Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




TAHLİL
Erhan TOPRAK

Erhan TOPRAK.                                                                                         

12.05.2010

 
Dünya her daim değişimi yaşamakta Allahın yasası gereği tabii değişim olan yerkürenin hareketleri birbirini izleyerek hayat akarken ve bunlara da insanlar şahit olurken bu süreçte cereyan eden sosyal ve siyasal değişimler “herkes” tarafından kolaylıkla anlaşılamayacak sırlar ve gizemler içerir. Her değişim arifesinde olduğu gibi ülkemiz, liberalizmin kuşatmasında eskiyi, eski olan her şeyi değiştirip ahlakın, geleneğin, dinin dahi hepten yok sayılmasını meşru görür hale getirilmiştir. İçinde bulunduğumuz bu son süreçte toplum büyük sıkıntılara,  iç çatışmalara ve algılara hazır hale getirilmeye çalışılıyor.
Şu anı daha iyi okuyabilmek için ülkenin yaklaşık yüz yıllık tarihini irdelemek bu günü anlamamıza yardımcı olacaktır. Üç aşamalı bir araştırma yapmak geçmişi masaya yatırmak gerek. Nereden nereye, niçin, nasıl ve ne şekilde gelinmiştir. Mesela ülkenin İmparatorluktan cumhuriyete doğru evrildiği dönemin etkin kadroları özellikle 1.meclisi oluşturanların tamamına yakını İslamcı çizgide olan o günün aydın kesim insanlarıyken nasıl oldu da küçük bir Kemalist- ittihatçı kesimin ayak oyunlarına engel olamayıp tasfiye edildiler. Ülkenin kaderinin yazılmaya başlandığı o dönemlerin bu güne uzanan süreçlerinin iyi tahlil edilerek olanca çıplaklığıyla yansıtılması önemlidir.  
Bu günü anlamak için o günlerin anlaşılması gerekir dedik yaklaşık yüzyıllık oyun zaman zaman farklı senaryolarla oynandı her on yılda bir birbirine benzer yöntemlerle ama hep aynı zihniyetlerin yazdıkları senaryolarla… Amaçda hedefte belli. Millet uyandırılmayacak, bir düzen inşa edilmiş her ne pahasına olursa olsun korunacak. Bu millet birbirine kırdırılırken cumhuriyetin seçkinleri gününü gün edecek bazen sıkıntı hâsıl olduğunda silahlı güçler çağrılacak millete çeki düzen verilecek sonra… Bunlar tekrar tekrar edilecek ki öylede oldu.
Yakın dönemde özellikle oniki eylül seksen sonrası ve son olarak AKP iktidarının ülke kaderinde etkin rol aldığı yaklaşık bu son on yıllık dönem…
Cumhuriyet projesi Türkiyeli Müslümanlar tarafından bugün yeni baştan okunmak zorunda aksi halde seksen sonrası ortaya çıkarılan kimine göre radikal, kimine göre marjinal veya geleneksel yapıların yok olduğu gibi aynı ortak kaderi paylaşırlar.
             
BU GÜN YAPILMAK İSTENEN          
Küreselleşme adı verilen bu yeni dönemde halkı Müslüman olan ulus devletler düzene sokulacak. Türkiye de ise bu süreçte ulus devletin seçkinleri tasfiye edilerek ülke yönetimleri, başta küresel sermaye olmak üzere uluslar arası hukuki bağlayıcılığı olan mekanizmalar eşliğinde siyaseti yönlendirecek ilişki ağları tarafından kontrol edilmeye hazır hale getiriliyor. Türkiye de Ergenekon adı verilen tasfiye süreci işte bu yeni düzene adapte olamayan eski yönetimden kurtulmaya yönelik uluslar arası operasyonun bir ayağıdır. Bu proje gerçekleştiğinde ulus devlet işlevselliğini siyasal, ekonomik ve sosyal anlamda uluslararası mekanizmalara bırakmış olacaktır.
Şimdilerde ülkemiz tamamen ABD eksenli model çerçevesinde şekillenmektedir. Özal’la başlayan yeni siyasetçiler, bürokratlar ve zenginler türeterek ulus devletin seçkinlerine alternatif oluşturma dönemi AKP iktidarıyla en üst seviyesine ulaşmış dünya ölçekli yeni dolar milyarderleriyle bu ara kapatılmış oldu.
       
