Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




TÜRKİYE’DE İSLAMİ MÜCADELE VE DEVLETİN İSLAMI SEKÜLERLEŞTİRMESİ-4
Bünyamin ZERAN



Devletin Baskı Aygıtları:



Kemalist ideoloji kendi değerlerini güle oynaya halka kabul ettirmiş değildir. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte halkı ve muhalefeti sindirebilmek için devletin baskı aygıtlarını işletmişlerdir. İstiklal mahkemeleri bu alanda önemli işler yapmıştır. Kemalist ideoloji muhalefetsiz bir düzen kurabilmek için her fırsatı değerlendirmesini bilmiştir. Siyasi cinayetlere kadar her yola başvurmaktan kaçınmamışlardır. Trabzon vekili Ali Şükrü Bey’in Mustafa Kemal’in Muhafız Alay komutanı Topal Osman tarafından öldürülmesi, Rauf Orbay, Kazım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy gibi milli mücadelenin en önemli paşalarının İzmir Suikasti bahane edilerek idamla yargılanması gibi daha birçok davalar ve cinayetler muhalefete gözdağı vermiştir. Cumhuriyet devrinin önemli üç Ali’si istiklal mahkemelerinde Mustafa Kemal’e muhalif olanları yine onun emriyle muhalif olanları ya katletmişler ya da siyasi hayatlarına son vermişlerdir. Bu üç Ali; Kel Ali, Kılıç Ali ve Necip Ali’dir.



Kemalist ideolojinin baskı aygıtı olarak kullandığı İstiklal Mahkemelerinin kullanılmasına Şeyh Said isyanı sebep olmuştur. 13 Şubat 1925 tarihinde Şey Said önderliğinde doğrudan rejimi hedef alan bir ayaklanma olmuştur. Rejim bunun İngilizler tarafından Musul ve Kerkük’ün elimizden alınması için çıkarttığı bir ayaklanma olarak tarih kayıtlarına geçirse de olayın böyle olmadığı İsmet İnönü’nün o dönemdeki Cumhuriyet gazetesine verdiği beyanatta ortaya çıkar: “Şeyh Said, harekat esnasında dini kurtarmak davasını açıktan ortaya atmış bulunuyor. “Hilafet kalkmıştır, din tehlikededir. Dini kurtarmak lazımdır.” Davaları bu. Şeyh Said, isyan hareketini, böylece bütün memlekete milli bir hareket olarak değil, bir din hareketi olarak gösteriyor… Şeyh Said, isyanını doğrudan doğruya İngilizlerin hazırladığı veya meydana çıkardığı hakkında kesin deliller bulunamamıştır.”[1] Bu isyanın akabinde Hıyanet-i Vataniyye yasası çıkarılır, Takriri Sukun yasası ile birlikte İstiklal Mahkemeleri kurulmuştur. Nerdeyse tüm muhalefete İslamcı damgası vurularak istiklal mahkemelerinde yargılanmaları sağlanmıştır. Bu sayede birçoğu öldürülmüş, bir kısmı sürgüne gönderilmiş, bir kısmı da bir daha siyasi hayata tekrar dönmemecesine köşesine çekilmiştir.



Devletin İdeolojik Aygıtları:



Cumhuriyet ideolojisi baskı aygıtları yanında ideolojik aygıtları da devrimleri pekiştirmede bir araç olarak kullanmıştır. Bunları sırasıyla konuşacak olursak; eğitim, dinsel ideolojik baskı aygıtı olarak Diyanet İşleri Başkanlığı ve Camiiler, medya (medya derken o dönem için gazete ve radyo kastedilmektedir) ve son olarak şehirleşmeyi esas alabiliriz.



a)      İdeolojik Aygıt Olarak Okul:



