Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




MEAL YORUM DENEMELERİ 5 (KAFİRUN)
Barış CAN

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile :
1- De ki: "Ey nankör kâfirler!
2- Kulluk etmem sizin kulluk ettiğinize.
3- Siz de ibadet etmezsiniz benim ibadet ettiğime.
4- Kul değilim sizin taptığınıza,
5- Ve ibadet edenler değilsiniz benim ibadet ettiğime.
6- Sizin dininiz size, benim dinim bana!" (1)

DİP NOT :
 

1- Burada dikkate değer nokta şudur.“İbadet-Kulluk ve Tapınma” kavramlarının anlam örgüsü içerisinde farklı kullanımıdır.Ki tamamen doğru ve isabetli bir çeviridir. “E’bud-Abidun-Abedtüm” çekimleri ile bu surede tekrarlanan ve kök olarak “a-b-d” fiili üzerine “Vahiy Geleneğinde ‘a-b-d Kökünün Semantik Açıdan İncelenmesi” (Ankara Ü.Sosyal Bilimler Enstitüsü/Ankara-2004) kapsamlı bir doktora tezi hazırlayan Nermin AKÇA ; tezin başlangıcında kavramın Eski Ahid (Avad-Neaved-Obbad gibi), ve Yeni Ahid’deki karşılıklarını bol örnek ayetlerle açıkladıktan sonra kavramın Arapça ve Kur’an’daki anlamı üzerinde durmuştur.Kelimenin “Hizmet etmek,boyun eğmek ve itaat etmek,Allah’a ibadet etmek ,öfkelenme, kızgınlık, nefret duyma,kölelik,uyuz hastalığı ve katranlama,ayrılma, dağılma,hırs, inkar, terk edilme,güçlülük, sağlamlık,insan ve köle” olmak üzere pek çok anlama geldiğini anlatarak,gerek Arap Edebiyatı’ndan ve gerekse son bölümde Kur’an ayetlerinden konuyu detaylandırmıştır.Bu tezde bizim dikkatimizi çeken daha çok “İbadet-Kulluk ve tapınma” kelimelerinin Kur’an’daki karşılıklarını -her ne kadar aynı fiil kökü ile anlatılmışta olsa da- farklı anlamamız gerektiği ile ilgili bölümleridir.Tezde bu anlamda şu ifadelere yer verilmiştir:

“Sami dil grubundan olan Arapçada da ‘a-b-d kökünün İbranice ve Süryanicedeki kök anlamından tamamen uzaklaşmış olması mümkün değildir. Çünkü kelimeler her ne kadar anlam değişmelerine uğrasalar da kök anlamları ile ilintilerini bir biçimde sürdürmektedirler.Ancak Arapça sözlüklerde kökün Eski ve Yeni Ahit’te taşıdığı eylemsel boyut göze çarpmamaktadır. Kökün bu boyutunun sözlüklerde göze çarpmaması, anlamın tamamen kaybolmasından değil, sözlüklerin hazırlandığı dönemlerde bu anlamın zayıflamış ve kökün kavramlaşma sürecine girerek “ibadet” anlamının kuvvetlenmiş olmasından dolayıdır. Arapça sözlüklerde kökün anlamının “boyun eğmek, itaat etmek ve kölelik” üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir. “Boyun eğmek ve itaat etmek” de boyun eğilen kişi veya varlığın isteklerini yerine getirmek, ona hizmet etmek, yani onun için çalışmak, işini yapmak anlamına gelmektedir. Kökün, bu yönüyle asıl anlamı ile ilintisini sürdürdüğü görülmektedir. Ancak “Kur’an’ın cahiliye döneminde kullanılan bazı kelimelere kendi konteksi içinde asıl anlamından daha kuvvetli izafî anlamlar kazandırdığı da bilinmektedir”

