Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




BİLGİ, BİLİNÇ/İNANÇ VE İMAN
ERHAN TOPRAK

Bu konuyu paylaşmamın temel sebebi; dünün kadim bilgileri bu günümüzü nasıl belirlediyse şu an verilmeye çalışılan bilgilerde yarılarımızı şekillendiriyor. Her türlü bilgiye ulaşmanın çok kolay olduğu dönemdeyiz doğru bilgiye erişebilmenin zorluğu, önemi ve gerekliliği konusu hayati önem taşıyor. Çünkü, doğru bilgi doğru inanca, doğru inançta doğru amele kapı aralar.



Öyle ki teknoloji çağında yaşayan insan için helal ve harama ulaşmak artık parmak ucu kadar yakın. Bilgi çağı diyorlar aslında bilgi çöplüğü çağıdır. Derin bilgisizlik çağıdır.



Hem bu coğrafyada, hem de İslam coğrafyasının her bir köşesinde yaşanan çaresizlik, sefillik, rezillik, sömürü, kan ve gözyaşı var. Müslüman coğrafyalarda insanlar savaş halinde ise fiilen ortadan kaldırılıyor savaş hali yoksa zihnen, ruhen ve ahlaken yok ediliyor. Soru şu; Biz neden böyleyiz? Niçin bu haldeyiz? Ümmet olarak nasıl bilgiler yüklendik ve aldığımız bilgiler bizleri nasıl bir inanca sürükledi de sonucunda bu zulümlere, acılara, helaklara gark olduk.



Toplumların helakı Kuran’da anlatılmıştır bir toplumun helakinin harikulade olaylar yaşanarak Allah’ın sünnetulah dışında direkt müdahalesi ile sonuçlanan bir vaka olması düşünülebilir. Âcizane ben toplumların /Müslüman olduğunu iddia edenler dahil/ İlahi mesajı dikkate almayarak İlahi yasalar gereği içten içe çürümesi sonucu yavaş yavaş yok oluşlarına işaret ettiği kanaatindeyim. Yani; bir toplumun helak olması o toplumun ideallerinin, görüşlerinin, mesajlarının toplamda iddialarının tükenmesi ve ağar ağar kalıcı bir mesaj, gelenek ve medeniyet bırakamadan dağılıp yok olmaları olarakta düşünülmesi gerektiği kanaatindeyim.



Kuran’da anlatılan kavimlerin helak süreçlerine baktığımızda peygamberler eliyle kendilerine ulaştırılan ilahi bilgi müjde ve uyarları dikkate almayarak atalarının dininde ısrar edenlerin soylarının, mesajlarının, davalarının ve iddialarının nasıl sona erdiğini, ebter olduğunu görüyoruz.



Müjde ezilenlere, uyarı ise her iki kesimedir.



Hz. Peygamber müjdeci ve uyarıcıdır. Müjdeler; Müjde bekleyene, acı, zulüm, sıkıntı, çaresizlik çekenedir. Allah Rasulü ne diyordu ilk muhataplarına Ey insanlar! Köleler ve cariyeler zamanla özgürleşecek ve itibar sahibi olacaksınız. Sizlerle evlenilecek, mirastan pay alacaksınız, sömürülmeyeceksiniz. Kız çocukları öldürülmeyecek, öksüz yetim ötelenmeyecek, yetimlerin hakları korunacak, kimse kimsenin malını haksızlıkla gasp etmeyecek, kadınların evliliklerinde mağduriyetlerine son verilecek. Erkekler artık sizi istedikleri gibi boşayamayacak. Boşasalar bile güvende olacaksınız. Faiz batağından kurtulacaksınız. Üstünlük asabiyette değil takvada olacak.



Uyarı; Zalime, hadsize; Yetimin hakkına dokunma, yoksulu dilenciyi azarlama, kibirlenme, malınla ve çoğunluğunla öğünme, faiz alma, kavminle öğünme, insanların malını kendi malına katma, biriktirme… vs. ilk mesajlar toplumda anında karşılık bulmuştu. Şimdi, Kuran’ın bu gün topluma verebileceği müjde ve uyarılar neler olabilir hiç düşündük mü?



Bilgi nedir; Öğrenme, araştırma ya da gözlem yoluyla elde edilen malumat denildiği gibi, Bir şeyin farkında olmakta denilmiştir. Yâda; insan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat denildiği gibi, Zihnin kavradığı temel düşüncedir diyenlerde olmuş.