Olayın birde siyasi ayağı vardır Türkiye’de ve İslam ülkelerinde laik, despot, baskıcı yönetimlerin bu yeni süreçte tasfiye edilmesi gereklidir. Bunun sebebi ise tür dayatma uygulanan ülkelerdeki İslami yapıların radikal düşüncelere yatkın hale gelmesini önlemek olmasıdır. Bu gün dünyanın birçok bölgesinde Müslümanlar baskı altındadır bu baskı süreci Müslümanları zulmedenlere karşı daha diri tutmaktadır. ülkemizde de birkaç yıldan beridir toplumun üzerindeki laik baskı kalmış durumda bunun sonucunda insanlar geleneksel Sünni anlayışlarını sindire sindire yaşamaktalar. Topluma baskı kalktığında rehavet ve uyuşukluk hâsıl olması kâfirlerin stratejilerinde ne kadar haklı! olduklarını da gösteriyor.
ABD eksenli küresel model ölçeğinde amaç, başta Türkiye olmak üzere – ki ülkemiz İslam coğrafyasına modeldir- İslam coğrafyasında “modern Müslüman toplumlar” oluşturarak sosyal ve ekonomik açıdan pazara adapte etmek ve ulus devlet modelinde belli zümrelerin kontrolünde olan tüketim tabanını genişleterek daha çok tüketenin oluşmasına zemin hazırlamaktır.
Bu arada din, toplumsal yapıdan çıkartılacak, hayatın dışında tutulacak, insan vicdanı ve Allah ile kişinin kendi arasında özel bir alana hapsedilmiş duruma getirilecek.
Ülkemiz son on yıldır yürürlükte olan proje gereği az üreten, çok tüketen az mal satıp çok mal ihraç eden kazancını, emeğini küresel sermayeye aktaran, kapalı toplum olmaktan çıkarılarak açık topluma çevirmiş iyi bir Pazar! olma yolundadır. 1940 yılından günümüze kadar devlet eliyle oluşturulmuş üst tabaka zenginler ile ona gıpta ile bakarak büyüyen kendilerine devletin takdir ettiği kadarına razı olmuş gelir dağılımında yüzdelik dilimin en azına mahkûm bir alt sınıf vardı. Artık ikisinin ortasında ki boşluğu dolduracak “Müslüman orta sınıf” oluşturulacak. Bu orta sınıf yeni kurulan sistemde her daim sistemin varlığının da teminatı olacaktır.
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte oluşturulan sisteme bağlı zenginler sınıfı yaklaşık 90 yıldır meydanlarda bağlılıklarını göstermişler standartlarının bozulmaması için ülkenin zenginliklerine ortak istemediklerini her fırsatta dillendirmişlerdir. Şimdi sıra bu kesimde yani kendini muhafazakâr olarak tarif eden, İslamcı görüntüsünün dışında cumhuriyetçi seçkinlerden pek farkı olmayan yeni Müslüman! Orta sınıfta… Birazda onlar biriktirsinler, biriktirdikçe palazlansınlar, palazlandıkça kendilerine bu fırsatı tanıyanlara bağlılıklarını her daim sürdürsünler. Şu anki durum bu…
Alt sınıf; onlar her durumda alttalar zaten. Onlara verilen görev her iki seçkin guruba hizmet etmek ve bu kutlu! düzeni korumak için yeri geldiğinde ölmek.
        
