Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




ÜÇ ADIM (ÖYKÜ)
Necati ÜN

Üç adım                                                                              2015-08-31



   Sıcak bir yaz akşamıydı. Kaldırımın üzerinde yürüyen yaşlı amcanın sağından hızla geçen Hasan, nerede ise adamı yere devirecekti. Ardı arkası kesilmeyen adımlamalar bütün hızıyla devam ederken, bir taraftan da elindeki haritaya bakarak yoluna devam ediyordu.



 Bir sağ sokağa dönüyor, bir sol sokaktaki merdivenlerden yukarı çıkıyor, durmadan ve hiç geriye bakmadan ilerliyordu. Kalbi çok hızlanmış ve solukları kısık kısıktı. Ayaklarının hiç takati kalmamıştı. Son basamakları da çıktıktan sonra tepenin zirvesine ulaştı. Hasan birkaç adım daha attıktan sonra durdu. Nefesini toplamak için olduğu yere eğildi. Eğildiği yerde elindeki haritayı kontrol etti.



 Evet, burası olmalı, tıpkı resimdeki ağaç ve ev diye mırıldandı. Başını yavaşça etrafında gezdirdi. Doruğa yaslanmış bir bulut; çepeçevre sarmıştı dağın etrafını. Mistik bir hal almıştı şimdi her yer.



 Birkaç dakika dinlendikten sonra ağacın yanındaki eve doğru yürümeye başladı. Bir adım bir adım daha derken bitirmişti. Kendisini kapının önünde buldu. Yavaş hareketlerle kapının kolunu tutarak açtı.



 İçeriden gelen keskin ışık gözlerini kamaştırdı. Bir süre hiç bir şey göremedi. Gözleri ışığa alıştığında içeride olanları görmeye başladı. İçeride birkaç tane spot ışıkları vardı. Bu nedenle zorlanmıştı bakmaya. Işıkların vurduğu duvarda bir tabela vardı. Ve tabelanın hemen altında bir masa ve üzerinde iki kitap vardı. Yirmi adım kadar bir mesafe olan odada başka hiç bir şey yoktu. Yere bakan insan, sanki suya girecekmiş gibi oluyordu. Yerde saydam bir cam kullanılmıştı. Bir adım, bir adım daha, her adımda kendini görüyor ve bazı kareler gözünün önüne geliyordu.



 Çocukluğu, ilk okuduğu okul, ne zaman evlendiği, mutlu geçirdiği dakikalar, üzüldüğü korktuğu anlar. Ve her adımda bir başka anısıyla yüzleşiyordu. Kimi zaman yüzünden terler boşanıyor, kimi zaman bir serinleme ve huzur sarıyordu ruhunu. Ve adımlar azalmıştı. Son üç adımda şunları gördü:



 Bir nisan sabahı köylerinde koyunlarını otlatmak için dağa gitmişti. Tüm doğa yine her günkü gibi bütün güzelliğini üzerine giyinmiş, gözlerini büyülüyordu. Kuşlar cıvıl cıvıl şarkıları ile ziyafet veriyor ve sabahın çisesini yemiş otlar enfes kokular yayıyordu. Bir karınca aldığı küçük yaprak parçasını bütün gayreti ile yuvasına götürmeye çalışıyordu. Heybesindeki kavalı çıkartan Hasan olduğu yere oturdu ve doğanın güzelliğinden aldığı ilham ile yanık yanık üflemeye başladı. Kavaldan çıkan notalar tüm çevreye yayılırken, koyunlar tüm iştahı ile otları yiyor ve evde bekleyen yavrularına süt yapıyorlardı. Tüm bu güzellikler doruğa ulaşmışken karabaşın havlamaları her şeyi birden bitirdi. Köpek alabildiğine havlıyor ve bir sağa, bir sola doğru koşuyordu. Hasan elindeki kavalı yaslandığı ağacın dibine bırakarak karabaşın olduğu yere doğru koşmaya başladı.



