Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




DÜNYA EKİNİNİN HARMAN YERİ KIYAMET
Bünyamin ZERAN

             Yoktan varedilen insan yeniden yaratılacağını unuttu. İçinde yaşadığımız çağ ölümü adeta insan yaşamının dışına taşıma gayreti içindedir. İşe, öncelikle mezarlıkları şehrin dışına taşıyarak başladı. Ölüm duygusu insan zihninden silinmeliydi ki insan haz tanrısının eline kolayca teslim olabilsin. Sanki mezarlıklar şehrin dışına taşınınca ölüm de insandan ebedi uzaklaşacakmış gibi anlamsız bir uğraşın içinde oldular. İnsan, hayata sıkıca bağlandıkça ölümü zihninden söküp attı. Oysa ölüm karşılaşacağı bir gerçekti. Tıpkı bir bitki gibi… yeşerecek, büyüyecek, yaşlanacak ve çerçöp olacaktı. Yaşam ve ölüm bir madalyonun iki yüzü gibidir. Bir varsın bir yoksun. Masallarda böyle başlamaz mı? Bir varmış bir yokmuş… bizler ölümü hatırlamak istemesek de o bizim gerçeğimiz. Bizden önce nasıl ki insanlar yaşamış ve ölmüş ise bizde onlar gibi ölüp gideceğiz. Önemli olan ölüme doğru nasıl yürüdüğümüzdür. Allah, her şeyi yaratmış ve her şey üzerinde vekil olmuştur. Çünkü yaratan O’dur ve yarattıklarını belli bir amaç uğrunda bir araya getiren ve onlara nasıl yaşayacaklarını takdir eden de O’dur. Öyleyse insan, hayatı kendi kafasına göre değil de Allah’ın buyruklarına göre yaşaması gerekmektedir. Tabii bu durum her ne kadar haz tanrısının ve onun sadık kullarının hoşuna gitmese de bu böyle olmalıdır.



İnsanın dünyada kıymet verdiği şeylerin aslında Allah katında değersiz şeyler olduğunu farketmesi ve baki kalacak tek şeyin Allah’ın yüzü olduğunu bilmesi onu bir sonraki hayatına daha bağlı kılacaktır. Allah, insanı halife tayin etmekle kendi kurallarının, hükümlerinin yeryüzünde insan eliyle işletilmesini ve Allah’ın sözünün galip gelmesini amaçlamıştır. İnsan, yaptığı her işi Allah adına yapmakla sorumlu tutulmuşur. Lakin insan, kendine emanet edilen şeylerin sahibi gibi hareket etmeye başlamasından bu yana kul olduğunu unutarak kendini bir ilah olarak değerlendirmeye başlamıştır. Hakim olduğunu düşündüğü en küçük alanda bile kulluğu terkedip ilahlık oyunu oynamaya başlamıştır. İnsan, dünya hayatıyla ilgili sorumluluk aldığında yetkide almıştır ve şeytan insanın ayağını kaydırmak için ona bir takım şeyleri süslü göstermiştir. Adem’i cennetten çıkaran şeytan, Ademoğullarını da cennetten çıkarmak için cehennemin yollarını süslemiştir. İnsanın Allah’tan aldığı yetki O’nun adına yeryüzünü imar etmesi ve insanları ıslah etmesi içindir. Oysa kuvveti elinde bulunduranlar çoğu zaman kendini Firavun, serveti elinde bulunduranlar kendini Karun, mabetlerde sözü geçenler ise kendini Bel’am konumunda bulmaktadırlar. Eğer gerçekten ahiret inancı taşınmış olsaydı herkes kul olduğunun farkında olarak kulluğunun gerektirmediği hiçbir işe kalkışmazdı.


