Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




YALNIZ GEZEN ADAM(ÖYKÜ)
Necati ÜN

Elinde bir asa, beyazlamış sakalına uzun saçları dokundukça, küçük kıvılcımlar çıkıyordu.



Yaklaşık elli yaşlarında, nereden geldiği bilinmeyen ve kasaba halkı tarafından tanınmayan bir amca belirmişti. Bir haftadır kasabanın ortasında ki meydanın oraya gelir, kahvenin bahçesine bir seccade koyar ve üzerinde uzun uzun dua ederdi.



İlk zamanlar kahvede oturan insanlar onun bu garip davranışlarından etkilenmiş ve kahve sakinleri onun hakkında farklı görüşlere ayrılmış, hatta gurup olmuşlardı. Muhtar Hamdi beyin tarafında olan gurup, bu tuhaf ihtiyarın bir deli olduğunu öne sürmüş ve kendi ailesinden olan kişileri, bu adamdan uzak tutmak için sıkı sıkı tembihlerde bulunmuşlardı. Aslında kamyoncu Yunus ve gurubu da onun yanına yaklaşılmaması hususunda aynı fikirde idiler. Ancak onlar onun bir deli değil de suç işlemiş kanun kaçağı olarak düşünüyorlardı. İmam Yahya ve beraberindeki gurup ise onun Hızır olduğu kanaatindeydi. Fakat onlarda bu garip ihtiyara temkinli yaklaşıyorlardı. Ama hiç kimse nedir, necidir diye sormaya cesaret edemiyordu. Yaşlı ihtiyar tüm gününü burada geçiriyor, ne bir şeyler yiyor, nede içiyordu. Bu davranışları ile imam Yahya efendiyi iştahlandırıyor ve



-          İşte size demedim mi? Basbayağı Hızır işte, ne yiyor nede içiyor. Ne bizimle konuşuyor, nede birimize misafir oluyor.



-          Hadi canım basbayağı deli işte. Hızır olsa neden günlerce burada beklesin ki, bir görünür sonrada kaybolurdu.



Diyen Hamdi beyle sürekli didişip duruyorlardı. Gel zaman git zaman derken kahvehanede ki vatandaş tamamen üçe bölünmüş ve her gece şiddetli tartışmalara sebep olmuştu. Olaylar artık çığırından çıkmış, insanlar birbirleri ile sert tartışmalara girmiş ve artık her köşede guruplar halinde oturmaya başlamışlardı. Zaman zaman birbirleri ile münakaşa ediyorlardı.



Ve yine o gecelerden birinde imam Yahya, muhtar Hamdi bey ve kamyoncu Yunus üçü birden ortak bir mutabakat imzalayıp, birlik olup, bu yaşlı ihtiyarın kim olduğunu ve de nereden geldiğini öğrenmek için konuşma kararı aldılar. Herkesi ertesi gün kahvede olmaya davet etmişler ve evlerine gitmişlerdi.



Sabah olduğunda tüm ahali garip adamın başında toplanmış, muhtar Hamdi beyin de gelmesiyle birlikte ilk soruyu sormuşlardı. Yaşlı amca ilk önce duraksadı, birkaç dakika bekledikten sonra, sol el eli ile beyazlamış sakalını kavradı. Boğuk bir ses ile:



-          Beni mi merak ediyorsunuz?



-         



-          Şaşırdım doğrusu. Bir aydır buradayım ama daha yeni mi merak ettiniz beni?



   Muhtar Hamdi atıldı:



        -          Evet, biz kabahatliyiz, size bu soruyu ilk gün sormalıydık nede olsa yabancı bir insan bize misafir gelmişti.



-          Gördüğüm kadarıyla da hiç misafir ağırlamayı bilmiyorsunuz.



-          Kusurumuza bakma amca cahilliğimize ver. Bize ismini lütfeder misin?



-          Ozan diyelim.



-          Neden burada uzun uzun dua ediyorsunuz?



-          Bunlar çok uzun uzun anlatılması gereken mevzular fakat bunları size anlatmam için bugün hiç takatim yok. Benim biraz yorgunluğum var. Biraz dinlenip uyumalıyım. Gece hiç uyumadım. Sizinle bu akşam için sözleşelim. Kahvede her şeyimi size anlatırım. Olur mu?



