Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




ÇAĞIN YENİ PUTÇLUĞU MARKALAŞMA
Bünyamin ZERAN

             Geleneksel muhafazakar toplumla modern toplumların hayata bakışı farklıdır. Geleneksel toplum yanlış veyahut eksik de olsa özünde Allah ile olan ilişkisini devam ettirir. Modern toplumlarda ise birey daha çok hazzın peşinde koşar. Allah ile ilişkisi yok denecek kadar azdır. Ama her iki toplumda benzeşen bir yan vardır ki o da putçu bir anlayıştır. Geleneksel toplumda insanlar Allah ile olan ilişkilerinde aracılardan medet umar. Çeşitli türbeleri, şeyhleri, ve geçmişte yaşamış din adamlarını veyahut peygamberleri kendilerine şefeatçi kılarlar. Cennet istenecekse onlar aracılığıyla, çocuk istenecekse onlar aracılığıyla, bir sınav geçilecekse onlar aracılığıyla, şöhretli bir işe girilecekse yine onlar aracılığıyla, onların yüzü suyu hürmetine Allah’tan istenir. Modern toplumlarda aracılara ihtiyaç duyar. Ne var ki bu aracıların muhafazakar toplumların seçtiği aracılardan farkı vardır. Çünkü bu aracılar muhafazakar toplumda olduğu gibi modern insanın Allah ile olan ilişkilerinden ziyade tamamen bu dünyaya dönük beklentilerini karşılamak için vardır. Modern toplumun şefeatçileri markalardan başka bir şey değildir.



 Markalar, sosyal alemin tasarım gücünü temsil eder. Ve bu sayede kalabalıklardan kendini ayırt eden hırslı insanların tutkusudur. İnsanlar, markalara ciddi fiyatlar öderken aslında ödedikleri fiyat kendilerini bir üst sınıfa taşıyacağına inandıkları değerin fiyatıdır. Böyle yaparak kendini, toplum içinde daha saygın ve daha güçlü hissedecektir. Çağın bu hastalığının yalnızca kapitalistlerde olmadığını bu hastalığa Müslüman iddiasında olanlarında tutulduğunu görmekteyiz. İslam, insanlar arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmak için mücadele verirken diğer yandan insanlar da bu mesafenin giderek daha da derinleşmesini normal karşılamaktadırlar. Her marka insanlar arasında ki mesafeyi artırır mı? Elbette bunu iddia etmek zordur. Burada bizim kastettiğimiz şey insanın kendini markayla bütünleştirmesi ve o olmadan kendini değersiz hissettiği bir marka anlayışıdır. Mesela yakın zamanda konu edindiğimiz bir reklam vardı “toyoto gibi adam” diye. Markanın insana sahip olduğu ve ancak markayla insanın tanımlandığı durumlar bize modern putçuluğu göstermektedir.


Filanca marka giyinirsen, hem daha çok sevgiliye sahip olacaksın hem de üne kavuşacaksın, filanca semtte oturursan belli bir sınıf içinde yaşayarak sosyal ortamın değişecek ve daha güvenli daha konforlu bir hayat süreceksin. Kapitalizm insanı çepeçevre sararak ona ihtiyacı olmayan şeyleri ihtiyacı varmış gibi pazarlayarak kuşatma altında tutmaktadır. Modern toplumlarda ihtiyaç hissedilen her on üründen dokuzuna bakalım gerçekte ihtiyacımız yoktur. Ama imaj hastalığı bizi o on şeyi de almaya ikna eder. Siyah beyaz televizyonunuz varsa renkli ekrana, renkli televizyonunuz varsa LCD’ye olmadı LED televizyona ihtiyacımız vardır. Cep telefonları, bilgisayarlar ve daha niceleri bu örneklemeler içinde anılabilir.


