Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




YAŞLI ADAM VE ÇOCUK
Necati ÜN

Basamakların tam ortasında oturmuş, başında bir kasket, elleriyle alnındaki terleri siliyordu. Bugün haziranın    yirmi dördü ve günlerden Cuma idi. Mevsimin verdiği şiddetli sıcak basamağı kızgın bir tavaya çevirmişti. Oturduğu yerde nefes nefese kalan yaşlı adam gömleğinin üst düğmesinden birini açtı ve basamağa doğru yaslandı. Karşıdan bakıldığında genişlemiş vücudu öne doğru eğilmiş kamburu ile yaşlı bir çınarı andırıyordu. Zaman aslında ondan çok fazla bir şey götürmüş değildi. Kamburunun akciğerine yapmış olduğu basıya bağlı olarak nefesi daralıyor, buda onun yol yürürken zorlanmasına neden oluyordu.



Yaşlı adam bir süre dinlenip kendisini iyi hissettikten sonra yanındaki poşeti alıp basamakları yeniden adımlamaya başladı. Elindeki poşet şeffaftı. İçindeki tüm malzemeler seçilebiliyordu. İki adet ekmek, yarım kilo kadar domates vardı. Sol elindeki poşette de peynir ve zeytin vardı. Basamakları bitiren ihtiyar Ardala Sokağı  yazan tabelanın olduğu sokağa girdi. Aşağı mahallenin aksine buradaki evler bir birine daha yakın, nerede ise            bitişik yapılmıştı. Bahçeleri yok denecek kadar az ya da hiç yoktu. Sokak dar olduğu için evlerin önünde kaldırımlar yoktu. Bazı evlerin sundurmaları adeta yolun üstünde idi. Evlerin pencere demirlerinde üzerine sonradan monte edilmiş çamaşır askılıkları ve sağlı sollu bazı evlerde çamaşırlar asılı idi. Sokağın orta yerinde bulunan Ayşe hanımların kapısının önü hınca hınç mahalle kadınları ile dolmuş taşmıştı. İhtiyar kadınlara taraf kafasını çevirdi ve kafa sallayarak mırıldanmaya başladı.’’ Yine dedikoduya tutunmuşlar’’diyerek yürümeye devam etti.



 Mahalle kadınları her öğleden sonra burada toplanır sokakta ne var ne yoksa her konuyu masaya yatırırlardı. Mahallenin büyük millet meclisiydi adeta. Hiçbir işe yaramayan bu topluluk bir onu çekiştirir, bir öbürünü kötüler, falanca şunu yapmış, o öyle olmaz böyle olur diyerek akşamı ederlerdi. Velhasıl akşam olunca da bir yemek telaşı bir koşuşturma derken günü bitirirlerdi.



İhtiyar adam Ayşe hanımların evini geçtikten sonra sola ayrılan çıkmaz sokağın sonuna kadar yol aldı. Tek katlı topraktan yapılmış ve duvarları kireçle boyanmış evin önüne geldi. Bir dakika kadar orada soluklandıktan sonra tahtadan olan avlu kapısını yavaşça araladı. Avlunun içinde eski bir yolluk üzerinde oturan kız çocuğunun yanına yaklaştı. Mehtaptı küçük kızın adı. Adı gibi gözleri de mehtaba benziyordu. Ela gözleri ile sanki gülücükler saçıyordu hayata. Kıvırcık sarı saçları çil çil olmuş yanaklarının üzerine dökülüyordu. Usulca saçlarını okşayan ihtiyar Mehtabın yanına oturdu.



 



-          Nasılsın kızım



-          Teşekkür ederim, iyiyim. Siz nasılsınız dede?



-          Bende iyi olmaya çalışıyorum çok şükür kızım. Ağabeyin nerede kızım?



-          Sabah boya sandığını aldı ve gitti, hala gelmedi.



-          İyi bakalım.



-          Ya annen nasıl oldu?



-          Yatıyor.



-          Bir şeyler yedin mi?



-          Sabah abimle yemiştim bir şeyler.