Öncelikle belirtelim ki Osmanlı da toplumu dönüştürücü aygıt din idi. Yeni Türkiye ise en önemli ideolojik aygıt olarak eğitimi kullanmıştır. Çünkü Türkiye rol model olarak Avrupa’yı esas alıyordu. Devletin dil devrimi yapması ile birlikte yeni yetişecek neslin geçmişle bağını kesiyor ve eğitim kurumlarıyla yepyeni bir toplum inşa etme sürecine giriyordu. Yeni yetişecek nesil bu sayede Avrupa pozitivizmine teslim oluyor ve dini değerleri ise küçümsüyordu. Fransız laikliği ile donatılırken, Darwin’in evrimciliğine bağlı, Freud’un psikanaliz mantığıyla yetişiyordu. Öncelikle dini değerler toplumun tamamen dışına itilip yerine Batı pozitivizmi inşa ediliyordu. Dinin yerine konan yeni değer ise ulusçu anlayıştı ki bu topluma dayatılan yeni bir dindi. Adı da Türk Milliyetçiliği idi. 1923-1924 tarihleri arasında İlk ve Ortaöğretim okulu olarak 4.894 okul,  273.107 erkek öğrenci ve 62.954 kız öğrenci olmakla birlikte toplam 341.941 öğrenci mevcutken 1940-1941 arasında 10.596 okul, 661.279 erkek öğrenci ve 294.468 kız öğrenci ile birlikte toplam 955.747 öğrenciye ulaşılmıştır.[2] Bu sayısal değerleri 2013 yılının verilerine kadar getirdiğimizde ise karşımıza korkunç rakamlar ve değişimler çıkacaktır kuşkusuz.



Bu okullardan mezun olan yeni nesil, devletin; bürokrasi, siyaset, ordu ve yargı gibi merkezlerine yerleştiğinde Cumhuriyet’in başlangıcında rejimin, kendisini yeniden üretmesine yetecek kadar kitleye ideolojik aygıtlarıyla nüfuz edebildiğini söyleyebiliriz. Eğitimin özellikle kadınlar üzerinde yarattığı seküler etki ise çok daha fazladır. Kadınlar daha fazla eğitim olanağına kavuşup meslek sahibi oldukça, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki annelerine nazaran ataerkil kalıpları daha çok sorgulamış ve kendi ayakları üzerinde durabilme yeteneğine daha çok kavuşmuşlardır.



Cumhuriyet döneminde merkezin ideolojisini çevreye taşıyan eğitim aygıtları okullarla sınırlı kalmamıştır. Halkevleri, Halkodaları ve Köy Enstitüleri gibi aygıtlarda olmuştur. Halkevleri, Meşrutiyet’te kurulan Türk Ocakları’nın yerini aldı. Halkodaları ise Cumhuriyet döneminde, küçük yerleşim yerlerinde kurulan, Halkevleri ile aynı çizgideki kuruluşlardı. İnkılabı yaymak, İslami ideolojinin gücünü kırmak gibi amaçlarla kurulan ve faaliyet gösteren bu kurumların, kapatılana kadar CHP’ye bağlılığı sürdü. Bu kurumlar 1951 yılına gelindiğinde DP tarafından kapatıldı.



Köy Enstitüsü projesinin fikri arka planında, 1924 yılında Türk Eğitim sistemi için rapor hazırlayan John Dewey ve ayrıca William James gibi filozofların pragmatist felsefesi olduğu söylenebilir.[3] Köyün içinden köye öğretmen yetiştirme hedefini güden bu kurumlardan 17 bin kadar köy çocuğu öğretmen olarak yetişmiş ve geniş bir kitleyi bunlar eğitmişlerdir. Bu kurumlar teorik bilginin yanında pratik uygulamaya da önem vermiş; makine kullanımı, hastalıkla savaş, kooperatifçilik ve hayvancılık gibi birçok konuda köylüyü eğitmişlerdir. Köy Enstitüleri arka planlarında var olan pragmatizme uygun eğitimlerinin yanında, Cumhuriyet merkezinin ideolojisini; köyde, imamın yerine Cumhuriyet’in yetiştirdiği öğretmeni önder yaparak yerleştirmeye çalışmışlardır.[4]



b)      Dinsel İdeolojik Aygıt Olarak Diyanet İşleri Başkanlığı ve Camiler:



                Cumhuriyet ideolojisi dinsel kurumlara farklı şekilde yaklaşmıştır. Bu farklı yaklaşımlar; gücünü yoketme, kontrol etme ve ideolojik aygıt olarak kullanma diyebiliriz. Camilerin nasıl kontrol altına alınması gerektiğiyle ilgili bir endişe ise hep vardır. Camilerin cemaatlerin kontrolüne geçmesinden korkuluyordu. 1931 yılında çıkarılan bir kanunla camii ve mescitlerin yönetimiyle görevlilerin atanması Evkaf Umum Müdürlüğüne geçti.



