Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Sayın kimokur.com okurları; mevcut yazarlarımız bir süredir yazı gönderemiyorlar. Alıntı yazı/makale bulmakta/seçmekte zorlandığımız için önemli gördüğünüz, "okunmalı" dediğiniz yazı ve makaleleri bizimle paylaşmanızı rica ediyoruz. Vereceğiniz destekten ötürü şimdiden teşekkür ederiz. EDİTÖR

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




DÜŞÜNCELER
Erhan TOPRAK

 

                                                  
“ALLAH’IM! SANA OLAN SEVGİMİ, BANA BAĞIŞLA. SEVDİKLERİNİN SEVGİSİNİ DE KALBİME KOY.  ÖYLE YAP Kİ, BEN SENİN LAYIK BİLDİĞİN, SEVDİĞİN İŞLERİN UYGULAYICISI OLAYIM. ÖYLE YAP Kİ, SENİN SEVGİNİ BENİM İÇİN, BANA, AİLEME VE SERVETİME OLAN SEVGİMDEN ÜSTÜN EYLE.” “ALLAH IM! SENDEN SEVGİNİ VE SENİ SEVENLERİN SEVGİSİNİ VE SENİN SEVGİNE BENİ ULAŞTIRACAK AMELİ İSTİYORUM. ALLAH’IM! SENİN SEVGİNİ NEFSİMDEN, AİLEMDEN, MALIMDAN SOĞUK SUDAN DAHA SEVGİLİ KIL.” Âmin ( Tirmizi, Da’avat 74-,3485 )
 
    
 
    İslam insanı, sorumluluklarını yerine getirdiğinde yaratılmışların en şereflisi olabildiği gibi aynı zamanda sorumsuzluğunda aşağıların aşağısı da olabileceğini de bildiriyor. İçinde yaşadığımız toplumsal yapı tek kelime ile ifade edilecek olsa “Ataları uyarılmamış, kendi geleneğini yaşamın gayesi edinmiş” insanlar olarak tarif edilebilir. “insanların elleriyle kazandıkları (günahlar) yüzünden karada ve deniz de fesat baş gösterdi. Belki dönerler diye onlara yaptıklarının bir kısmını tattırıyor.” ( 30 /41 ) Bu gün Dünyanın ve özelde de bizim bulunduğumuz ülkenin için bulunduğu hal budur. Yapılan tutarsızlıkların ahlak haline gelmesi insanların her türlü sapkınlığı meşru görmelerini de beraberinde getiriyor durum böyle olunca da “Ahlak” kavramı toplumun bütün katmanlarında değersizleşiyor, içi boşaltılıyor, unutuluyor. Zamanla bütün olumsuzluklar normalleşiyor toplum bireyleşiyor, birey kalabalıklar içinde ayakları üzerinde durmaya çalışıyor vahiyle buluşamayan fertler sorunlarını tarif edemiyor etse bile çözüm getirmekte aciz kalıyor. Ahlak ile gelenek arasında enteresan bir ilişki var, bizim toplumumuzun yaşamına bütün renklerini veren yegâne kaynağı geleneği, örfüdür. Osmanlının devamı olan bu toplum asırlardır sosyal hayatı tarif ederken de, Allah ı, peygamberi, kuranı hep geleneğin gözüyle okumuş. Aslında bu olgu bir tek bizim toplumumuzla alakalı da değil bu bir sünnet, yasa…
 Bu kısır döngü İnsan varlık âlemine çıkmasıyla birlikte başladı ve halada devam ediyor. Kendini Rahmanın gözüyle göremeyen insan her şeye kör kesiliyor. Kendisine “ Müslüman” diyen bu toplumun hiç değilse bu sözü söyledikten sonra etrafına bakarak rahatsız olması gerekirdi. Bulunduğu şartlardan rahatsız olmayan, kaygı duymayan kendi özeli içinde boğulmuş dünya da olup bitenlerle ilgilenmeyen insanlar Kur’anın beyanıyla “…giydirilmiş odun kütükleri…” durumundadır. Rahatsız olan insan olumsuz gördüğü şeyi değiştirmek için bir arayış içerisine girer, işte bu dert ve sıkıntı içerisinde, bütün çözümlerin sahibi olan Allaha ancak o zaman ulaşır. Bu günde insanlar kendilerince olumsuz gördükleri bir şeyleri değiştirmeye soyunmuş ve son seçim süreciyle birlikte çözümü nerede ve nasıl aradıklarını açıkça göstermişlerdi. Biz odun değiliz demişler, bizim üzerimizde tasarruf sahibi değilsiniz biz kendi yaşam ölçülerimizin nasıllığına kendimiz karar veririz demiş ve taraf olmuşlar.
 
