Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




KUR’AN’IN HAYATI DİZAYN ETMESİ
Bünyamin ZERAN

İslami mücadelenin birinci ve asla vazgeçilmezi vahyin hayatı kuşatmasıdır. Yani hayatımıza dair ne varsa her şeyi bir ölçüyle takdir eden bir vahiy olmak zorundadır. Son yıllarda Kur’an İslam’ına dair tartışmaların hızlandığı bir ortamda Kur’an İslam’ına sapıklık diyen başta diyanet işleri olmakla beraber nice ahmaklar türemiştir. İslam Kur’an dışında ne ile bilinebilir? Kur’an tek kaynak mıdır temel kaynak mıdır diye absürd bir soruya da gerek yoktur. Elbette Kur’an akideyi belirleyen tek kaynaktır. Herkesin kafasına göre esip gürleyeceği bir Kur’an’da mevcut değildir. Elbette reel üzerinden gidecek olursak ne kadar Müslüman varsa nerdeyse o kadar da Kur’an algısı mevcuttur ve herkes bir diğerinin anlayışına o senin yorumun diyerek burun kıvırmaktadır. İlim hiç bir zaman reel üzerinden yürüme telaşında değildir. Kaldı ki ilim olması gerekeni ortaya koyar var olanı aklamaya çalışmaz.



            Müslümanlar olarak sınıfta kaldığımız konuların başında ilim meselesi gelmektedir. Felsefede bilgiyi anlatmak için “enformasyon ve bilgi” kavramı kullanılır. Enformasyon bilgi kırıntısıdır yani henüz işlenmemiş veri anlamına gelir. Bilgi ise işlenmiş doğruluğu kanıtlanmış, inançla pekiştirilmiş olandır. Arapçada ise H-B-R (haber) ve N-B-E (ne-be-e) gibi iki kavram vardır. Haber henüz bir veri pozisyonundadır ve bilgi olamamıştır. Ne-be-e ise doğruluğu ispatlanmış, kati bir bilgi içeren ve asla yanlışlanması mümkün olmayan bir bilgi pozisyonundadır. Onun içindir ki nebi, içinde asla şüphe bulunmayan, dosdoğru hakikati getiren haberci anlamındadır. Kur’an Allah’ın nebisi vasıtası ile bize ulaşan kat’i bir bilgidir. Bu Kur’an’ın insanların keyfince yorumlanmasından ziyade yine Kur’an bütünlüğü içinde bir ilimle yorumlanması gerekmektedir ki hakikat dediğimiz şey ortaya çıkabilsin. Ne var ki durum böyle gelişmemektedir. Bu niçin böyle olmaktadır diyecek olursak bunu aşağıdaki tabloyla anlatalım.



VERİ (Enformasyon/Haber)        ZİHİN    BİLGİ (ilim/nebe-e)



Veri, zihin ve bilgi olmak üzere üç ayrı şeyi ele alalım. Veri, insandan bağımsız dış dünyada var olan ve insanda algı oluşturan her şeydir. Zihin ise algı yoluyla elde ettiği verileri işleyen bir merkez konumundadır. Veri, zihinde işlendikten sonra dışarıya doğruluğu kanıtlanmış kat’i bilgi olarak çıkması gerekmektedir. Ama öyle olmak yerine enformasyon/haber olarak zihne giren veri yine enformasyon/haber olarak dışarı çıkmaktadır. Zihin o kadar işlevsizdir ki aldığı verileri işleyecek kabiliyette değildir. Ama buna rağmen insan söylediği şeyi ilim olarak görmektedir. Öncelikle bu yanılgıdan kurtulmak gerekmektedir. Bu hastalığımızın farkına varırsak zihni yeniden inşa sürecimiz başlar. Zihnimizi inşa etmeden yıllarca Kur’an okusak dahi geviş getiren ineklerden farkımız kalmaz.



            Kur’an’ın hayatı dizayn etmesi ancak onun üzerinde inşa edilmiş bir zihinle okuma ve tefekkür etmeyle mümkün olur. Kur’an’daki her kavramı yerli yerine koymak ve Kur’an bütünlüğünde kavramlara yaklaşmak gerekmektedir. Genelde zihin dünyamızdaki önceden oluşturulmuş kalıp yargılarla Kur’an okuduğumuz için mevcut sakat düşüncemizi Kur’an’a onaylatmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Oysa Kur’an bizim öncesinde oluşturduğumuz kalıp yargıları kırmak için indirilmiştir. Kur’an bizi tedavi edeceği yerde haşa sanki biz onu tedavi ediyor pozisyonuna düşüyoruz. Hasta doktor ilişkisi tersine dönüyor. “Biz Allah’a dinini öğreten” pozisyonuna düşüyoruz. Eğer Kur’an’a gerçekten bir ilim adamı, alim gözüyle yaklaşırsak (dikkat edin entelektüel demiyorum çünkü tüm entelektüeller kitap yüklü eşeklerdir.) Kur’an bizlerin sakat düşüncelerini tedavi edecek, zihnimizi olması gereken standarda kavuşturacaktır. Herkesin elindeki Kur’an herkese tek bir şeyi/tek bir hakikati haykıracaktır o da; Allah’ın hem yaratmada, hem kanun koymada, hem hükümranlıkta ve hem de terbiye etmede tek bir ilah, tek bir rab ve tek hakim olduğu gerçeğidir.