Şöyle toparlayalım bilgi; insanın öğrenmeye başladığı an itibariyle en yakınlarından başlayarak çevrenin bellettiği iyi-kötü, doğru-yanlış, helal- haram öğretilerinin tümüdür diyebiliriz. Bu bilgiler kimi zaman sevmenizi, korkmanızı, sakınmanızı kim zamanda nefret etmenizi istemiş. İnsan doğduğu, büyüdüğü ortama göre şekillenen bir varlıktır. Aileden başlayarak; yakın ilişki kurduğu çevre ve her türlü muhatap olduğu kişiler onun bilgilenmesini sağlayan ilk kaynaklarıdır. İnsana ne kadar erken yaşta müdahale edebilirseniz geleceği üzerinde etkili olursunuz yasası ise bilinen değişmez kuraldır.



Bu gün birçok cenahın gençler üzerinde yoğun biçimde çalışmaları boşa değildir. Bu süreç içinde dini bilgi akışı devam ederse zamanla bireyde bilincin/inancın oluşmaya başlamasına sebep olacaktır. Bu hal gençlerde daha çabuk fark edilir. Bu dönemde nasıl bir kişilik oluşmasını istiyorsanız ona göre usül belirlersiniz. Dinleyerek öğrenen cahil, okuyarak öğrenen ise bilge olur. Bundan sonraki aşama bilginin, muhatabında benimsenmesi ve içselleştirebilme sürecidir ki bu dönem bilginin bilince/inanca dönüşmesi aşamasıdır.



Hedeflenen; bilinç oluşturulması yani, muhatabın söylenilene inanılması …



Bilinç; Kişinin çevresine, öteki kişilere, bir bütün olarak yaşadığı dünyasına ilişkin farkındalığının artması, kabullerinin çoğalmasıdır denebilir. Bilmek için zihinsel, inanç haline gelmesi için gel gitlerin yaşandığı kalbi bir sürecin işlemesi gerekir. Kişinin ilk inançları duyduklarıdır bilginin inanca dönüşmesi için sevilmesi gerekir en önce ise bilgiyi verenlerin sevilmesidir ve sevilen bilgi inanç haline daha çabuk dönüşür. Çünkü sözcükler gerçekler kadar güzeldir öyle ki ilk dönemde alınan bilgi, inanç olarak bazı insanlarda yaşam boyu sorgulanmadan sürer ve ahlak haline gelir.



İsmet Özel’den bir alıntı dinlemiştim demiş ki;



“biz küçükken “yemek görünce giriş, dövüş görünce sivış” öğüdünü verirlerdi yemeği yerken bu yemekte başkalarının hakkı var mıdır sorgulamasını yapmadan otururduk sofraya, yerdik gönül rahatlığıyla yemeğimizi, dövüş görünce siviş öğüdü gereği de kavgayı, mücadeleyi direnişi es geçer sıvıştığımız her meydanda nelerden vaz geçtiğimizin hesabını da yapmazdık”. Der diye aktarmışlardı. Bunlar altın öğütlerdi !!!



Bu arada alınan her bilgi kötüdür demek gayri ahlaki olur. Güzel öğütlerde mutlaka verilmiştir hepimize…



Kişiyi teslim alan koşullar değişmediği sürece vahiyle tanışıp özgürce düşünüp var olandan bağımsız bir bilinç/ inanç oluşturması bu toplumda maalesef mümkün görünmüyor.



Buradan şuraya gelmek istiyorum insanın çevresinden öğrendiği ilk dini/ideolojik bilgileri kendisi için en kutsal sayması doğal ve beklenilen bir sonuçtur. Bu halden dolayı insan kınanamaz ve suçlanamaz. İnsanın bildiği ve inandığı şeyleri koruma, müdafaa hakkı ve itiraz etme kabiliyeti vardır. Değerlerini koruma adına bir refleks sergiliyorsa bu insan bildiği ve inandığı değerleri seviyor ve iman ediyordur.



İman nedir = bilgiyle başlayan, kalpte şekillenen, fiil ve eylemle sonuçlanarak inanç haline gelen zihni bir süreçtir. Tek başına kalbi bir süreç olmadığı gibi sadece amele endeksli değildir. Bir şeyi doğrulamak ve kalben tasdik etmektir.  İman, bildiğiniz ve inandığınız olguya-değerlere güvenmektir. İman, edilen bir şeydir doğası gereği canlıdır ve nihayetinde iman, ameldir. Amel; Bilmenin ve inanmanın zorunlu koşuludur.



Buraya kadar anlatmaya çalıştığım sadece bilgi ve inanç arasındaki ilişkinin yaşanılan çevreyle doğrudan bir paralellik arz ettiğidir. Görüldüğü üzere bilgi hiçte masum değildir.



Burada şunu da hatırlatmakta fayda var insanın yetiştiği koşulları onun inancını, ahlakını ve hatta karakterini belirleye biliyorsa bu yüzden insanlar ilk önce kınanamaz ve aşağılanamaz. Toplumda yaşanan şirk temelli inançların yoğun bir şekilde taraftar buluyor olmasının suçunu aslında bu alanları boş bırakan Müslümanlarda aramak gerek. İnsanları, inançları yüzünde tekfir etmek değil inançlarının güzelleşmesi için müdahil olunması lazımdır. Eleştirmek en kolay olandır asıl olan kolları sıvayıp sahada rol almaktır.



