Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




AŞIRI YÜCELTMECİLİK
Harun GÖRMÜŞ

 Aşırı Yüceltmecilik


“Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz ‘izzet ve gücün’ tümü Allah’ındır. O, işitendir, bilendir” (Yûnus 65).


“Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah’ındır. Güzel söz O’na yükselir, sâlih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli bir azab vardır. Onların tasarladıkları ‘boşa çıkıp bozulur” (Fâtır 35).


Aşırı yüceltme, “birisini yada bir şeyi çok üstün görme ve üstün kabûl etme”nin bir sonucudur. Bir şey yada kişi bir kere “üstün” görülmeye ve yüceltilmeye başladığında, zamanla ona olmadık özellikler de yüklenerek ilahlaştırılmaya başlanır. Aslında bu, Gerçek Üstün Olan’a rağmen, başka birini yada şeyi üstün görmekten kaynaklanır. Bu sapma başladığında, neyin daha üstün olduğunun değerlendirmesi sağlıklı bir şekilde yapılamaz. Bu nedenle de üstün tutulan ve aşırı yüceltilen şeyler gerçekte çok da kıymetli şeyler değildir. Meselâ bir örnek olarak, Hz. Mûsâ ve Hârûn, İsrâiloğullarını büyük çabalarla ve mûcizevî bir şekilde Mısır’daki rezil durumlarından kurtarmış ve onları selâmete çıkarmış olmalarına; üstelik çok kolay bir şekilde elde edebildikleri yiyeceklere ulaşabilmelerine rağmen, Mısır’daki ezikliği ve orada bolca yetişen ve sürekli tükettikleri sarımsak-soğanı “men” ve “selva”ya üstün tutarak eski esâret hayâtlarını daha iyi görmüşlerdir. Üstelik bir boşluk ânında Samiri’nin yaptığı altın buzağıyı (inek değil), Allah’tan daha üstün tutarak aşırı yüceltmişler ve ona tapmaya da başlamışlardı. Demek ki aşırı yüceltmecilik, ezikliğin de bir sonucu oluyor. Eziklik ise, Allah’tan başkalarını üstün tutarak aşırı yüceltmeden kaynaklanıyor. Yâni eziklik ve aşırı yüceltmecilik birbirinin neden-sonucu oluyor. Bunun panzehiri ise, vahiy-merkezli bir bilgi-bilinç-direniştir. Demek ki, Allah’tan başkalarının karşısında “dik” duramayanlar, o kişileri aşırı yücelterek ilahlaştırmaya başlıyorlar ve şirke düşüyorlar.  





Şirk, bir “aşırı yüceltmecilik”tir. Allah’a koşulan şirk unsurları aslında hak-etmedikleri bir yüceltmeye tâbi tutularak “aşırı üstün” görülüyor ve en sonunda “en yüce ilah” konumuna kadar çıkarılabiliyor. İnsanlık târihi bunun örnekleriyle doludur ve hattâ insanlık târihi biraz da “aşırı yüceltmeciliğin” târihidir. Zâten tevhid-şirk çatışması, Tek Yüce Olan’ın Allah olduğunu kabûl edenlerle, Allah’tan başkalarını “yüce” kabûl edenlerin savaşıdır. 





Allah’ın emrine rağmen bir şeyi çok değerli olarak kabûl edip de yüceltmenin ilk örneği Hz. Âdem kıssası ve “yasak ağaç”tır. Allah’ın; “sakın şu ağaca yaklaşmayın” emrine karşı şeytan, aşırı yücelttiği “yıkılmayacak mülk” (mülkü lâ yebla) ile Hz. Âdem ve Havvâ’yı kandırabilmiştir. Öyle ki bu durum Hz. Âdem ve Havvâ’nın cennetten çıkarılmasına neden olmuştur. Bu durum tüm zamanlarda da benzer şekilde devâm etmekte ve aşırı yüceltmecilik girdabına kapılan insanlar kitlesel olarak cennetten uzaklaşmaktadır. Zîrâ cennet yerine fâni olan Dünyâ’ya daha fazla değer verilmekte ve Dünyâ aşırı bir şekilde yüceltilmektedir. 





