Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




KALEM KIRILDI
Necati Ün

Ve kalem kırıldı. Masada oturan hâkim son sözlerini söylerken derviş artık duyamıyordu. Vücudu ısınmaya başlamıştı. Kulağındaki tek ses gittikçe artan kalbinin çarpma sesleri idi. Beden durmuş, dil susmuş, gözlerde kör olmuştu. Duyacağı haberden öte o anı düşlemeye başladı.



Günlerden Cuma idi. Her zaman ki gibi sabah kahvaltısını yaptıktan sonra dışarı çıktı. Çıkarken kapının kapalı olup olmadığını iterek kontrol etti. Dik yapılmış mermer merdivenlerden inerken ayağının takılmamasına özen gösterdi. Dış kapıyı araladı. Bir anda burnunu ve akciğerlerini uyaran enfes ıhlamur kokuları ile kendinden geçti. Kapının elli metre kadar ilerisindeydi o ıhlamur ağacı. Ona derviş, cennet ismini vermişti. Kalınlaşan ve kurumaya yüz tutmuş gövdesine inat her sene o enfes kokuları ile insanları mest ederdi.



Sokağın köşesinden gençlik parkına doğru döndü. Bir yandan kaldırım taşlarını adımlarken bir yandan da varoluş üzerine düşünmeye başladı. Mesafe uzadıkça derinlere dalıp inanılmaz sorular içinde buldu kendini. Ben kimim? Nasıl var oldum? Yaşadığım mekân gerçek mi? Yoksa bir algı dünyasında mıyım? Neden dokunma ile hissediyorum? Gördüklerim gerçekte aynı mı yoksa ben mi yanlış algılıyorum? Ruh bensem taşıdığım bu beden kimin. Peki, o zaman bu ruh nasıl tende duruyor ve bedenime hâkim olup nasıl komut veriyor?



Sorular birbirini kovalarken, cevap hanesi hep sıfır kalıyordu. Aklındaki çelişkiler ve yanılsamalar beynini kemiriyordu. Zaman zaman içindeki sesleri dışarıya veriyor ve aklını yitirmiş gibi gülüp, konuşuyordu. Bir ara sokağın üzerindeki dükkâna gözü takıldı. Durdu camekâna iyice sokulup aksinin canlandığı dervişi izlemeye başladı. Derviş bir atmış boylarında, omzunda küçük bir kamburu olan orta boylu insandı. Yüzünün üzerine düşen süt beyazı saçlarına baktı. Kırışmış alnının üzerine düşen saçlarını eli ile arkaya attı. Saçının beyazlamasına karşılık hiç açılma ve dökülme olmamıştı. Gülümsedi, geçen zaman içindeki değişikliklere bir daha baktı ve yoluna devam etti.



Parka yaklaştığını çocukların cıvıltılarından anlayabiliyordu. Havanın güzel olması evlerinde kapalı kalan çocuklara yaramış ve parkın her köşesini sarmışlardı. Birisi salıncakta sallanıyor diğeri kayıyor hem de çığlık atıyordu. Kırmızı tişörtlü küçük kız annesinin elinden tutmuş diğer eliyle de simit yiyordu. Duraksadı sağ tarafındaki banka doğru ilerledi. Elli adım attıktan sonra bankta duran beyin yanına geldi. Selam verdi ve oturmak için izin istedi.



Banktaki adam ‘’buyurun’’ diyerek biraz sağa kaydı ve dervişe yer verdi. Adam otuzlu yaşlarda dağınık saçlı ve keskin bakışlı bir mizaca sahipti. Ellerinde belirgin bir titreme vardı. Nefes alıp vermesi de epeyce hızlı idi. Derviş bir sıkıntısı olduğunu tahmin etti. Kısık ve tedirgin bir sesle;



-          İyi misiniz beyefendi. Bir sıkıntınız mı var?



-          İyi değilim?



-          Paylaşmak ister misiniz? Belki yardımcı olurum?



 Banktaki kişi sessizliğini korudu. Sağ elini sürekli cebine sokuyor ve bir süre sonrada tekrar çıkarıyordu. Gövdesini bir öne doğru bir arkaya doğru sallamaya başladı. Derviş banktaki adamın garip hareketlerinden tedirgin olmuştu. Artık parkın en kıyısında bulunan bu banktan çocukları izlemeyi bıraktı ve gözlerinin ucuyla adamı izlemeye başladı.



 Derviş adamın cebine dikkat kesildi. Biraz dolgun görünüyordu. Bir iki sallanma hareketi yapan adam elini tekrar cebine götürdü. Yavaşça cebindeki bıçağı çıkardığında güneşin yaydığı ışınlar bıçaktan yansıyıp dervişin gözüne çarptı. Derviş hızlı bir hamleyle bıçağı karnına sokmaya çalışan adamın eline sarıldı. İkisi de artık ayağa kalkmışlardı. Birbirleriyle boğuşmaya başlayan ikisi sanki güreş yapıyor gibi bir izlenim oluşturmuşlardı. Fakat boğuşmanın galibi derviş olamadı ve adam bıçağı kalbine sapladı. Heyecanın ve korkunun etkisiyle adamın kalbindeki bıçağı eli ile tuttu ve dışarı çekti. Bıçağın dışarı çıkması ile adamın kalbinden kanlar boşalmaya başladı. Parktaki insanlar dervişin etrafında toplanmaya başladılar. Kalabalıktan birisi ambulansı aradı, birisi dervişin elini kolunu tuttu. Herkes bıçağı dervişin sapladığını düşündü ve dervişi linç etmeye kalktılar. Ambulans geldiğinde adam çoktan ölmüştü ve bütün suçlamalar dervişin üzerine kaldı…



Derviş ben yapmadım diyerek kendine gelmeye başladı ve son duyduğu kelime yirmi sene altı ay oldu. Çaresizce kelepçeli ellerini başına gördü ve sandalyeye oturdu… 


YORUMLAR
güzeldi ....

esra
anonim 01.04.2017 15:31:22

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003531243

iletişim : editor@kimokur.com