Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




HOŞGÖRÜ UZLAŞMAYA GÖTÜRÜR
Erhan TOPRAK

 Her dönemin popüler kavramları vardır toplumlar bu kavramlarla yatar kalkar ve zamanla aşina olurlar. Son yıllarda gündemimize zorla oturtulan hoşgörü, uzlaşma, diyalog kavramlarının toplum tarafından bir an önce benimsenmesi arzu edilmekte. İlk bakışta kulağa hoş gelen masum yüzlü bu kavramların üzerinde biraz duralım istedim

Bu kavramları İslam kavramı ile birlikte kullandığınızda kullanıcının niyetine uygun çıkarımlarda bulunmak da mümkün. Yaklaşık on yıldır şu cümleleri sık duyar olduk. “İslam hoşgörü dinidir, İslam laiklikle çatışmaz, İslam demokrasidir, İslam barış dinidir, İslam diyalog dinidir” v.s. İslam’ın/vahyin geliş amacıyla,  kendi kavramlarını İslam başlığı altında sunmaya ya da meşru göstermeye çalışanların amacı aynı mı acaba?

Diyalog/uzlaşma, faklı düşüncelerin karşılıklı olarak birbirlerine ödün verme halidir. Taraflar kendi doğrularından karşılıklı olarak vazgeçerek uzlaşma zemini oluştururlar. Uzlaşmaya varmadan önce diyalog ortamı oluşturursunuz, diyalog ortamı oluşmadan önce de bakış açınızı değiştirirsiniz. Bir vakaya “hoş” bakmaya başlarsanız diyaloga ve ardından uzlaşmaya gitmeniz kaçınılmazdır. Burada en önemli detay, kimin kendi doğrularından daha fazla ödün vereceği gerçeğidir burada doğrularından daha çok vazgeçecek olan diğerine göre daha güçsüz olandır. Yani iki taraf arasında güçler dengesi kimin lehine ise diyalog/uzlaşma meselesinin belirleyici gücü o olur. Gücü elinde tutanlar güçsüz olanı istediği gibi dönüştürmeye muktedir olacaktır.

Dünyayı kafalarına göre tanzim etmeye çalışan egemen güçler küreselleşme adını verdikleri yenidünya düzeninde “dine/İslam’a” yeni roller biçmiş ve ülkelere göre farklılık gösteren İslam algısını da küresel ölçekte kendi istedikleri formata uygun hale getirmek için dayattıkları bu kavramları İslam kavramıyla birlikte kullanmaya başlamıştır. Küresel İslam algısı oluşturma projesinin gereği olarak dünyanın hangi İslam ülkesinde yaşarsanız yaşayın İslam denilince Müslümanların aynı şeyleri düşünmeleri aynı refleksi geliştirmeleri arzu edilmiştir.

Son yıllarda halkı Müslüman olan ülkelerde yaşanan “baharlarla” sonuç itibariyle vardırılmak istenen nokta burası olsa gerek. Birkaç yıl önce batının çıkarlarına hizmet eden yöneticiler (Mısır, Libya, Tunus vs.) görevlerini layıkıyla yerine getirmişti ama rolleri küresel güçler tarafından sonlandırıldı. Eski yöneticilerinin İslam’a ve ona ait bütün değerlere savaş açtığı dini ve dindarı yok etmeye, yok saymaya dayalı dönemini kapatanlar artık “dinli” bir dünya tasavvur etmekte ve dinsiz yaşanamayacağı gerçeğinden hareketle İslam’a yeni roller vererek küresel sisteme uyumlu hale getirme çabasındalar. Din, değerli olmalı ama egemen güçlerle uyumlu olduğu sürece, varlığını sürdürmeli ama hoşgörüye ve uzlaşıya dayalı yüzünü koruduğu müddetçe. Uzlaşma ve hoşgörünün dinden referans alınarak yapılması ise egemen güçlerin planlarına gönüllü olarak hizmet üretmek demektir. Oysaki Kur’an’da tüm Peygamberlerin gönderiliş amacı yeryüzünde adalet temelli kardeşliği, esenliği ve barışı ikame etmektir; hiçbir Peygamber zulmü ve zalimi, uzlaşı vesilesi görmek bir tarafa kendisine muhatap dahi kabul etmezdi.