Aşırı yüceltmeciliğin nedeni “Allah’ın hakkıyla takdir edilememesi”dir. Yüceliği Sonsuz Olan’dan başkalarında da bir yüceliğin olduğu zannı aşırı yüceltmeciliği ortaya çıkarıyor. Böyle olunca herkes bir şeyleri yada birlerini aşırı yüceltmeye başlıyor. Fakat şurası çok önemli ki; bu durum aslında aşırı yüceltilenin ilahlaştırılması demektir. Aşırı yüceltme, bir ilahlaştırmadır. Aşırı yüceltmeciler, aşırı yücelttiklerine olan bağlılıkları üzerinden bir onur ve izzet kazandıkları vehmine kapılıyorlar. Bunun nedeni; ne Allah’ı, ne de aşırı yücelttiklerini hakkıyla takdir edemediklerindendir:





“Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah güç sâhibidir, azizdir” (Hac 74).





“Onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz ‘izzet ve gücün’ tümü Allah’ındır. O, işitendir, bilendir” (Yûnus 65).


 


Aşırı yüceltmeyi varlıklar içinde sâdece insan yapıyor. Hiç-bir hayvan başka bir varlığı aşırı yüceltmez. Varlık içinde insana has olan aşırı yüceltmede, yüceltilenlerin içinde yok yoktur. Akla-hayâle gelmeyecek şeyler bile aşırı yüceltilebilmektedir. Erkek cinsel organından tutun da; ataları yüceltmek, kadını yüceltmek, her türlü hayvanı yüceltmek, bitkiler, ağaçlar, dağlar-taşlar, Güneş-Ay-yıldızlar, soyut ve hayâli varlıklar vs. aşırı yüceltmeye tâbi tutulmuş ve ilah olarak kabûl edilip tapılmıştır. En çok da insanlar aşırı yüceltilerek ilahlaştırılmıştır. Bir kahramân, savaşçı-asker, siyâsetçi, lîder, bilge, zenginler (Kârun örneği), hükümdarlar ve -güyâ iyi yaptıklarını düşünerek- peygamberler aşırı yüceltilerek ilahlaştırılmıştır. Hele ki peygamberler.. bir türlü normâl bir insan olarak kabûl edilememiş ve aşırı yüceltmeye uğramıştır-uğramaktadır. Özellikle bu konuda zıvanadan çıkılmıştır. Bir kişiyi öz varlığından (kul) soyutlamak zulmün en büyüklerinden olsa gerek. Tüm peygamberlerden, yapamayacakları ve olmayacak bir-çok şeyler istemişlerdir. Böylelikle onu üstün bir varlık olduğuna iknâ olacaklar:





“Dediler ki: ‘Bize yerden pınarlar fışkırtmadıkça sana kesinlikle inanmayız. Yada sana âit hurmalıklardan ve üzümlerden bir bahçe olup aralarından şarıl-şarıl akan ırmaklar fışkırtmalısın. Veyâ öne sürdüğün gibi, gökyüzünü üstümüze parça-parça düşürmeli yada Allah’ı ve melekleri karşımıza (şâhid olarak) getirmelisin. Yahut altından bir evin olmalı veya gökyüzüne yükselmelisin. Üzerimize bizim okuyabileceğimiz bir kitap indirinceye kadar senin yükselişine de inanmayız. De ki: ‘Rabbimi yüceltirim; ben, elçi olan bir beşerden başkası mıyım?” (İsrâ 90-93).





Görüldüğü gibi; kendisine vahyedilmekten başka bir ayrıcalığı olmayan bir insanı aşırı yüceltmeden itaat edemiyorlar. Buna neden olan tabi ki de nefsleridir. Yoksa itaati isteyen kişi çok güçlü yada zengin biri olsa ona itaat etmekte zorlanmazlar:





“Nûh dedi ki: Rabbim Onlar bana karşı çıktılar. Onlar öyle birilerinin peşine takıldılar ki mal ve çocukları aldanıştan başka bir şeylerini artırmadı, üstelik (senin yoluna) tuzak üstüne tuzak kurdular ve dediler ki: Tanrılarınızı sakın ola terk edeyim demeyin, ne Vedd ve Süva’ı, ne Yeğus ve Ye’uk’u ve ne de Nesr’i terk etmeyin” (Nûh 21-23). 