 Sesin geldiği yer dağın kenarında bulunan uçurumun olduğu yerdi. Sonunda gelmişti karabaşın yanına, eğildi, köpeğin havladığı yöne doğru baktı. Yirmi metre kadar aşağıdaki düzlükte yatan bir insan vardı. Yıllarca çobanlık yaptığından buraları çok iyi tanırdı. Hemen kayalığın etrafını dolaştı ve adamın düştüğü yere geldi. Yanına sokuldu ve yaşayıp yaşamadığına baktı. Şah damarı atıyordu. Yaşadığını anlayan Hasan, matarasını açtı ve yüzüne yavaşça su sürdü. Suyun soğukluğuna tepki veren adamı ses ile uyarmaya başladı.



-          Beyefendi uyanın.



-         



-          Beyefendi uyanın.



-          Ah! Ah!



-          İyi misiniz?



-          Sırtım, belim, birde ayaklarım çok ağrıyor.



-          Durun, bir bakayım.



   Ayağındaki pantolonun paçasını yukarıya kaldıran Hasan, ayağının durumunun çok kötü olduğunu fark etti. Başını kayalığa doğru çevirdi ve kayalarda asılı olan ipi fark etti. İp yaklaşık on beş metrede asılı duruyordu. Bu mesafeden düştüğünü anladı.



         -          Yüksekten düşmüşsünüz. Sanırım ayağınızdaki şiş bölgede kırık var. Siz burada bekleyin ve ben size bir sedye yapayımda sizi köye taşıyayım.



-          Haber verseniz de alsalar beni. Çok canım yanıyor.



-          Buradan köye yürüyerek gidip gelmem çok uzun zaman alır. Sizi bir an önce götürmeliyim.



 



   Her zaman yanında gezdirdiği küçük baltası ile ağaçlardan üzerinde yatabileceği bir sedye yaptı. Sedyenin bir ucuna iki adet sap yaptı. Yerde yatan adamı büyük bir dikkatle sedyeye yatırdı ve saplarından tuttuğu sedyeyi bütün dikkati ile çekmeye başladı. Sedyede yatan adam Hasan’a sordu:



-          Adın ne?



-          Hasan efendim.



-          Hangi köydensin?



-          Bağlı köyünden. Sizin isminiz nedir?



-          Kadir.



-          Ne yapıyordunuz kayalarda?



-          Dağcılık ve tırmanmayı seviyorum. Tırmanırken birden dengemi kaybettim ve sonrada düşmüşüm. Ya sen ne yapıyorsun bu dağda?



-          Ben çobanım hayvanlarımı otlatır dağ dağ gezerim. Akşamda eve dönerim.



-          Peki, beni götürüyorsun ya hayvanlara kim bakacak.



-          Onlar Allaha emanet, şimdi sizin hayatınız söz konusu, önce can sonra canan demiş ya atalarımız.



-          Çok teşekkür ederim. Eğer siz olmasaydınız ben ne yapardım. Ya açlıktan ölürdüm ya da gece kurtlar parçalardı beni. Allah senden razı olsun…



   Ve bir adım daha, son iki adıma geldi Hasan. Yeni bir anı daha geçmişinden kalan, sisli bir gece, aylardan şubat ve Hasan yatağında uykuya ha daldı ha dalacak. Bir tıkırtı bütün tılsımını bozar uykunun tam başında. Önce rüya sandı Hasan gözlerini tekrar kapattı. Bir tıkırtı daha gelen ses gerçek. Yatağından hafifçe doğrulan Hasan üzerine hırkasını aldı ve kapıya doğru ilerledi. İkinci katın merdivenlerinden inerken kapıya vuran eller daha da şiddetli vurmaya başladı. Hasan savaş mı çıktı buda nedir diye mırıldandı. Avluya inip terliklerini giyindi ve kapıya doğru ilerledi.



-          Hasan, Hasan kapıyı aç çabuk.



   Gelen ses İsmetin idi. İsmet Hasanın çocukluk arkadaşı idi. Okula beraber gitmişler ve bütün sevinçleri ve hüzünleri birlikte geçmişti. Onları sadece İsmetin evlenmesi ayırmıştı ve haftada bir gün olsun bir araya gelip eskileri konuşup vakit geçiriyorlardı. Hasan kapıya uzandı ve merakla araladı.



