Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




NİYETİMİZİN İYİ OLMASI EYLEMLERİMİZİ MEŞRU KILAR MI?
Bünyamin ZERAN


Düşünsel yozlaşma insanı sahip olduğu zirveden aşağı doğru çeker. Bir insanın düşünsel yozlaşmaya başlamasına birçok sebep vardır. Hoş görme mantığı veyahut “niyeti iyidir önemli olan kalbdir” diyen absürt bir bakış açısı bu yozlaşmanın nedenlerinden biridir. Yeryüzünde hiçbir düşünce olmasın ki en doğru kendisinin olduğu iddiasını üzerinde taşıyor olmasın. Beşeri ideolojiler içindeki her türlü “izm” bu mantığı kabullenir. Hele ki ilahi dinler doğruluk noktasında tüm “izm”lerin ötesinde tutar kendini. İslam’da bu doğruluk iddiasında olan dinlerin en başında gelir. Bu doğruluk iddiası yalnızca kendini dışa karşı savunma da olmayıp kendi iç disiplini içerisinde de tutarlı ve doğru olarak varsayar. Çünkü kaynağı ilahidir ve yöntemini de vahiyden alır. Kısacası dinin temel referans olarak kabul ettiği Allah’ın bizzat elçileri aracılığı ile vahyetmiş olduğu sözleridir. Bundan dolayıdır ki İslam temel konularda işi iyi niyetliliğe bırakmaz. Eğer bir eylem yanlışsa niyet ne olursa olsun o eyleme dur der ve yapanı hoş görmez. Çünkü bir sınırı siz iyi niyetlilik adına bir kez ihlal ettiniz mi artık hududullah diye bir şeyden söz etmek mümkün değildir. Bu söylediklerimize Kur’an’dan çok örnekler bulabiliriz. Ben iki örnekle somutlaştırayım: Birinci örnek Muhammed(as)’in köre surat asması. Nebi (as) Mekke’nin efendilerine din anlatırken Abdullah Ummu Mektum’un bana İslam’ı anlat demesini duymamazlıktan gelerek yüz çevirir. Çünkü Mekke’nin ileri gelenleri İslam’ı kabul ederse İslam daha çabuk güçlenecektir oysa kör bir adamın iman etmesi o kadar da elzem değildir. Ne kadar iyi niyetli ve hesapçı bir bakış değil mi? Ama Allah, Nebi(as)’yi uyarmakta, hem de çok şiddetli bir dille. Niçin? Yalnızca arınmak isteyene anlatacaksın. Çünkü doğru sonuca doğru yöntemlerle gidersin. Önemli olan yalnızca sonuç değildir, sonuç kadar yöntem de bir o kadar önemlidir. İkinci örnek: Nuh(as)’un oğlu için dua etmesi. Ne kadar da iyi niyetli değil mi? Oysa Nebi (as) yine ikaz alır. Çünkü niyet ne kadar iyi olsa da tavır vahye uygun değil. Öyleyse Kur’an bizi niyetlerimizin de vahye uygun olması konusunda uyarmakta ve eylemlerimizi önemsemektedir. Yani önemli olan yalnızca kalblerdeki niyet değildir. Bu niyetleri ortaya koyacak eylemler de niyet kadar hatta onun ispatı olması açısından ondan daha da önemlidir.



Geleneksel din anlayışında da aynı hastalık vardır. “Siz bakmayın benim namaz kılmadığıma benim kalbim temizdir” gibi çok sözler duyarız. Oysa namaz kılmamanın müşriklik olduğunun farkında değildir. Çünkü geleneksel din anlayışı bu düşünceyi sürekli besleyip büyüttüğü için iyi niyetin veyahut kalbin temiz olmasının kişiyi cennete götüreceğine dair inancı tamdır. İşte bu düşünce tevhidi bir İslam algısının önüne geçmektedir. Kalbin temiz olmasına duyulan inanç kişiyi Allah’a karşı daha duyarsız, ibadetlere karşı ise daha kör kılmaktadır. Öyle bir noktaya doğru toplum akmaktadır ki artık her türlü rezalet meşru hale gelmektedir. Zira önemli olan kişinin iyi niyetli olmasıdır. Mesela bir adam hırsızlık yapsa, haksız yere gasp yapsa aldıklarını da ihtiyaç sahiplerine dağıtsa bu eylemi meşru sayabilir miyiz? Geleneksel anlayış iş öyle bir noktaya getirir ki bu adamı bir şekilde aklar. Ama Allah buna hırsızlık der. Sonuç ne kadar güzel görünse de yöntem meşru olmadığı için eylemde sakıt olur.