Âyette isimleri zikredilen putların aslında bir aşırı yüceltmecilik yapılarak nasıl da ilahlaştırıldığının örneği bir yazıda şu şekilde gösterilir: 





“Vedd, Süva, Yeğus, Ye’uk ve Nesr… bunlar birer put ismi. Hz. Nûh’un gönderildiği toplum bunlara tapıyor. Rivâyetlerden öyle anlaşılıyor ki, biçim ve muhtevâ değiştirerek de olsa, bu putların isimleri bir kült olarak nesilden-nesile taşınmış. Bâzıları değişerek de olsa Hz.Peygamber zamânına kadar varlıklarını sürdürmüşler. Şimdi bu putların geçmişte ve âyetin indiği çağda hangi kabîlenin totemi olduğunu, aslının neye dayandığını dile getiren bir Buhâri rivâyetine bakalım. İbn Abbas bu âyetin yorumunda diyor ki:





‘Önceleri Nûh kavmine âit olan bu putlar, sonradan Arapların putları hâline geldi. Vedd, Kelb kabîlesinin Demetu’l Cendel’deki putuydu. Suva Huzeyl’in putuydu. Yeğus önce Murad kabîlesinin putuydu, daha sonra Sebe ile birlikte Cevf’te yer alan Beni Gatif’in putu oldu. Ye’uk Hemedan’ın putuydu. Nesr’e gelince o da Zi’l Kela soyundan gelen Hımyerlilerin putuydu. Bunlar Nûh kavmine mensup sâlih insanların isimleriydi. Onlar öldükleri zaman, şeytan onların toplumuna onların hayattayken oturdukları mekânları kutsal adak-yeri edinmelerini öğütledi. Her birinin adını o kutsal-adak yerlerine verdiler. (Önceleri) bunu yapıyorlardı, fakat tapınılmıyordu. Tâ ki o nesiller de geçip gitti, makamlar hakkındaki gerçek bilgi unutuldu. Onlara (sonraki nesiller tarafından) ibâdet edilmeye başlandı’ (Buhâri, Tefsir 398)”.





Hiçbir peygamber kendisini aşırı yüceltmediği gibi, kendisinin aşırı yüceltilmesini ve aşırı bir şekilde yüceltenleri de kabûl etmemiştir: 





“Allah: ‘Ey Meryem-oğlu Îsâ, insanlara, “beni ve anneni, Allah’ı bırakarak iki ilah edinin” diye sen mi söyledin?’ dediğinde: ‘Seni tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu söyledimse mutlakâ sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama ben Sen’de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen Sen’sin Sen” (Mâide 116).





Peygamberimiz de aşırı yüceltmenin önünü, kesin bir dille engellemiş ve şöyle demiştir:





“Beni Mûsâ’ya üstün tutmayınız”. (Buhâri, Husumat, 1; Müslim Fedâil, 160). “Peygamberler arasında ayırım yapmayınız”. “Hiç kimse Yûnus b. Metta’dan hayırlıyım demesin”.





Bir aşırı yüceltme örneği de; Peygamberimizin iki kızıyla da evlenen Hz. Osman’a verilen “zi-n nûreyn” (iki nûr sâhibi) lâkâbıdır. Hâlbuki Peygamberimizin kızlarından ve Hz. Osman’ın hanımlarından Rukiye, daha önce Ebu Leheb’in oğlu olan Utbe ile; diğer hanımı Ümmü Gülsüm ise Ebu Leheb’in diğer oğlu olan Uteybe ile evliydi, (yada “nikâhlıydı” diyelim de birileri rahatsız olmasın). Şimdi; Hz. Osman, Peygamberimizin iki kızıyla da evlendiği için “zi-n nûreyn” yâni “iki nûr sâhibi” oluyorsa; Ebu Leheb’in oğulları olan Utbe ve Uteybe de, Peygamberimizin iki kızından birer tânesiyle evlendiği için “zi-n nûr” yâni “birer nûr sâhibi” mi oluyor?. Aşırı yücelmecilikte saçmalık, aşırı yüceltmeciliğin hemen yanı-başındadır.





