Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




TÜKETİM TOPLUMUNDAN TÜKETİLEN TOPLUMA
BÜNYAMİN ZERAN

Tüketim, aydınlanma sonrası Avrupa’nın dayattığı kültürün ayakta kalmasını sağlayan en önemli unsurdur. Burjuvazinin feodaliteye karşı üstünlüğünü ilan etmesi ve bu üstünlüğün daimi olması ancak tüketim toplumunun varolması ile mümkündür. Tüketim toplumu, yalnızca üretilen malları sınırsızca tüketen bir topluluk olmayıp aynı zamanda tükettikçe nesneleşen ve tüm değerlerini de tüketmeye başlayan bir toplumdur. Bu haliyle köklerinden kopan ve öncesi sonrası olmayan bilinmez bir dünyaya, yabancısı olduğu bir dünyaya adımını atıp nerde durduğunu ve nerede durması gerektiğini kestiremeyen nesne haline getirilmiş bir varlıktır. O artık, sermaye sahiplerinin reklam yoluyla yönlendirdiği kendisi için iyi ve kötünün belirlendiği, kendi ihtiyacı hakkında karar veremeyen güçten yoksun ve iradesi elinden alınmış bir varlıktır.



İnsanın nesneleşmesi bu çağın en büyük projesidir. Hümanizmin, özgürlüğün, bireyciliğin dillerde pelesenk olması da bu nesneleştirme işinin bir devamı ve garantörü niteliğindedir. Tarihsel süreç tecrübeyle sabittir ki tağuti güçler kendi karşılarında sistemleşmiş, birbirine kenetlenmiş, bir ideal uğruna hayatını gözden çıkarmış kararlı yapılar görmek istemez. İnsanları sürekli birbiriyle çatıştıran unsurlara ihtiyaç duyar. Bunun için mezhepçilik sürekli canlı tutulur, bir çok kavimden meydana gelen uluslarda kavim çatışmaları canlı tutulur. Hatta demokratik devlet yapılarında bile jakobenlik ve liberal demokratlık da çatışma halindedir. Sistemi kuran bir el vardır ve bu el daha çok kazanabilmek ve sömürebilmek için sürekli çatışmaya ve bu sayede kendi varlığını perdelemeye ihtiyaç duyar.


Post modern anlayış ise bu çatışmaları kavmi ya da mezhebi çatışmaların da ötesinde bireye kadar indirgemiştir. Rölativizm dediğimiz şey bu çatışmanın en büyük kaynağını teşkil eder. Bu görecelilik kavramı bireye değer katan şeyleri ve onu diğerinden farklı kılan şeyleri ayırmış ve her bir bireyi kendi dünyasının kralı olduğu vehmine ulaştırmıştır. Aslında insan, sistemi kuran ve işleten simulakrların elinde bir nesnedir ama bunu farketmesine imkan yoktur. Çünkü beşer sabitesini kaybetmiştir. Neyin en doğru neyin en yanlış olduğuna dair fikri yoktur. En doğru olan şey onun ne hissettiğidir. Yani hazlardan örülü yeni bir nesneleşen hayata sahiptir. Hiçbir kutsalı yoktur, bağlı olduğu değerler sürekli değişebilir. Kendini tanımladığı şeyler ise sahip olduğunu düşündüğü maddi alemin çehresine göre tasarlanmıştır.


Post modern dünyada birey manevi değerlerden daha çok maddi olan değerlere sahiptir. Çünkü sermaye beşeri maddi olan alana hapsetmiştir. Protestanlık mezhebi bizzat sermaye sahibi burjuvaların elini güçlendirmek için desteklenmiş ve Avrupa’nın kalbine yerleştirilmiştir. Maddi değerlere sahip olmak ve bunun için çalışmak bir inanç meselesi haline getirilmiştir protestanlıkla. İnsan, daha çok şeye sahip oldukça sahip olduklarının elinde nesneleşmiştir. Çünkü 21.yy’da insanın tanımlandığı şey metadır. Kadınları değerli kılan şey kullandıkları kozmetik ürünlerdir artık, evleri değerli kılan şey kullanılan mobilyalar, erkekleri değerli kılan şey bindikleri araçlar ve nereden giyindikleridir. Artık insan eşyanın kölesidir. Eğer değerli olmak istiyorsa ona gösterilen şey ya da dayatılan şey yeni ilahlarına tazimde bulunmasıdır. Bu yeni ilahları evinin ve bahçesinin her yanında hatta üzerinde bulunduracak ki gelip görenler ikna olacak. Yeni bir putçu zihniyet böylece türemiş olacak.


Kutsal olan değerlerde bu minvalde nesneleşecek. Ayetler tarihsel süreç içerisinde sürekli değişebilecek. O zamana göre böyleydi şimdi şöyle olması gerekiyor denecek. O sana göre öyleydi bana göre böyle denecek ve kitabın anası muhkem iken post modern bir bakışla kitabın anası müteşabih olacak. Dolayısıyla islam protestanlaştırılmış olacak. Artık protestanlaştırılan İslam’la Avrupa’da meydana gelen her türlü değişim burada da mümkün olabilecek. İnsan nesneleşirken kutsal olan onun nesneleşmesinin dayanağı haline getirilecek.


