Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




YOLCU VE YOL AYRIMI (ÖYKÜ)
Necati ÜN

                                       YOLCU VE YOL AYRIMI



    Kafasını kaldırdı. Sağını ve solunu kolaçan ettikten sonra, düştüğü yerden yavaşça ayağa kalktı. Parkasındaki tozları silkeledi. Kararsız bir hamle ile arkasını dönüp düştüğü yere baktı. Küçük bir taş parçası ayağının kaymasına neden olmuştu.  Yavaşça yere eğilen Mert ayakkabı bağlarını kontrol ettikten sonra tekrar doğruldu. Parkasının yakasını yukarıya kaldıran Mert başını yere doğru eğerek yürümeye başladı.



    Günün her vaktinde ve tüm yürümelerinde başı hep yere eğik yürürdü. Yanından geçen herkes onun bir sıkıntısı var ya da dalgın ve düşünceli sanırdı. Sokağın köşesine kadar yavaş yavaş yürüdükten sonra tam köşeyi dönecekken, ürkek bakışlarla arkasını süzdü. Sokak boştu. Düştüğü yerde birkaç sayfa gazete parçası, sonbahar rüzgârının etkisi ile daireler çiziyordu. Gazeteleri gören Mert usulca parkasının iç ceplerini yokladı ve tekrar başını yere eğerek köşeyi döndü.



     Girdiği sokağın sonundan köpek sesleri geliyordu. Duraksadı. Başını sokağın loş ve ürpertici olan köşesine doğru kaldırdı. Zamana ve uykusuzluğa yorgun düşmüş gözleri ile izlemeye başladı. Rüzgârın etkisiyle yavaşça sokağa yayılmaya başlayan sis kümesi, sokağı daha da ürpertici ve karanlık yapmıştı. Neredeyse göz gözü görmüyordu. Attığı her adım bir insan oluyor ve her ayak sesi de yüreğini titretiyordu. Evinin olduğu notaya çok az olmasına rağmen kalbi küt küt atıyor. Bacakları adrenalinin etkisiyle kaskatı kesiliyordu. Sanki bacaklarına çocuğu sarılmışta” ne olur gitme’’diyordu. Bir iç çekti ve derin bir nefesten sonra kendini hızla ileriye doğru attı. Adımları birbirini kovalıyor ve yürüdükçe vapurun rüzgârda savrulması gibi bir sola yatıyor, birde sağa devriliyordu. Ve olan olmuştu. Sisin gerisinden silik siluetler görünmeye başladı. Bir anda dona kaldı. Ne ileriye gidebiliyordu nede geri dönmeye cesareti vardı. Öylece dona kaldı. Ağzındaki tükürüğü yudumlarken sesleri kulaklarında çınlıyordu.



 -          Dur, gitme!



-          Sakın ha, gitme!



Parkasının cebindeki ellerini çıkarıp kulaklarına tıkadı. Olduğu yere eğildi. Tüm vücudu titriyordu. Ellerini bir kulağına bir de saçlarına götürmeye başladı. Konuşmalar ritmik bir tona dönüştü. ‘’Küt, küt! Küt, küt,’’ Kalbinin atışlarını artık kulağı ile duyabiliyordu. Kaşlarının üzerinden elmacık kemiklerine doğru süzülen ter damlaları, oradan da çenesine iniyor ve parkasının yakasına düşüyordu. Dudakları da terden nasibini almıştı. Heyecanın verdiği titreşimlerle bir kapanıp, bir açılıyorlardı. Göz kapakları yorgunluğu altında ezilirken, göz bebekleri de sonuna kadar açılmıştı. Nerede ise gözlerinin siyahı ile beyazı birbirine karışacaktı. Adrenalinin yükselmesi ile beynine giden oksijen azalmış ve beslenemeyen sinirler, vücudun çeşitli yerlerinde seğirmeler yapıyordu. Mert titreyen ellerini boğazına götürürken olduğu yere düştü…



      Uzun bir yol vardı karşısında. Her yer düz bir ovayı andırıyordu. Üzerinde durduğu yolun sonu ufukta bulutlarla birbirine giriyordu. Ve yavaşça adımlamaya başladı yolu. Sağlı sollu insanlar vardı ve hepside aynı istikamete doğru yol alıyorlardı. Bir adım, bir adım derken sağ tarafındaki anne ile bebeği dikkatini çekti. Anne olanca hızı ile ileriye doğru adımlamaya çalışıyor, çocuğu da koşar adım arkasından yetişmeye çalışıyordu. Kadın kırklı yaşlarda idi. Öfkeli ve gergin bir ifade vardı gözlerinde, birazda umutsuzluk okunuyordu. Küçük yavrucak da olan bitenden habersiz annesinin arkasından koşturuyordu. Normal annelerin aksine Mert’in gördüğü kadın sanki kendi yavrusunu istemiyormuş. Sanki ondan kaçıp uzaklaşmak ya da terk etmek istiyormuş gibi geldi. Hemen çocuğun arkasında da yine yaşı ellilerde olsa gerek, siyah saçlı, saçları sakalı ile bir birine karışmış, kıyafeti yırtıklar içinde olan, alabildiğine pis kokular yayan bir adam vardı. Elleri havada sanki birisinden yardım ister gibi bir hali vardı.