Müslüman bir insan daha konforlu ve daha güvenli bir şekilde yaşayamaz mı ya da zengin olamaz mı? Diye sorabiliriz. Bu soruyu cevaplarken hayatın neresinde durduğumuz önemlidir. Mümin elbette zengin olabilir ne var ki bu mülkün Allah’ın olduğunun bilincinde olarak. Bu mülkü daha konforlu ve daha rahat yaşamak yerine Allah için daha çok seferber etmek adına istemelidir. Çünkü mümin bireyin şahitlik gibi bir kulluğu vardır. Yani elinin altındaki mülkün tutsağı olmayan ve o mülkü Allah için kullanan, fakirin, dertlinin derdiyle dertlenen ve Allah adına yaşadığı hayata ekonomik gücüyle çözümlemeler katan biri olmak zorundadır. Oysa durum giderek daha hastalıklı ve sonuç bakımından kötü noktalara kaymaktadır. İktidarın değişmesiyle birlikte yeni bir zengin tabakası oluşmakta ve bu tabakayı da İslami kesim işgal etmektedir. Servet sahibi olan bu kesim giderek dünyevileşmekte ve dönüşmektedir. Kendilerine yeni yaşam alanları oluşturmaktadırlar.


Bir reklamda olduğu gibi sadece ev almamakta aynı zamanda yeni bir yaşam da almaktadırlar. Bu yeni yaşamda içinde yüzme havuzu, camisi, spor salonu, marketi, kafeteryası, okulu vs. olan siteler vardır. Artık toplumun bir katmanından tamamen kendini soyutlayan ve yalnızca kendi sınıfından insanlarla muhatap olduğu ve dar gelirli, paraya ihtiyacı olan insanlarla muhatap olmadığı ve muhatap olmadığı için de böyle bir dünyaya karşı giderek duyarsızlaştığı yeni bir yaşam kazanmaktadır. Para bu grup için iyi bir efendi olurken kendileri de paranın karşısında kötü bir köledirler. Çünkü kendini mümin olarak iddia edenlerde modernitenin tasarlanmış diliyle konuşmakta ve düşünmektedirler. İslamın kendi diline sahip çıkmak ise modernite bulaşmış biri için oldukça zor hatta imkansızdır. Çünkü vahyi hayatın merkezine koymaktan çok realiteyi hayatın merkezine koymaktadırlar. Zekatımı veririm ne istersem yaparım, nasıl istersem yaşarım mantığı tamda seküler bir anlayışın peydahladığı bir düşüncedir. Oysa vahiy ilke olarak her şeyi Allah’a hasretmiş ve tüm kazanımlarında yalnızca O’nun iktidarını zirveye taşımak için olabileceğini deklare etmiştir. Zira Allah bu dünyanın oyun ve eğlenceden ibaret olduğunu, mal ve evlat yarışı biriktirmekten ibaret olduğunu nihai varış yerinin O’nun yanı olduğunu yarışanların O’nun vaat ettiği cennet için yarışması gerektiğini bildirmiştir.


İslam, peygamberin vefatından hemen sonra fetihlerle geniş bir coğrafyaya dağılırken insanların servetle ve güçle tanışmasının akabinde nasıl ki bozulmalar yaygınlaştıysa aynı şekilde günümüz modern toplumlarında da servet ve güç mümin olma iddiasında olanları dönüştürmeye başlamıştır. Bundan kurtulabilmek için iman etmek ve imanın da ispatı olarak Kur’an’da anlatılan Salih ameli işlemek gerekmektedir. Çünkü Salih amelin temelinde Allah adına insanı ve toplumu dönüştürmek vardır. İşte modernite bundan aşırı derecede rahatsız olur. Zira o markalarıyla, imaj hastalığı oluşturarak toplumu tüketim kölesi yapmak ister. Varlığını insanın marka tutkunluğuna ve daha çok tüketmesine borçludur. İman iddiasında olanların bu ayrımı iyi fark etmesi gerekir. Çünkü şeytan tıpkı atamız Adem’i soyup cennetten çıkardığı gibi bizi de takva elbiselerimizden arındırarak cennetten çıkarma derdindedir. Bugünün yasak meyveleri pek çoktur ve bu yasak meyvelerden biri de marka tutkusudur. insan, kendini yalnızca vahiy ile tanımlayabilir. İnsan olmanın koşulu da, yöntemi de vahiyle çizilmiştir. Eğer ki bir markaya sahip olamadığım için kendimi tanımlamakta aciz hissediyorsam kendimi neye tapındığımı gözden geçirmem gerekmektedir.


