Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




İSLAMÎ MÜCADELE SÜRECİNDE PAYIMIZA DÜŞEN
Bünyamin ZERAN

Kan döken ve bozgunculuk çıkaran ama buna rağmen yeryüzünü ıslah ettiğini düşünen otoriteler çağında Allah’ın otoritesini hatırlamamak ve hatırlatmamak kuşkusuz mümin olma iddiasındaki herkes için büyük bir handikap olsa gerek. Yeryüzü tağutlarına karşı geliştirilecek bir İslamî tavır elbette ki önemlidir. Allah vahiylerini tağutlara karşı Allah’ın otoritesini kurmak maksadıyla ve kulun tek olarak Allah’ı ilah edinmesi amacıyla göndermiştir.

Bugün geliştirilecek ya da geliştirilebilecek bir mücadele sahası insanın kendisinden başlattığı bir mücadele olmalıdır. İnsanın kendi nefsinde olanı değiştirmediği sürece toplumda olanın değiştirilemeyeceği yasasında olduğu gibi. Peygamberler ile günümüz davetçileri arasında bazı temel farklılıklar var gibi. Peygamberler daveti gerçekleştirirken bir yapı ya da grup olma telaşıyla değil karşısındaki muhatabın yalnızca İslam’a girmesi arzusuyla davetini gerçekleştirmektedir. Vahyi hayatına en mükmmel şekliyle pratik ettiklerinden sözleriyle amelleri arasında bir uygunsuzluk asla bulunmamaktadır. Bu durumda karşı tarafça net olarak anlaşılmasına sebep olmakta ya iman yolunu tercih etmekte ya da küfürde kalmaya devam etmektedir. İman ile salih amelin mükemmel uyumu peygamberlerin hayatıdır. Peygamberlerin davetlerinde meydana çıkan siyasal yapı tamamen doğal bir şekilde oluşan yapıdır. İman edenlerin bir araya gelmesiyle kendi aralarında doğal bir hukuk oluşmuş ve aynı derecede ötekileştirildikleri için birbirlerine karşı büyüyen kardeşlik duygusu gelişmiştir. Zalim otoriteler karşısında iman etmenin ne demek olduğunu bilen ve imanın ne büyük bir hazine olduğunu farkeden bu insanlar onu kaybetmemek için gecelerini gündüzlerini, rahatlarını, mallarını ve dahi şehirlerini, eş ve çocuklarını kaybetmeyi göze almışlardır. Çünkü iman etmek ilk defa onlara beşer olmaktan, sorumsuzluktan, değersizlikten ve ezilen olmaktan insan olmaya, değerli olmaya, yaratanın doğuştan verdiği hakların kendisine iade edildiğine tanık olmaktı onlar için.

Bir yapı öncellenerek yapılacak davetler daha en başta diğerlerini ötekileştirmekten başka bir şeye yaramayacaktır. Kimseyi ötekileştirmeden aramızda ortak olan kelimede -tevhidde- bir araya gelmeyi şiar edinmek zorundayız. Kardeşlik duygularımız henüz oluşmadan, üzerimizdeki kirlilikleri henüz bir kenara koyamadan, bedevi yanlarımızı muhafaza ederek İslami bir mücadele yapmamız mümkün değildir. Öncelikle iman etmenin ne demek olduğunu ve değerinin ne kadar tarif edilemez olduğunu ancak yaşarsak şahitlikle tarifinin mümkün olduğunu görmemiz ve inanmamız gerekmektedir. Çünkü iman etmek kulun gece yatağından kalkması, donanması; gündüz ise donanımlarını karşılığında hiçbir beklenti içine girmeden insanlara sunmasıdır. İman etmek, kişinin kendi acziyetini kabul etmesi ve Allah’ı gecesine, gündüzüne, işine, evine karıştırmadan O’nun adı olmadan hayatın varolmayacağına emin olmaktır.

Bizler biraz İsrailoğulları gibiyiz. Zorluklara fazla tahammülüz yok. Nimet olursa sevinenlerdeniz, külfet olursa etrafımızdakilere sataşanlardanız. Birazcık vahiyden alırız birazcık nefsimizden. İman etmeyi kelime olarak filolojik tahlillerine kadar yaparız da pratik şahitliğini yapmaktan gocunuruz ama yine de en iyi müslüman olarak kendimizi görürüz. Kendi varolan gerçeklerimizi görmeden doğru bir yöntem oluşturamamız mümkün değildir. İslamî mücadele kulun iman etmesiyle başlayan bir mücadeledir. Karşılığını Allah’tan bekleyerek yapılacak her davranış ve davet İslamî duruşu güçlendirecek ve Allah’ın bereketine mazhar olacaktır.

