Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




YARIM İMAN
Harun Görmüş

 “..Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz?. Artık sizden böyle yapanların dünyâ-hayâtındaki cezâsı aşağılık olmaktan başka değildir; kıyâmet gününde de azâbın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir” (Bakara 85).


Îman %100 îmandır. Bu îman, “îman ettikten sonra îmânın gereğini yerine getirmekle” tezâhür eder. Böylelikle yeryüzüne îman hâkim olur. Îman, îman ettiğimiz Allah’ın sözünü yeryüzünde hâkim kılmak içindir ve zâten ancak böyle bir îman Allah’ın sözünü-dînini-sistemini hâkim kılabilir yeryüzüne. Amele-eyleme dönmeyen îman, “yarım bir îman”dır ki çok risklidir ve böyle bir îmânın gerçek bir îman olup-olmadığı da tartışılır. Bir îmânın “tam bir îman” olduğunun göstergesi, o îmânın “ille de hayatta görünmek isteyen bir îman” olmasıdır. Oturulup durulan yerden îman edilemez. Oturulup-durulan yerde; “îman ettim” demekle “îman etmiyorum” demek arasında fark yoktur. Yine îman, “son nefeste yapılacak olan îman” da değildir ki Allah böyle bir îmânı kabûl etmeyeceğini, Firavun’un yaptığı “son dakîka îmânı”nın geçersiz olduğunu söyleyerek göstermiştir: 


 “Biz, İsrâiloğullarını denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): ‘İsrâiloğullarının kendisine inandığı (ilahtan) başka ilah olmadığına inandım ve ben de müslümanlardanım’ dedi” (Yûnus 90). 


“Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: ‘Ben şimdi gerçekten tevbe ettim’ diyenler, ne de kâfir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır” (Nîsâ 18).


Îman, “gizli îman” değildir. Îman gizli tutulamaz. Bu bağlamda kâlplere-vicdanlara da hapsedilemez. Îman kendini kâlbe yerleştirdikten sonra hayâtın tam ortasında göstermek ve hâkim kılmak ister. Açığa çıkmak ister. O nedenle “gizli-kapaklı îman” olmaz. Îman sinsi de değildir. Direkt cepheden kendini gösterir. Küfre cepheden saldırır. 


Îmânın gereği yerine getirilmediğinde, sürekli yapılıp durulan Kelime-i Tevhid-Şehâdet de boşa çıkıyor. Söz ile “Allah’tan başka ilah yoktur” diyenler, hayâtın içindeyken Allah’tan başka ilahlara yalakalık yapıyor, onlara alan açıyor, besleyip büyütüyorlar. Yâni Allah’tan başkalarına kulluk yapmış oluyorlar. Allah’tan başkalarını ilah edinmiş oluyorlar. Allah’a sâdece söz ile îman edenler, Allah’tan başka ilahlara amel-eylemleri ile destek oluyorlar ve hattâ malları ve canları ile onların yolunda mücâdele ediyor, ölüyorlar. “Lâ ilâhe” denildiği hâlde ne Allah’a ne de Peygamber’e uymayıp da sisteme ve statükoya uymak nasıl bir terbiyesizliktir?. Bünyamin Zeran: 


“Allah’tan başka ilah olmadığına inanmak, yapılan bütün işlerin ve atılan bütün adımların onu râzı etmeye dönük eylemler olmasına bağlıdır. O’nun râzı olacağı eylemler de kuşkusuz vahyin alanına dâhil olan eylemlerdir” der.


“Dinler-arası diyalog” safsatasında, “Muhammed”i yâni “abduhu ve resûlühü” sözünü kaldırıyorlar. İslâm dışındaki dinlerin “hayatta hâkim olmak” düşüncesi olmadığından, “diyalog” yapılacak diğer dinler -ki bu dinler bâtıl dinlerdir, Allah katında din İslâm’dır-, işin pratik yanını yâni “Muhammeden abduhu ve resûlühü” sözünü istemiyorlar. Tabi bunu kabûl edebilen müslümanlar, zâten dînin pratiği ilgilenmedikleri ve belki de bu pratiği iptâl etmekle görevlendirildiklerinden, îmânın ikinci kısmını kolayca kaldırabiliyorlar.


Tasavvufta da “lâilâheillâllah” sözü yarım söylenir. İlk bölümü söylenmez. Yâni “ilah yoktur” denmez. Çünkü her-şey ilahtır tasavvufta. “La mevcude illâllah”. Hattâ tasavvufta “lâilâheillâllah” demek şirktir. 


Gerçek îman, “îman ettim” dedikten sonra îmânın gereğini yapmaktır. Yarı-îman ise, “îman ettim” demekle yetinmektir. Fakat Allah böyle bir îmânı kabûl etmiyor:


“İnsanlar, (sâdece) ‘îman ettik’ diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebût 2).


“Gerçek mü’minler ancak Allah’a ve Resûlüne îman eden, ondan sonra aslâ şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla savaşanlardır. İşte îman sözlerinde doğru olanlar onlardır” (Hucurât 15).