İSLAM ÜLKELERİNDE DURUM NE
Aslında İslam ülkelerinin birçoğu yukarıda işaret ettiğimiz gelir dağılımı adaletsizliğini kader gibi yaşıyor ve yine bu ülkelerin yönetimlerinin tamamına yakını AB ve ABD ile ilişkileri iyi olan seçkin diktatörlerden oluşuyor. Onlarda tıpkı ülkemiz gibi gelir dağılımı adaletsizliği yüzünden batı için iyi bir pazar değil tüketim topluma yayılmamış ve yine bizdeki gibi tüketim belli azınlık grubunun kontrolündedir.  
İşte “model ülke Türkiye” dünyanın pilot bölgesi seçilerek tüketimin mümkün olduğunca tabana yayıldığı, gelir dağılımının bir orta sınıf oluşturularak dengelenmeye çalışıldığı “tükettikçe tükendiği” deneme tahtasıdır.
Bu “Müslüman” modern, tüketici sınıf bizde oluşturulup sonuçlar gözlemlenecek. İslam ülkelerinde de! İleriki süreçlerde uygulanacak.
Adları İslam ülkesi ama ne yönetimi nede toplumun genelinin İslam üzere olmadığı toplumlara İslam ülkesi denir. İşin ilginç yanı O ülkelerin yönetimleri dahi -Bizim ülkemizdeki gibi- kendilerini Islama nispet etmez bazı ülke yöneticilerinin yaşam biçimlerinin İslam’la alakası dahi yoktur. İslam tabiri sadece uluslar arası arenada bir “tarif” ten ibarettir. yine bir not; halkı Hıristiyan olan ülkeler için böyle bir tarifte kullanılmaz. Bizim ülkemizin de İslam ülkeleri arasında olduğu iddia edilir ama ülkenin hâkimleri olan askerler irtica –İslam’la - ile bin yıl savaşacaklarına yemin etmiş laiklerdir. Fakat bu tariften rahatsız da olmazlar. İlginç değil mi?
Yine bu ülkelerin bazıları krallıkla, bazıları sözde demokrasiyle, bazıları sosyalist sistemle, bazıları Baasçılık gibi kavmiyetçi kimliğe sahip sosyalist sistemle, bazıları cumhuriyetle, bazıları İslam cumhuriyeti olarak nitelendirilen yönetim biçimiyle, bazıları da daha farklı sistemlerle yönetilmektedirler. İran’ı dışarıda tutarsak yönetimlerin laik ve seküler baskısı toplumların yönetenlerine karşı isyan etmelerine, radikalleşmelerine sebep oluyor.
İslam ülkelerinde rüşvet ve yolsuzluk bizdeki gibi en üst seviyededir bu durum devlet adına iş gören insanların az maaşa çalışmaları sebebiyle bu alanları ayrı bir geçimlik gibi normal görmelerindendir. Bu ülkelerde yerine göre gayri safi milli hâsıla yüksek olsa da gelir dağılımı adil olmadığından halkın önemli bir çoğunluğu fakirlikle pençeleşmektedir.
Çağdaş sömürgeci güçler ise fakir ülkelerin halklarını kendi çıkarlarının hizmetkârları haline getirerek, siyasi faaliyetlerden uzak kalmalarını amaçlar. Çağdaş sömürgeciliğin hizmetindeki halkların en önemli meşgalesinin geçim derdi olması söz konusu uygulamaların birinci hedefidir. Sloganı şudur;”beni bırak kendinle uğraş.”
Bir tarafta açlıkla boğuşan kendisi ve sevdikleri için gelecek kaygısını taşıyanlar diğer tarafta ise israfa dayalı tüketimleriyle siyasi, ekonomik ve fiziki anlamda obezleşenler…   Bu arada Yunan halkı ekonomik standardından taviz vermemek adına sokaklara düşmüş eylem yaparlarken bizim ülkemizde insanlar tüketim çılgınlığı içindeki kesime tepki vermek bitarafa, soyguncuların magazin programlarında servetlerini nerelerde harcadıklarını seyrederek gündem oluşturlar. “Zenginin parası züğürdün çenesi” misali   
 