Günümüzde ise mümin olma iddiasında olan bizler sonuca odaklanarak yürümeyi şiar ediniriz. Yapılan iş hemen karşılık bulsun isteriz. Oysa muhatabımız insandır. İnsan ise makineden çıkma tek tip bir meta değildir. Sürekli değişen ve gelişen bir öze sahiptir. Bulunduğu coğrafyanın kültürel kodlarını taşır. Duyguları başka başkadır. Birinin ağladığı şeye diğeri güler, diğerinin kızdığı şeyi bir diğeri kadir şinaslık olarak görebilir. Bu herbiri birbirinden farklı alemde sonuca odaklanmak yanlış neticeler doğurur. Bugün mümin olma iddiasını taşıyan bizlerin bir geleneği henüz oluşmamıştır. Çünkü temel olan şeyin ne olduğu hususunda kafa karışıklığı mevcuttur. Peygamberler mücade ederken öncelikle imanı güçlendirecek kavramları takvalı olmayı, hakikati tasdik etmeyi, ondan saygı ile korkmayı, birri yani iyiliği anlatmıştır. Bununla birlikte kafirliği besleyen damarları işaret etmiştir; azgınlık (şekavet), hayasızlık (fücur), ölçü kural tanımama (icram), yalanlamak (tekzib), haddi aşmak (tuğyan), büyüklenmek (istiğna), kibirlenmek (istikbar) ve benzerleridir. Bu metot irdelendiğinde gördüğümüz şey öncelikle kişinin kendi iç dünyasını imar etmesi ve bununla birlikte hangi amellerin küfrü besleyen damar olduğuna tanık olamızdır. Böylelikle hem kendimizi küfre giden yoldan sakındırmış oluruz hemde küfre doğru yol alan insan tipini net olarak tarif etmiş oluruz.
Evet bir gelenek oluşturmalıyız. Bu gelenek yine vahyin öğretisine tabi olmalıdır. Müminlerin birbirlerini sevmeleri, birbirlerini ön yargısız dinleyebilmeleri ve vahyi pratiklerini çoğaltarak şahitler olunması gerekmektedir. Ve hangi grup ya da camia içinde kul yer alırsa alsın herkesle Allah’ın gösterdiği çizgide kalmak şartıyla iş yapabilme ve yürüyebilme erdemliliğini taşımamız gerekiyor. Allah’ın ipine sarılarak kardeşler olmak için yöntemlerimizi ve duruşlarımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Korkmamalıyız elimizdekileri kaybetmekten. Aslında elimizde hiçbir şeyin olmadığını biliyoruz. Ama yüzleşmeye cesaret edemiyoruz. Ya vakit geçirmeden kendimizle ve amellerimizle yüzleşmek zorundayız ya da kendimizi avutarak aynen devam etmek durumundayız. Fakat böyle devam edersek ya sürekli aynı şeyleri tekrar eden ve yaşadığı çağı ve çevreyi anlamlandırmayan bu yüzden de mesajı ulaştıramayan düşünceyi körelten kimseler olacağız, ya da çağı anlamlandırmak adına tarihselciliğin ve liberal demokrasinin düşünceleri içinde evrimleşeceğiz.

Evet sorumluluğumuz ağırdır. Çünkü iman iddiamız vardır. Mümin olmak, ne kadar rahatsız edici olursa olsun işe önce kendi pratiklerimizle yüzleşmekten başlamaktır. Biz doğru şeyler ortaya koyduğumuzda Allah bunu bereketlendirecektir. İman edenler olma iddiasını taşıyan bizler tıpkı peygamberler örneğinde olduğu gibi güzel bir geleneğe sahip olmalıyız. Birbirimize sabrı ve merhameti tavsiye ederek kendisiyle birlikte hayatı dönüştürebilme kabiliyetinde örnekler olabilmeliyiz.


YORUMLAR
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla
Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak, iman edip de sâlih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir).

Ellerinize sağlık Allah bizleri birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden eylesin amin İST R.GÜN
anonim 05.08.2012 15:20:19
BÜNYAMİN BEY;
WİLLİAM C. CTTİCK DER Kİ: ’’ İRFANİ GELENEĞİ OLMAKSIZIN HİÇ BİR DİN ; NEŞVÜ-NEVA BULMAK BİR YANA , HAYATTA DAHİ KALAMAZ...! ’’ (COSMOSTAKİ TEK HAKİKAT)
VAHYİN ÖĞRETİSİNE UYGUN BİR GELENEKTEN BAHSEDERKEN , NE KADAR DA MÜHİM BİR TESBİT YAPMIŞSINIZ DOĞRUSU.
MÜSLÜMANLARIN ŞU YA DA ŞU DİYEBİLECEĞİMİZ KAÇ TANE İRFANİ, AHLAKİ , KURANİ GELENEĞİNİ SAYABİLİRİZ SAMİMİYETLE. BUNLAR , BİZİ BİZ YAPAN, OLMAZSA OLMAZLARIMIZDIR. BİZ VARSAK ; BUNLAR DA YAŞANILMALI , ÖRNEKLİĞİ SUNULMALIDIR. YANİ DİYESİM GELİYOR Kİ; SOMUT OLARAK , ŞU - ŞU - ŞU DİYE YAZILMALI SANKİ. ANLAŞILAMADIĞI , BİLİNEMEDİĞİ İÇİN YAPILMIYOR...
anonim 09.08.2012 15:57:06
YA DİYEBİLİRİZ Kİ , BİLİNMİYOR YA DA BİLİNİYOR AMA UYGULANMIYOR AMA HER NE OLURSA OLSUN; BİZİM, İRFANİ GELENEĞİN , BU GÜNE MODEL UYGULAMALARINI SUNMAMIZ GEREKİYOR. SOMUT OLARAK. SOYUTLUK SUNUÇ GETİRMİYOR. VE ELBETTEKİ İLK UYGULAYICILARI DA BİZLER OLMALIYIZ. BİZ BİLEMEYİZ FAKAT RABBİMİZ BİLİR AMA ; BİZ BÖYLE BİR BAKİYE BIRAKIRSAK UMULUR Kİ BİZDEN SONRAKİ NESİL DAHA İYİ KAVRAR , TESLİM OLURDA ; İMAN ETMEK İSTEYEN SAMİMİ İNSANLAR DA ÖNLERİNDE DÜZGÜN MODELLER GÖRÜRLER HİÇ DEĞİLSE.. SELAMETLE
GURBETÇİ
anonim 09.08.2012 16:08:28

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003532832

iletişim : editor@kimokur.com