                Eski Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin Diyanet İşleri Başkanı olmadan önce 1920’lerde yazdığı hutbe kitabında yer alan hutbe başlıkları, camilerin nasıl ideolojik aygıt olarak kullanıldığı konusunda fikir verici niteliktedir. Bu başlıkların bir kısmı şöyledir; “Çalışan Mükafatını Görür”, “Vatan Müdafası”, “Türk Hava Kurumu’na Yardım”, “Askerlik Şerefi”.[5] Camilerin minarelerinin arasına mahyalar yoluyla yazılan yazıları incelememiz bile aynı yönde bir kanaat verecektir. Minarelerin arasına mahyalarla yazılan bazı sloganlar şöyledir; “Varol İnönü”, “Türk Yılmaz”, “Yaşasın Gaziler”, “Vatan Sevgisi İmandandır”, “Yaşasın Misak-ı Milli”.[6] Diyanet’in Cumhuriyet merkezinin rahatsızlık duyduğu Nurculuk ve Süleymancılık gibi akımlara karşı raporlar hazırlamasından da anlaşılabilir. Örneğin Nurculuk hakkındaki raporda Nurculuk; İslami esaslara uymayan yorumlar yapmak, Saidi Nursi’yi aşırı yüceltmek, Kur’an ve Sünnete aykırı akıl dışı yaklaşımlarda bulunmak, Mustafa Kemal’e saldırmak, Kürtçülüğü körüklemek, şapka devrimine karşı çıkmak gibi hususlarda eleştirilmiştir.[7]



c)       İdeolojik Aygıt Olarak Medya:



                Cumhuriyet rejimi tek partili dönemde gazete ve dergi gibi medya araçlarını ideolojik aygıt olarak kullanmayı bilmiştir. Her ne kadar basını tekelinde toplamamış olsa da muhalif yazarlara verilen cezalar ve yıldırma politikaları sayesinde kontrolü elinde tutmayı becerebilmiştir. 1927 yılında radyo yayıncılığı Türkiye’de başlamıştır. Radyo, büyük kısmı okur yazar olmayan bir topluma, cumhuriyetin sözle ulaşmasının aracı olmuştur. Böylece devletin diğer ideolojik aralarla ulaşamadığı yerlere ulaşmada ciddi bir araç olmuştur. Televizyon yayınları Türkiye’de 1968 yılında başladığı için ideolojik aygıt olarak TV’ler bu bölümde ele alınmayacaktır.



                Şehirleşmenin artması, köylere elektrik gitmesi, vericilerin ülkede daha çok yayılması radyo yayıncılığı eliyle topluma yön vermeyi hızlandırmıştır. Özellikle Cumhuriyet gazetesi yeni rejimi basın yoluyla halka takdim etmede ve toplumsal değişimi ateşleyen yayınları yapmada Cumhuriyet’in yılmaz bekçiliğini yapmıştır.



d)      Şehirleşmenin Sonucunda İdeolojik Aygıtların Artan Önemi:



                Şehirleşme olgusu, çevredeki bireylere ideolojik aygıtlarla daha çok nüfuz edilmesine olanak tanınmasının yanında, oluşturduğu yeni sosyal yapı ve güç ilişkilerini yeniden şekillendirmesiyle de bireyleri dönüştürdü.