Yeni dönemin eskiden İslami hedefleri olan birçok camiayı oraya buraya savurduğu bir gerçek. Toplum dindarlaştı/muhafazakarlaştı diyorlar gelinen noktada Kemalist ve laik yapının önünü kestiği muhafazakârlar daha görünür hale geldiler. Bu gün dindar nesil isteyen siyasi otoritenin eliyle oluşturulan yeni dönemin dindar tanımı için Başörtülüler çoğaldı tesettürlüler azaldı tabirini kullanıyorum.



Tabi burada hırsızın hiç mi suçu yok diyebiliriz. Ülkedeki yozlaşma sürecini tamamiyle siyasi iktidara yükleyerek Müslümanların kendilerini temize çıkarma gayretleri düşündürücüdür. İslamcı çevrelerin yeni dönemde egemen siyasi yapının oluşturduğu alanlar içinde siyasi, ekonomik ve sosyal statü kazanmaları ve sisteme angaje olmaları ve bunun sonucu eski iddialarından uzaklaşmaları inançlarıyla alakalıdır.



Görülen o ki alınan İlk bilgilerle, oluşturulan o inançla ve o imanla ancak buraya kadarmış.



Toplumsal gerçekliğimiz böyle iken sayıları az bile olsa birileri bu sorarak, irdeleyerek, rahatsız olarak bu karmaşadan sıyrılıp Kuran’la tanışma, vahiyle buluşma ve hikmeti gözetme çabasına hala devam ediyor. Kim ki bu gayretin içindedir bu çabaları ilahi bir lütuf olarak görüyorum.



Müslüman için bilgi nedir?



Bilginin kaynağı tek başına Kuran’dır. Kuran temel kaynaklardan bir kaynak değil doğru bilginin tek kaynağıdır. Tarih süreç içerisinde bize ulaşmış olan her türlü siyasi, tarihi, kültüler, ahlaki ve dini bilgiler zenginliklerimizdir ancak Kuranın kaynaklığından hareketle bir değer kazanmalıdır.



Müslüman seçicidir önüne servis edilen her bilgiye itibar etmez son yıllarda batıdan ithal bilgileri/kavramları tüketiyor olmamız düşündürücüdür. Batıya ve batının kavramlarına değerlerine muhtaçmışız havası veriliyor. İbni Sina diyor ki; Derdin devasızı iyinin kötüye muhtaç olmasıdır.  Müslüman iyiye talip olan, iyi olan, iyi olarak kalabilendir. Müslüman her bilgiye inanmaz inanamaz. Tevhidi anlayışı temsil ettiğini iddia edenler her bilgiyi alıp kullanamazlar. Bilginin, İslam’ın hakikatlerine uygunluk arz etmesi endişesi her daim var olmalıdır. Müslüman, amaçsız ve hedefsiz okumaz İslami bilginin hedefinde ise ahlak ve adalet temelli insan olma ve yetiştirme vardır.



Müslüman bilgiden korkmaz önemli olan kendinde olanın altını dolduracak yeterlilikte ve her türlü bilgiyi okuyup inceleyebilecek donanımda ve cesarette olabilmesidir. Çünkü; Müslüman sözü dinler ve güzeline uyar. Zümer-39/18



Bilmek, imanın koşulu değil, aracı idi. Ayetlerdeki hikmetin açığa çıkarılmasıdır asıl olan. Kuran örnek alma kitabı değil ölçü kitabıdır.  Kuranı çok okuyor olmak aslında risk almaktır ne kadar biliyorsanız o kadar Allaha karşı sorumluluğunuz artar. Sahabeden fazla bildiğimiz açık.



















 



 





Rabbimiz Kuranı ve hikmeti indirdiğini beyan eder Kuranı bilmek tek başına insanda inanç oluşturmaz bilmek sadece bilmektir. Hikmet; ayetlerde Allahın muradını arama, anlama ve yaşatma çabasıdır.



Bakara-2/269  “Dileyene hikmet verir, hikmet verilene ise pek çok hayır verilmiş demektir. Ve bunu ancak üstün akıllılar anlar.”





Peygamberin görevi de kitabın hikmetini öğretmekti 3/164 “….onlara kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur.”



Bu gün dünyaya müslümanca bakmak ve müslümanca çözümler üretmek mümkün olamıyorsa Kitabi bilginin azlığından değil bilgimizin kirlenmişliğinden hikmetsizliğimizdendir. Yatıp kalkıp İslami hedefleri olmayan insanlarla-düşüncelerle haşır neşir olunması düşüncenizin ve zihninizin kıblesi zamanla yok olup gidecektir.