Yukarıda ifade etmiştik. Bu toplum atalarından kendilerine miras olarak bırakılanın taşıyıcısı ve onun kutsayıcısıdır. Geleneğini her şeyine yansıtır. Vahy’in toplumun hayatında belirleyiciliğinin olmadığı, örf’ün öne çıktığı bu gerçekliğe değer veren geleneğiyle barışık olanla ya da ona açık hasımlığı olmayanlarla iyi geçinir onlara güvenir bu toplum insanı. Kendini de teslim eder, geleceğini de…
 Bugün bu toplumu temsil etmek demek onun geleneğine ne kadar yakın ya da uzak durduğunuzla izah edilebilir öyle ki yıllarca Komünizmi bu ülkeye ihraç etmeye çalışanlar bu toplumsal gerçeği göz önüne almadıkları için tarih oldular. Yine İran İslam devrimiyle birlikte rejimi özelde ise şia ağırlıklı siyasal İslam’ın ihracının önündeki en büyük direnç kendi geleneksel meseplerine olan sıkı bağlılıklarıdır. Yine Ecevit’in temsil ettiği sol diye bilinen kesimin yıllarca bu toplum içerisinde kabul görmesi geleneğine karşı bu kesimi açık bir düşman şeklinde algılayamamasıdır. Ta ki Merve Kavakçı hadisesi yaşanana kadar. Ona açık tavır koyanlara zamanla toplumsal teveccüh azaldı ve yok olma noktasına geldi.
 
