Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




İNSANIN İMANA DOĞRU YOLCULUĞUNDA OLMASI GEREKENLER
Bünyamin ZERAN

 Sağlıklı bir imana ermek için bilmek, emin olmak ve sevmek gereklidir. Çünkü iman bilinçli bir eylemdir. Bilmek için de belli aşamalar mevcuttur. Akleden bir kalbe sahip olmak, okumak, dinlemek ve hatırlamak. Akledebilmek için de bağımsız olmak ve eleştirel olmak gereklidir.

Bilme eylemi bilginin ilime dönüşmesi sonucunu doğurmadığı sürece asla insanın hidayetine vesile olmayacaktır. İlim haline gelmemiş bir bilgi yalnızca haber düzeyinde kalabilmiş demektir. Çünkü Allah’tan ancak gereği gibi korkanların alimler olduğunu söylüyor Allah. Bu demek oluyor ki ilim haline gelmiş bilgiyle eylemler ortaya koyanlar bilgiyi ilime dönüştürmeyi becermiş olanlardır. “İşte bu örnekler; biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez. “ (29/43) Geri kalanlar ise bilgiyi entelektüel düzeyde almış olup bilginin rantını yiyenler sınıfına dahildir. Çünkü böyle birileri için bilgi pozitivist bir eylemdir ve rant amacı olarak kullanılır. Bu rant bazen para, bazen makam, bazen şöhret, bazen de haz duygusudur.

Allah, akılcı olmakla akıllı olmayı ayırmaktadır. Akılcı olmayı sefihlikle tanımlarken akıllı olmayı yalnızca müminlere hasretmektedir. Çünkü akılcı olmak dünyaya meyletmek ve geçici olan hayatı ebedi olan hayata tercih etmektir. Müminler ise tam tersine dünya ve ahiret arasında tercih yaptıklarında tercihlerini ahiret yönünde kullananlardır. “Dünya hayatı, bir oyundan, bir oyalanmadan başka nedir? Elbette dâr-i Âhiret korunan müttakiler için daha hayırlıdır, hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (6/32) Akletmeyen bir insanın iman etmesi mümkün değildir. Doğal olarak iman bir alışkanlıklar toplamı olmayıp dipdiri canlı bir hareketliliktir. Nedenini, niçin’ini, nasıl’ını ve ne zaman’ını cevaplamış yaptığı her eylemi açık bir zihinle yapma halidir. Bu o kadar canlıdır ki sürekli eleştirel ve kendini vahiyle test eden bir duruşa sahiptir. Merkezde vahiy vardır. Çünkü “insana bilmediklerini öğreten yaratan bir Rab vardır ve O’nun adıyla okuması” gerekir. Bilmenin gerekleri içinde saydığımız okuma eylemi öncelikle vahyi okuma ve hayatı onunla kuşanma demektir. Bu okuma öyle bir okumadır ki öncelikle insanın kendisini inşa eder. Eğer insan kendisini inşa etmeden başkalarını inşa etmeye çalışıyorsa Allah bu okuma türünü akılsızlıkla itham etmektedir. “Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (2/44) Okumak canlı bir eylemdir. Çünkü kişi kendisini tamamlamak ve kemale ermek için okumaya ihtiyaç duyar. Kendisinden başlayan bir değişimle de şahitlik olgusu devreye girerek toplumsal bir değişimin fitilini ateşlemiş olur.

Okumak kadar dinlemek de canlı bir eylemliliğe dönüşür. Çünkü akleden bir kalp sözü dinler ve en güzeline uyar. Kur’an okunduğunda onu dinlerler ve ona tabi olurlar işittiği hakikatlere kör ve sağır davranmazlar. “Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahipleridir.” (39/18) Çünkü bu şekilde kendini inşa etme gayretinde olanlar unutmuş dahi olsalar hatırladıklarında hemen hakikate tabi olurlar ve bundan bir an bile tereddüd etmezler. “Onlar, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır.” (25/73) “Bizim ayetlerimize, ancak kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan (müstekbir olmayan)lar iman eder.” (32/15) Akleden bir kalbe sahip olarak okuyan, dinleyen, dinlediğini işiten, unuttuğu zamanlarda hatırlayınca kayıtsız kalmayan kimse zihnini temizlemiş, putlardan arınmış ve hakikate ulaşmış birisi olmaktadır. Ancak böyle bir insana hakikat ulaşınca ona sirayet eden hakikat zihinde işlendikten sonra kötü bir eylem olarak dışa yansımaz.