Ahiretin varolduğunu bilmek insanın sorumluluk bilincini taşıması gerektiği anlamına gelir. Çocukların saçlarını ağartacak bir hesap günü, emzikli bir kadının çocuğunu unutacağı, gebe bir kadının bebeğini düşüreceği ve en önemli ticari gelir sağlayacak olan malların umursanmayacağı o günün dehşeti önemli bir şeydir ve umursanmaya değerdir. İnsan, geçici olan ile ebedi olan arasındaki bağıntıyı yeterince kuramamaktadır. Varolan şey yani dünya ve onun cazibesi somuttur ve ortadadır, cennet ve cehennem ise soyut ve kimse tarafından görülmemiştir. Yani faydası hemen görülecek bir şey olmayıp ancak ölünce karşılaşılabilecek bir şeydir. Ama biri ebedi diğeri ise geçicidir. Buna rağmen insan önündekini ciddiye almaktadır geçici olduğunu görse de. Tabi insanın böyle düşünmesine sebep geleneksel fıkhın yarattığı rahatlıktır. Bizim geleneksel fıkhımız kelime-i şehadeti getiren herkesi şehadet ettiği şeyi yaşamaktan uzak olsa dahi cennete göndermekte ve Allah’ın sevgilileri kılmaktadır. Her ne kadar Kur’an “ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz? Siz ne isterseniz sizin olacak diye verilmiş bir söz mü var?” dese de. Malumdur ki insanımız Kur’an algısını bizzat vahiyden değil rivayet kültüründen almakta olduğundan vahyin kendisini çağırdığı şeyden de bi haberdir.


Kıyamet, hesapların dürüleceği son karar yeridir. Elbette bu karar yeri herkes için en adil olan yerdir. O mekanda hiçbir iltimasın olmayacağı, zenginliğin fayda vermeyeceği, aşiretin kıymetsizleştiği yalnızca kişinin amellerinin dikkate alınacağı bir karar yeridir. Kısacası iman edip salih amel işleyenler dışında kimsenin kazançlı olmayacağı bir yerdir. Böylesi bir yer aynı zamanda kesin olarak hakkın ortaya çıkacağı bir yerdir. Allah’ın, ilmel yakiyn olarak bizlere vahyi ile işaret ettiği kıyamet, hakkal yakiyn olarakta karşımıza kuşkusuz çıkacak. Böylesi bir günde uyanmak kuşkusuz yeryüzünde ilahlık taslayan kimseleri huzursuz edecektir. Çünkü onlar dünyada el üstünde tutulmaya, pohpohlanmaya, meclislerin en baş köşelerinde oturmaya ve yeryüzü kaynaklarını sınırsızca tüketmeye alışmışlardır. İsterler ki bu dünyadaki krallıkları ahirette de sürsün. Onun içindir ki kıyamet tasvirinde o ayak takımı diye tabir ettiklerini nimetle mükafatlanmış olarak gördüklerinde şaşırırlar. Kendilerinin kazandıklarını, hatta eş ve çocuklarını ve meclislerini fidye olarak verip azaptan kurtulmak isterler.


İnsanın, dünyada yaptığı eylemlerin iyi ya da kötü olsun bir şekilde kaybolmayacağını ve mutlaka bir karşılığının olacağını bilmesi onu hem tedirgin eder hem de bir yarışın içine sokarak güzel bir mücadelenin içine çeker. Tedirgin eder çünkü yaptığı eylemler eğer Allah’ın rızasına uygun değilse kendisini bekleyen elim bir azabın olduğunu düşünür. Yarışa sokar çünkü Allah’ın rızasını kazanarak sağın önde koşanı olmayı, takva sahiplerine önder olmayı diler. Ayrı bir grup da var ki onlar ahirete inanmaz ve çürümüş kemikleri de kim diriltecekmiş derler. Aslında bu psikolojiyi taşıyanlar bilirler ki bir yaratma ve yeniden diriltme eylemi vardır. Tarih boyunca ister iman etsin ister etmesin her toplumda yeniden diriliş inancının emareleri vardır. Firavun inancında ölülerin mumyalanması ve sevdiği yemeklerin mezara konulması, Hitit’lerde ölen kişinin değerli eşyaları ile gömülmesi, Urartu’larda ise soy esasına göre taştan ve toprak altında çok odalı mezarlar yapılması vs. ölümden sonraki yeniden dirilişi anlatan tasvirlerdir. Yani insanoğlu varolduğundan bu yana yeniden diriliş inancına sahiptir. Bunu bildikleri halde inanmama istekleri dünyaya olan meyillerinden ve sahip oldukları hazlarından vazgeçmek istememeleri yüzündendir.