Geçmiş dönem İslami mücadele içinde iyi niyet adına yapılan yanlışlardan biri de sonuca odaklanmak idi. Yeryüzünde din Allah’ın oluncaya kadar savaşmayı sonuç odaklı değerlendirmekti. Yani şeriat mutlaka gelmeliydi hem de ne pahasına olursa olun. Şer’i devlet kurulması için kullanılan yöntemlerin meşruluğu pek tartışılmazdı. Toplumun yanlış inanışlarını ıslah etmek çok önemli olmaz önemli olan toplumu arkanıza almanızdı. Arkanızdaki toplum ise birçok sapkınlıklarıyla peşinizden sürüklenmeye devam ederdi. Oysa Allah iyiliği emreden ve kötülükten nehyeden bir topluluğu öncellemekteydi. Toplum ve bu topluluğun idaresini ellerinde bulunduranlar taassuplarından vazgeçmezler ve Kur’an’a ters düşen birçok anlayışı maalesef üzerinde barındırırlardı. Bu konuya en iyi örnek kuşkusuz İran İslam İnkılabı’dır. Katı şia taassubu, kurumları koruma adına İslam’ın temel meselelerini göz ardı etmek gibi birçok konuda zaafiyet içermektedir. Bu anlayışın farklı versiyonlarını bu topraklarda birçok cemaat ve örgütlerde yapmıştır ve hala yapmaya da devam etmektedir. Öyleyse İslam’ı doğru anlamak ve yöntem ile sonucu birlikte İslami kılmak zorundayız. Yoksa bir takım ameller işleyip de yaptığı amelleri iyi/salih zanneden ama ahirette iflas edenlerden olmak da var işin içinde. Kuşkusuz aklıselim hiçbir mümin bu duruma düşmek istemeyecektir. Ameller niyetlere göredir ilkesi niyetlerin bağlı olduğu adresin İslam olduğunu ve amellerinde bu adrese aykırı olamayacağını anlatmaktadır. Yani yöntem ve sonuç çelişki içeremez anlamına gelmektedir.



Modern toplumlar içinde İslami düşünce ve yapıların savrulmalarının sebeplerinden biri yine hoş görme ve iyi niyetliliktir. Rahmetli Seyyid Kutup “bu din nasıl rabbani bir dinse metodu da rabbani olmalıdır” derken İhvan içindeki bir takım olumsuzlukları görerek yöntem ve metottaki sapmalara şahit olarak söylemişti. İslami mücadelede müminler içinde yaşadığı tağuti düzene karşı bir mesafe almak için kimi yöntemlere başvurabilirler. Bunu tamamen iyi niyet adına ve ictihaden yapabilirler. Ne var ki bu tutum zamanla sistem içi denilen araçları kullanmayı meşru kılmaya götürür ki herhangi bir partiyi desteklemek, hatta parti kurmak ve hatta tağutun hazırladığı bir anayasayı özgürlükleri geliştirmek adına desteklemek gibi daha birçok meşru olmayan yollara itebilir. Çünkü müminler böyle yaparsa kendilerine tasarlanmış dil ile konuşmaya başlarlar o vakit. Çünkü modernitenin dili hesapçı/pragmatisttir. İslam’ın dili ise pragmatist olmayıp tevhidi ilkelilik üzerine kurulmuştur. Kendine alan açacaksa kendi belirlediği yöntem ve eylemlerle yapar. Sırtını tağuta dayayarak yapmaz. Zira bilir ki bunu yaparsa bir örümceğin yaptığı ev gibi üfleyince dağılıp gider. Oysa pragmatist bir zihniyetle alan açmaya çalışmak muktedir olanları kimi yerlerde onaylamayı, takdir etmeyi ve hatta kimi yerde sevgi sözcükleriyle onları desteklemeyi beraberinde getirir. Oysa mümin tağutu ne sever ne de destekler. Çünkü bu ona haram kılınmıştır. Bizim kafirlerimiz önceki kafirlerden daha hayırlı değildir. Zira kafirlik eylemi tarih boyunca hep aynıdır ve aynı şekilde cehennemle karşılık görür.



