Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




SÖYLEM VE EYLEM TUTARLILIĞI
BÜNYAMİN ZERAN

 



                Tarihi inşa edenler, toplumu dönüştürenler ne dediklerini bilenlerdir. “Ağzından çıkanı kulağı duymak” diye bir tabir kullanılır Anadolu’da. Eğer bir kimse ağzından çıkanı kulağı duymuyorsa o kimse makbul bir kimse değildir. Söylenilen her söz sorumluluk getirir. Boş konuşmaya alışmış ya da alıştırılmış bir toplum için ne dediğinin bir önemi yoktur. Önemli olan günü kurtaran konuşmalar yapmaktır. Toplumsal olarak nasıl bu hale geldik sorusunu kendimize sormamız gerekmektedir.


Modern dünya hazların yaşanmasını ön plana çıkarır. Her şey insanın hazları içindir. Modernite bireyciliği ön plana çıkardığınan toplumu ya da ümmeti merkeze almaz. Modernite Allah’a kulluğu da merkeze almaz. Çünkü kulluk diye tabiri dogma olarak tanımlar ve özgürlüğü kısıtlayan bir öge olarak görür. Dünyada tek gerçek vardır o da kendi nefsî tatminidir. Makyevel hazretleri rönesans Avrupa’sında hükümdarı tanımlarken; her türlü yalanı söyleyebileceğini, sözünde durmayabileceğini, yaptığı anlaşmalara gerekirse sadık kalmayabileceğini belirtmişti. O dönemde bu sözler kral için söylenmiş olsa da modernite her bireyi kral ilan ettiğinden Makyevel hazretlerinin tanımı aynısıyla her insanın üzerine oturtulmuş oldu. Hiçbir sabitesi olmayan köksüz, ne dediği belli olmayan ve dayandığı hiçbir kutsalı olmayan yeni bir yaşam tarzıyla tanışmış oldu dünya. Bu öyle bir dünya oldu ki toplumsal ve ailesel her türlü bağlılık bir bir çözülmeye başladı.


Vahiy ile moderniteyi birbirinden ayıran unsurlardan biri de bu noktaydı. Vahiy daha yolun başında Allah’a kulluk bilinciyle hareket ettiğinden tevhidi merkeze almış ve Allah’ın dışında kişinin putlaştırdığı ne kadar ilahı varsa hepsini terk etmesi gerektiğini ona vazetmiş bir dindir. Allah’tan başka ilahın olmadığını söyleyebilmek ağzından çıkanı kulağın duyması demektir. Çünkü tevhid sözü islama girişin sözüdür. İslama giriş ise kişinin bu sözü söylemeden önceki kötü olan tüm bağlıklıklarını, bağımlılıklarını Allah adına terketmesi demektir. Bu söz bir ahittir, Allah ile sözleşmedir. Tabii ki her sözleşmede olduğu gibi bu sözleşme de verilen söze sadık olmayı gerektirir ki taraflar sözleşme gereği vadedileni yapsın ve onun karşılığındaki ücretini de alabilsin. Allah bireylerin yapmayacağı şeyleri söylememeleri gerektiğini bundan dolayı hesaba çekileceğini söylüyor. Allah söz ile pratiğin uyumunu önemsiyor. Kitabı gereği gibi taşımayanlara (yaşamayanlara) “kitap yüklü eşekler” derken aynı zamanda kendilerine gönderilen vahyi yaşamayanlara ise hiçbir esas üzerinde olmadıklarını hatırlatmaktadır. Yalan söylemek büyük günahlar arasında sayıldığından insanın anını kurtaran sözler gerçeklikten uzak ve pratikten yoksun ise kınanmıştır. Kur’an’da müminlerin üzerine savaş yazılı bir surenin indirilmesini talep etmelerini dahi Alah’ın henüz müminlerin hem güç olarak hem de psikolojik olarak hazır olmamasından dolayı indirmediğini hatta bunu ısrarla isteyen müminleri de uyardığı görülmektedir. Çünkü Allah’a verilen her söz sorumluluk gerektirir.