Allah, Kur’an’da kıyamet sahnelerini çok dehşetli ve korkunç olarak tasvir etmiştir. Ayrıca cehennem tasviri de yine aynı müthişlik ve korkunçluk tasviri içinde yerini alır. Her şeyin yaratıcısı olan Allah, insana yeryüzünde eşrefi mahlukat olma şansı vermiş ve bu şansını iyi değerlendirenleri de kıyamette çok daha büyük bir ödülle karşılayacağını vaadetmiştir. İman etmek ve bu iman doğrultusunda yaşamak bugünün diline pelesenk olmuş evrensel ahlaki değerler diye tanımlanan şeylerin de üstünde bir yaşamı kabul etmek ve bu uğurda insan kalabilmenin şerefini korumayı vaadetmek demektir. Kıyamet düşüncesini eskilerin masalı gibi algılayan ya da Allah’ın affediciliğine sığınarak günah işlemeyi kendine hak görenler için ise homurtusu ta dışardan duyulan ve derileri yakıp kavuran bir ateşin odunu olmayı dünyada ise aşağıların en aşağısı olarak kalmayı arzulamak demektir.


Bugün modern dünyanın akışına kendini kaptırmış bizler mezarlıklarımızı şehrin dışına, morgları yerin iki kat dibine inşa etsek de ölüm gerçeğini görmezden gelemeyiz. Tıpkı masallarda olduğu gibi bir varız bir yokuz! Önemli olan yok olurken de var olurken de ne için olduğumuz ve kim için varolduğumuzdur. Allah, kendisi dışında herhangi bir şey için var olmayı ya da yok olmayı şirkle itham etmekte ve böylelerinin cezasını cehennem olarak göstermektedir. Ölümün kollarına koşarken nereye bu gidiş diye vakit geç olmadan sormamız gerekiyor. Çünkü dünyada hayr eken ahirette de hayr biçecektir.

YORUMLAR
Kıyamet; ahirete son kapı.Öte dünya,gerçek dünya ile yüzleşmenin arefesi...
Ahiret,öteki dünya dedikçe ötelenen sonsuz alem.
Gelip geçici olan dünya,vazgeçilmez olunca ebedi olan değersizleşmeye başlıyor.
Bu gün hangi kaygılarla yaşanıyırsa o hal üzere göz kapanıp, ahirete uyanılacak ve
kaygılarımızdan hesaba çekileceğiz.
Eline sağlık
Erhan TOPRAK
anonim 31.10.2012 22:41:09
Kaleminize sağlık Bünyamin Hocam. Bugün şehirlerden tecrit edilen mezarlıkların yerini alan (tabiat boşluk kabul etmez) en bariz materyal: reklam panoları. Kendi çıkar araçlarını ahlaksızca insanların gözüne sokan şımarık güruh utanmasa insanları da reklam argümanlarıyla donatıp, babalarının malı gibi sahiplendikleri renklere boyayacaklar. (Sahi , artık onu da yapıyorlar değil mi?) Geçenlerde bir kamyonun arkasına kocaman yazılmış o cümleyi görünce utandım. Bir dondurma reklam sloganı: “hazzı uzun sürer.” Dondurma yemenin kerahatinden ya da nimetlerin insanlara cazip gelmesinden bahsetmiyorum… Beni utandıran delicesine “hazzı uzun süren” şeyleri arayan, onu bulmak için yaşayan, bir hazdan sıkılınca başka bir hazza saldıran hayat görüşü ve onun "reklam edilmesi"… Kırmızı deyince aklımıza bir gsm şirketi gelmesini isteyen bu şımarıklardan ve onların amellerinden Allah’a sığınıyorum. /Aydın/
anonim 01.11.2012 15:33:26
Toplumu bu acidanda degerlendirmeniz gayet başarılı olmuş. Mustafa INAN
anonim 02.11.2012 11:57:49

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003532861

iletişim : editor@kimokur.com