KUTSAL KAVRAM DEMOKRASİ-ÖZGÜRLÜK
Bu arada demokrasi ve insan hakları, öyle kutsal kavramlarmış gibi topluma enjekte edilecek ki insanlar olabildiğince özgürlük fikrine inansın kutsallarını – inanç, gelenek- dahi zamanla terk etmesine razı olabileceği bir genişlik alanı oluşsun.”Her ne yaparsanız yapın sizler özgür bireylersiniz kınanmazsınız, incitilmezsiniz”… Bu düşünce insanlarda var olan sınırlarını zorlamayı da beraberinde getiriyor. “siz bizim başörtümüze dokunmayın bizde sizin nasıl yaşadığınızı sorgulamayalım” anlayış bu. Müslüman olduğunu iddia eden bir toplumda yaşayıp, sinmişlik psikolojisi içerisinde edilgen bir tavır ortaya koymak ancak günümüz siyasetinin savunmacı çaresizliğini yansıtır.
İçinde yaşadığımız son süreçlerde yaşanan ahlaki yozluk işte bu özgür düşünce ve özgür birey fikrine dayanan sınırsız ve sorumsuz ruh halinin ortaya koyduğu sosyal problemlerdir. İnsanlar inançlarında özgürdür tezi zamanla bu toplumu ayakta tutan mezhep, cemaat, aşiret, gelenek gibi bağlardan da koparacak ve birey özgürleştikçe! Yalnızlaşmaya mahkûm olacak.
Kuranın evrensel mesajları, özgürlük kavramıyla birlikte bağlayıcılığını kaybediyor. İnsanlar istedikleri gibi düşünebilir, istedikleri gibi giyinir, harcar, yiyip içebilir ve yaşayabilir düşüncesi hâkim kılınmaya çalışılıyor. Zinanın adı kaçamak, rüşvetin adı hediye olunca günah kavramı hayattan sökülüp çıkartılıyor. Sonuç olarak topluma yansımayan her türlü günahınız masumdur, meşrudur.
Ülkemizin en büyük muhalefet partisinin başı olan adam (Baykal) kendi kızı yaşındaki vekille uygunsuz halde yakalanıyor çirkinlik topluma mal olunca acı tablo ortaya çıkıyor. Bu son olaylarla ülkenin gündemine siyasi ve toplumsal anlamda yön verenlerin laik düşünceyi benimsediklerini ispat ettiler bu olaya yaklaşımdaki iki yüzlülük, münafıklık, edepsizlik pes dedirtiyor. “Özel hayatın gizliliği ihlal edildi” denilerek olayın üstü kapatılıyor. Zina eden insanlar mağdurmuş gibi yansıtılıyor her ikiside evli olan insanların aile kurumlarını yok sayarcasına işledikleri çirkinlik örtbas ediliyor en acısı zina eden şahsa Pensilvanyadan taziye mesajları geliyor geçmiş olsun deniliyor ama kimse “Allah bu işe ne der” demiyor. . Allah kuranda zina eden insanlara nasıl yaklaşılmasını gerektiğini beyan eder.
Hoş görü anlayışı temelinde kendisini ifade eden bu düşünce yaşanan bu son olayda günaha da hoşgörülü olabiliyor.
       
 
 