Modernite Allah ile kul arasındaki bağlılıkları çözerek işe baladı. Eğer böyle yapmamış olsaydı istediği bir toplumu inşa etmesi de mümkün olmazdı. Çünkü burjuva topluluğu bir şeye bağlı olmayı sevmez. Sürekli geleceği merkeze alırken geçmişi siler. Hiçbir geleneği yoktur, köksüzdür, sonradan görmedir. Eğer geçmiş bağlılıklarına dönecek olursa burjuva özelliğini kaybeder. Kendini değerli kılan tek şey edindiği servetidir. Onun için reform Avrupa’sında protestanlığı desteklemiş bir kiliseye bağlı olmayı ve bir cemaate bağlı olmayı reddetmiştir. Reformun sponsoru burjuvalar olmuştur. Bu sayede feodalizme galip gelmişlerdir. Aşiret toplulukları ya da ümmet olma bilinci içinde hareket edildiği sürece burjuvalar oluşamayacaktı. Ondan dolayıdır ki bireyci idividüalist yaklaşım sanayi Avrupa’sında değer görmüştür ve yükselen değer haline gelmiştir. Modernite için insanın eşrefi mahlukat olabilmesi her türlü duygu ve düşüncenin önüne kendi benliğini geçirebilmesiyle mümkündür. Kısacası hazperest olmasıyla mümkündür. Ancak böylesi bir insan tüketim kölesi haline getirilebilir ve onun keyfi için üretilmiş malları satın alarak insan olmanın hazzına ulaşabilir. Böylelikle bir yandan burjuvanın cebi dolarken diğer yandan kendisinin de üstün insan olduğu duygusuna kapılır. Bir taşla iki kuş vurulmuş olur. Her iki kuşun etini yiyen maalesef burjuva olmuştur. Bireye ise tüketen hayvan olmaktan öte bir unvan kalmamıştır.


İslam ümmet olma bilinciyle bir hedef doğrultusunda vahyin çizdiği ölçülerle kardeşler olmayı salık verir. İslam geniş ve güçlü bir aile olmayı hedefler. Bu aile gücünü bugünün dünyasında belirlenen kriterlere göre oluşturmaz. Bu ailenin maddi imkanları olmayabilir, askeri gücü olmayabilir, sayısal anlamda çoğunluğa da sahip olmayabilir. Ama sahip olduğu tek şey Allah’a duyulan sevgi ve Allah için birbirlerine olan bağlılıklarıdır. Bu öyle güçlü bir bağdır ki bu bağı terketmeleri ancak Allah’ı terketmeleriyle mümkündür. Allah’ı terkeden kimsenin yeri de ateş olduğundan iman eden kimseler bu terketmeyi göze alamaz. Bu bağlılık içinde ahde vefa vardır, misak vardır, kendi kazancından infak vardır, salat vardır, ismaillerin kurban edilmesi vardır vs. Kısacası mümin olmanın vasfını yüklenmeyi taahhüt etmiş kulların sözüne sadâkatları vardır. Allah için gerçekten ortaya koyacakları bir mazeretleri olmadan bu yükümlülüklerinden feregat edecek kimseler bu ailenin bir üyesi olamayacaklardır. Onun içindir ki müminin sınırları bellidir. Neyi reddedeceği neyi kabul edeceği vahiyle belirlenmiştir. Sınırları belli olan bir adamdır mümin. Onun için güvenilirdir ve ağzından çıkanı kulağı duyan bir kimsedir. Hazlarının değil Allah’ın kuludur. Günlük politikalara kurban gitmez. İslami davayı yüceltirken dahi amaca giden her yolu kutsal saymaz. Çünkü Makyevelci değildir. Eşrefi mahlukat olmak demek mümin için Allah’a sadakatla bağlı olmak, takvalı olmak, günahtan ve kötü olan her şeyden sakınmak demektir. Doğal olarak bu tanım Avrupa zihniyetinin yabancı olduğu bir tanımdır. Çünkü onun kriterlerine göre iyi olan her şeyin karşılığında kâr olmalıdır. İstatistiksel olarak hesaplamalara gelebilecek maddi ölçütler olmalıdır. Çünkü o gayba iman etmez. Ne varsa gözlerinin görebildiği şey ölçüsündedir. Göremedikleri onun için dogmadır. Müminin ise inancının başlangıcı gaybda olana iman etmektir. O’nu birlemek ve O’ndan başkasına kul olmamaktır. O’na kul olmanın kriterleri ise hiçbir istatistiğe konu olmayacak, hiçbir maddi değerle ölçülemeyecek olan günahtan sakınma ve takvadır.