Post modern dünyanın dayattığı bu nesneleşme insanı fıtri yanlarından uzaklaştırıp pozitivizmin kucağına itmektedir. İnsan, kutsalı meta ile tanımladığında giderek kendi içinde yalnızlığa gömülecek ve sonu gelmeyen iç çatışmalarla birlikte simulakrların elinde oyuncağa dönüşecektir. İnsan, başını çevirip dünyaya baktığında reklam çağında yaşadığını farkeder. Her şey sahte sunumlardan ibarettir. Propagandaları yönettiği bir dünyadayız. Siyasal görüşlerden tutun, insan ilişkilerini düzenleyen yasalara ve ordan çıkın neyi kullanacağımıza neyi tüketeceğimize varana kadar her şey bize reklamların dayattığı bir sürecin sonucudur. Gündemlerimizi simulakrlar belirler. Birgün kürtajı konuşuruz, diğer gün Suriye’yi. Bir gün Afriko Mango’nun zayıflatmada ne kadar etkili olduğunu diğer gün bir otomobil firmasının yeniliğini. Bir gün pazarcıların pazarda artık bağıramayacağını konuşuruz diğer gün Arap baharını. Birgün yeni anayasaya nasıl katkı sağlayacağımızı konuşurken diğer gün rhat ortamlarda dini yaşamanın verdiği sınırsız hazzı konuşuruz. Aslında tam olarak neyi konuştuğumuzu da bilemeyiz. Çünkü öyle yoğun bir bilgi kirliliğinin içindeyiz ki enformatik cehaletle kuşatılmışızdır. Zira neyi ne kadar süreyle konuşacağımızı da simulakrlar belirlemektedir.


Giderek tüketilen bir toplumun fertleri olmaktayız. Herbirimiz birer birer tüketilmekteyiz. Buna karşı bir duruş ortaya koymak istiyorsak zihnimizi kuşatan prangalardan kurtarmak zorundayız. Artık yeni şeyler söyleme vaktidir. Ama bu söylenen şeyler simulakrların bize söylettiği şeyler olmamalıdır. Vahyin hayatı kuşatabilmesi bizim vahiyle doğrulabilmemizi sağlayan şeyler konuşmalıyız. Vahyi pratikleri hayata taşıyan kimseler olamk durumundayız. Tükenmemek için ve etrafımızdakileri tüketmemek için, nesneleşmeye bir karşı duruş için Kur’an’ı tarihsel anlayışın ötesinde ve geçmişin taassuplarına da takılıp kalmadan takvalı ve hikmetli bir duruşla hayata pratik etmek zorundayız. Mümkün olduğunca bu pratikleri ne dediğini bilen ve bir ideal uğruna bir araya gelmiş kararlı bir yapı olarak sunmak bizi daha güçlü kılacaktır. İslam insanların bireyden ümmete doğru akmasını ister. İdeal olan şey ümmet olmaktır. Zulme karşı ümmet olarak karşı çıkmak kuşkusuz daha çok ses getirici bir davranıştır.


İslam insanlığa değer katan şeyin vahyin buyrukları olduğunu vazederken kulu değerli kılan şeyin seküler herhangi bir tanımlamaya tabi olmadığının altını çizer. Biz iman iddiasında olan müminler olarak bu dayatmalara karşın hayata kendi kavramlarımızla ve bu kavramları da yine vahyin öğrettiği şekliyle alarak pratik etmek zorundayız. Simulakrların elinde reklamla yönlendirilen bir sürü olarak tarihe not düşemeyiz. Bir sürü olarak yaşamak bizi insan yapmaz bizi insan yapan şey soran, sorgulayan ve üretebilen olmamızla mümkündür. Ama bu üretme kapitalizmin üretim anlayışıyla aynı değerde değildir. Tarihe bir not düşeceksek ve asla köle olmayacağız diyorsak bunun tek karşılığı Allah’a gereği gibi iman ve O’ndan gereği gibi sakınmaktır.

YORUMLAR
Son dönem yazılarınızı dikkatle takip eden ve zaman zaman cevaplarını alamadığım sorular soran bir okurunuzum Sn.Zeran.

Peki sizin bu vahim duruma çözüm olarak sunabileceğiniz herhangi bir düşünce metodunuz var mıdır.

"Mümkün olduğunca bu pratikleri ne dediğini bilen ve bir ideal uğruna bir araya gelmiş kararlı bir yapı olarak sunmak bizi daha güçlü kılacaktır. İslam insanların bireyden ümmete doğru akmasını ister. İdeal olan şey ümmet olmaktır."