NEDEN MODEL ÜLKE, TÜRKİYE
Sonucu buralara vardırılmak istenen bu toplum projesi için en az yirmi yıl önce düğmeye basılmıştır. Küresel çapta faaliyetlerde bulunan yüzlerce vakıf, üniversite, dernek, think-tank organizasyonları ortak hedef doğrultusunda projeler üretmekteler bu gün bu sürecin yaklaşık ortalarındayız. Türkiye model ülke olarak birçok alanda uygulanacak projelerin merkez üssüdür. Öncelikle bu ülkenin tarihi derinliği vardır Osmanlının mirası üzerine oturmuş - her ne kadar o izleri cumhuriyetle silmek istemişlerse de- halifelik kurumuyla İslam’ı uzun yıllar devlet bazında temsil etmiş dünyanın birçok yerinde de hala geçmişten gelen itibarı vardır. Şimdiye kadar laik ülke yöneticilerinin bu durum umurlarında değildi ama birileri bu “farkı” fark etti.
Bu toplumun Sünni inancında öz olarak başkaldırıcı ve sorgulayıcı bir duruşu olamamıştır. Osmanlıdan beridir vatandaş, devlet otoritesi karşısında “kul” pozisyonundadır cumhuriyet döneminde de millet aynı kutsallığı halifeden alıp yeni devlet ricaline tevdi etti ve bu durum devlet ergininde işine geldi. İlginçtir bu toplumda en güçlü muhalefeti sol düşünceye mensup örgütler yaparlar onlarda ithal fikirlerle beslendiklerindendir. Türk Sünni anlayışı özetle; tamamen devlete teslimiyetçi, sorgulamayan, tepkisi olsa bile sınırlı, değiştirmeyi değil ıslah etmeyi önceleyen, devrimci yönü olmayan, silik, sönük, mistik bir durumdadır. Bu halin oluşmasında geleneği şekillendiren akaid anlayışının etkisi büyüktür.
Türk Sünni düşüncesinin dünyaya açılması için öne çıkartılacak biri gerekti O kişi ise geleneğe bağlı, fazla olmak kaydıyla milliyetçiliği benimseyen ve ümmetçiliği olan ama aşırıya kaçmayan birisi…
İlk önce siyasi bir figürün oluşması için zemin oluşturuldu. R.T.Erdoğan siyasetçi örnek model olarak yavaş yavaş öne çıkartıldı Müslüman ülkelerin yumuşak karnı Filistin’dir. Siyonist Yahudiler bu durumun farkında olduğu için dünya Müslümanlarının dikkatlerinin farklı yerlere toplanmasını engellemek için Filistin olayını tamamen kendi kontrolünde götürmekte Müslüman! Dünya kimi zaman tansiyonu yükselen bu coğrafyayla birlikte yatıp kalkmakta başka bir proje üretememektedir.
Filistin üzerinden yapılacak İsrail karşıtlığı mutlak pirim yapacaktır. Erdoğan’ın son zamanlardaki İsrail düşmanlığı! Uygulanmaya çalışılan bu proje gereğidir. Müslüman dünyanın sevgi ve sempatisi kazanılacaktı bunu da fazlasıyla becerdiler. Bu siyasi modeli toplumlar kendi ülkelerindeki siyasetçilerden de bekleyecekler beklentilerine cevap veremeyenleri iktidardan indirecekler önümüzdeki birkaç yıl Ortadoğu ve körfez ülkelerinde bu tür çalkantıları görebiliriz.
 