Modernite yalan üzere kurulu bir dünyanın resmidir. Bu dünyanın varolmasına hizmet eden araçların başında demokrasi, laiklik ve liberalizm gelmektedir. Kapitalizm ancak bu üçlü sayesinde ayakta kalabilir. Bu üçlünün ürettiği tüm değerler Makyevelizm üzerine bina edilmiştir. İnsanı aşağılayan, insanı bir metanın kulu yapan bu sistem hazlarının peşinde insanı bataklığa mahkum etmiştir. İnsanı tanrı olduğuna inandırarak kendi dışındaki herkesi de kendinin kulu olduğu zehabına kaptırmıştır. Hal böyle olunca tanrının kullarına karşı sorumluluğu değil kulların tanrıya karşı sorumluluğu önde olacaktır. İnsan kendi uydurduğu yalanın ya da ona dayatılan yalana inanmanın kurbanı olacaktır. İşte bu ağzından çıkanı kulağın duymadığı bir dünyadır. Söylem ve eylemin tutarsız olduğu bir dünyadır. Bu dünya mümin olanlara ait bir dünya değildir.


Mümin olmak öncelikle böylesi bir dünyayı reddetmek demek ve doğruladığın dünyaya sahip çıkmak demektir. Allah’a verilen söz muhakkak ki sorumluluk gerektirmektedir. Sözüne sadık olmayanlar mümin olamaz. Müminlerin dünyasında güven en önemli unsurlardan biridir. Çünkü verilen her sözün bir karşılığı vardır. Bunu Allah kullarına öğretmiştir. Mallar ve canlar karşılığında cennet vardır. Allah’tan daha çok sözünde duran kimse yoktur. Öyleyse mümine düşen sorumluluk da ahde vefa göstermesi ve anlaşmaya uygun yaşamasıdır.

YORUMLAR
Eyvallah güzel kardeşim, kalemine sağlık. Allah razı olsun




Ali derda
anonim 30.12.2012 00:39:54
Yüreğine sağlık dua ediyorum..Rabbim ayaklarımızı kaydırmasın...Ahirimiz hayr olsun i.n.ş.
SAYGILARIMLA...

mehmed CAN...
anonim 30.12.2012 23:06:24
Vahiy,

önündeki dünyevi/menfi engeller, bilhassa kişinin kendisi tarafından kaldırılmadıkça; uzaktan seyredilen ve herkese de muhakkak görülmesi tavsiye edilen paha biçilmez bir bir tablo olmaktan öte geçmeyecektir.

En çok kayba uğrayanlar; vahyi bir süs gibi duvara asanları eleştirdikleri halde, kendi hayatlarını değil, hep başkalarının hayatlarını sözleriyle süsleyip duranlardır.

Söz, amelin ancak zarif bir süsü olabilir.

Elinize Sağlık.
Allah razı olsun.

-fatma-
anonim 01.01.2013 00:41:23
Sevgili Kardeşim.
Endişeliydim zaten ..
Beni yıllardır ; hakikaten korkutan bir gözlemimi dile getirmişsiniz. Ve üstelik endişem olaya yalnızca Dini açıdanda bakmamda değildir.
Neden mi endişeliyim ?
-------

Gözlem yapıyorum etrafımdaki insanlara ... Ve sizde yapınız yapmışsınızda .. Herkes yapsın. Bu çok ama mühim. Nerede yaşadığımızın farkındalığı için.
Umarım yanılıyorumdur.
ARTIK İNSANLAR HİÇ BİR ŞEYDEN ; NE KORKAR OLDULAR NE UTANIR OLDULAR. HİÇ BİR SINIRLARI KALMADI. NE AİLEVİ , NE İNSANİ , NE TOPLUMSAL ... HİÇ AMA HİÇ ???

- Ey insanoğlu !! Senin herhangi bir sınırın , bir DUR NOKTAN VAR MI ???
Şekillendiğin , Ölçütlendiğin , Korktuğun , Söz’ ünün üzerine söz söylemediğin , ’’ Artık bundan sonrası benim için yoktur ’’ dediğin , Tamam dediğin , .... vs. vs.