Bizleri dönüştürmeye çalışanların namaz kılıyor oluşları, bizim kullandığımız cümleleri kuruyor olmaları yahut bizim hassasiyetlerimizi taşıyormuş gibi durmaları bizi bu zalimlere karşı merhametli mi kılmalıdır? Onlar bizden olduklarına dair dilleriyle yemin ededursun Allah ise onların ne bizden ne de benzemeye çalıştıkları topluluktan olduklarını arada kalmış münafık tipler olduğunu söylemektedir.(58/14, 15, 16) Biz mümin olarak herkese merhametle bakmak isteyebiliriz ama bizim isteğimiz doğru olmayabilir. Zira “onların içlerine tesir edecek söz söyle” diyen de Kur’an’dır; “onları nerde bulursanız öldürün” diyen de Kur’an’dır. Allah ve resulüne karşı gelenleri dost tutmamamızı emreden de Kur’an’dır. ’Bir insanın niyeti nedir bilemeyiz’ gibi sözlerin ardına sığınarak zalimi sevme veya takdir etme zafiyetine düşme hakkımız yoktur. Ziya Paşa’nın terkibinde olduğu gibi: “âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” Eylemler süreklilik arzediyorsa kişinin niyetini net olarak ortaya koyar. Buna rağmen “bu adam takiyye yapıyor” gibi bir psikolojik sığınmayla hareket ediyorsak bu eylemlerimizi meşru kılmaya yetmez. Eğer biz iyi niyet çerçevesinde eylemlerimizi meşrulaştırma sürecine girecek olursak önümüze o kadar çok alan açılır ki ve bir anda kendimizi yolun dışında buluruz.



Nitekim son savrulmalar hep bu iyi niyet ve pragmatist bir anlayış yüzünden olmuştur. İnsanların hayallerini yok edenler, insanların heyecanlarını törpüleyenler, yıllardır oy vermeyi küfür sayıp itikadi mesele olarak görenler bugün sandığı işaret etmektedirler. Ne değişti de böyle olundu dersiniz! Artık tribünlere oynama vakti, artık pragmatist bir dili kullanma vakti geldi sanırım. Oysa bu dil rahmanın yöntemine dönmezse ve onun muradıyla bütünleşmezse korkarım daha büyük savrulmalara ve sapmalara sebep olacaktır. Nebevi metotta sürekli tebliğ ve sabır vardır. Sayılar yoktur sayılar izafidir, mekanlar yoktur mekanlar izafidir. Yalnızca vahyin ilkeleri yani hududullah vardır. Herkes kendisine çizilen hududa sahip çıkacaktır. İslam kuru kalabalıklardansa dosdoğru iman etmiş bir İbrahim’le yoluna devam etmeyi tercih eder. Yeter ki İbrahim olma niyetinde olanlar tıpkı İbrahim gibi sorumluluklarını layıkıyla yerine getirsin. Allah, İbrahim’lere yeryüzünde yeni coğrafyalar armağan eder. Çünkü İbrahimler modernitenin kendileri için tasarlamış olduğu dille konuşmazlar. Batı zihniyetinin dayattığı pragmatist ve niceliksel dili benimsemezler. Enformatik cehalete teslim olmazlar. İbrahimler iyi bilir ki niyetler ne kadar iyi olursa olsun eylemler niyetlerin iyi oluşuna göre meşru olmazlar.



Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!” der.  (43/36, 37, 38)