            Resulullah kendi dönemi içinde toplumu Kur’an ile irşad etmiştir. Kafirler ve müşriklerle olan mücadeleyi yalnızca vahiy ile yapmıştır. O gün Kur’an o toplum için hangi hakikati ilan etmişse bugün de aynı hakikati ilan etmektedir. Hakikat değişmemiştir ama hakikat üzerinden rant devşirenler değişmiştir. Kur’an’ı mızraklarının ucuna geçirenler halkı hakikatten başka yöne çekmek gayretindedirler. Çünkü zeminleri hakikat karşında sürekli kaymaktadır. Onun içindir ki Kur’an algısının sürekli olarak önüne geçme telaşı sarmıştır onları. Selefiler, bir çok cemaatler, diyanet işleri, bir kısım yazar/çizer takımı ve daha niceleri... Halkı Allah’a değil de kendilerine kul etmeye alışmış olan İslam’ın “ferisileri” hakikatin karşısında telaşlanmaktadırlar.



            Kur’an’ı hayatın merkezinden dışarı taşıracak diğer bir hamle reel politik okuma yapmaktır. Günümüz islami kesimin en çok düştüğü hatalardan biridir. Alan kazanmak, kazanımları korumak adına bize ait olmayan alanların içine girerek bize ait olmayan kavramları literatürümüze şirin gösterme gayreti iyi niyetli dahi olsa Kur’an’ın merkezi dışına çıkarır bizi. Zihnin sürekli olarak doğru bir kaynaktan beslenmesi ve virüslerden (şeytani düzenlerden/telkinlerden) arındırılabilmesi için kendi alanımızdaki kavramları kullanmak zorundayız. Sosyolojiye ve felsefeye dair elbette okumalar yapacağız ve elbette realiteyi tespit edeceğiz ama bütün bunlara teslim olmayacağız. Bizler tespit etmekle teslim olmayı birbirine karıştırıyoruz. Çünkü Kur’an bizim hayatımızın tam merkezine yerleşmediği için böyle oluyor. Zihnimizi gözden geçirmek zorundayız. İşgal altında bir zihin, şeytanın telkinleriyle kendinden geçmiş bir zihin, reel politik okumalarla gücünü kaybetmiş, enerjisi sönmüş ve teslimiyete yakın bir zihin Kur’an’ın ona doğru haykırışını algılayamaz. Kur’an’a alim gözüyle yaklaşmakla entelektüel gözüyle yaklaşmak arasında fark vardır. Kur’an’ alim gözüyle yaklaşmak Allah’ın muradını anlamaya gayret edip hayatını onunla şekillendirebilme hassaslığıdır. Entelektüel gözüyle Kur’an’a yaklaşmak ise onu en ince parçalarına kadar ayırıp ameliyat yapıp her bir parçasından yeni bir din ortaya koyma telaşıdır. Çünkü meşhur olmaları, gündemde kalmaları buna bağlıdır. Büyük bir kesim ilahiyatçı yazarları entelektüel kısmında değerlendirmek yanlış olmaz kanaatindeyim.



