Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




DUVARDAKİ KİTAP (ÖYKÜ)
Necati ÜN

  Henüz dokuz yaşında idim. Yaşadığım şehirden annemlerin yaşadığı şehre doğru gidiyordum. Evet, ben çocukluğumu anne ve babamla geçirmedim. Çok küçükken annem “biz köyde oturuyoruz; burada, bu çocuğu tarlada, sabanda çalıştırırlar oda okuyamaz ve başarılı insan olamaz” diye büyük şehirde yaşayan dedemlere göndermiş…



Yine bir yaz tatili ve yaklaşık dokuz aylık bir okul döneminden sonra aileme gitmek için yola çıktık. Uzunca ve meşakkatli bir yolculuk bekliyordu şimdi beni. Tam on yedi saat sallana sallana bir yolculuk. Bazen sıcak bunaltacak, bazen sigara dumanı midemi bulandıracak, ama onlara ulaşacağım işte. Bunu düşünmek bile insanı hafifletiyor.



   On yedi saat, dokuz aylık hasretin sonunda sanki on yedi sene geliyor insana. Yol uzadıkça uzuyor ve uyuyamamam beni daha solgun ve yorgun bırakıyordu…



  Sonunda gelmiştik babam annem ve de kız kardeşlerim hepside karşımdaydılar. Sonunda yitik olan yüreğim evini bulmuş, mutlu ve heyecanlıydı. Sarıldım, bastım yüreğime. Harlanmış yüreğim serin sulara girmekteydi…



 Aradan bir ay kadar geçmişti. İki katlı ahşap evimizin birçok odası vardı ve bir orada, bir öbür odada, koştura koştura oynuyorduk. Evin tam ortasında bulunan odaya yöre diliyle hayat diyorlardı. Tam anlamıyla neden bu ismi verdiklerini bilmiyordum ancak bütün vakitleri hep burada geçiyordu. Sanırım bunun için koymuşlardı bu ismi. Hayatın hemen sağ köşesinde dedemlerin odası, karşısında babamların odası, bir mutfak, misafir odası, iki tanede fazladan odaları vardı, misafirler için hazırlanmış. Çok büyük bir bahçesi, içinde yetiştirdikleri üzümü sıkmak için yapılmış bir oda, ahır, bir tane su kuyusu, ağaçlar ve yetiştirdikleri sebzeler vardı. Genellikle su kuyusunun yanında ki çam ağacına salıncak yapıp sallanırdık ve öğle yemeklerini orada yerdik.



 Bir gün misafir odasına girdim. Orada hiç oynamazdık biz. Odada bir adet üçlü bir adet ikili ve iki tanede tekli koltuk vardı. Duvarlarında ben doğmadan önce ölmüş amcamın resmi ve bir adette kitap asılıydı. Bir kaç dakika amcamın resmi ile oynadım. Öptüm, kokladım, nasıl bir insan olduğunu bilmeden sevdim, yüreğime bastım ve ağladım. Sonra asılı duran kitaba baktım. İplikten yapılmış tozlanmış bir kılıfı vardı sanki aylardır orada duruyor ve hiç kimse ona el sürmüyordu. Hemen merakla anneme koştum:



-          Anne nedir o duvardaki kitap?



-          Hangisi oğlum?



-          Misafir odasındaki asılı olan kitap.



-          O bizim yüce kitabımız Kuran.



-          Nasıl yani anne?



-          Yani Allahın kitabı işte oğlum.



Çok şaşırmış heyecan içinde kalmıştım. Daha önce yaratıcımız olan Allahın ismini duymuştum ama bir kitabı olduğunu hiç duymamıştım. Hemen kitabın önüne oturdum ve hayretle ona bakmaya başladım. Sihirli bir şey miydi? Peki, bu Allahın kitabı ise neden Allah hiç okumuyordu. Üzeri çok tozlanmış dedim kendi kendime. Akşama kadar hayretle onu izledim. Birkaç defa dokunmak istedim ama cesaret edemedim. Akşam olduğunda babam tarladan eve döndü. Koşarak yanına gittim ve Allahın kitabından ona bahsettim ve onu Allahın neden okumadığını sordum. Babam durdu ve düşündü. Sustu, bir anda herkes susmuştu.



Çok geçmeden dedem o kitabın Allahın insanlar için gönderdiği bir kitap olduğunu söyledi ve onu aylardır kendilerinin okumadığını söyledi.



-          Peki, neden okumuyorsunuz dede?



-          Sanırım vaktimiz olmuyor.



-          Ne yazıyor neler anlatıyor?



-          Ne yapılması, nasıl yaşanması gibi konuları yazıyor yavrum.



-          Sabah olunca alıp onu okuyabilir miyim?



-          Tabi ki oğlum neden olmasın.



Bütün gece heyecanımdan sürekli uyandım ve sabahın olmasını iple çektim. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ayağa fırladım ve misafir odasına gittim. Kitabı elime aldım ve tozlarını temizledikten sonra sayfalarını çevirmeye başladım. Kitap hem anlamadığım bir şekilde yazılmıştı, hem de Türkçe olarak yazılmıştı. Bir sayfayı çevirdim rastgele ve okumaya başladım. Şöyle yazıyordu:



(1)   Yaratan rabbinin adıyla oku! (2) O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yaratmıştır. (3-5) Oku! Kalemle (yazmayı) öğreten, (böylece) insana bilmediğini bildiren rabbin sonsuz kerem sahibidir.(alak suresi)



  Tüylerim diken diken olmuştu, oku diyordu Rabbimiz. Fakat benim ailem onu aylarca bir kılıfın içine hapsetmiş ve adeta onu unutmuşlardı. Dünya telaşı içerisinde koştururlarken ayetin devamındaki’’ İnsana bilmediğini bildiren rabbin sonsuz kerem sahibidir.’’ Cümlesini beklide hiç okumadıkları için bu kitabın onlara yaşayacakları hayatta yardımcı olacağını hiç anlayamamışlardı. Kendi kendime sordum acaba her sorunun cevabı var mıydı içinde? Bir sayfa daha çevirdim:



 ‘’ (1) Asra yemin ederim ki, (2) İnsan gerçekten ziyandadır. (3) Ancak iman edip dünya ve âhiret için yararı işler yapanlar, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler başkadır.’’(asr suresi)



Bu ayetlerde de insanın ziyanda olduğunu ve yalnızca iman edip yararlı işler yapan insanların zarara ve ziyana uğramayacağından bahsediliyordu. Şimdi daha çok kavramaya başlamıştım her şeyi. Allah bir kitap gönderiyor, okunmasını istiyor. Okuduktan sonra insanın bilgi sahibi olmasını ve bu bilgiyi Salih amel ile destekleyip hayatın her anına yaymasını ve bu topluluk ile bir birlerine hakkı ve sabrı tavsiye ederek bir olmayı emrediyordu. Hemen heyecanla okuduklarımı aklımda derleyip tasarladım ve akşam olduğumda tüm aileme anlattım. Ailem beni dinledi ve neleri hayatlarından uzaklaştırdıklarını bir bir anladılar ve biz cahillerden olmuşuz dediler ve hemen tövbe ettiler. Şimdi soruyorum tüm gördüğüm insanlara:



                                      ‘’SİZ HİÇ TÖVBE ETTİNİZ Mİ?’’


YORUMLAR

 Kayıtlı Yorum Bulunamadı


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003531224

iletişim : editor@kimokur.com