Böyle bir eylemlilik kuşkusuz bağımsız düşünebilmeyi ve eleştirel bir akla sahip olmayı da beraberinde getirecektir. Çünkü insanın yaslanabileceği vahiy gibi bir sabitesi vardır ve her düşünceyi onunla doğruluk testine tabi tutabilecektir. Böyle bir okuma yapıldığında rölativizm dediğimiz görecelilikte kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Çünkü benlik egolardan arındırılmış yalnızca Allah’ı razı etme düşüncesi benliğe yerleşmiştir. Atalar dini, töreler, örfler, ananeler hepsi eleştirel bir zihinle yeniden yapılandırılmaktadır. Çünkü yukarıda saydığımız okumayı yapan kimseler bilirler ki “Ne zaman onlara: "Allah’ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler.” (2/170, 171) Allah’ın böyle bir uyarısı vardır.

İslam dünyasının geldiği nokta göz önünde bulundurulduğunda hakikatin bize ulaştığında zihnimizde böyle bir işleme sahip olmadığını görmekteyiz. Biz daha çok namaz kılmayı, daha çok oruç tutmayı ve daha çok infak etmeyi başta saydığımız bu temel unsurları yerine getirmeden onlardan bağımsız şekilde yaptığımız için ibadetlerimiz alışkanlıktan ve mekanik bir eylemlilikten öteye gidememektedir. Dolayısıyla kendimizi inşa etmekten uzak ve toplumsal bir değişimi de ateşleyememektedir. İslam’ı vahyin bizzat kendisinden okuyup akletmek yerine atalarımızın aklettiği şekilde öğrenerek vahyi donuklaştırmış olmaktayız. Atalar ifadesi yerine ister üstat, ister şeyh, ister abi, isterse başka şeyler koyalım farketmemektedir. Şairin dediği gibi “başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız ve başkalarının mahvıyla devam ediyor”. Kendi aklımız yerine başkalarının aklıyla okuma yaptığımızda abilerde eleştiriden uzak kalmakta ve yaptıklarının doğru olduğu kanısıyla eleştirilmedikleri için sürekli daha fazla yanlışa doğru yol alabilmektedirler. Elbette bu durum giderek insanı çıkmaz sokaklara götürmekte ve psikolojik bir yenilgiyle sonuçlanmaktadır. Bu yenilgi bazen küfrün hilelerine teslim olarak tezahür etmekte, bazen saf değiştirmekle tezahür etmekte, bazen refahın peşine düşerek azgınlaşarak tezahür etmekte, bazen de nitelikten çok sayısal kalabalığı elinde tutma arzusunda tezahür etmektedir.

İnsan akleden bir kalp ile okuyup, öğrendiği, işittiği ve hatırladığı şeyden emin olur. Emin olmak içinde en ufak bir şüphe barındırmadan hakikate ölümüne teslim olmayı gerektirir. Çünkü varlığının nüzul sebebine erişmiştir insan. Neye, nasıl inanacağının ve nereye kadar güvenebileceğinin tüm sınırlarını bilmiştir. Emin olduğu şeyi ölümüne sevmiştir. “Hiç şüphesiz Allah, mü’minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da O’nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah’tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte ’büyük kurtuluş ve mutluluk’ budur.” (9/111) Hangi sevgiyi nereye koyacağını bilmiştir. Kendisine sonsuz bir mutluluğu vadeden Allah ile kendisine kıyamet günü hiçbir fayda vermeyecek, dünya da yalnızca bir ayırdetme yani imtihan olan tüm sevgileri kategorize edebilmiştir. “De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kâr getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah’tan, O’nun Resûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.”(9/24) “Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah’a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp çıkarmışlardır. Eğer siz, Benim yolumda cihad etmek ve Benim rızamı aramak amacıyla çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hâlâ sevgi gizliyorsunuz? Ben, sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette yolun ortasından şaşırıp sapmış olur.” (60/1)