İnanç, imana gidişin son kapısıdır. Gerçeği kavramaktır. İkna olmaktır.  Allaha güvenmektir.



İnsanın inancı kabulleridir ve teste tabidir. İnanç, İmanı harekete geçirmek için oluşması gerekendir. İnanç ne kadar güçlü ise imanda o kadar verimlidir. İnancına sınır-kota koyanın imanıda/amelide güdük olur. İnancı kotalı olanlara en güzel örnek ise yine Kuran’dadır.



Münafikun/1- “Münâfıklar sana geldikleri zaman: “Biz, gerçekten tanıklık ederiz ki, şüphesiz sen, Allah’ın elçisisin” dediler. Allah da bilir ki şüphesiz sen O’nun elçisisin. Ve Allah tanıklık eder ki şüphesiz münâfıklar, kesinlikle yalancılardır.”



Münafıklık yani çok yüzlülük, karakter bunalımı yaşayanlar bir orada bir burada olanlardı. Çok yüzlü bu insanlar kitabı bilirler, Peygamberi tasdik ederler dilleri ile de ikrar getirirler lakin Allah’ın ayette belirttiği üzere siz yalancısınız der. Aslıda münafıklar doğru söylüyorlardır ama Allah onların sözlerine değil özlerine bakarak yalan söylediklerini beyan eder. Münafıklar bilgiyi yüklenmiş, inanmaya başlamış lakin imanın son kapısı olan Allaha güvende tökezlemiş olanlardır. İmanın koşulu salih amelin özgül ağırlığı vardır. Amelde salihlik yok ise ağırlığı da olmayacaktır Bunun içindir ki Rabbimiz onlar için tartı dahi koymayacağız buyuruyor. Kehf 103-105 suresinde…



Amelin salih/ıslah edici olması gayret ister, bedel ister. Salih amelin tarifine bakalım;



“Medine halkına ve onların çevresinde bulunan bedevî Araplara;  Allah’ın Resûlünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarını düşünmeleri yakışmaz. İşte onların Allah yolunda bir susuzluğa, bir yorgunluğa ve bir açlığa dûçar olmaları, kâfirleri öfkelendirecek bir yere (ayak) basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları, ancak bunların karşılığında kendilerine salih bir amel yazılır. Çünkü Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.”Tevbe-9/120



Kur’an  “Siz Müslümanlar, insanlar için çıkartılmış en hayırlı bir ümmetsiniz” Ali İmran /110 buyuruyor. Müslüman kendinin/sorumluluğunun farkında olandır.



M.İkbal diyor ki; “Yol kesenler Kuranı okuyup öğrenince yol gösterici oldular”  Yani, vahy eşkıyayı evliya etmiş. İmanı vahy eksenli olanın amelide Salih olur.



Ve Allah kendisine teslim olmuş kuluna şeytana emanet etmez.



 



Sözlerin en güzeli Allaha aittir.


YORUMLAR
ALLAH RAZI OLSUN İBRETLİK SÖZLER.
* Müslüman dinin pazarlayıcısı değil; Şahididir !
* Kur’an temel kaynaklardan birisi değil; TEK DOĞRU kaynaktır.
* Müslüman seçici bir kişiktir; önüne sunulan her bilgiye itibar etmez.
* Evrensel değerler kavramı çok rahatsız edicidir; bizleri evrendekilerin doğruları değil; fıtratın doğrusu bağlar.
* Batı’nın uydurma değerlerine sanki muhtaçmışız gibi bir algı yaratılıyor.
* Tevhid, hayattaki seçenekler arasında alabileceğimiz en doğru karardır. * "Bilgi(bilmek)" İslam’ın amacı değil; aracıdır.
* Günümüzde Müslümanlar sahabeden bile daha çok biliyor olabilir; ama yaşayamadığı ortadadır.
* Kur’an’ı bilmek risk almaktır.
* Hikmet; ayetlerde Allah’ın muradını anlama çabasıdır.
* Peygamber’in görevlerinden bir tanesi de; Kitab’ın HİKMET’ini öğretmektir. * İlahî emirler için AMA şartı eklemek; İblisleşmektir...
* Tövbe etmek Âdemleşmek; günahta ısrar ise Şeytanlaşmak’tır...

Süleyman
anonim 02.04.2015 22:29:08
ABİ BİLİYORUM Kİ SEN BU YAZDIĞIM YORUMU GÖREMEYECEKSİN VEYAHUTTA SONRA FARKEDECEKSİN
ABİ NE OLUR YAZ ABİ NE OLUR.
ORTALARDA AĞZI OLAN KONUŞUP YAZIYOR
ABİ NE OLUR YAZ ABİ

TALAT
anonim 21.09.2016 20:37:04

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Dan Diner - Mühürlenmiş Zaman



Ziyaret Edilme Sayısı : 002779111

iletişim : editor@kimokur.com