Başta müslümanlar olmak üzere mazlumların mazlûmiyetinin ve zâlimlerin sömürüsünün olmasının ve devâm etmesinin nedeni; bu kötü durumun panzehiri olan sağlam îmânın inanca dönüşmemesi yâni îmânın “yarım îman” olmasıdır. Bu tarz bir îmandan ancak, yeniden “tam îmân”a dönmekle kurtulabiliriz. Çünkü “yarım îman”, “ucundan-kıyısından îman etmek”tir ki böyle bir îmanla hiç-bir şey düzelmeyeceği gibi, “yarım îman”, “pasif îman” yâni bir çeşit îmansızlık-güvensizlik” olduğundan dolayı durum giderek daha da kötüleşir. 


“İnsanlardan kimi, Allah’a bir ucundan ibâdet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isâbet edecek olursa yüzü-üstü dönüverir. O, Dünyâ’yı kaybetmiştir, âhireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır” (Hac 11).


Îman, boş duramaz. Zorluk ister. Zorluğa yürür. “Tam îmân”ı kimse tutamaz ve onu hiç-kimse yolundan alıkoyamaz. Peygamberimiz ve sahabe işte böyle “tam bir îman” ile hareket ettikleri için bir bilince ulaştılar, her-şeyden vazgeçerek hicret ettiler, devlet kurdular, cihad ettiler ve zulmü bertarâf ederek İslâm medeniyetini yeniden başlattılar. “Yarım îman” ile İslâm adına hiç-bir şey yapılamaz. Zâten “yarım îman,”tam îman” yolundan gitmediği için “îmânı tanımamak” anlamına da gelir. Bu ise küfürdür ve kişinin yaptıklarının tümünü boşa çıkarır:


“Ancak o, sarp yokuşa göğüs germedi. Sarp yokuşun ne olduğunu sana öğreten nedir?. Bir boynu çözmek (bir köleye özgürlük vermek)tir; Yada açlık gününde doyurmaktır, Yakın olan bir yetimi veyâ sürünen bir yoksulu. Sonra îman edenlerden, sabrı bir-birlerine tavsiye edenlerden, merhâmeti bir-birlerine tavsiye edenlerden olmak. İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashâb-ı Meymene)” (Beled 11-18).


 “Kim îmânı tanımayıp küfre saparsa, elbette onun yaptığı boşa çıkmıştır. O âhirette hüsrâna uğrayanlardandır” (Mâide 5).


Îman artıp-eksilebilir. Îmânın niçin azaldığını ve îmânı artırmanın yolları Kur’ân’da gösterilmiştir. Meselâ savaş, mü’minlerin îmânını arttıran sebeplerden biridir:


“Mü’minler (düşman) birliklerini gördükleri zaman ise (korkuya kapılmadan) dediler ki: ‘Bu, Allah’ın ve Resûlü’nün bize vaâdettiği şeydir; Allah ve Resûlü doğru söylemiştir’. Ve (bu,) yalnızca onların îmanlarını ve teslîmiyetlerini arttırdı” (Ahzâb 22).  


Allah’a, âhirete, gayba îmandan anlık bir gaflette bile, îmâna aykırı, felsefî sözlerle ifâde edilmiş bir-sürü cümle kurulabilir. Bu sözleri şeytan ilhâm edecektir. Îman etmek, “îmâna göre yaşamak” demektir. Neye/kime/nasıl îman ediyorsanız, ona ve o şeye göre yaşarsınız. Îman etmek, “îmânın gereğini yapmak” demektir. Îman, “bedel ödemeye zorlayan” şeydir. Seni bedel ödemeye ve harekete geçmeye zorlamıyorsa, îmânında bir sorun var demektir. Îman, bilişsel bir mesele değil, eylemsel bir dinamiktir. Îman, pasif bir kabûlden ibâret değildir. Îman, riske girmektir.  Îmânın derecesi, Allah için yapılan işle (amel) belli olur. “Bu-gün Allah için ne yaptın?” demek, “îmânında bir artma var mı?”  demektir. Îmânın kendisi en büyük kanıttır. Îman, problem çözme potansiyeline sâhiptir. İnanmanın bizzat kendisi, sonsuz problemleri çözecek formüle sâhiptir. İslâm “hatır-gönül dîni” değil, “îman ve eylem dîni”dir. Kur’ân’a îman etmek, Kur’ân’ı yaşamak ve onu hayâta taşımakla olur. Neye-kime göre hareket ediyorsanız, ona îman ediyorsunuz demektir. Ölüm korkusu, müslüman için bir terâzidir. Îman terâzisi. Ölümden korkulmaya başlandığında, îman tarafı hafif basar. Sorunumuz îmansızlık sorunu değildir, sorunumuz, “şuursuz îman” sorunudur. Bu şuursuz îman, belki de “yarım îman” yâni îmansızlıktır. 