İzutsu, izafî manayı“kelimenin kökünden gelmeyen, fakat içinde bulunduğu münasebet sisteminden doğan mana” olarak tanımlamaktadır. “İbadet” kelimesi de Kur’ân’da, kök anlamının yanında izafî anlamlar da taşımaktadır. Kelimenin Sami dil geleneğinden getirdiği “çalışmak, yapmak, hizmet etmek” anlamı Kur’an’da zayıflamış, “ibadet” insanın Allah’a karşı olan gönülden bağlılığını ve itaatini davranış olarak ortaya koymayı ve Allah bilinciyle çalışmayı belirten bir kavram haline gelmiştir. Arapça sözlüklerde, kölenin efendisine hizmetini ifade etmek için (ﺪﺒﻋ ) ‘a-b-d kökünün değil ( مﺪﺧ) h-d-m kökünün tercih edildiği bildirilmektedir. Ancak bu kök Kur’an’da kullanılmamaktadır. Yine İncil’lerde insanın her türlü yapıp etmesi ‘a-b-d köküyle karşılanırken Kur’an bu eylemler için (ﻞﻌﻓ) “f-‘a-l” ve (ﻞَﻤَﻋ َ ), ‘a-m-l kökünü tercih etmiştir. Kurban ve hac gibi ritüelleri ifade etmekte yeğlenen kök ise ( َﻚ َﺴ َﻧ) n-s-k- kökü olmuştur. ‘A-b-d kökü böylece ağırlıklı olarak Allah inancı ile, Allah için yapılan davranışları, üretilen aktiviteleri ifade etmekte kullanılmıştır. Ancak zamanla “ibadet” kelimesinin anlamı daralmış ve ibadet; bir Tanrı’ya inanma ve ritüellerle sınırlı hale gelmiştir. Bu şekilde anlaşıldığında “ibadet”, Türkçe’ye “tapınma” olarak tercüme edilmektedir. Halbuki “tapınma” yalnızca inanılan varlığa karşı gösterilen saygının dışa vurumu olan, belirli davranışları içine alır. “İbadet” ise Kur’an çerçevesinden bakıldığında “inanan insanın hayatı boyunca yapması gereken her türlü iyi işi kapsamakta ve “kamil insan” olma yolunda kişiyi eğiten bütün vasıtaları da (namaz, oruç, zekat, hac, dua gibi.) içine almaktadır. Yani Allah şuuruyla dürüstçe yapılan, kendisine, çevresine veya topluma yararlı olan her iş“ibadet” kapsamına girdiği halde, bunlara “tapınma” denmesi mümkün değildir. Çünkü “tapınma” tabiri ile genellikle bir Tanrıya inanma ve ritüel ibâdetler (namaz. oruç, hac gibi) kastedilir. Örneğin bir putun önünde ritmik hareketler yapmak bir tapınma biçimidir ama temiz yollardan kazanç elde etmek için çalışmak tapınma değil, ibadettir.

“Kulluk etmek” fiili de daha çok insanın, insana veya başka varlıklara “gönülsüz, zorunlu itaati ve boyun eğişi ve onlar için çalışması” anlamına gelmektedir. Türkçe çevirilerde, sevgi merkezli Allah- insan ilişkisinin ifadesinde “ibadet” kelimesinin kullanılması, “gönülsüz ve zorunlu boyun eğişin” de “kulluk etmek” şeklinde ifade edilmesi daha uygun olacaktır. Bu konuda Elmalılı Hamdi Yazır, ibadet ile tapınma ve kulluğun aynı şeyleri ifade etmediğini söylemekte ve arasındaki farkı şu şekilde açıklamaktadır: “Türkçedeki tapınmak kelimesi, ibadetin değil itaatin anlamıdır. Hatta tapınmakta az çok ne yaptığını bilmemek gibi bir şuursuzluk manası da vardır ki puta tapmak haça tapmak gibi yerlerde kullanılır. Kulluk etmek tapmaktan daha iyidir ama ibadetten daha zayıf bir anlam içerir”. Ömer Özsoy ve İlhami Güler Allah’a kulluğu en genel anlamda, “Allah’ın insana vermiş olduğu sonsuz nimetlere karşı insanın boyun eğmesi, onun otoritesini tanıması ve onun bütün ahlâki buyruklarını yerine getirmesi” olarak tanımlamışlardır.(s:208-209)