Bu cümleleriniz ve diğer yazılarınızın vermek istediği mesaj "Düşüncenin Okullaşması" projesi ile örtüşen anlamı içermekte. Yanılıyor olabilme ihtimaline karşı, direkt sormak isterim;

Siz bu projeyi destekliyor ve bahsettiğiniz bütün bu sorunlara bir çözüm olarak görüyor musunuz?

Selamlar.
-fatma-
anonim 28.08.2012 21:44:57
fatma hanıma
ben "düşüncenin okullaşması" projesini işin yalnızca bir kısmı olabilir diye düşünüyorum. ama hiç bir zaman tamamı olmayacaktır. ben bireyin imanı içselleştirmeden yani kulluk bilincine varmadan ümmet olamayacağını düşünüyorum. çünkü ümmet bilinci bireyin imani ve ahlaki donanımlarından sonra meydana gelir. ama bu bireycilik olarak algılanmasın. kastettiğim şey daha farklı. bugün kuran okuyan bir çok kardeş birbirine ne ahlaki ne hukuki bağlılık hissetmiyor. gerekli ilmi birikimden yoksun olduğu gibi bunu dertte edinmiyor. o zaman bu bir sorun diyorum. bunu gidrebilmek için müslümanların bir geleneği olmalı. okumaya nerden başlayacağı, nasıl aynileşeceği hatta düğünlerinin nasıl olacağına kadar. umarım sorunuza ipucu mahiyetinde bir cevabım olabilmiştir. Bünyamin ZERAN
anonim 28.08.2012 22:13:41
Teşekkür ederim,
Sn.Zeran...Sorumla beraber cevabınızın da aynı anda yayınlanmasından editörün siz olduğunu mu anlayalım:)?

Tabi ki bu mühim bir detay değil, ama yazınızdaki mühim detay ve ipuçlarına baktığımda, bu projeyi işin bir kısmı olabilceceği yönündeki bu cevabınızı bekliyordum.

İmanı içselleştirmenin, ilme dayandığını düşünüyor musunuz? Şöyle sorayım yada, ilmin bu konudaki yerini nasıl tanımlarsınız?

Müslümanların bir gelenek üretmesini, mevcuttaki zihin yapısından, içinde bulundukları yapıların bile belli bir yıkım aşamasından sonra mümkün olabileceğini vurguladığınızı yazılarınızda görüyorum.

Aynileşmekten kastınızı biraz açmanız konuyu anlamamız bakımından faydalı olacaktır.
Sorularımdan bu ortamda rahatsızlığınız var ise, lütfen bunu şahsıma belirtiniz. Devam etmeyelim.

Selamlar.
anonim 28.08.2012 22:36:47
fatma hanıma
Kur’an’ın tarif ettiği ilim olmadan iman zaten olamaz. Allah öylesine islam olmak diyor. iman kesinlikle ilim gerektirir. bu ilim Allah’ın kevni ayetlerini görerek iman etmek ve bilinçli bir şekilde vahyine teslim olarak iman etmek gerekmektedir. aynileşmeye gelince Kur’an algımız, Peygamber algımız, Sünnet ve hadis algımız, siyasete bakışımız, tağut derken neyi kastetdiğimiz vs. konularda aynı dili konuşuyor olmamız gerekir. bunun içinde tertipli, düzenli bir program ve istişare dahilinde eğitim programlarımız, tartışma programlarımız olmalı. birbirimize bağlı ve birbirimizden gerek sosyal gerek ilmi olarak haberdar ve birbirini dert edinen kimseler olmalıyız. bu ancak Kur’an’ın tarif ettiği büyük ahlakla mümkündür diye düşünüyorum.
ayrıca editör ben değilim çok yakın arkadaşım olduğundan yorumlardan hemen haberdar olabiliyorum. selametle kalın
anonim 29.08.2012 21:28:58
Kur’an algımız, Peygamber algımız, Sünnet ve hadis algımız... gibi örneklediğiniz konularda, bir sıralama yapabilir misiniz? Ya da şöyle sorayım, çevrenizdeki tevhid ehlinde,(ve bizlerde) ilk değişime muhtaç algının "Peygamber Algısı" olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Peygamber algısında ilk değişmesi gerektiğini düşündüğünüz şey, Hz.peygamberin stratejik,akli hareket etmesi mi?

İlk örnek Kur’an neslinin, (Seyyid Kutub’un ifadesiyle, öncü cemaatin); nitelikli, donanımlı, şehirli, eğitimli olması gerektiğini düşünenlerden misiniz?

Son soru, Hüseyin Alan’ın "Siyerin Gölgesinde" kitabını okudunuz mu?

Editöre de teşekkürlerimizi sunalım o zaman.
Ayrıca cevaplarınız ve sabrınıza tekrar teşekkür ederim. Bir sonraki yazınızı merakla ve ilgiyle bekliyorum. İnşaallah soruların devamı orada gelecektir.

Selamlar.
anonim 29.08.2012 23:14:52

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003531219

iletişim : editor@kimokur.com