        -          Hasan nerede kaldın?



-          Geldim geldim bu ne acele.



   İsmetin kucağında, ilk doğan çocuğu Ayşegül vardı. Bir battaniyeye sarmıştı. Çocuk kıpkırmızı idi ve battaniyenin içinde titriyordu.



        -          Bu ne hal? Nesi var bu çocuğun?



-          Çok ateşlendi Hasan, hemen hastaneye götürmeliyiz.



-          Senden başka dostum yok bilirsin. Hemen yanına koştum bizi hastaneye götür.



-          Ne demek tabi ki götürürüm hele sen bir otur şuraya. Bir şeyler giyinip geliyorum.



-          Hasan benim hiç paramda yok? Şey…



-          Tamam, İsmet hallederiz.



   Hasan koşarak ikinci kattaki odasına gitti. Sandığa sakladığı paralarını çıkarttı ve yarısını aldı ve cebine koydu. Bu paralar ile hacca gidecektim ama kısmet değilmiş diye mırıldandı. Ceketini de üzerine alan Hasan koşarak avluya çıktı. Ahırdaki atları, at arabasına koştu. Ve İsmetin kızını kucaklayarak arabaya koydu.



-          Hadi gidelim kardeş.



-          Gidelim kardeşim Allah senden razı olsun…



Ve son adımı atıyordu Hasan. Silik hatıralar gözünün önünden kayıp gidiyordu. Ve sesler duyuluyordu. Allah razı olsun sesleri kulaklarında. Her yaşanmış bir sahne ile duyulan o sesler kendisini yeni bir anıya götürdü bir anda:



 Hasan odasında yalnız, oda köyde elektrik olmadığı için fitili gaz yağı ile alevlenmekte olan lamba ile ışımakta.



 Önünde bir Kur’an ve Kur’an okuyor Hasan.



 ’ Allah göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fanus içinde. Fanus sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile, neredeyse aydınlatacak (kadar berrak) tır. Nur üstüne nur. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.’’(nur 35)



 Ayetini okuduktan sonra ayağa kalktı. Yönünü kıbleye doğru çevirdi. İki rekât gece namazı kıldıktan sonra derin derin tefekkür etti. Bu uzun düşüncelerin ardından ellerini havaya kaldırdı ve dua etmeye başladı.



   ‘’Ey göklerin ve yerin yaratıcısı Rabbim. Sana tüm kalbimle sesleniyorum. Beni yalnız sen işitirsin ve yalnız sen yardım dilediğimde yardım edebilirsin. Rabbim ben ömrüm boyunca sana kulluk etmek için didindim, emek harcadım sen kabul et. Kimi zaman koşarak geldim kimi zaman yavaş geldim, sen affet. Ama hep senin rızalığın için yaşadım ve yalnız sana kul olmak için uğraştım. Sen bu kısa ömrümde yaptığım bütün günahlarımı affet. Beni cennetine kabul et. ‘’ dedi ve gözlerini kapattı.



 Son adımla birlikte Hasan masanın önünde durdu. Masanın önünde iki tane defter vardı. Birisi sağ tarafta duruyordu diğeri solda, elini uzattı Hasan sağdaki defteri eline aldı ve göğsüne bastı…



 Necati ÜN


YORUMLAR
Kardeşim, eline yüreğine sağlık. Ne güzel yazmışsın. Doğayı tasvir edişin çok güzel. "Telaşlı yürüyen adam" karakterlerini de öyle canlı anlatıyorsun ki; bana hep kafkayı hatırlatıyor.
Dağcıya ve komşusuna yardım eden Hasanın o güzel ahlakını, imanını, samimi
duygularını nereden aldığını, üçüncü adımda okuduğu Kurandan anlıyoruz.
Allah hepimizi defteri sağından verilenlerden eylesin. Teşekkür ediyoruz Necati kardeşim.

Dilek Buz
anonim 13.10.2015 08:56:39

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003531232

iletişim : editor@kimokur.com