Evet farkında olmalıyız ki iman etme iddiası büyük bir iddiadır. Kendimizi belki teslim olmuşlardan sayabiliriz ama henüz iman kalplerimize nüfuz etmemiş durumdadır. Öyleyse okumalarımızı yeniden gözden geçirmek zorundayız. Çünkü iman eden bir kimse nemelazımcı olmadığı gibi etrafındaki en ufak bir olumsuzlukta da rahatsız olacaktır. Mümin insan hobi sahibi olmayacağı gibi çağın gereksiz şeyleri olan futbol, sinema, dizi film gibi bir takım şeylerle (Allah adına yapılmadığı sürece) zevk olsun diye, rahatlamak adına ve haz duygusunu elde etmek adına zaman israfı yapamaz. Hayatını israf edemez, parasını israf edemez, sevgisini israf edemez, zihnini israf edemez. Parasına, eşrafına, eşine, dostuna, çocuklarına, makamına yaslanarak hayat sürmez. Allah için yaşar ve onun için yaşamını gözden çıkarır. Sürekli salih amel üretir. Uyuması, kalkması, gezmesi, bakması, yemesi/içmesi kısacası her şeyi Allah için bir eylem ifade eder. Kafiri öfkelendirir, müminleri sevindirir. Onun içindir ki mümin olmak maliyetli bir iştir. Her adamın yapacağı bir iş olmayıp ancak er adamların yapacağı bir iştir. Bu maliyetli işe soyunan yiğitler bilir ki Allah insanın yürüyüşünden tutunda konuşmasına kadar her şeyine karışır. Kime itaat edeceğine ve kime itaat etmeyeceğine kadar, zamanı nasıl kullanacağına kadar kısacası insanın A’dan Z’ye her şeyine karışır. Her şeyimize karışan bir Allah’ı yeterince tanımak ve O’na bize öğrettiği şekliyle kul olmak zorundayız aksi takdirde alemlerin Rabbine hamd etmek yerine içimizde oluşturmuş olduğumuz başka rablere hamd etmiş oluruz ki bu da bizim ebedi hayatı kaybetmemize sebep olacaktır.