YORUMLAR
"Ne yapmalı" sorusu bence önemli,şimdilerde bu soruyu soran insan iyi/ideal insandır.Dikkat ederseniz "ne yapabiliriz ki" sorusu, /içinde çaresizlik ve teslimiyet kokan/daha ağırlıklı gündem oluşturuyor."Ne yapmalı" sorusunu soran ve içtenlikle yaşadığı toplumdaki adaletsizliklerden /kokuşmuşluktan/ rahatsız olan birileri çıkacaktır.
Belki tek başına olacaklardır farklı coğrafyalarda ama dertleri/niyetleri ortak olunca Allah, bir gün onları aynı amaca ulaşmak adına bir araya getirecektir.
Bu dünyada olamasada ahirette olacağı muhakkak..
Erhan TOPRAK
anonim 25.10.2011 11:30:14
İbrahim olmak: (Rabbi ona: "Teslim ol" dediğinde (O:) "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti. (2, 131)
Rahmanın zikrini görmezlikten gelenler gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır.
Şüphesiz’ki Rahman kalplerimizin kazandıklarından(niyetlerimizden) dolayı sorumlu tutacaktır.(2/225)
Mustafa İNAN
tds 25.10.2011 19:40:56
beyefendi!
İnsanın niyeti iyiyse zamanla bu iyiylikleri amelinede yansıyabilir
lakin sizin gibi bakanlar adamı anında çöpe atar bu yaramaz adam dersiniz. ya, mecburmusunuz niyet okumaya. işin aslı yazınızın bir kısmına katılmakla beraber uslubunuzu itici buldum.bu şekil makalelerin girişini okuyunca sonunu tahmin etmek zor olmuyor.ne yapıp edip birilerini mahkum etmekle deşarzmı oluyorsunuz yapmayın Allah aşkına.....
Hakkı D. /ANKARA
anonim 26.10.2011 09:48:01
elinize sağlık verimli olmuş lakin eleştirilerede kulak asmak lazım.
cemil L.
anonim 29.10.2011 17:09:18
Çok şeyler yazıp çizilebilir....makalenizi dikkatle okudum insanların samimiyetini sorgulamişsınız e güzel kimse kutsal değildir taibiki sorgulanabilir.
savrulmalar ve pragmatizm.
kuzum Allah aşkına kimsenin pragmatizm umurunda felan değil kişiler günü yaşıyor kimsenin hesap yaptığı falan yok....
Suçlamalarınızın bir kısmına doğruluyorum haklı olabilirsiniz şunu diyecem;makalenizden hareketle hidayete eremez hiç kise bunu bilesiniz.
önerdiler bir bak dediler baktım.
selamlar
Lütfü Ankara
anonim 31.10.2011 22:01:45
Kalblerin en derinliklerini ve gizliliklerini bilen yalnız Rabbimiz dir. Elbette ki Müslümanların görevi niyet okumak değildir. Çünkü onlar olaylara hikmet ve basiretle bakarlar. Bizlerin insanı sözüne ve ameline göre değerlendirmemiz Kur’anın bize öğrettiği ahlaktır. Niyet ile amel arasındaki uyum ve amellerin doğru niyete dayanması İslamda temel bir unsurdur. Bir yorumcunun “beyefendi! ya, mecburmusunuz? Niyet okumaya.” Hitaplarını oldukça olumsuz buluyorum, Kardeşlik, sevgi ve uyarı duygularından uzak bir hitap olmuş. Bünyamin kardeş, sizlere aciz hane tavsiyem. Allah’a gereği gibi iman edip, teslim olan, o yüce davanın şahitliği ve evrensel mesajı üzerinde duran, Kur’anın doğru anlaşılması, kendimizi ve çağı nasıl okuyacağımız ve Allah’ın “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın…” emri gereği Müslümanların vahdeti üzere kafa yoran, çözümler sunan, şahitlikler olunacak yazılarınızı bekliyorum. (M:FURKAN)
anonim 03.11.2011 10:12:31
Sorun sorunumuz bilgi noksanlığı değil, sahih niyetlerle doğru ameller ortaya koyamama sorunudur. Hepimiz beklide sahabe kadar bilgiye sahibiz, konuşmak en kolay ve hoşa giden amel olmuş maalesef, hâlbuki Rabbimizin şöyle buyurduğunu hep unutuyoruz. “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük bir nefretle karşılanır.” (61/2–3) Rabbim bizleri razı olduğu, şirksiz iman edip salih ameller işleyenlerden, doğru niyetler ve doğru amellerle nimet verdiği kullarından eylesin. Zaman ve Şartlar ne olursa olsun Kur’an la düşünen, Kur’an la konuşan ve Kur’an la yaşayan ve O’nun şahidleri olmaya çalışanlara selam olsun. (M.FURKAN)
anonim 03.11.2011 10:13:00

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003528846

iletişim : editor@kimokur.com