Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




TAKİP (ÖYKÜ)
Dilek Buz

 

Onunla karşılaştığımızda karanlık bir geceydi. Şehir merkezinden çıkmış kenar mahallelerin birinde olan evime doğru yürüyordum. Hava soğuktu ama rüzgar yoktu. Yakınlarda olan tren istasyonundan gelen tren sesine göre saat gece 00.15 olmalıydı. Bu günün son trenin sesiydi.
Şehrin ana caddesini kuşatan kaldırımları bitirmiş ara sokağa sapmıştım. Etrafta ses seda yoktu. Birçokları yatmış uyumuş olmalıydı. Çöpleri karıştıran birkaç kedi sesimi duyup önce irkiliyor, sonra da gözleriyle beni takip edip uzaklaştığımı görünce yeniden çöpe başlarını sokuyorlardı. Üşümüş ve yorulmuştum. Benim için yoğun bir gündü. Biran önce evime gidip yatmak istiyordum. Ama en az yarım saatlik yolum daha vardı yürüyecek. Birden çevresini dolaşmakta olduğum eski stadın içinden geçip yolumu kısaltmayı düşündüm. Bana en az on dakika kazandırırdı. Karanlık izbe bir yerdi; burayı bazen gece sarhoşları burayı mesken tutardı, bazen de serseriler… Ama bunun çok önemli olmayacağını düşünüp yönümü stad kapısına doğru çevirdim. Aslında burası bir spor kompleksiydi ve ben de bir zamanlar spor yapmak için buraya çok gelip gitmiştim. Biraz güreş eğitimi almıştım, ama biraz, yani üç ay kadar. Herneyse, bildiğim yerlerdi buralar. Ancak yeni stad yapıldıktan sonra burası önemini yitirmiş ve bakımsız kalmıştı. Sokak lambalarının bile çoğu yanmıyordu. Doğrusu karanlık ve sessiz bu yol, böyle bir gecede herkes için biraz korkutucuydu. 
Adımlarımı sıklaştırıp girdim dehliz gibi sokağa. Sağ tarafta stadın büyük ve oval duvarları yükseliyordu. Sol tarafta ise açık ve küçük spor tesisleri vardı. Aralarını dökülmüş yapraklarından sonra çıplak kalmış ağaçlar doldurmuştu. Fersiz yanan birkaç sokak lambasının etkisiyle kocaman silik gölgeler oluşturuyorlar, adımlarıma göre bir uzayıp bir kısalıyorlardı. Bense kabanımın içine iyice saklanmış yürüyordum. Yakalarımı kaldırıp boğazımı da kapatmıştım. Ellerim ceplerimdeydi. Derken, bir ses işittim. Takip ediliyordum. Takipçinin soluk alıp verişini, adımlarını duyabiliyordum. Bana gitgide yaklaşıyordu. Ama yine de aramızda en az onbeş metre kadar vardı. Birden tüm havam değişmişti. Stad bölgesine girene kadar kimseyi fark etmemiştim. Ne zaman bu kadar yaklaşmış olabilirdi ki bana? “dikkatli olmalıyım” dedim kendi kendime. Hafifçe sağa doğru çekildim; böylece ona yol vermiş oluyordum. Eğer normal biri ise geçip gitmeliydi. Ama o da benim gibi sağa kayıp takibe devam etti. Ben hızımı kesip yavaşlamaya başladım, o da yavaşladı. Hızlandım oda hızlandı, adımlarını takip edebiliyordum. Hatta bu defa daha da yaklaşmıştı bana. Stad bölgesinin yarısına gelmiştik. En karanlık ve ıssız yerine. Korku ile merak karışımı duygular içindeydim. Yine de dönüp arkama bakamıyordum. Çünkü bu korktuğum anlamına gelecekti veya takipçiyi ani bir saldırıya zorlayacaktı. Bu durumla mecbur kalmadıkça yüzleşmek istemiyordum. 
O günlerde yaşadığım şehirde bir haber herkesi korku içinde bırakmıştı. Aslında beni endişelenmeye sevk eden de bu olmuştu. Bir seri katil peydah olmuş, gece vakti kimi bulursa kurbanının boğazını ustura ile kesip öldürüyordu. İki kişinin öldüğünün haberini bizzat gazetelerden ben okumuştum. Belki de üçüncü ben olacaktım. Bunu düşününce korkum yerini öfkeye bıraktı ve her bir yanımı ateş bastı. Isınmıştım birden bire. Hatta ter basacaktı birazdan. Hayatım boyunca her konuda temkinli olmuşumdur. Yine öyleydim. Cebimde taşıdığım ithal bir kalem vardı. Metal ve sarı renkli bu kalemi orta yerin den çıkarıp, ters çevirip sıktığınız zaman