Köle olmak ve kulluğu Mevdudi şöyle tanımlamaktadır: Her ikisinin de lugat manası“İtaat etmek, tevazu göstermek, daha açık bir ifade ile kişinin bir kimseye ona isyan etmeden, ondan yüz çevirmeksizin, mukavemet göstermeden itaati ve boyun eğmesidir: o kadar ki kendisine boyun eğilen kişi onu dilediği şekilde hizmetçi kılar. Mevdudî’ yaptığı bu tanımda, kökü, çalışmak, hizmet etmek anlamı ile ilintilendirmektedir.Ancak yine de insanın Allah ile arasındaki ontolojik ve etik ilişkisi olan ibadeti “kulluk” diye çevirmek, ahlâki olanı ahlaksızlaştırmak olur. Dolayısı ile Allah’a insanın özgür iradesiyle itaati ve boyun eğmesi söz konusu olduğunda kökü “ibadet etmek” olarak aktarmak daha uygun olacaktır. Bir dildeki kelime ve kavramları başka bir dile çevirirken anlam alanının tamamını yansıtacak şekilde bir kelime veya fiil ile aktarmak her zaman mümkün olmayabilir. Böyle durumlarda kelime veya kavram çevirinin muhatapları açısından bir anlama sorunu oluşturmadığı sürece aynı seslerle aktarılabilmelidir. “İbadet” Kur’an çevirilerinde olduğu gibi aktarılabilen kavramlardan biridir. “Tapmak” veya “kulluk etmek” şeklinde çevrildiği zaman bazı sorunlar ortaya çıkmaktadır. Çünkü “tapmak” ibadete göre daha dar anlamlıdır. Kök “tapmak şeklinde çevrildiği zaman ibadet kapsamına giren pek çok eylem (helâl kazanç temini, başkasına zarar verecek davranışlardan kaçınma, güzel söz söyleme, iyilik yapma gibi) dışarıda kalmaktadır. “Kulluk etmek” ise “kölelik etmek” anlamını da çağrıştırdığı için kavram kargaşasına yol açabilmektedir. “İbadet” kavramı her ne kadar anlam daralmasına uğramış olsa da “tapmak”tan daha geniş bir anlam alanına sahiptir. “Kulluk”un taşıdığı olumsuz anlamı da çağrıştırmamaktadır. Bu durumda Allah-insan ilişkisi “ibadet etmek” olarak ifade edilebilir. “Tapmak” ve “kulluk etmek” anlamlarının verilmesi için de aynı şekilde bağlamın dikkate alınması kaçınılmazdır. Kur’an’da kökün Allah’tan başkasına ibadet etmek bağlamında geçtiği ayetlerde “kişinin severek ve isteyerek hizmet etmeyeceği, istemeden boyun eğmek zorunda kaldığı” göz önünde bulundurularak, “kulluk etmek” anlamı verilebilir. Bu sebeple, “tâğût,şeytan ve putlardan” söz eden ayetlerde, kökün kullanımına “kulluk etmek” anlamının verilmesinin daha uygun olacağı kanaatindeyiz. (s:243-244)
Tezin sonuç bölümünde ise bu ayrım şu harika cümleler ile ifade edilmektedir.“Kur’an’da ise ‘a-b-d kökünün “varlığına ve gücüne inanılan varlığa gönülden boyun eğerek onun için çalışmak, emirlerini yerine getirmek” anlamında kullanıldığı görülmektedir. Bu çerçevede Kur’an Allah’a ibadeti emrederken Allah dışındaki varlıklara ibadeti de kesinlikle yasaklamıştır. Çünkü Allah’a ibadet, insanın yaratıcılığını ortaya koymasına ve kendisini gerçekleştirmesine yol açan özgürleştirici bir süreç iken Allah’tan başka varlıklara ibadet ise insanın kendine yabancılaşmasına ve başkalarına köleleşmesine yol açan bir süreçtir. Bu süreçte insan Allah’ın kendisine verdiği güçleri başka varlıklara yönelterek kendi onurlu yaratılışını ve benliğini pasifize eder. Bu yüzden Kur’an, Allah’tan başka varlıklara ibadeti kesin bir dille yasaklamaktadır…Sonuç olarak insan halife sıfatını taşıyan özgür irade sahibi, yaptıklarından ve yer yüzünün ıslahından sorumlu, Allah’a gönülden itaat eden bir varlıktır. Köle değildir. İbadet de kölelik değil bilakis kişiyi özgürleştiren Allah’tan başkasına boyun eğmemeyi öğreten ve kişinin kendisini gerçekleştirmesini sağlayan bir olgudur.” (s:276-277)
Prof.Dr.Davut AYDÜZ, “Yeni Ümit Dergisi”ndeki “İslam’da İbadet ve İbadet-Amel İlişkisi” adlı yazısında aynı konuya değinerek “İnsanın bütün benliğiyle, bütün duygularıyla, iç ve dış bütün havassıyla, fikrî melekeleri, kafası ve lisanıyla Allah’a yönelmekten ibaret olan ibadet, sistemli bir hareket tarzıdır. Bu mânâya geldiği için de ibadetin "tapmak-tapınmak" şeklinde tabir ve tercüme edilmesine imkân yoktur. Tapmak ve tapınmak; basit bir yöneliş, gerçek şuur ve niyetten yoksun ve sistemsiz yapılan hareket veya hareketlerden ibarettir. Putperestlerin Allah’tan başka ilâh, mabûd ve Allah ile aralarında aracı kabul ettikleri canlı-cansız varlıklara, nesnelere perestişine, onların önünde eğilmesine dilimizde tapınma ve tapma dense bile, katiyen ibadet denemez. Çünkü o, Zât-ı Ecell-i A’lâ’ya hastır. Evet, ibadet sadece O’na yapılır.”demektedir