Tamam dedi hep bir ağızdan kasaba halkı ve herkes işinin gücünün başına ayrıldı. İhtiyar Ozanda ortalıktan kayboldu. Kahvede kalan kişiler büyük bir heyecanla akşamın olmasını beklerken, bir taraftan da ozan hakkındaki ısrarcı fikirlerini tartışmaya başlamışlardı. Saatler birbirini kovaladı ve akşam olduğunda tüm kasaba sakini merakları ile hesaplaşmak için, kasaba meydanını hınca hınç doldurmuşlardı. Öyle şaşılacak bir hal olmuştu ki daha önce bu meydan hiç bu kadar dolmamıştı. Akıllarda kalan bir ayın birikimi meraklı sorular o kadar meşgul etmişti ki ahaliyi, her kes bin merakla meydana hücum etmişlerdi.



Ve beklenen vakit gelmişti. Şaşkın ve heyecanlı bakışlarla tüm ahali bir sağa bir sola bakıyor. Yaşlı ozanın nereden geleceğini pür dikkat izliyorlardı. Bir saatlik beklemenin ardından kasabanın doğusunda bulunan giriş yolundan yavaş adımlarla meydana girdi. Tüm ahali ozana bakıyor ve aralarında fısıldanıyorlardı. Fısıltı her ağızdan çıktığı için, sanki arıların çıkardığı vızıltıyı andırıyordu.



Ozan ellerini yukarı kaldırdı ve yıllardır beklediğiniz kişi benim. Ben sizin için Allah tarafından gönderilmiş kurtarıcınızım. Kaldırın şimdi ellerinizi de sizin için dua edeyim dedi. Büyük bir şaşkınlıkla neye uğradığını bilemeyen ahali yarı tereddütlü bir şekilde ellerini havaya kaldırdılar. Ozan uzun uzun dualar etti ve bir aydır oradaki halkı gözlemlediği için herkesin beklentisi ve isteklerini bir bir ortaya koyarak Allaha dualar etti. Duanın uzunluğundan etkilenen ahali iyice şaşkına dönmüş, içten içten âminlerle ozana eşlik ediyorlardı. Ozanın ahalinin tüm beklentileri üzere dualar etmesi de ahaliyi daha da heyecanlandırıyor ve kendi içlerinden sanki ruhumuzu okuyor diyorlardı. Yaklaşık bir saat süren duanın ardından ozan durdu. Uzun bir süre konuşmadı. Gözleri kapalı vaziyette bir süre oturdu. Şaşkınlıkla ozanı izleyen ahali yine fısıldamaya başladı.



 Oturduğu yerden birden sıçrayan ozan, ahaliye dönerek bu geceyi burada geçirmeliyiz, yoksa dualarımız kabul olmaz dedi. Ve yere serdiği seccadenin üzerine kıvrıldı. Onun bu halini gören tüm ahali evlerinden getirdikleri battaniye ve seccadelerle meydanda uyumaya başladılar…



Sabahın ilk ezanını okumak için uyanan imam gözlerini açtığında ozanın yerinde olmadığını fark etti. Uyanın ahali Ozan kaybolmuş diye telaşla ayağa kalktı. Yerlerinden fırlayan halk bir kargaşaya sebep oldu. Kimisi Hızır’ı elimizden kaçırdık diye hayıflanırken, bazıları da sağda solda Ozana bakınıyorlardı…



Bir süre sonra herkes evine doğru yol aldı. Çaycı Mehmet’te kahveye girdi ve ocağın altını yaktı. Kahveye ilk gelen muhtar Hamdi oldu ve onun arkasından içerisi bir anda doldu ve her bir ağızdan biz mahvolduk nidaları atılmaya başladı. Şaşkına dönen çaycı ne oldu yahu bana bir şeyler söyleyin dedi. Muhtar telaşlı ve titrek bir sesle soyulduk. Hepimizin evinden değerli olan eşyalarımız çalınmış dedi. Bir kargaşa ve bir ver yansınla geçen günler tüm ahaliye bir ders olmuştu. Herkes kendisini suçladı ve ortak bir kararla bundan sonraki zamanlarını din eğitimi almakta karar kılmışlar. Bu kararı almalarında ki sebepleri de din ile kendilerinin kandırılmış olmaları oldu.



Ne demiş peygamberimiz ‘’Her kişinin dostudur akıl, düşmanı da cehalet’’.


YORUMLAR

 Kayıtlı Yorum Bulunamadı


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003531241

iletişim : editor@kimokur.com