Evet modern insan, kendini sosyal sınıf içinde bir üst tura taşıması için markaları kendine şefaatçi kılarak şirkin/putçuluğun bir başka şeklini ortaya koymaktadır. Nasıl ki mümin Allah ile olan ilişkilerinde her türlü aracıdan arınarak tek olan Allah’a kulluk yapıyorsa aynı şekilde modernitenin de tuzağına düşmeden marka ve imaj tutkunluğunu aracı kılarak da insanlar arasında sınıflar oluşturmayacaktır. Cahiliye döneminin Lat’ını, Menat’ını ve Uzza’sını lanetlerken kendisine yeni modern Lat, Menat ve Uzzalar oluşturmayacaktır. Süleyman’ın (as) duasında olduğu gibi malı yalnızca Allah’ı daha fazla sevmede ve O’na daha fazla kulluk etmede bir araç olarak görmelidir. Bizler modernitenin bize sunduğu tasarlanmış bir dille konuşmak zorunda olmadığımızın farkına varırsak vahyin bizim için tasarladığı dille konuşma şerefine nail olmuş oluruz. O vakit sorunlarımızı çözmek için ciddi bir adım atmış oluruz.  


Her kim şeref ve kuvvet isterse bilsin ki, bütün şeref ve kudret Allah’ındır. Hoş kelimeler (tevhid ve tesbihler) ancak O’na yükselir, kabul olunur. Salih ameli de hoş kelimeler (tevhid) yükseltir, makbul kılar. Kötülükler kuranlara gelince, onlara şiddetli bir azap vardır. Bunların yaptıkları tuzak mahvolur gider.” (35/10)


“Bizim katımızda sizi (bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. İşte onlar; onlar için yaptıklarına karşılık olmak üzere kat kat mükafaat vardır ve onlar yüksek köşklerinde güven içindedirler.” (34/37)


 


 

YORUMLAR
.....1.....
Selamun Aleykum Sn.B.Zeran;
Geçmişin ve günümüzün önemli bir hastalğını ele aldığınız için Teşekkürlerimizi sunarız.
Geçmişin de dedim.Çünkü herzaman diliminde, şaheser! yapıtlar ve mekanlar şahısların kendilerini müstağnileştirmelerine etkin olmuştur. Önce, kalıcı olma ve iz bırakma arzusuyla imar edilen yapılar ve şehirler(İrem şehri..), sonra bunlarla övünme ve aşırı bir sahiplenme ve ardından "ölüm burada bizi bulamaz" diyecek kadar ya da "bu bahçenin yok olacağını sanmıyorum" diyecek kadar ya da tarihten basit bir örnekle "tanrı bile bu gemiyi batıramaz" diyecek kadar, Hakk’tan hakikatten uzaklaşıverme...Rönesans dönemini hatırlayalım.Kilisenin katedral formundaki yapıtlarının büyüklüğüyle halk üzerinde nasıl bir baskı kurduğunu...İslam cephesinde aynı kaygı ve güç savunmasıyla mescid formunun nasıl devasa camiilere dönüştüğünü.....örnekleri artırmak mümkün.....