“Kafirun” Suresi Allah’ın izni ve yardımı ile bitti.Allah en doğrusunu bilir.


YORUMLAR
Allah razı olsun Barış bey kardeşim önceki denemeleriniz gibi ufuk açıcı ve bereketli bir yorum olmuş.Bir sorum olacak naçizane, cevap verirmisiniz bilmem...
Kuranı Kerrinin indiği dönem baz alındığında bu ayetin bir muhatabı vardı ki onlar Mekke müşrikleriydi,günümüze geldiğimizde,
"De ki: "Ey nankör kâfirler!" diye başlayan ayeti celilenin muhatabı kim?
Kafir kelimesinin üzerinde azbiraz dursaydınız kendim için cevap bulurdum.
Elinize sağlık

HÜSAMETTİN ALTINKAYA
anonim 17.06.2015 12:34:05
elinize sağlık arayı uzatmayın
anonim 29.06.2015 13:49:15
Muhterem Hüsamettin Bey,
Sorunuzun cevabına geçmeden önce “vahiy” kavramına kısa bir göz atmak gerekir diye düşünüyorum. Allah mesajlarını, seçkin kulları aracılığı ile tüm zaman ve mekanları kuşatıcı yani evrensel ilkeleri içeren bir mahiyette iletmiştir. Çünkü bu mesajlar/iletiler “aşkın” bir güçten gelmektedir ve o da zaman ve mekandan münezzehtir. Hem içsel hem de toplumsal ayartmalara karşı amansız mücadele gösteren mesajın taşıyıcıları olan peygamberlerin bu dirençleri de bu durumun en somut göstergelerindendir. Bu anlamda Kur’an (vahiy),kavramlar ile insan zihninde tasavvurlar oluşturmayı hedefler. Böylece insan, olaylara vahyin oluşturduğu ( selim aklın onaylayıp kabul ettiği) pencereden bakmaya başlar. Bu bakış, olayların altında yatan sebeplerin anlaşılması demek olur ki, bu insan zihni ve bakış açısı deyim yerinde ise “sadra şifa” olacaktır.
barışcan 07.07.2015 12:30:58
Muhterem Hüsamettin Bey,
Şimdi surede geçen “nankör kafirler” ile bir insan zihni tasavvuru verilmeye çalışılmıştır. Nedir o insan tiplemesi? Dip notta uzunca anlatıldığı üzere “Rabbe ibadet etmek” yerine, sahte ve geçici güçlere (ki adı her insanda/toplumda farklıdır) zoraki/isteksiz/pazarlıklı… kulluk edip tapanlardır. Dikkat edilirse Kur’an isimlere ve mekanlara fazla yer vermez. Çünkü bu ikisi geçici ve değişkendir. Değişmeyen şey ilkeler ve zihinlerdir. Günümüz “nankör kafirleri” ni isimlendirmek/ hüküm vermek haddimizi aşmak anlamına gelir. Önemli olan, insanların/toplumların/cemaatlerin/bir yere mensubiyet ve aidiyet bağı kuranların, söz ve davranışlarındaki temel dayanağı görebilmektir. Bu çaba da aslında kişi veya toplumları tanıma/tanımlamadan daha ziyade kendini tanıma ve duruş belirleme ameliyesinden başka bir şey değildir diye düşünüyorum.
Allah sizlerden de hoşnut olsun, yeni ufuk açıcı yorumlarınızda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olunuz. (barışcan)
barışcan 07.07.2015 12:32:01

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Dan Diner - Mühürlenmiş Zaman



Ziyaret Edilme Sayısı : 002721664

iletişim : editor@kimokur.com