Hâlâ kendilerini kurtaracağını zannederek Mehdi-Mesih bekleyenler vardır ve aslında böyle biri ortaya çıksa ve ben Mehdi yada Mesih’im dese, birileri onu hemen üstün insan olarak kabûl edecek ve aşırı yüceltmeye tâbi tutacaklardır. Zor dönemlerde daha da çok açığa çıkan bu beklemenin bir yarârı da olmaz. Gerçekten de karizmatik, bilgili, ferâsetli, dirâyetli insanlara ihtiyâcımız vardır ama böyle kişiler pasif beklentilerle değil, bir bilgi-bilinç ve amel-eylem hâlindeki toplumun içinden çıkar. Fakat tabi bunun ağır bedelleri de olabileceğinden, bu bedelleri ödemeyi göze alamayanlar, yanlış kişileri “kurtarıcı” zannederek ve onları aşırı yücelterek çok yanlış ve sapık yollara girerler:





“Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dostlar (veliler) edinirler. ‘Kuvvet ve onuru (izzeti)’ onların yanında mı arıyorlar?. Şüphesiz, ‘bütün kuvvet ve onur’ Allah’ındır” (Nîsâ 139).





Çok güçlü olduğu zannedilen ülkeler de aşırı yüceltiliyor ve onların güdümüne ve yönlendirmesine girilerek şirke düşülüyor. Bu yüceltme şekli günümüz aşırı yüceltme örneklerinin başında geliyor. Koca-koca devletler bile bu yüceltmeyi yapıyorlar ve Allah’tan daha çok onlardan korkuyorlar ve çekiniyorlar. Oysa ne ABD, ne Rusya ne de kısaca BM’nin dâimi 5 üyesi aşırı yüceltilmelidir. Yüce olan sâdece Allah’tır ve ancak inananlar (mü’minler) üstündürler. Târihen de sâbittir ki, nice az sayıdaki îmanlı topluluklar, nice güçlü(!) olanları alaşağı etmiştir. Maddî çoğunluktan ziyâde, inanç ve direnç daha önemlidir. Peygamberimiz zamânında başlayan fütuhat hareketleri, çok da uzun olmayan bir süre içinde Dünyâ’nın iki süper gücünden birini çökertmiş, diğerini de çökme noktasına getirebilmişti. Zîrâ, sâdece Gerçek Yüce Olan’dan korkup sakınmışlardır ve bu nedenle de Allah’ın yardımı üzerlerinde olmuştur. Hiç-bir devlet, silah, para vs. değil, Âlemlerin Rabbi olan Allah’tır yüce olan. Kudret O’nun elindedir ve O kimin tarafında olursa gâlip olan da onlar olacaktır.





Bâtınilikte de çok aşırı yüceltme örnekleri vardır. Bâtınilere göre yeryüzünde dâima Muhammed b. İsmâil neslinden gelen gizli veya açık bir imam vardır. Bu imam öyle bir imamdır ki ondan kötülük gelmez ve o bütün bâtınilerin reisidir. İmam, ilâhi kudretlerle mücehhezdir. Onun emriyle, “mevcut olmayan şey” vâr olur. İmkânsız olan şey zarûri olur. O semavâtın merkezidir, arzın kutbudur. O hakîkatin kendisidir, olgunluğun tamâmıdır. O birdir. Onu hakîki zâtiyle herkes tanıyamaz. Öyle bir duruma gelinir ki, birilerine göre o mâsum imam zamânın kutbudur, imamıdır, gavsıdır, peygamberidir ve hattâ -hâşâ- Allah’tır. 





Tasavvuftaki aşırı yüceltme şekli ise zıvanadan çıkmanın dibidir. Tasavvuf sapıkları kendilerini yada bağlı oldukları şeyhlerini-efendilerini öyle bir yüceltirler ve öyle makamlara yükseltirler ki, bahsettikleri o makamda aslında Allah’tan başkası bulun(a)maz. Güyâ aşırı yücelttikleri (daha doğrusu taptıkları) kişiler, kâinâtı yaratmıştır, tüm rızıkların sâhibidir, kâinâtı o ayakta tutar, her zerre onun merkezinde döner, o bir şeye “ol” derse oluverir vs. gibi sapıklıkta zirve yapan sözler ederler. Hâlbuki bu kişiler icâbında altlarına kaçıran yâni büyük-küçük abdestlerini bile tutamayan zavallı fânilerden başkası değildirler. Fakat şeytan onların kâlplerine nüfûz etmiştir ve şeytan onlara ne fısıldarsa onu tekrarlamaktadırlar.