Şimdilerde ise kadim geleneğin temsilcisi olduğundan şüphe etmediğimiz AKP yaklaşık beş yıllık bir süreci tamamladı ve ikinci beş yıllık vizeyi son seçimle birlikte seçmenden aldı. Seçim süreci ve yaşananlara derinliğine girmeye gerek yok ama bir tespit yapacak olursak yaklaşık yüz yıldır kendi geleneğini devletin tüm kurumlarında oluşturmaya çalışan (ki buna “devlet geleneği” de diyorlar ) bir kesimle devletin kendi geleneğini dayatmasın rağmen, kendi geleneğini yaşayan ve sonuç itibariyle de bu geleneğini devlet ricali içerisinde hâkim kılan kesim artık muktedir olma mücadelesi veriyor. Devlette gelenek el değiştiriyor şimdiye kadar var olanı ise tasfiye oluyor.
 Bu andan itibaren bir tercih sorunu açığa çıkıyor ya mevcudun yanındasınız ya karşısında işte böyle bir tercihle temsilciliğine soyunana ve bunu İçinde yaşadığımız toplumda insanların kendilerine sunulan çözüm yollarını! Tercih etmeleri arayışlarının sonunda bir şekilde karşılarına çıkarılmış dini, siyasi, kültürel oyalanma alanlarıdır. İnsanlar buralarda aradıklarını buldukları vehmine kapılarak mutlu olurlar aslında bu insanları kınamamak gerekir kendileriyle muhatap olunduğunda görülecektir ki sahip çıktıkları düşünce sistemleri “Allah’tan başka dost ve yardımcı edinip onlara bağlananlar, kendilerine bir ev edinen örümceğe benzerler. Evlerin en çürük ve zayıfı örümcek evidir, keşke bunu bilselerdi.” ( 29/41 ) ayetindeki gibidir.Yolu bulup izi kaybetmek böyle olsa gerek.
      Hayata ilahi çözümler getirmekten aciz, kendilerine tabi olanlar ise bir o kadar cahil… Yanılgı içinde olduklarını, Allahın dininin inandıkları gibi olmadığını duyuranları ise mahkûm ederler, sapıklıkla suçlarlar. Dinin sahipliğinin yapılamadığı, iman edenlerin seslerini kıstığı - kısıldığı toplumlar da bu tip tercihlerde bulunulması normaldir. Dinin gerçek şahitlerinin bulunması bireylerin sağlıklı tercih yapmalarını da beraberinde getirecektir.
Toplum dediğimizde karşımıza çıkan tablo bu… Toplumdaki her birey bu kokuşmuşluğun, çürümüşlüğün içinden geliyor. Yüz yıllık dinsizleştirme çabaları öyle bir noktaya gelmiş ki geleneğe dair ne varsa onlara bile düşman kesilmiş hükümran yöneticiler kitlelerin her olayı kendileri gibi görebilmesi için elinden geleni yapmışlar maalesef bunda başarılı da olmuşlar. Mevcut ideoloji tarafından dinin sınırlarının çizildiği Allah la toplum arasına birbirlerine gerçek anlamda ulaşamamaları için duvarların örüldüğü, inançların şirke bulandığı ve bu bulanıklığında egemenlere rahatsızlık vermediği bir geçmişimiz var. Bu duvarların örülmesi yıllar öncesine dayandığı için yıkılabilmesi de yıllar alacaktır. Fakat süreç insanların yaşadıkları hayatı sorgulayıp rahatsızlık duyup bir şeyler ortaya koyma sevdasına düşeceğine tam tersi oldu. Etrafına karşı sorumsuz ve egemen ideolojiler açısından da sorunsuz insanlar oluştu zamanla. Hangi bahane ve endişeler adına olursa olsun suskun kalmak, ya da kıyıda durmak, zulmün ve insanlık dışı eylemlerin gerçekleşmesi için zalim ve müstekbir güçlere daha fazla imkân ve kendilerine güven duymalarına sebep olacaktı nitekimde öyle oldu. Kötülüğün isyanın, fısk’ın her türlü ifsadın oluşabileceği ortam oluştu. “ Rabbin adıyla” anı gözlemleyen insan ancak bu kirlilikten rahatsız olacaktır ve bu rahatsızlığı onu arayışa yöneltecektir. Etrafımızdaki insanlar işte böyledir hiçbir şey onları harekete geçirmez. Allahın hakkı gasp edilir seyrederler, kendi hakları gasp edilir sessiz kalırlar. Duyarlı oldukları tek şey dünyevi çıkarlarıdır eğer bir işte menfaatlerinin olduğunu hissetsinler bütün samimiyetsizliği ile sahiplenirler.
       Bunlardan neşet eden insanlarda atalarının bıraktıklarının takipçiliğini yaparlar içtenlikle olmasa da İslami konularda aileden ve çevreden aldıkları ahlak onların hayatlarını bir şekilde yönlendirir. Allah ı sadece yaratıcı olarak bilirler, kendileri Müslüman olarak ta ifade ederler inançları sağlam temellere oturmayıp büyük çoğunluğu kulaktan dolma bilgiler ve menkıbelerden oluştuğu için kandırılmaya da müsaitlerdir. Mevlana’nın deyişiyle “Her yelden oynayıp duran samandır. Dağ, yele hiç ehemmiyet verir mi?” Dağ gibi durabilmek tevhit akidesini iyice yerleştirilmesi ile mümkün olacaktır.
       İslam ancak zihinsel, yapısal ve metodik sorunlarını çözmüş bireylerin oluşturacağı bir toplulukla yücelecektir.
       Her şeyin en doğrusunu bilen sadece Allah’tır.
 
 
11.11.2006

 


YORUMLAR
’’İslam ancak zihinsel, yapısal ve metodik sorunlarını çözmüş bireylerin oluşturacağı bir toplulukla yücelecektir.’’
Tek sorun bu diye düşünüyorum...
Mustafa İNAN
tds 24.05.2012 13:41:51
Baştaki dua muhteşem abi paylaştığın için Allah razı olsun
ibrahim
anonim 24.05.2012 23:25:21
güzel düşünceler iyi okumalar biraz geç yayınlanmış ama...
anonim 28.05.2012 20:02:36

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Dan Diner - Mühürlenmiş Zaman



Ziyaret Edilme Sayısı : 002662313

iletişim : editor@kimokur.com