- Gören , duyan var mı ?
anonim 02.01.2013 14:03:42
Çeşitli yerlerde , farklı konumlarda olunabilir. Hem maddi , hem manevi olarak yukarı(!)larda olunabilir. Lakin biraz önce serdettiğimiz ’’ DUR NOKTASINA ’’ haiz olunması önemli. Belki hem kendimizi , hem muhatabımızı tanımlamak açısından , bu noktayı nazardan bakmak bize sağlam ipuçları verebilir.
İşte bahsettiğiniz modernite toplumlarda , değer - fayda ikilemi oluşturarak ; değerli olanı değilde fayda(!)lı olanı sunmuş , ve çoğunluk olarakta kabul görmüş durumdadır.
Bir yetimin - öksüzün yüzüne şevkatle bakmak size fayda sağlamayabilir. Ama çok kıymetli, değerli, övülmüş bir davranıştır. Eğer ’’ Fayda’’ lı bir yaşam tarzı tercih edilmişse - ki bu dikte edilmiş , ama kabul görmüştür - ’’Değer’’ li bir yaşam tarzına sahip olunamamıştır. Bu insanın yanlızlaştırılmasından , değersizleştirilmesinden , aşağılanmasından başka bir şey değildir.
anonim 02.01.2013 14:56:35
Bu hiç bir insanın hoşuna gidecek , işine gelecek bir durum değildir. İnsan yaşamı gereği yaşlanan , yıpranan bir yapıya sahiptir. İnananların bulunduğu iddia edilen bir toplumda , yaşlı bakımevlerine bırakılan ’’ Anne - Baba ’’ ların varlığı utanç vesilesidir.
Bu örnekleri, devede kulak misali belki ama güncel olması hasebiyle verdim.
Allah inancı insana ; BİR ÇOK İNSANINDA HENÜZ FARKINA VARAMADIĞI bir özellik ve değer vermiştir. Ama insan maalesef ; Rabbinin kendisine sunduğu bu hem dünyevi hem uhrevi nimeti , ’’ Cehaleti ve İhtirası ’’ nedeniyle anlayamadığı için genellikle kabul etmemiştir.
anonim 02.01.2013 15:06:44
Vahyin elçileri - okuyucuları tarih boyunca insanları hep Rabbin Adaleti ve insana verdiği bu ’’ Değer’’ den - Rabbin sözleri - bahisle , insanları ; bu adaleti bozanlar ve değerden uzaklaştıranlara karşı uyarmışlardır. Sahte ilahların ne denli güçsüz ve aciz olduklarını , ALLAH’ın yegane hakim ve hesap görücü olduğunu hatırlatmışlar , anlattıklarının da ilk şahidi uygulayıcısı olarak , o kaliteyi müşahhas olarak göstermişlerdir.
Dostlar ... Malumunuz veçhile ; Mü’min olmak bir kalite , bir değer , mükemmel bir vasıftır. Bu kalitenin örnekleri olmak ; tebliğin , davetin , en temel gereği olsa gerektir. Yoksa iddia eden , ancak - basit tabirle - kendine zarar verir.
Mü’min insan ; özgürdür , hürdür , kalitelidir , değerli - kıymetlidir , hürmetli ve hürmetkardır , adildir , güvenilirdir , emindir , dürüsttür ...
anonim 02.01.2013 16:04:07
Kim böyle bir insanı istemez ve sevmez ???
Kimin işine gelmiyorsa onlar istemez ve sevmez. İşte bizim bu kaliteden yoksun , adaletsiz ve güvensiz vs. ye karşın kendi adalet ve kalitemizi korumamız açısından uyanık ve dahi tetikte olmak zorunluluğumuz vardır.
Kim ki beni bu kaliteye ve adaletin tecellisine çağırırsa , canımdır , gözümdür , sevgilimdir ...

Rabbim ; Tevhidin Şahidlerini , Örneklerimizi , Kaliteyi kuşananlarımızı artırsın. Rabbimin adaletini uygulayanlara sabrı cemil versin. Benide onlara hizmetkar kılsın.
Gurbetçi
anonim 02.01.2013 16:09:07

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003535476

iletişim : editor@kimokur.com