Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
Tebrik ederiz
10.11.2020 17:19:55

Tebrik ederiz

İmtek Mühendislik

Merhaba Web Siteniz hem içerik yönünden hemde tasarım yönünden çok güzel olmuş. Başarılar dileriz.


Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




PEŞİMDEN GELEN ŞEY (ÖYKÜ)
Dilek Buz

Caddeye inen yolda bisiklet sürüyordum. Bir şeye vazifeli olduğumu hissediyor; ama bunun ne olduğunu bilmiyordum. Sadece sorumluluk sahibi birinin hissiyatıyla hareket ediyor, gitmem gereken yere doğru gidiyordum.

Bisikletin tekeri aniden patladı. Düşmekten son anda kurtuldum. Bu kurtuluşa kendim bile şaşırdım. Ancak bir akrobatın yapabileceği çeviklikle zıplayıp, yerde yuvarlanmaktan kurtardım kendimi. Etrafta tamirci görünmüyordu. Bisikleti yoldan çekip bir duvar dibine bıraktım. Hiç vakit kaybetmeden caddenin önündeki kayalık alana tırmandım. Keskin ve sert kayaları çıkması kolay olmuştu. Ama inişe geçtiğimde, düz yoldan gitmek varken bu kayalık alanı tercih etmenin ne derece tehlikeli bir iş olduğunu anladım. Yine de üzerine çok düşünmedim. Hatta içimden bir “tövbe estağfurullah” çektim. Görevimi ifa etmemde ihmal, şüphe, pişmanlık, korku olmamalıydı. Ve yoktu da…

Kayalara asılarak, uzanarak, zıplayarak aşağıya doğru iniyordum. Olduğum yerden kalabalık cadde görünüyordu. İnsanların benimle ilgilendikleri yoktu. Herkes bir yöne doğru koşturup duruyordu. Bunun fırsat bilerek daha da hızlandım. Son adımları atmaya ramak kalmıştı. Son kayanın üzerine ayaklarım yeni basmıştı ki koca kalabalık içerisinden bir göz beni yakaladı. Sadece bakışları ile beni esir almıştı. Olduğu yerde sabit duruyor, yeşil gözleriyle beni izliyordu. Bir çeşit sorguya çekiyordu ama dilinden hiçbir şey dökülmüyordu. Çünkü o bir ölüydü, yaklaşık üç yıl önce ölen amcamdı. Çok severdim kendisini. Ama şimdi bu tuhaf durumu düşünmeye, ne imkanım vardı ne de hakkım. “Kusura bakma amca” der gibi bakıp, kayanın üzerinden kaldırıma atladım. Ve hızla koşmaya devam ettim. 
Sonunda bir evin önünde durdum. Burası benim eski evimdi. Şaşkınlık yaşamadım; buna vaktim yoktu, kapıya koştum. Zili çalmadım. Eve girmeliydim ama şimdi başkasına ait olan bir eve izinsiz nasıl girebilirdim ki? Kapının kilidine sert bir tekme savurdum. Şiddetle savrulan kapıdan içeri girdim. Ev darmadağınıktı. İçeri de kimseler yoktu. (İçim az da olsa rahatladı, birinin evine bu şekilde girmek aklımın ucundan bile geçmezdi) Yerlere saçılmış eşyaların içinden koridora geçtim.
Koridorun bittiği yerde kimsenin tahmin edemeyeceği gizli bir geçitin kapısını açtım. Geçidin içi, aşırı aydınlatılmış boş bir tüneldi. Yaklaşık her 50 metre de bir tünel bitiyor, yeni bir kapıyla başka bir tünele geçiliyordu. Koşmaya başladım. Ben her kapıyı açıp yeni bir tünele geçtiğimde daha da hızlanıyordum. Ama beni takip eden kötü histe bir o kadar çok yaklaşıyordu. Beni takip eden her ne ise; çok korkunç olmalıydı. Bunu hem hissediyordum, hem de tüneli benim gibi geçmeye çalışan diğer insanları gördükçe daha iyi anlıyordum. Çoluk çocuk öyle bir telaş ve korkuyla kaçıyorlardı ki… Ben hepsinden hızlıydım, onların her birini birkaç adımda geçiyordum. Ama kaçtığım şey her ne ise yine de bana yaklaşmaya devam ediyordu. Nefesini ensemde hissediyordum. Korkmaya başlamıştım; aynı zamanda da düşünmeye… Ben neye vazifeliydim? Nereden gelip nereye gitmekteydim? Kimdim ben?
Ağzından tükürükler saçarak koşan kadının sırtında, bir o yana bir bu yana savrularak ağlayan küçük çocuğu görünce adımlarım çivilenmiş gibi yere saplandı. Artık kaçamazdım. Vazifemin, olsa olsa kaçtığım şeyle yüzleşmek olduğunu hissettim. Ve bilirim, hisler yanılmaz.

Yanımdan diğer insanlar koşarak uzaklaştı. Ben yalnız başıma kaldım. Yüreğimden korku boşalırken yerini çok güçlü bir şey doldurdu. Tarif edemeyeceğim bir güç ciğerlerime öyle bir şiddetle doldu ki patladığında bir atom bombası etkisi yapması kaçınılmazdı. Çatık kaşlarımla arkama öfkeyle döndüm. Burnumdan soluyordum. Yumruklarımı sıktım, karşılaşacağım şey her ne ise, hazırlandım. Gök gürültüsünü andıran şiddetle son kapı açıldığında, peşimden gelenin ne olduğunu gördüm. O an, zaman durdu benim için. Peşimden gelen şey; o korkunç, o acımasız, o vahşi şey, benden başkası değilmiş.

En güçlü darbe için sağ yumruğumu sıkıp gerindim. “Gel bana” diye fısıldadım. 
… 


YORUMLAR
"Bir ben vardır benden içeru" der gibi olmuş öykünüz.
İnsanın yüzü ilk önce kendine dönük olması elzem değil mi

esra
anonim 17.10.2018 19:16:53
Bir açıdan bakarsak insana en iyi dostta kendisi en kötü düşmanda. Eger iç huzuru yakalamış isek ne mutlu bize. Yoksa kendimizden kaçar dururuz. Kendi yüzümüze bakmaya yüzümüz olmaz. Zira ilk kınayanımız kendimiz oluruz böyle bir durumda. İste o zaman, "bir ben var, benden başka" demeye başlarız.
Teşekkürler. D.Buz
anonim 17.10.2018 19:55:39
öykülerinizi bekliyoruz
lütfen arayı uzatmayın......


esra
anonim 3.11.2018 00:45:10

 


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003528956

iletişim : editor@kimokur.com