ufak bir çakıya dönüşüyordu. Kabanımın cebinde çakımı hazırladım. Artık her şeye hazırdım. Arkamdaki meçhul kişinin en ufak saldırı hamlesini boşa çıkarıp kendimi savunacaktım. Artık karanlık, soğuk, evimin mesafesi umurumda değildi. Aklım, kulaklarım, hislerim; her şeyim takipçiyi takip etmeye odaklanmıştı. Adımların bir bayana ait olmadığı ayakkabının sert ökçeli tabanından belli oluyordu; bu bir erkek ayakkabısıydı. Hem de çok genç olamazdı, orta yaşlı ya da yaşlı biri olmalıydı. Bu tür ayakkabıları ancak kabadayılar veya yaşlılar giyerdi. Nefesi kesik kesikti. Sağlıklı biri böyle olmazdı. Derin güçlü nefesler alıp verir sağlıklı biri. Bu kişi hasta, sigara içen, yaşlı biri olmalıdı. Ama yaşlı birisi böyle sık adımlar atamazdı; tempolu yürüyüş yaşlılara göre değildi. Öyleyse potansiyel bir düşmanla karşı karşıyaydım. Orta yaşlı, sağlıksız ama mücadeleye açık… Adımlar birden daha da yaklaşmaya başladı, tam arkamdan geliyordu. Aramızda ki mesafe her an daha da kısalıyordu. Artık beklemeye hacet yoktu. Kararımı verdim ve ani bir manevra ile sağa kayıp sağ cebimden çıkardığım çakı ile kim ya da ne olduğunu bilmediğim yabancının yakasına hücum ettim. Tam yakasından yakalamıştım. Tahmin ettiğim gibi kırklı yaşlarda kirli sakallı biriydi. Ama zayıf ve çelimsizdi. Ani hareketimle şok olmuş; titrek ellerini havaya kaldırmış, boğazına dayanan çakıya kayıtsız kalarak karşıya bakıyordu. Hiddetle; itiraf ettirmek gayretiyle seslendim;
-Kimsin sen?
Gözlerini kırpmadı bile. Sadece titreyen bir sesle;
-Sıradan bir Ademoğlu… Neden sorarsın beyim?
-Neden takip ediyorsun beni?
-Seni niye takip edeyim beyim? İstasyonda çalışan bir işçiyim ben. Bugün on dakika erken çıktım işten, faturayı ödeyemedik diye elektriği kesmiş memurlar, ev halkı karanlıkta kalmış, cebimde mumlar var. Mum götürürüm onlara acele acele. Onun için…
-Bu saatte mumu ne yapacak ev halkı? Neden yatıp uyumazlar?
-Eşim biraz hastadır beyim, uyuyamaz. Adı da yok bu hastalığın, psikolojik diyor doktorlar. Sabaha kadar oturur bir köşede. Sürekli birilerinin kendisini takip ettiğini söyler, “kim?” diye sorarım, “kaderim” der.
Çakı tutan elim yakasından aşağı düştü. 
-Kusura bakmayın, ben bir serseri tarafından takip edildiğim zannına vardım. Onun için…
-Anladım beyim anladım. Önemli değil. Ama dikkat et sen, hiç boş bırakma kendini, zira kader takip ediyor bizi. Her adımımızı izliyor. Yanlış bir adım atarsan yakalar seni. Hak veriyorum hanıma bazen, sürekli bir takipdeyiz biz.
Yakasını bıraktığım yabancı bunları söyleyerek uzaklaştı. Bense kalakalmıştım takipçimle. Artık ben deuyuyamıyorum, çünkü kaderim fırsat kolluyor, rüyaya dalmamı, gaflete düşmemi bekliyor. Bense elimde ustura, kurban arıyorum. Ya kader beni yakalayacak ya ben onu…

D.Buz

 
 

YORUMLAR
Kader, elimizle çizdiğimiz yol haritamızdır

Elinize sağlık


esra
anonim 15.10.2017 20:45:58
Kader; iki türlüdür. Birincisini siz yazmışsınız. İkincisi de hakkımızda Allahın diledikleridir ki bunu değiştiremeyiz. Cinsiyetimiz, doğum yılımız gibi... Dolayısıyla ilkinden biz sorumluyuz; ikincisinden degiliz. İşte gerçek kader budur sanırım. Allah en doğrusunu bilir.
Katkılarınız için teşekkürler Esra Hanim.
anonim 15.10.2017 21:30:09
Bizim irademiz dışında olan kaderimiz olmasa gerek o dediğimiz kaçamadığımız gerçekliğimiz.

Allah cc ayetinde buyuruyor ya "Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. " Şura/30

esra
anonim 16.10.2017 23:51:00

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Dan Diner - Mühürlenmiş Zaman



Ziyaret Edilme Sayısı : 002779098

iletişim : editor@kimokur.com