YORUMLAR
İnsanın içinde nasıl Rab oluşur bu ayrı bir konu,
sayın yazar islami olana gelmeden insani alanda kaybetmedik mi
örneğin müslümanların insan yanı yok vefa duyguları hiç yok.
anında insanı harcarız,satarız,unuturuz,paylarız.
gülmeyi gülümsemeyi kendimize haram kıldığımız için suratsız halimize kimse tahammül edemez.
insanla ilgilenmek önemli önce kendimizin insan yanına bir baksak.
yani “Önce insan, sonra İslam” olalım. Çünkü, İslam olmak insana has bir özelliktir. Eğer İnsan olduğumuzu, yaratılanların en şereflisi olduğumuzu bilirsek; biz hiçbir ayrım gözetmeden birbirimizi kabullenmemiz çok kolaydır. Biz seveceğiz, sevgimizi ilgiye dönüştüreceğiz. Sevgi ile ilgiyi beceriye dönüştürdüğümüz gün başarılı oluruz. Sevgi, ilgi ve beceri çok çok önemli değilmidir.
anonim 15.05.2014 17:36:52
birde durumumuza bakalım; içler acısı biz kimseye tahammül etmiyoruz kimsede bizi sevemiyor.
makalenizin doğru yanları olabilir realite öyle değil.
önce insan-i kamil olanı hayata geçirelim daha sonra müslümanca yaşamak daha kolay.
sizcede öyle değilmi
anonim 15.05.2014 17:37:01
önce insan olmak diyorsunuz insana nasıl anlam yüklediğiniz önemli insan cahildir, zalimdir, acelecidir gibi ayetlerle bir düşünelim isterseniz. insan nötr bir kavramdır. onu zalim ya da mümin yapan şey vahiy ile inşa olup olmamasındadır. insan mümin olursa eğer o zaman sevmenin de nefret etmenin de ölçüsünü egolarına göre değil vahye göre belirler. realite öyle değil diyorsunuz makaleyi doğru anlamadığınızı düşünüyorum. ben realitenin sebeplerine iniyorum. önce insan olmak değil herzaman ve her yerde mümin olmak gerektiğine inanıyorum. mümin olmayan da insandır ama mümin insan değildir. Çünkü Allah der ki insanların çoğu fasıktır. Selametle kalın. Bünyamin ZERAN
anonim 15.05.2014 20:49:45
Dün “iman ettik” dediğimiz Rabbimizin sözüne, öğüdüne (Kur’an’ına) bugün ters bir iş yapıyorsak sıkıntımız çok büyük değil mi dostlar? Allah’a iman ettim deyip de O’nun sözünden (Kur’an’dan) bihabersek, hayatımıza geçiremiyorsak “bu nasıl imandır?” diye sorulmaz mı bize dostlar?
sorulur tabi de
Hayata geçiremediğimiz insanlık,incelik,nitelik ve şahitlik.
Bu davranışlar Müslümana yakışandır
Bu gün bu davranışları Müslümanda mumla arar olduk.
anonim 15.05.2014 23:47:45
insan eşrefi mahlukat değildir. eşrefi mahlukat ifadesi Kur’an’a ait ifade değildir. Kur’an insanı en güzel biçimde yarattığını söyler. eşrefi mahlukat düşüncesi bir mitoljiden başka bir şey değildir. yorumcuya şaşırdım doğrusu müslümanların insan yanı yok diyor. eğer mümin ve müslim üzerinden ayrım yaparak konuşup yazıyorsa doğruluk payı var ama mümin ile müslimi aynı anlam örgüsü içinde düşünerek yazıyorsa büyük bir hata derim. Adem beşer olmaktan ancak Allah’ın isimlerini öğrenerek insana dönüştü. öyleyse islam olmak ve insan olmak birbirinden ayrılamaz. hele mümin olmak en erdemli insan olmak demektir. mümin olmak tüm erdemleri kalıcı bir şekilde üzerinde barındırmak demektir. eğer kişi üzerinde erdem barındırmıyorsa müminliğini kaybetmiş demektir. Hakan Yeşilyurt
anonim 16.05.2014 11:30:19
Yorumum sorularla bitiyordu cevap verme inceliği gösterdiniz sağolun B.Zeran.
Siz ideal olanı bence mitolojiy-ihayali hedeflemişsiniz-yanılırsam düzeltin- realite dediğim şey hayat. dışımızdaki dünya yaşamlar sizin öngördüğünüz gibi değil -vahiyle inşaa olmak" sözünüz nede büyük söz. vahyin teğet geçtiği çok insan tanıdım insan yönleri ile ilgi odağı ve sevgi odağı olmuşlar benim demek istediğim şey bu Müslümanlar niye sevilmiyor? niçin hoşigörüsüz, vefasız, duygusuz ve kuralcı bunun için kimse yanımızda durmuyor insanlara barınak olamıyoruz.? utapyayı hedef gösteiyorsunuz hayat-realite öyle değil,, değilmi??
yine soruyla bitirdim.......!
iclal
anonim 16.05.2014 12:56:18