anonim 20.11.2011 23:47:00
.....2....
Yani kavimlerin azaba düçar olma sürecini ve sebeplerini iyi incelemek lazım derim.Semud kavmi ve kayalara yontulan evler...Bugün modernitenin sunduğu yaşamsal alanlarla zorunlu kıldığı yaşam biçimi...Hepsi üzerinde ayrı ayrı düşünmeli...
Selam herkese...
..fatma..
anonim 20.11.2011 23:47:23
Hayatı sıkışık yaşamak yeni zamanların modası olsa gerek...
Hep koşturmacalı.
Vakitlerde insana yetemiyor. Sanki çok önemli bir iş üzerinde muhteremler.
Hayırlar, sıkışık zamanlara ancak uygun geliyor şimdilerde...Namaz sıkıştırılır araya,okumalar yine öyle.Muhabbetler sıkıştırılır belli zamana,gözler saatlere kiltlenmiş, genişliğe çıkma telaşı her daim...
Takva’da sıkışmış "marka" arasına.Sonuçta,
Esir olmak yada ecir almak arasına sıkışmış insanoğlu debelenir durur.
Allah yardımcımız olsun.....
Eline sağlık kardeş
Erhan TOPRAK
anonim 23.11.2011 22:49:41
Elınize saglık gerçekten öğretici hatırlatıcı olmuş
anonim 26.11.2011 10:25:36
Bünyamin abi,ilk önce ellerine sağlık bu makale ile günümüzün birçok kesim tarafından gözlerden kaçırılan fakat küçük bir gözlemle gözümüze çok bariz bir şekilde çarpan bir konu insanlar biraz dikkat etse kendilerinin zincire vurulmamış ve hapsedilmemiş birer köle olduklarını göreceklerdir sen bizlerin görünmez zincirlerimizden kurtulmamız için için küçük bir patika açtın inşallah biz gençlerin doğru kişiler tarafından doğru bir biçimde yetiştirilmesiyle bu patika büyüyerek herkesin yürüdüğü bir otoyola dönüşecek.
(Furkan DAĞLAR)
anonim 26.11.2011 15:01:54
kardeş çok güzel bir konuya değinmissin teşekkür ederiz
anonim 27.11.2011 21:46:28
kardeş teşekkür ederiz önemli bir konuyu bizlere tekrar hatırlattın eline saglık.
(ankaradan mehmet)
anonim 27.11.2011 21:49:36
evet güzel bir konu sen genelde modernizme iyi laf sokarsın bu kez kısa kesmişin ,kısa ve güzel anlatmışın ama
amaaaaaa hepimiz düşmöemişmiyiz bu modernliğin medeniyet denilen şeyin tuzağına ,en dindar olan ve en iyi bilen insanlar bile çocuğuna aldığı oyuncakta ,evine aldığı tabakta,işine aldığı masada ,k..na aldığı donunda en son modaya uymuyormu ,modernizm atom bombası gibi düşltü bir kez dünyanın merkezine etkisi ahrete kadar sürcek sanırım ,uyandırma telaşın güzel eline sağlık hasan daştan
hasandastan 28.11.2011 22:08:52
Sayın Bünyamin Bey her zamanki gibi çok çok mühim bir konuya değinmişsiniz ellerinize sağlık
Birden fazla çıtayı bir arada kırmak oldukça zordur ama teker teker oldukça kolaydır milleti İslam alemini birbirinden uzaklaştırarak duyarsızlaştırarak yok etme yolunu seçen dıislam toplumu bu projesini çok güzel bir şekilde yerine getirmektedir. Dilerim ki ALLAH tan en ksa zamanda islam alemi bunu farkına varır da tedbirini alır. İST .R.GÜN
anonim 30.11.2011 18:35:40
Bünyamın Bey yazınız ve modern toplumu bu kadar güzel yorumladığınız için teşekkür ediyorum...Ben şunu söylemek istiyorum...bence mesele mülkü kullanmakta...müslümanlar bu noktada düğümleniyor...mülk mü bizi kullanıyor yoksa insan mı mülkü...ben mi aracı kullanıyorum yoksa araç mı beni...ben mi ona biniyorum yoksa o mu bana...eğer müslümanlar mülkü yönetebilseydi belki bu kadar varyasyonlu mallar,apartmanlar,ıvır zıvır cihazlar lüksü çağrıştıran şeyler olmiycaktı belki insan hayallerinin ufku daha farklı belki daha geniş olacaktı...ama Allah’a kulluktan alıkoyan şeyler olmiyacaktı ve paganist müslümanlar türemeyecekti...saygılarımla...mhmmdgzy@gmail.com
anonim 10.12.2011 16:53:09

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003531325

iletişim : editor@kimokur.com