Îman, “îmânın bilgisi” değildir. Hiç-bir şeyin bilgisi o şeyin kendisi değildir. Îman da öyle. Îman, bilgisini-bilincini edindikten sonra gereğini yerine getirmekle olur ancak ve zâten ancak böyle olduğunda îman “yarım îman” olmaktan kurtularak “tam îman” olur. Allah’ın istediği îman, “tam îman”dır.





En doğrusunu sâdece Allah bilir.


YORUMLAR
İmanla ameli karıştırmış gibisiniz! İnsan, imanı kalbinde duyar.. İman, imanın kuvveti ve kişinin imkânları nisbetinde de eylem yaptırır.. Eylemin ne liği ise kişiden kişiye değişkendir. Sizce bir zaman ve mekanda silahlı cihat şart iken bir başkası için olmayabilir. Şart görmeyeni eylemsizlik ve eylemsizliğinden ötürü imansızlıkla değerlendiremezsiniz.. İmanın yarımlığı tabiri olmaz. Bir kısmına inanmayanlar, iman etmiş olmazlar... R.Engin
anonim 14.5.2018 01:37:08
Îman ile amel bir bütündür. Karışıktır yâni. Îman kâlpte başlar ama orada durmaz ve kişiyi mutlakâ amele-eyleme zorlar. Eylemin ne ve nasıl olacağının teorisi Kur’ân’da, pratiği ise Peygamberimizin sünnetindedir. (Güzel örneklik Ahzâb 21). Amelsiz îman “yarım îman”dır. Kur’ân, amelsiz îmânı yeterli bulmaz:

“İnsanlar, (sâdece) ‘îman ettik’ diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebût 2).

Eylemin de süreçleri vardır. Silahlı eylem devlet ile birlikte yapılabilcek en son eylem-şeklidir. Buraya gelene kadar yapılacak bir-çok eylem-şekli vardır ve bu aşamalar Peygamberimizin 23 yıllık nübüvvet sürecine bakıldığında görülebilir.









üveysi 15.5.2018 10:40:49
Îman, bir iddiâdır ve tüm iddiâlar gibi ispât ister ki îmânın ispâtı ancak amel-eylem ile olur. Îman etmiş olanlar için îman, azalıp artabilen bir şeydir:

“Mü’minlerin kâlplerine, îmanlarına îman katıp-arttırsınlar diye, güven duygusu ve huzur indiren O’dur. Göklerin ve yerin orduları Allah’ındır: Allah bilendir, hüküm ve hikmet sâhibidir” (Fetih 4).

“Onlar, kendilerine insanlar: ‘Size karşı insanlar topla(n)dılar, artık onlardan korkun’ dedikleri hâlde îmanları artanlar ve: ‘Allah bize yeter, O ne güzel vekildir’ diyenlerdir” (Âl-i İmran 173).

üveysi 15.5.2018 10:41:24
Tabi, dediğin gibi; Kur’ân’ın bir kısmına hattâ bir âyetine bile inanmayanlar, îmân etmiş olmazlar:

“...Yoksa siz, Kitab’ın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz?. Artık sizden böyle yapanların dünyâ hayâtındaki cezâsı aşağılık olmaktan başka değildir; kıyâmet gününde de azâbın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir” (Bakara 85).

Harun Görmüş

üveysi 15.5.2018 10:41:37
...İman ettik demeyin. Teslim olduk deyin. Çünkü henüz iman kalplerinize yerleşmedi... Hucurat 14) İmansız amel oluyormuş... İman iddia değildir. İddia olan fikirlerdir. Artan eksilen bir görünmezi nasıl tartarsınız ki kilosu iddia konusu olsun değil mi? Bakara 85 deki iman, inanmak/kabullenmek/tabi olmaktır.
anonim 16.5.2018 00:11:17
Teslim olmak yâni müslüman olmakta da bir îman vardır. Çünkü teslim olmakla Peygamber’e ve Kitab’a îman edilmiş oluyor. Fakat bu îman-şekli “kendini adamak” şeklinde bir îman olmadığından, “yarım îman” oluyor. Adanmış insanlar her zaman az olur fakat, günümüzde yâni modern zamanlarda bu çok-çok az sayıda. Bu nedenle de bir farkındalık açığa çıkmıyor.

“Îman ettim” demek boş bir söz değildir. İçi doldurulması gereken bir şeydir. İspatlanması gereken bir şey. Îmânın artıp-eksilmesi, kişinin davranışlarında görülebilen bir şeydir. Allah için bedel ödemeyi göze alabilenler, “îmânı artmış kişilerdir. Oysa îman eden herkes bunu göze alamaz. Bakara 85’deki îman, “yarım îman” şeklidir. Kur’ân’ın her dediğini kabûl ettikten sonra yerine getirmeye çalışmak. Bunu yapmaktan kaçanlar “yarım îman” sâhipleridir. Sonu rezillik olur mâzallah..
üveysi 16.5.2018 09:44:15
Eyvallah kardeş, selamlar..
anonim 21.5.2018 01:45:59

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003577691

iletişim : editor@kimokur.com