SİYASİ PROJENİN SONRAKİ AYAĞI DİNİ MODEL     
Ülkemizde toplumun genelinin kabul edeceği dini model yıllardır oluşmadı ve bu boşluk hep vardı. 90 lı yıllarda Erbakan’la  MGV üzerinden yapılan faaliyetler saman alevi  misali toplumu kuşatamadan misyonu tamamladı.. Zaten Erbakan ümmetçi değil yerelci, milliyetçiydi “milli” kavramını kendilerini ifade eden her şeyde kullanmışlar “milli nizam, milli gazete, milli selamet, milli görüş vs.” Bu yüzden model yeni olmalıydı bunun süreci 80’li yılların ortalarından itibaren Gülen cemaati üzerinden ülke içinde değil dışında şekillendirilmeye başlandı. Yerlerini dünya haritasında bulmakta zorlanılan ülkelerde bu sürecin temelleri atıldı O ülkenin seçkinlerinin çocukları yıllar sonra uygulanacak projelerin uygulayıcıları olması için yetiştiriliyordu.
Bu ülke içerisinde laik baskı yüzünden nefes alamayan cemaat yurt dışında büyüyor ülkeye yatırım yapacağı günü bekliyordu ve süreç AKP iktidarıyla farklı bir şekle büründü Gülen cemaati artık yurda dönüş yaptı her ne kadar cemaatin lideri gelemese de fikirleri çoktan buradaydı. Bu cemaatin şu anki tek ve en büyük hedefi uzun yıllardır ülkeye hâkim olan laik, Kemalist, Ergenekoncu yönetimin tasfiyesine öncülük etmektir. Sonra devlet organlarında oluşan boşluklara eklemlenmek gücü ele geçirdiğinde ise daha küçük yapılarla uğraşmak.
Milletin güvenin kazanmış uluslar arası arenada rüştünü ispat etmiş bu yapı şu an ülke siyasetinde belirleyici bir güç durumunda. Bu yapının en belirgin özelliklerinden biri milliyetçi yönünün ümmetçi tarafından daha ağır basması. Bu yüzdende dünya Müslümanlarının çektiği ızdıraplara karşı mesafeli durmuş net tavrı olamamıştır. Bir milyon Iraklının katliamına, Filistinlilerin Siyonist işgaline verilen tepki her zaman kontrollü olmuştur. Hoşgörü ve dinlerin buluşması adı altında yapılan organizasyonlarla yeni Türk Sünni İslam’ın yerel temsilcisi sıfatıyla uluslar arası arenada boy gösteriyorlar. Ülkemizde devlet destekli toplumsal güvene mazhar oldular sırada Müslüman dünya var. Bunun için siyasi projenin tamamlanması gerekiyor.
Bir kere ülkemiz Ortadoğu’daki İslam ülkelerinin hiç birine benzemez monarşik bir yönetim tarzı yoktur ülkeye seçkinler hâkim olsada görecede olsa Demokratik yapı belli oranda yerleşmiş her ne kadar asker vesayeti tek hakim güçse de milletin iradesi yıllardır şöyle yada böyle belirleyici olmuştur. Askerin milletin seçtiğini beğenmeyip sürece müdahale etmesi ise ülkemiz açısından normal bir durumdur çükü; cumhuriyet projesi uygulamaya koyulduğu günden beri toplumsal mutabakat sözleşmesi olamamış ve toplumun üzerinde hep aksesuar gibi durmuş millet içtenlikle benimseyemediğinden cumhuriyete sahiplenmemiştir.
Bunun içinde rejim, laik düşünceyi zorlada olsa benimsetmeye çalışmış her durumda bu kavramın kutsallığını vurgulayarak toplumunda bu şekilde kavraması sağlanmaya çalışılmış. Özellikle İslami hassasiyeti olduğuna inandırılan siyasetçilerin bu kavramı içselleştirerek sahip çıkmaları milletin kabul sürecini de hızlandırmıştır.
Laiklik ilkesi Fransız halkının kilisenin-din adamlarının hayatları üzerindeki belirleyiciliğine son verme operasyonu sonucunda ortaya çıkmış bir kavramdır. Bizim milletimiz ise Osmanlıya kadar uzanan tarikat eksenli geleneksel Sünni anlayıştan bırakın rahatsız olmayı inancını ve onu temsil ettiğine inandığı din adamlarını kutsar ve o uğurda her şeyini feda eder. Aslında dinden rahatsız olan millet değil onlara efendilik yapmakta ortak-şerik tanımayan seçkinci laik kesimdir.
İnancı hayatın dışına iterek yeni kutsallar var edip toplumunda bunu benimsemesi sağlanmış insanlarında kendisini bu uğurda feda etmesi gerektiği fikri yerleştirilmiş nice canlar-garibanlar feda edilmiş ve halada heba ediliyor. ülkenin tüm zenginliklerini alçakça sömürenler vatan, bayrak, ezan vs. kutsalının arkasına sığınarak düzenlerini sürdürüyor şimdilik…
Bu gün devlet 20 TL sini istese, verememek için direnecek olan kesim 20 yaşındaki evladını vatan! İçin feda ediyor ve “bir evladım daha var onu da veririm” diyebiliyor. Bu ironik durum kutsallık olgusunun nerelere vardığını göstermesi açısından ibretliktir.
 