 Bir an Mert aldığı kokuya tepki verircesine suratını sol tarafa çevirdi. Solunda, elinde bir balta, yaşı atmışlarda, beyaz yüzlü bir adam vardı. Sürekli dudaklarını hareket ettiriyor ve bir şeyler fısıldıyordu. Yaşlı amcanın hemen önünde bakımlı ve şık kıyafetler giyinmiş, başını hafifçe yukarıya kaldırmış, çenesi sanki yukarıya havalanan bir uçak gibi olan adam. Bir taraftan burnunun etrafındaki tozları ellerli ile uzaklaştırmaya çalışıyor, diğer taraftan da elindeki bardak ile bir şeyler içiyordu.



 Hemen önünde ürkütücü görünüşü olan heybetli adama doğru dikkat kesildi. Adam sürekli sağı solu gözleri ile kesiyordu. Elinden kan damlıyordu. O kadar fazla kan vardı ki damlayan, kanlar Mert’in yolda yürümesinde ona zorluk çıkarıyordu. Kanın verdiği kayganlık etkisi ile bir sola savruluyor birde sağa savruluyordu. Onun bu kayma anlarından birinde bir anda arkasından bir kol uzandı ve onun yere düşmesine engel oldu. Heyecanlanmıştı Mert. Ürkek bakışlarla arkasına bakındı, bir kadın vardı arkasında. Kendisiyle aynı yaşta olduğunu tahmin ettiği fakat yüzünü seçemediği birisi idi. Tekrar önüne döndü ve yoluna yürümeye devam etti.



 Bir türlü anlam veremedi şahit olduklarına, burası neresi? Nereye gidiyoruz biz böyle? Sorgulamalar bütün yol boyunca devam etti. Her adımda başka çeşit insanlar ve değişik değişik sorular soruyordu kendisine. Ve zaman zaman da arkasına dönüp kendisine yardım eden kadını süzüyordu. Bir türlü hatırlayamadığı surata bakıyor, yüzünü ondan uzaklaştırınca da geçmişini sorgulayıp kim olduğunu merak ediyordu. Fakat hafızasının yeterince güçlü olmadığını ya da bilinçaltındaki bazı anılarını dışa vuramadığı için kadını tanıyamıyordu. Fakat aklından onu tanıdığını ve yol boyunca hep arkasında var olduğunu düşününce kendisiyle bir bağlantısı olacağını düşünüyordu.



 Uzun bir yolculuğun sonunda az ileride bir yol ayrımı olduğunu fark etti. Daha önce hiç aklına gelmeyen bu yol ayrımı onu şaşırtmıştı. Adımlar azalıyor ve yoldaki insanlar düzenli bir şekilde sağa ya da sola doğru ayrılıyorlardı.



 Tam ayrımın ortasında durdu. Önce yanından daha önce gördüğü anne geçti. Yol ayrımında durdu. Bir sağa, bir sola baktı ve sol tarafa doğru ilerledi ve gözden kayboldu. Arkasından koşturan bebek koşar adımlarla sağ taraf ki yola gitti ve bir daha dönmedi.



 Siyah saçlı, pis kokulu olan adamın gelmesiyle her yer yine kokmaya başladı ve bu koku adamın sol tarafa gidip gözden kaybolmasına kadar devam etti. Ve bakımlı şık giyimli adamda elindeki bardağı ile sola doğru yürüdü ve gözden kayboldu. Bir süre sonrada beyaz yüzlü ihtiyar göründü elindeki baltasını omzuna koyarak fısıltılı seslerle sağ taraftan yoluna devam etti.



 Geriye üç kişi kalmıştı birisi elinden kanlar akan adam, diğeri yüzünü tanıyamadığı kadın ve kendisi. Adam Mert’in yüzüne çirkin çirkin bakıp gülümsedi ve sola doğru devam etti. Elinden akan kanlar yine her yeri kaygan hale çevirdi. Mert küçük bir tebessümle arkasını dönerek kadına baktı. Kadını tanıdığından emin gibi idi. Ama yinede kim olduğunu çıkaramıyordu. Kadında ona tebessüm etti.



 -          Siz gitmiyor musunuz hanım efendi?



-          Gideceğim.



-          Neden durdunuz, önce siz geçin isterseniz?



-          Hayır, seni bekliyorum.



-          Ama ben henüz karar veremedim ne tarafa gideceğime.



-          Hiç mi hissedemiyorsun?



-          Hayır.



-          O zaman sende benimle gel ben sağdan gidiyorum dedi ve durdu.



       Mert kararsız bir hamle ile sola doğru bakındı ve sağ tarafa doğru yol aldı. Kadında arkasından sağ tarafa girdi ve gözden kayboldu.



...



 


YORUMLAR
Her zaman ki gibi tasvirler yerinde, sahici, etkileyici. Daha başkan sürükleyici bir dili var öykülerinin. Sonunda ne olacak diye merak etmeden diye alamıyor okuyucu kendini.

"Biz insana iki yol göstermedik mi" Beled/10 diyor Rabbimiz. İster rehbere kulak versin de şükredici olsun, ister kör ve sağır davranarak nankör...

Göründüğü kadar kolay olmuyor; doğru yolu seçmek çok zor oluyor genelde. Rabbim işimizi kolaylaştırsın, aklımızı korusun, imanımızı islam üzere kılsın.
Eline sağlık kardeşim. Allah razı olsun.
Dilek Buz
anonim 27.01.2016 09:05:00

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003531231

iletişim : editor@kimokur.com