Yenidünya düzeninde Peygamberimizin anladığı ve yaşadığı İslam anlayışının kavranmasına da yaşanmasına da tahammül edilmemektedir. Küresel sermayeyi ellerinde tutan güçler kendileriyle uyumlu lider ve yönetimlerle huzurlu bir gelecek hayal etmekteler. “Sen onların dinlerine uymadıkça ne Yahudiler ne de Hıristiyanlar senden razı olmayacaklardır…” (2/120). Egemen güçlerle uyumlu bir İslam algısı ise sakattır ve bu sakat anlayış doğru üretmekten, doğruya taraf olmaktan uzak haliyle sadece zalimin ekmeğine yağ sürecektir. Bu günün dünyasında İslam üzere olanı bırakın, vicdan sahibi her insan batının zulümlerine kayıtsız kalamaz. Yenidünya düzeni denilen bu sistemin ise tek bir hasmı vardır o da İslam’dır. Bütün bu proje ile her olaya “hoş” bakılması sağlanarak İslam inancının refleksini, tepkisini, muhalefetini yok etmek ve tabiri caizse gardını düşürmektir. Ardından hep savunmada kalan İslam coğrafyasını siyasi ve ekonomik olarak linç etmektir. Bütün bu olup bitenleri anlamaya sorgulamaya kalkanların ise marjinallikle, süreci okuyamamakla ve hatta şiddet yanlısı olmakla suçlanmaları düşündürücüdür. Bir olguya karşı hoşgörü içinde olmanız zaman içinde o düşünceyle uzlaşmanızı ve aynileşmenizi de beraberinde getirecektir ve bu kaçınılmazdır. Batıyı ve onun değerlerini kutsayarak kendi inancını, değerlerini yok kabul edenlere de bizden hoşgörü yok.

Müslümanlar ancak birbirlerine karşı hoşgörülü, sabırlı olurlar ya da olmadırlar. Yine Müslümanlar ancak kardeştir ve uzlaşma da ancak aynı kıbleye, aynı hedefe yönelenlerle olur. Müslüman’ın uzlaşması ise Kur’an temelindedir.

İslam, insanın yüreğine gönlüne hitap eder ve kalbe dokunabilmek ancak sevgi, muhabbet ve merhametle olur; dayatmayla, zorla din telkin etmek inancın değerini düşürür ki bu anlayış “geleneğin” ta kendisinde vardır. Geleneksel akaid kitaplarını okuyanlar bunu daha iyi bilir. Kur’an’ı referans alarak yola çıkanlar yanlış bile yapsalar Allah o kullarını yollarına iletecektir. Kur’an insanlığın son şansıdır. Bu dinin önderi Hz. Peygamber insanlığın adalet temelli kurtuluşu için çaba sarf etmişti günümüzde ise insanlık/İslam dünyası kurtuluşu batı ve onun medeniyetini taklit etmekte buluyor.

Uzlaşma ve hoşgörü kavramlarını İslamileştirmek zorlamadan başka bir şey değildir. Bütün peygamberler hak-batıl savaşının hak yanını temsil ederken, bugün hak ile batılı orta yolda buluşturup uzlaştırmaya çalışmak zulüm işlemektir.

İlle de “hoş” bakılacaksa Müslüman olduğunu iddia edenler birbirlerine karşı hoş baksınlar ve bilsinler ki batı ve onun yerli işbirlikçileri İslam’a her daim “hor” bakmışlar ve hep “hor” bakacaklardır.

Her şeyin en doğrusunu bilen yalnızca Allah’tır.