Şeytanın ve tâğutların etkisiyle yapılan çeşitli aşırı yüceltme örneklerinin tamâmı saçmadır, boştur, aslı-astarı yoktur, zırvalıktır, sapıklıktır, şirktir, küfürdür. Allah’tan başka “üstün ve yüce olan” yoktur. Tüm yüceltilenler, Allah’a muhtaç zavallı fânilerden başkaları değildir. 





Herkes birilerini yada bir şeyleri aşırı yüceltiyor. Tüm bunlar Gerçek Yüce Olan’ın hakkıyla takdir edilememesinin bir sonucudur: 





“Onlar, Allah’ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Oysa kıyâmet günü yer, bütünüyle O’nun avucu (kabzası)ndadır; gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından münezzeh ve yücedir” (Zümer 67).





En büyük felâket, ebedî cehenneme müstahak olmaktır. Cehennem, aşırı yüceltenler ve yüceltilmeyi sevenler ile dolacaktır. Allah’tan başkalarını aşırı yüceltenler cehennemin ebedî kafirleri olurlarken; Allah’tan başkasını yüce (yâni ilah) görmeyenler ve hayatlarını bu uğurda sarf edenler ise ebedî cennetlerle sevineceklerdir. 





En doğrusunu sâdece Allah bilir. 


YORUMLAR
Tamda bugün bu konuyu arkadaşlarımla birlikte irdeliyorduk.
Yazınız için teşekkürler.
anonim 17.9.2017 22:29:59
Dostum yazının başlangıcı süper olmuş. Konuyu güzelce açıklamışsın. Senle %95 aynı görüşü paylaşıyorum. Aklıma gelen şu soruyu sana da sormak isterim.
Eğer seninle %40 aynı görüşte olsaydım, malum bir tarikata tabi olsaydım, yazının başı çok güzel edebi bir yazı iken, ikinci kısmının aşağılama ve edebi olmayan kelimeler ile kişileri, grupları ezici bir yerme ile devam ettiğini gördüğümde, ne yapardım?
(a- okumayı bırakır birdaha bu siteye gelmezdim)
(b- ben de hakaret içeren sözlükler kullanarak bu değerli yazıyı kapatırdım)
Peki siz amacınıza ulaşabilir misiniz?
Yazının ikinci kısmını da edebi bir şekilde mi sürdürmek gerekiyor acaba?
Selamlar.
anonim 17.9.2017 22:45:27
1:

Aleykümselam

Yazının ikinci kısmı da edebî olsaydı “edebî açıdan” güzel bir yazı olmasına rağmen, şirke kapı açan ve şirki sürdüren yollar ve yöntemler gerçek bir eleştiriyle eleştirilmemiş olurdu. Zîrâ şirk biraz da sert eleştirilmelidir. Açıkçası bir çirkinliğin, kötülüğün, pisliğin (şirk) vs. tatlı dille, güler yüzle, gürültüsüz-patırtısız temizlenebileceğini ve bir düzeltmenin yapılabileceğini düşünmüyorum. Zâten insanlık târihinde de değiştirmenin-düzeltmenin “güzellikle” yapıldığının bir örneği yoktur.

Hârûn Görmüş
anonim 18.9.2017 14:20:51
2:

Bir müslüman, eğer kendisi için vahyin bir kıymeti varsa, yazıyı okumayı hemen bırakmak yerine, yine vahiy-sünnet merkezli bir karşı eleştiri yapması gerekir. Tamam, üslup ağır, fakat, yazıyı eleştirmek yerine üslubun eleştirilmesi biraz abartılıyor. Yazı eleştiri içerikli. Eleştiri biraz sert olur. Yapılması gereken şey, ilk önce yazının vahiy-sünnet merkezli eleştirilip, eleştirinin sonuna da “üslubun ağır olduğu” yazılsa daha uygun olur diye düşünüyorum. Tabî ki “Allah’a sâdece güzel sözler yükselir” (Fâtır 10). Yorum için teşekkürler.

Vesselam.

Hârûn Görmüş
anonim 18.9.2017 14:21:17
Eyvallah
anonim 24.9.2017 13:41:06

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Dan Diner - Mühürlenmiş Zaman



Ziyaret Edilme Sayısı : 002721725

iletişim : editor@kimokur.com