Utanan ve kızaran yanaklarını göğsüne saklarcasına boynunu yere eğen Mehtap derin bir sessizliğe gömüldü. İhtiyar elindeki poşetleri aralayıp içindekileri çıkartıp Mehtaba döndü.’’ e hadi, ne duruyorsun? Çıkarda birlikte yiyelim şunları. Bende çok açım.’’ Diyen ihtiyar, küçük kızın gözlerine baktı ve gülümsedi. Mehtapta bir heyecanla elindeki poşetleri aldı ve yerde duran gazete kâğıdının üzerine açtı. İki arkadaş gibi güle oynaya yemeği yediler. İhtiyar yemekten sonra Mehtaba vaktin geç olduğunu söyledi ve kalan yiyecekleri de annesine yedirmesini söyledi ve ayağa kalkarak avludan dışarı çıktı.



İhtiyar kapının önüne çıktığında Mehtabın abisi ile karşılaştı. Tarık boya sandığını yere bırakıp ihtiyarın yanına yaklaştı. 



-          Hoş geldin dede.



-          Sağol yavrum, hoş bulduk.



-          Dede sana da yük oluyoruz böyle.



-          Ne yükü yavrum, ben vazifemi yapıyorum. Sen bırak şimdi bunları da anneni anlat bana. Hazır Mehtap yokken konuşalım nasıl durumu?



-          Hala değişen bir şey yok. Öylece yatıyor dede.



-          O kazadan sonra yatağa mahkûm kaldı. Hani onun felç kalmasına mı yanayım yoksa babamın o kazada ölmesine mi üzüleyim bilemiyorum. Yok, o ufaklığın çaresiz bekleyişlerine mi gözyaşı dökeyim onu da bilemedim dede.



-          Otur bakalım ben sana simdi bir olay anlatayım:



‘’Bundan uzun yıllar önce idi. Babamla birlikte annemlerin köyüne gitmiştik. Orada kırk yaşlarında Osman adında bir kişi yaşardı. Osman’ın doğuştan iki kolu kısa idi. Kırk yaşına kadar babasız ve annesiz geçen günlerinde, durmadan, usanmadan çalışır ve kendi geçimini sağlardı. Kısa olan kollarındaki güç doğadaki hiçbir canlıda yoktu. Yaz aylarında alır eline küreği tarla sulama, bahçe belleme işleri yapardı. Harman zamanı geldiğinde tırpan ile ekin biçer, harmanda çeşitli işler yapardı. Yaşamı ve çalışmayı çok severdi. Dur durak bilmeden çalışır ve tanrının ona sunduğu nimetlere de hep şükrederdi. Velhasıl kış aylarında da kazandıklarını yerdi. Her zaman insanlara yardım eder ufak tefek ihtiyaçlarında da ücret almazdı. Bir gün Osman amansız bir hastalığa yakalandı. O güçlü kuvvetli kollarının takati zamanla azalmaya başladı. Eridi ve bitkin bir hale döndü. Zamanla elinde avucunda ne varsa tükendi. Tam çaresiz kalmıştı ki sağlığında yardımcı olduğu kim varsa Osman’a destek olmaya başladı. Yanında eşi, çocukları ya da ailesinden kimse olmamasına rağmen, ölene kadar hiç mağdur olmadı. Onun sağlığında yardım ettiği dostları, çalışıp da ücret almadığı komşuları sahip çıktı. Velhasıl son anlarına kadar emek verdiği insanlar onun geçimini sağladı. Demek ki ektiğini biçmek böyle oluyormuş dedim kendi kendime. Bu dünyada olmasa bile yaptığımız tüm iyilikler ahrette elimizden tutacaklar inş‘’



Sözlerini bitiren yaşlı adam, çocuğun saçlarını okşadı. Her ikisi de bir süre sessiz kaldılar. Sonra birden ayağa kalkan ihtiyar, ‘’Allaha emanet ol’’ dedi ve evinin yolunu tuttu…



 


YORUMLAR

 Kayıtlı Yorum Bulunamadı


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003531246

iletişim : editor@kimokur.com