BUGÜNÜN MÜSLÜMANI
İslam, önce bireyin sonrada toplumun siyasi ilkelere göre şekillenmesini, siyasi, ekonomik, sosyal problemlere karşı duyarlı olmasını çare ve çözüm sunuyor olmasını ister. Bütün değer yargılarında meselelerin çözümünde usul ise adalet temeline oturtulmasıdır. Dolayısıyla İslami düşüncenin varlık gerekçesi vahy referanslı bir ilke ile kendisine has bir topluluk inşasını önermektedir. Bu yüzden Müslüman olduğunu iddia edenler bulundukları ortamı-toplumu-şehri ya değiştirirler yada bunlara güç yetiremiyorsa bir usul üzere kendilerini yaşarlar. Bunun ortası, kenarı, uzlaşması, ortaklığı yoktur. Bu günkü siyasi yapı şekil ve doku itibariyle kendinden önceki dönemlerden oldukça farklıdır. On yıl önceki dönemlerde ülke siyasetindeki hâkim güç İslam karşıtlığını kendisine vazife bilmişti Müslümanların bu tür insanları tarifinde ve tavrında net olabilmesi de nispeten kolaydı. Bu gün ise tarif etme zorluğu tavır noksanlığını da beraberinde getirmekte. Geçmişte Allaha hasım, inkârcı, laik, adaletsiz müşrikler dönemiydi bu günde Allahı inkâr etmeyen, laik, adaletsiz münafıklar dönemi. Cahiliye olarak tarif ettiğimiz bu siyasi ve toplumsal yapıda laiklik ve hoşgörü adına İslami değerlerin aşağılandığı, yok sayıldığının bilincinde olan Müslümanlar düzenli ve organize bir yapı kurarak yürümek zorundadırlar. Bir hedefleri ve talepleri yoksa bunun dışındaki alanlarda birey olarak kaldıkları sürece her türlü çaba gayretleri İslam’a ait olamayacaktır.
Yalnız kalan insan zamanla yalnızlıkla dost olur kalabalıklardan kaçar aslında ilk önce insan toplumdan uzaklaşarak kendini bulmalı, sorgulamalı ve yeni bir ruh ve donanımla o topluma yeniden dönebilmelidir. Ümmet toplumdan uzaklaştı ama maalesef bir daha dönemedi.
Bu yeniden dönüş inanç temelinde toplumsal oluşum hedefli olmalıdır. Müslümanlık, soy bağı, kan bağı, akrabalık, kavim, vatandaşlık vs gibi farklılıkları bir ayrıcalıkmış gibi görmez inanç bağı temelinde sosyal bir yapı teşkil etmeyi hedefler. Herhangi bir sınıfın herhangi bir bağa dayanarak üstünlük sağlaması da düşünülemez. İnsanlar arasında adalet ilkesi vazgeçilmez temel değerdir ve buradan hareketle üstünlük ölçüsü ise takvadır.
Şimdilerde ülkemizde kendisini İslami siyasi taraf olarak tarif eden her grup İslam ümmetinin küçük ama önemli bir parçası olarak anlamlandırılmalı sürece yönelik siyasi duruşu olmayan yapıları ise ona göre tarif etmelidir.
Yazını başında da belirtildiği gibi insanlık bir yolda akıyor kimileri bunun farkında gizemleri ayan ediyor kimileri içinse nereye gittiğinin bir önemi yok. Milyarlarca kalabalık, hangi gizli tezgâhlar ve sinsi planlamalarla nerelere sürükleniyor. Ülkemizde ise zavallı konumuna düşürülen hayaller peşinde koşturulan kandırılmışlara sadece kültürel çalışmalar, sadece tepkisel söylemler ve sadece sosyal dayanışmalar, kermesler, paneller vs. çare olacak mı? Tüm bu oyunları içte ve dışta tezgâhlayanlar ellerini ovuşturarak o anı bekliyorlar.
Dosdoğru yolu, hakça yaşamı ve düzeni gösterecek, hedefi de muhatabı da ortaya koyacak ve  elçilerin yaptıklarını bu zamanda tekrarlayacak..
Kaybetmekten ve insanlardan korkmadan Allahtan gereği gibi korkacak…
Ümmetin gözünü açacak, kulaklarındaki ağırlığı kaldıracak…
Gönüllerdeki itaati ait olduğu yere çevirecek, kula kulluktan Allaha kulluğa çağıracaklar olduğunda Allah yardımını esirgemeyecektir.
Her şeyin en doğrusunu bilen yalnızca Allah’tır.