                Devletin sekülerleştirici ideolojisine karşı bireylere İslami bir hayat görüşü veren en önemli kurum aile olmuştur. Şehirleşme, bunu yok etmemiştir ama ailenin çekirdek aile olmasına yol açarak; önceki dönemin ideolojisine göre hayatlarının daha uzun dönemini geçirmiş ve Cumhuriyet’in dönüştürücü yeni ideolojik aygıtlarıyla daha az karşılaşmış olan büyükanne ve büyükbabaların yeni nesiller üzerindeki etkisinin azalmasına yol açmıştır. Kocalarının aileleriyle yaşamaktan uzaklaşma, kadınların erkek egemenliğine dayalı değerlere göre işleyen geniş ailelerden uzaklaşmaları ve daha çok otonomi kazanmalarına da sebep olmuştur. 1927 yılında kırsal kesimde yaşayan nüfus %75,8 oranında iken, 1950’de çok ufak bir değişiklikle bu oran %75,0 olmuştur. Bu oran Batı’daki modernleşmeyle Türk modernleşme arasındaki önemli bir farklılığı anlayabilmemizi sağlayabilir.



                Batı’daki modernleşme toplum seviyesindeki değişimler üzerinde yükselmiştir ve şehirleşmenin getirdiği yeni toplumsal yapı ve üretim ilişkilerindeki farklılaşma, Batı modernleşmesinin en önemli dinamiklerinden biri olmuştur. İngiltere’de köylülerin tarımın karın doyurmaması neticesinde şehirlere akın ederek karın doyurmak istemesi sonucu oluşan köyden kente göç Avrupa’nın toplumsal dinamiklerini hepten değiştirmişti. Bu durumun aynısı Türkiye’de çok daha uzun zaman dilimleri içinde meydana gelmiştir ki bu oran özelikle 1923-1950 arasında şehirleşme açısından ancak %1’e tekabül etmektedir. Şehirleşmeyle birlikte oluşan algıya göre; şehir, yüksek olan Batılı kültürünü temsil ederken kırsal kesim ise düşük olan İslami kültürü temsil etmektedir. Batılılaşmak, medeni olmak anlamını taşırken İslami değerlere sahip olmak ise irticacı olmak, geçmişe takılıp kalmak ve uygar dünya değerlerine düşman olmak anlamında değerlendirilmiştir. Şehirleşmenin yarattığı sosyolojik ortam bireyciliği geliştirirken aile bağlarını zayıflatmış ve birey üzerinde kontrol mekanizmasını gevşetmiştir. Bu durumda bireyi dönüştürmek daha mümkün hale gelmiştir.











[1] Ahmet Cemil Ertunç, a.g.e. Sh. 97







[2] Caner Taslaman, Küreselleşme Sürecinde Türkiye’de İslam, İstanbul yay. Sh. 110







[3] Caner Taslaman, a.g.e. sh. 113







[4] Bülent Tanör, Kurtuluş Kurtuluş, Cumhuriyet Kitapları, sh. 317







[5] İsmail Kara, Cumhuriyet Türkiye’sinde Bir Mesele Olarak İslam, Dergah yay. Sh. 74







[6] İsmail Kara, a.g.e. sh75,82,83







[7] İsmail Kara, a.g.e. sh. 152,161.








YORUMLAR
Yazı dizisini ilkinden itibaren özenle takip ediyorum istifade etmekten öte ezberlerimizi gözden geçirmmemize sebep olsunuz elinize sağlık inşaallah devamı gelir .
murat-sivas
anonim 21.04.2013 12:46:07
Sn. Yazar, Çok ama çok mühim ; hatırlatıcı , öğretici ve uyarıcı bir yazıya imza attınız.
Layıkıyla ’’ La ’’ diyebilmek açısından ; sistemi , sistemleri , kuruluşlarını , amaç ve bu amaca ulaşmak için uyguladıkları ve dahi uygulayabilecekleri yol yöntem usül ve kararları ve elbetteki ahlaki yönlerini bilebilmemize vesile olamaya yol açacak bu tür çalışmaları , imanî açıdan gerekli ve ara ara elzem buluyorum.
Yazılarınız hiçbirimizin itiraz etmesine neden olmayacak nitelikte bir araştırma. Yani bir yerlere , farkında olmadan ulaşmış isek bile , gittiğimiz yolun ve yerin ne olduğunun tanımlanabileceği bir kaynak araştırma.
Keşke başka dostlar da yazsalar araştırmalarını... Gurbetçi
anonim 29.04.2013 12:03:24

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003531333

iletişim : editor@kimokur.com