23 şubat 2013


YORUMLAR
Kıymetli Dostum,
Kavimlerin ve toplumların hükmedenlerinin , hüküm vaaz edenlerinin , hükmettikleri üzerindeki en önemli işlevleri ; mâlumunuzdur ki , onları itaat ettirecek ve hatta onlarında sahiplenecekleri - savunacakları
’’ popüler kavramlar ’’ üretmektir. Bu onların varolma nedenleri. Onlar bunu ustalıkla her dönem yapageldiler. Bu konuda asırların tecrübelerine de sahipler. Donanımlılar..
Ben bunların neler olduğu konusuna asla girmeyeceğim.
Şu minvalde öncelikli ya da gereklide görmüyorum.
Çünki en başta ve en önemli gereklilik olarak gördüğüm ACİL diye tanımladığım AÇIK BİR İHTİYAÇ - EKSİKLİK var.
anonim 24.01.2014 14:58:32
Bu öyle bir eksiklik ki ; tamamladığınızda , her hangi bir sorunu karşınıza alsanız ( temel manasıyla ) tanımlamanızda size yol çizer.
Kendi ağırlık çekme kapasitenizce kaldırabilirsiniz ama , en azından yükün farkında olmanızı sağlar. Tarafınızı belirlemenizde , yeşil renkli - esanslı rüzgarlardan daha az etkilenmenizi sağlar.
Bu öyle bir ihtiyaç ki; tamamladığınız kadar , tamamlandığınızı hissedersiniz. Başınız dik , sözünüz merhametli , davetiniz şahitliğinizle netleşmiş , sizi muğlak bakışlardan vareste kılabilecek ..
Bu tanımlamalar daha da artırılabilir... Ancak ;
Toplumları yönetenlerin ; kendilerini hiç durmadan geliştirdiklerine , yenilediklerine tamamladıklarına şahid oluyor isek , şununda farkında olmamız gerekir ki ; bu zulümden kurtulabilmek için en az o ciddiyet ve bilinçle ve donanımla edilgenlikten kurtulabiliriz !
anonim 24.01.2014 15:12:33
Eğer birşeylere muhtaç konumda isek , ve hatta muhtaçlığımızın farkında olamayacak kadar da uzaklaştırılmış isek , kafalarımız bulandırılmış ise , nasıl kurtulabiliriz mazlumiyetten , edilgenlikten ?
İşte bu eksik kaldığımız , her ne ise , her derdin devasıdır adeta.
Evet , evet tam manasıyla böyle.
Eğer bizler , eksikliğimizin , ya da korunağımızın ne olduğu konusunda şüpheli isek ; - ki benim demekliğim o değildir - o başka bir tartışma konusu olabilir. Benim burada üzerinde durmak istediğim İHTİYACIMIZ KONUSUNDA Kİ CİDDİYETİMİZ , İSTEKLİLİĞİMİZ , PROGRAMLILIĞIMIZ , BİLİNÇLİLİĞİMİZ , vs.
anonim 24.01.2014 15:32:46
Dünyayı , zalimler karıştırdıkça karıştırıyorlar.
Tâki mazlumlar kendilerine gelemesinler.
Diğer taraftan da ilahi yasa , farkındalık istiyor. Burada önemli etken, mazlumların tercihleridir , zalimlerin güçleri ASLA DEĞİL !!!
Onların tecrübeleri zulüm üzerine kuruludur.
Bizler de MÜSLÜMAN KARDEŞLER , inadına ,varolacağız ...

Ve dahi başarı ; VAROLMAKTIR ...

Kıdemler , Kademeler , Mallar , Mülkler sahibi olmak değil.
Başarı ; eksikliğimize olan ihtiyacımızın aciliyetinin farkında olmaktır bence.

anonim 24.01.2014 15:47:30
Rabbimizin rahmeti olan Kur’anı Mübin olmasaydı , bizler nice olurduk. Sahipsiz , kılavuzsuz , çaresiz ...

Sırf bundan dolayı bile , O’na ne kadar şükretsek azdır.

O’nun farkında olmak , gelinebilecek en üst mertebedir.
’’ Ahseni tagvim. ’’
O’ndan uzaklaşmak ise ( bulunduğunuz makam mevki her ne olursa olsun ) esfele safilîn dir.
Şimdi bu iki yolun hangisini tercih etmekte zorlanabiliriz ?

Elinize , kaleminize , gönlünüze sağlık dilerim Rabbimden.

Selametle .. Gurbetçi
anonim 24.01.2014 15:48:26
“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz. İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında «İnandık» derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir. Size bir iyilik dokunsa, bu onları tasalandırır; başınıza bir musibet gelse, buna da sevinirler. Eğer sabreder ve korunursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.” 3/Âli İmrân,118-120
anonim 25.01.2014 23:31:15
Bu ayetler Müslümanların güçlü olduğu bir dönemde vahyolunmuş ve Müslümanlar sağdan yaklaşan isnsi şeytanlara karşı uyarılmıştır.
Peygamberimiz öncülüğünde akide ile Yaradan arasındaki tüm engeller kaldırılarak dileyenin dilediği dini benimseyebileceği ortamlar sağlanmış ve bu aşamada Müslümanlar farklı inanç sistemlerini benimseyenleri asla hoş görmemişler ama onların istedikleri inancı benimsemelerine katlanmışlardır. İlişkilerinin en belirleyici yönü de onların da islamla şereflenmeleri için çabalamak olmuştur.
Bugün islamdan istenen se kendilerine katlanılması ve hatta hoş görülmeleri de değil, makale içerisinde de belirtildiği gibi son tahlilde Müslümanların kendileri gibi olmalarıdır.

Elinize sağlık. Allah’a emanet olun.

Ebubekir
anonim 25.01.2014 23:31:48
Allah razı olsun abim ferasetine hayranız iyiki varsın abim

Abdullah
anonim 26.01.2014 23:05:11

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Dan Diner - Mühürlenmiş Zaman



Ziyaret Edilme Sayısı : 002721684

iletişim : editor@kimokur.com