ben niçin sevilmediklerinden çok niçin sevemediklerinin sebebi üzerine durdum. İclal hanım sevilmekten daha güzel olan şey sevebilmektir. çünkü sevmek iradesi sizdedir ve siz özne durumundasınızdır. sevmemeyi tercih ettiğinizde de öyle. Müslüman diyorsunuz ama neye teslim olduğumuzu biliyor musunuz? bir şeyden haberdar olmak ile yani malumatı furuşluk ile ilim aynı şey değil. herkes bildiğinin iddiasında bilmek beraberinde emin olmayı ve peşinden sevmeyi gerektirir. biz derdimizi (sorumluluğumuzu) ne kadar seviyoruz ki birbirimizi sevmeye zaman ayıralım ve birbirimize değer verelim. hakikatler hiçbir zaman realiteye kurban edilmez/edilmemelidir de. ben realiteyi değiştirebilecek bizi hakikate götürebilecek bir yol tarifinde bulunmaya çalıştım eksik veya kusurlu. niyetim yalnızca hakikate doğru yol alabilme derdidir. selam üzerinize olsun. Bünyamin ZERAN
anonim 16.05.2014 22:54:23
Kusuruma bakmayın sizi anlamakta zorlanıyorum -Allah her şeyimize karışır- demişsiniz Allah yolu gösterendir insan tercih eden değilmidir etrafımız Allah adına konuşan-karışan insanla dolu hepsinin ortak özelliği Allah çağırması anlamıyorum davet ettiği şeyler kendisinde ya yok yada eksik buna rağmen hala çağırıyor.insanın imana doğru yolculuğunda sözüne sadık olması yokmu? sözünün şahidi olması yokmu? sözünü yaşantısıyla başkalarına sevdirmesi yokmu? islam insanların yüreklerini hedeflememişmidir nasıl olur bir kalp kazanamayı beceremez beceremeyince üzülmez.islama kazandıramadığımız her insan bizim kaybımız ayıbımız değilmidir.
yine soruyla bitirdim
Allah bizm yapmak istediklerimizi değil kendisinin bizde görmek istediklerini bize yaşatsın inşallah dua ile selametle kalın.
iclal
anonim 17.05.2014 16:14:06
TÜM MÜSLÜMANLARA SEVGİ VE MUHABBETLERİMİZ SUNUYORUM.
YORUMLARDA HEP BİR GAYRET , ARZU , İSTEK , SAMİMİYET GÖRDÜM. MUTLU OLDUM. VARSA EĞER YANLIŞLIKLARIMIZ , RABBİMİZİN - SİNEMİZİN ÖZÜNÜ BİLDİĞİNDEN DOLAYI - ÖZÜMÜZÜ DÜZELTMESİNİ NİYAZ EDİYORUM.
GÖRÜŞÜM ODUR Kİ; İNSAN OLARAK BİZLER KENDİMİZİ KENDİMİZE , EN NET VE BERRAK BİR BİÇİMDE TANIMLAMAK - TANITMAK - BELİRLEMEK DURUMUNDAYIZ. YANİ BEN NEYİM NE İSTİYORUM VS.
EĞER SINIRLARI EN UÇLARA KADAR ULAŞABİLEN BİR YAPIDA YARATILDIĞIMIZI FARKEDERSEK , ( 95/4-5 ) ÖNCE KENDİ KENDİMİZDEN KORKMALI VE ONA KARŞI DAİMA TEYAKKUZDA OLMALIYIZ. BİZ BU MUHTEVADA , BU ÖZELLİKTE YARATILMIŞIZ. ALLAHIN BİZİ YARATIĞI MAHİYETİMİZ , HER AN HER TARAFA DÖNEBİLME VE EN UÇLARDA BİLE HER AN OLABİLME ÖZELLİĞİDİR.
NE KADAR DİKKATLİ OLUNMALI DEĞİL Mİ ?
anonim 20.05.2014 15:03:40
BU NASIL BİR VASIFTIR Kİ BULUNDUĞU HER ORTAMA DA AYAK UYDURABİLECEK - DEĞİŞEBİLEN, AMA UZAKTAN BAKILDIĞINDA SERT GİBİ DE GÖRÜNEBİLEN ’’ BALÇIK ’’ GİBİ.
TÜM BUNLARI ŞUDAN DOLAYI SÖYLEDİM. BU KADAR DEĞİŞKEN BİR VARLIK ANCAK BİR ŞEYE İNANIRSA DEĞİŞMEME KARARI ALIR VE KARARININ ARKASINDA GÖNÜLLÜ VE İSTEKLİ OLARAK DURABİLİR. DURUR DİYEMİYORUM, ÇÜNKİ DEĞİŞKEN BİR ÖZELLİKTE VAR EDİLMİŞ , ETKİLEŞİME AÇIK HEMDE HER AN.
EĞER SEVGİLİNİN SEVGİSİNİ , SEV DEDİKLERİNİ SEVEREK HAKEDEBİLECEĞİNE İNANIRSA , KİMSE ONU YOLUNDAN DÖNDÜREMEZ. ONA , İNANDIĞININ DIŞINDA ŞUNA İNANMAK LAZIM DESELER BİLE O YOLUNU ÇİZMİŞSE BİR KERE AYIRAMAZ KİMSE İNŞ.
BU İNANCINI DOĞRU BELİRLESİN DİYE DE ONU YARATAN RABBİ RAHMETİNİN TECELLİSİ OLARAK , ETRAFINI SARAN KUŞATAN , ONA ALÇAK DÜNYA HAYATININ GİRDAPLARINDAN TUZAKLARINDAN KORUNABİLSİN DİYE SÜREKLİ , YAZILI VE DUYUSAL OLARAK , VE ELBETTE SÜREKLİ OLARAK UYARILAR İKAZLAR GÖNDERMEKTEDİR VE BİZLER TÜM İNSANLIKDA BUNA ŞAHİTTİR.
anonim 20.05.2014 15:04:21
ŞAHSİ İSTEKLERİ VE KAZANÇLARI İÇİN TÜRLÜ BİÇİMDE DÜŞÜNCELER ÜRETİP GAYRETLER SARFEDEN , TERLEYEN , SABREDEN , PLANLAR KURAN İNSAN , BU MESAİSİNİN BİR KISMINI BİLİNÇLİ BİR BİÇİMDE KENDİ GERÇEKLİĞİNE VE KENDİNİ VAREDENİ ANLAMAYA , ONUN KARŞISINDAKİ MECBURİYETİ VE ACZİYETİNİ ANLAMAYA AYIRMAYI YAŞAM BİÇİMİ , İRFANÎ BİR GELENEK HALİNE GETİRİRSE ; KONUŞULAN DERTLENİLEN BİR ÇOK SORUNUMUZA ÇARE OLABİLİR DİYE DÜŞÜNÜYORUM İNŞALLAH. SELAMLARIMLA. Gurbetçi
anonim 20.05.2014 15:06:19

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003532834

iletişim : editor@kimokur.com