            Kur’an kendilerine kitap gönderilmiş tüm toplumları ortak bir kelimede bir araya çağırıyor. “Allah’a hiç bir şeyi şirk koşmamak...” buradan anlaşılıyor ki Adem’den bugüne tüm toplumlar Allah’ın hükümranlığında ve O’nun buyruklarınca yaşamalıdır. Bu kadar açık bir çağrı dahi anlaşılmaz kılınmıştır. Tevhid, şirk, tağut, müşrik, ilah, rab, hükümranlık gibi tüm kavramlar hercü-merc edilmiş durumdadır. Demokrasi tevhidin parçası, laiklik dinin özü sayılmaktadır. Aracılar vasıtası ile Allah’a kul olduklarını düşünenler yani tasavvuf ehli mümin kategorisinde değerlendirilmekte, kemalizmin kabesinde kemalist ritüellere göre ibadet edenler İslam’ın Pavluslarınca meşrulaştırılmaktadır. Bu nasıl bir kitaptır ki herkesin gayri meşru davranışını meşrulaştırmakta ve herkesi cennete yollamaktadır. Sormamız gerekmiyor mu bu nasıl bir kitap diye? Eğer kitap böyle ise çelişkilerle dolu ve kimseye faydası olmayan, zengine taşkınlığını hatırlatmayan, fakire içine düştüğü fakirliğin sebebini efendilerin sömürüsü olduğu mesajını vermeyen, kadını cinsel bir obje olarak gören ve yalnızca bedenini teşhir ve zevk aracı olarak gören bir anlayışı meşrulaştıran sayfalar bütünü olmaktan öteye gidebilir mi? İşte Kur’an bugün böyle bir nesneye dönüştürülmüş bir kitaptır. İktidarı her türlü hırsızlığına rağmen aklayan, faiz lobilerini meşrulaştıran, fuhşiyata engel olmayan, din üzerinden rant devşirenleri pohpohlayan, fakiri toplumun en alt katmanına atan, zenginlerin ise sürekli semizleşmesine müsaade eden, basın, sosyal medya, televizyonlar ve eğitim sistemiyle neslin iğdiş edilmesini alkışlayan bir Kur’an kimin sorununu çözebilir? Oysa durum öyle değildir. Hakikat Adem’den bu güne hiç değişmemiştir değişen yalnızca zihindir. Hakikati alıp işleyecek olan zihin hakikati görebilecek yetkinlikten uzaklaşmıştır. Buna sebep arayacak olursak bir çoktur. Dine sokuşturulan rivayet kültürleri, emperyalizmin propagandaları, tağuti sistemin zihinleri işgal edişi, muhafazakarlık anlayışının güçlendirilmesi, modernitenin yarattığı tüketim toplumu ve post modernitenin yarattığı haz toplumu vs. sayabiliriz. Bütün bu sayılanlar dışsal sebeplerdir. En önemlisi ise tüm bunların karşısında bireyin gösterdiği teslimiyetçi yaklaşım ve hakikati aramama halidir.



            Kur’an hayatımıza yeniden ve güçlü bir şekilde girmelidir. Hakikate her zaman ihtiyacımız vardır. Çünkü hakikat bizi yalnızca ahirette kurtaracak olan bir şey değildir. Kur’an’ı iyi okursak hakikate sahip çıkanlar ahirette cennetle ödüllendirilecektir yani hakikate sahip çıkmak bizi cennet sonucuna götürecektir. Cennet yalnızca bir sonuçtur tıpkı cehennem gibi. Kur’an’ın mesajı ise esas bu dünyada önemlidir. Bizim bu dünyadaki sorunlarımızı çözecek, sömürüyü/talanı ortadan kaldıracak, zalime karşı direniş bilincini her daim güçlü kılacak, İslam’ın Pavluslarına tevessül ettirmeyecek, yeryüzünün nimetlerinden adil bir şekilde faydalanılabilecek, herkes için adaletin işlediği, canın, malın, namusun güvence altında olduğu ve herkesin şerefinin korunduğu bir hayatı bize sunacak bir Kur’an’a ihtiyacımız vardır. İşte bu kitap ellerimizin arasındadır. Hem de binlerce yılın değişmez hakikatleri ile birlikte. Yeter ki onu doğru işleyecek bir zihne sahip olalım. Zihni yeniden inşa ederek başlayalım işe. Ama zihnin inşasını Kur’an’a verelim. Biz Allah’a dini öğretmeyelim biz Allah’tan dini öğrenelim. Rivayet kültürleriyle yoğrulmuş bir dinin nakliyeciliğini yapmayı bırakalım. Reel politik davranarak kazanımlarımızı kaybetme korkusuyla da hareket etmeyelim. Zihnimize tertemiz bir sayfa açalım ve Kur’an ile inşa olalım. İnşallah o vakit göreceğiz ki hakikat parçalanmış değildir ve herkese göre de bir Kur’an anlayışı yoktur. İslami mücadelenin ilk ve en önemli adımı buradan başlar. Burayı atlarsak yapacağımız her şey gayri meşrudur. Bizi Allah’ın muradını anlamaktan alıkoyar. Vahye sımsıkı sarılıp ona sahip çıkmaktan ve hayat kılavuzu yapmaktan başka çaremiz yoktur. “And olsun, size öyle bir kitap indirdik ki, bütün şan ve şerefiniz ondadır. Hala akıllanmayacak mısınız?” 21/10



 


YORUMLAR

 Kayıtlı Yorum Bulunamadı


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003535534

iletişim : editor@kimokur.com