Ebu Leheb’lerin dünyasında İslam’ı temsil etmek ne kadar yiğitçe bir davranış ise Abdullah bin Sebe’lerin, Muaviye’lerin, Yezid’lerin dünyasında da tevhit ve adalet tarafını temsil etmek çok daha büyük yiğitlik ister. İlkinde düşman nettir ve taraflar ayrışmıştır ama ikincisinde mızrakların ucuna Kur’an bağlayan Muaviyeler ve Muaviyelerin hilesine kanan hariciler vardır. Yapılan savaş Mekke müşrikleriyle değil Mekke’yi şirkten arındıran yoldaşlarla yapılan savaştır. Burada doğru tarafta yer almak elbette daha zordur. Çok daha fazla uyanık olmayı ve çok daha temiz kalple vahye sadık kalmayı gerektirir. Modern dünya bizim tüm ilkelerimizi iğdiş ederek kendini güçlendirme yolunu seçer. Modern hayat Ali’leri istemez, modern hayat Muaviye’leri ister. Çünkü Ali’ler bireyciliğin değil ümmetçilğin, liberalizmin değil ahlakiliğin, özgürlüğün değil kulluğun, eşitliğin değil adaletin temsilcisidirler. Çünkü Ali olmak feraseti kuşanmaktır, hikmeti kuşanmaktır. Ali olmak her türlü kaypaklığa rağmen vicdanını, imanını diri tutmaktır. Ali mi olacağız Muaviye mi? Elbette herkes kendine yakışanı, olmak istediğini, varmak istediği nihai yeri tercih edecektir.


YORUMLAR
Bünyamin Bey, sürekli uyarmaya uyanık tutmaya devam ettiğiniz için teşekkür ederim...günümüz asrı saadet döneminin netliklerinden uzak muaviye döneminin kargaşalıklarına benzer bir düzlemde seyretmektedir.ve yine günümüz sizin çokça ifade ettiğiniz gibi kavramların doğru tanımlanamamasından hatta belki hiç tanımlanmamış olmasının getirdiği belirsizlikler sürecini yaşamaktadır.dolayısıyla kuran mızrakların ucundadır toplum bunu sadece izlemektedir...sayılarımla
Rıza Hançer
anonim 15.07.2011 09:26:32
kuran lehte kullanılmıştır muaviye tarafından adil ve dürüst bir davranış değildi ama şimdiki daha tehlikeli kuran allah diyorlar şeytan ne öğütlerse çaktırmadan onu yapıyorlar uyarmak bişeyler yapmak bu çaba içinde olmak güzel ama faydası olmuyor malesef keşke olsa onlar zaten biliyo zaten yaşıyo zikir çekiyo zaten,şeyh ne derse yok demiyo bi sen iç seydam birde bana ver diyo boşuna uğraşma biz onlar kadar vakarlı olamayız ,farkında değiller ve ne kadar yont kütükten başka bi şey olmnaz gene kütüktür hasan daştan
hasandastan 19.07.2011 11:55:58
Allah razı olsun kardeşim...
EKRAM
anonim 24.07.2011 14:17:39

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 002797484

iletişim : editor@kimokur.com