YORUMLAR
Abi ardı ardına ayndılatan tahliller yapmışsınız.
Sorgulayıp dosdoğru yol üzerinde aydınlatanlardan eylesin Rabbim..
Sinsi oyunları ve bunlara yatalak yapanları Görebilen bir ümmet olunmalı. Ama bu görmeyi kuluğu gereği gibi kavrayanlar ancak anlar.
Mustafa İNAN
anonim 24.05.2012 14:24:43
Değerli kardeşim detaylı özverili bir çalışma olmuş.ALLAH razı olsun.Tespitlerinize genel olarak katılıyorum,müslümanların coğrafyalarında gelişen olayların tamamının senaryo olduğu görüşükardeşlerimizin kıyamlarına karşı haksızlık olacağını düşünüyorum. Elbette kafirlerin oyunları var hesapları var biz uyanık olalım,oyuna gelmeyelim.Onların bir hesbı varsa ALLAHIN da bir hesabı var
Duran TAŞTAN
anonim 24.05.2012 19:07:15
Bu makalenin yazıldığı tarihte ortadoğuda yaprak kıpırdamıyordu.abi Allah ferasetini artırsın hikmetli görüşleriniz ufuk açıcı Allah razı olsun.
ibrahim
anonim 24.05.2012 23:23:52
Yazınızın tarihi ve sonrasında dünyada yaşanan olaylar, bir yerden haber mi aldınız dedirtiyor insana ?

Söyleyecek söz yok. Tesbitleriniz çok isabetli. Bu; zamanla da ortaya çıkmış durumda zaten.
Mümin dünyayı tanımalı. Ya kendisi basiretiyle tanımlayacak, ya da kendisi de tanımlananlar zümresine girecek . Bu bu kadar mühim bir mesele aslında. Bu varolmak , yok olmak gibi bir şey bana göre. Ellerinize sağlık. Sizi Rabbime emanet ediyorum. GURBETÇİ
anonim 01.06.2012 19:43:45
tespitleriniz hikmetli ve öğretici.Allah razı olsun üstadım.
Süleyman
anonim 12.06.2012 18:04:03
erhan abi tamda dediğin gibi fetullahçılar büyüdüler sonunda dedğin gibi diğerlerini yok ediyorlar.
anonim 24.12.2013 18:55:15
"....AKP iktidarıyla farklı bir şekle büründü Gülen cemaati artık yurda dönüş yaptı her ne kadar cemaatin lideri gelemese de fikirleri çoktan buradaydı. Bu cemaatin şu anki tek ve en büyük hedefi uzun yıllardır ülkeye hâkim olan laik, Kemalist, Ergenekoncu yönetimin tasfiyesine öncülük etmektir. Sonra devlet organlarında oluşan boşluklara eklemlenmek gücü ele geçirdiğinde ise daha küçük yapılarla uğraşmak."
abi bu bölümü yazından aldım
abim iyiki varsın yıllar önceden bu günü gördün

abdullah
anonim 18.07.2016 00:28:24

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Dan Diner - Mühürlenmiş Zaman



Ziyaret Edilme Sayısı : 002721689

iletişim : editor@kimokur.com