Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




ŞUAYİP PEYGAMBER
Dilek Buz


İnsanlar yeryüzü serüveni başladığından beri hala kendilerine doğru bir istikamet yakalamış değillerdi. Sürekli imtihan ediliyorlar ve genelde kaybedenlerden oluyorlardı. Çünkü insanlık alemi kendini henüz tam olarak tanıyamamış, olgunluğa erişememişti. Bu nedenle Allah art arda elçiler gönderiyor, insan neslinin hafızasını sürekli olarak canlı tutuyordu. Yine de insanlar sürekli yoldan çıkıp azgınlaşıyor,hak yolundan sapıyor, bir de üstüne düşmanlık ediyorlardı. Böyle devam ederlerse helak edileceklerini söyleyen elçilere kulak veren inanmış az bir topluluğu Allah kurtarırken; geriye kalan inkarcı ve kibirli olanları tamamen yok ediyordu.


Aslında tüm bunlar bir bakıma, başarısız insan yaratma denemeleri gibi görünüyordu. Yarat; olmadı, yok et. Yarat, olmadı, yok et. Yarat… Ama aslında gerçek olan tek şey; Allah’ın dinini tamamlıyor oluşuydu.


Allah insana hem akıl vermiş hem de dini öğreten elçiler göndermişti. Ancak insan aklının karışabileceği bu yüzden ayrılığa düşebileceği dinin bazı meseleleri vardı. Adına din denilen, Allah’ın insana tayin ettiği yaşama biçiminin bu meselelerine çözüm getirmek elçilere düşüyordu.Dinin, varlık ve yokluk zamanında, bireysel ve toplumsal alanda, ekonomik ve sosyal yaşamda, hukuk ve ceza işlerinde nasıl adaleti ve iyiliği tesis edeceği böylece açıklığa kavuşacaktı.


Yüce Allah, dinini tamamlamak üzere, hayatın içinde hangi alanda bozulma ortaya çıkmış ise insanları ondan vazgeçirmek ve onları en iyi, en doğru olana davet etmek için seçtiği elçilerden birisi de Şuayip peygamberdir. Onun görevi Medyen veya Eyke halkı diye de bilinen bir kavmi uyarmaktı. Onlar, adaletten uzak, hile ve kandırmaca dolu, zulüm ve haksız kazanç içeren ve böylece toplumların ekonomik ve sosyal yozlaşmasına sebep olan bir yaşam biçimi geliştirmişlerdi. Bu da yine insanlığın çürümesine sebep oluyor, onları yoldan saptırıyordu.


Bir zamanlar Mekke’nin epeyce uzak kuzeyinde yaşamış ve sonra da feci şekilde tarih sahnesinden silinmiş Semud kavminin güneyinde, Kızıldeniz’in doğu sınırında zengin bir bölgede yaşıyordu Şuayip peygamberin kavmi. Yaşadıkları bölge ticaret yollarının üzerindeydi. Aynı zamanda çok verimli toprakları vardı. Elde ettikleri mahsuller ve onları satmak için kurdukları pazarlar sayesinde çok zenginleştiler.


Arabistan çöllerinin batısında kalan, kuzey güney çizgisinde yer alan bu ticaret yolu, aynı zamanda İbrahim peygamberin kurduğu şehir olan Mekke’nin ve içinde namazgah tayin edilen Kabe’nin ziyaretçileri olan hacıların yolu üzerinde sayılırdı.


Medyen halkı sahip oldukları imkanları kazanca çevirmenin yollarını bulmuşlar. Yolcularla yaptıkları alışverişten elde ettikleri kar zamanla onlara yetmemiş; daha çok kazanmak için hırs kazandırmış. Bu hırsta onların adaletten sapmalarına yol açmış; türlü hilelerle haksız kazanç elde etmeye başlamışlar. Bu hileli ticareti çevirenler yerli halkı da aldatma yoluna girişmiş, niceleri bu sebepten ötürü zarar edip iflas etmiş. Adil bir alışverişten iki tarafında karlı çıkması gerekirken; Medyen halkıyla yapılan alışverişte kazanan hep Medyen’in tüccarları olmuş. Böylece toplumda bir kesim ileri derecede zenginleşirken bir kesimde açlık ve yoklukla yüz yüze gelmiş.


Bunun sonucunda kölelik artmış, insanlar aileleri ile birlikte esir edilmiş. Hileli düzen yüzünden sürekli açlıkla yüz yüze gelenler, kaybetmenin hırsıyla intikam ve hırsızlık peşine düşenler, yol kesip eşkıyalık edenler de olmuş. Zenginlerle fakirlerin arasında uçurum gibi bir fark ortaya çıkmış; bu durum tam bir bozgunculukmuş. Böyle bir durumda zayıf bırakılmışların Allah’ı hatırlayıp ona yönelmesi zorlaşırken; zenginlerin kibre kapılıp kendilerini efendi görmeleri çoğalmış.


İşte böyle bir zamanda Şuayip, Allah tarafından görevlendirilmiş ve kavminin karşısına çok net sözlerle çıkmış;


-Ey kavmim! Yaptığınız işler de neden ölçüyü tartıyı tam tutmazsınız? Dürüst ticaret etmekten neden kaçarsınız? İnsanlara haklarını neden eksilterek verirsiniz? Bütün bunlar zulümdür ve bozgunculuktur. Bizi yaratan ve öğüt veren Rabbimiz, sizden kendisine iman etmenizi, kendisinin size adil olduğu gibi sizin de diğer inanlara karşı adil olmanızı, size bolluk vermesine karşılık sizin de bunu diğerleriyle paylaşabilmenizi istiyor.


-Bunu sana kendisi mi söyledi Ey Şuayip?


-Ey kavmim, beni iyi dinleyin! Allah beni size elçi olarak seçti. Sizden yaptığım işlere karşılık hiçbir şey beklemiyorum. Korkum o ki; siz böyle bir hayatı kanıksayarak kendinize haksız bir saltanat kurmaktasınız. Bu durumda nice insan da ezilip mahrum bırakılıyor. Böyle yaşıyorken Allah’ı hesaba hiç katmıyorsunuz. Vallahi Nuh’un kavmini, Hud’un kavmini, hemen yanı başımızda olan Salih’in ve Lut’un kavminin başına gelen felaketler, sizin içinde takdir edilebilir. Bu Allah için hiç zor değildir. Ancak O, sizin düşünüp akıl etmenizi istiyor.


-Ey Şuayip, sen ve seninle birlikte inandığını söyleyenler, bu tavrınız size ne kazandırıyor? Sürekli adaletten ve kulluktan bahsediyorsunuz; peki sizin saltanatınız nerede? Bizim altınlarımız, hayvan sürülerimiz, saraylarımız, alışveriş yapılan pazarlarımız, emrimizde adamlarımız var. Böyle bir zenginliği kazanmayı ve yönetmeyi atalarımızdan öğrendik, bu hep böyleydi. Şimdi sen çıkmış her şeyden vazgeçmemizi istiyorsun! Hem de bir hiç adına!


-Bunu söylerken sizi hiçlikten yaratan Rabbinizden utanmaz mısınız? Sizi yoktan var etti, sonra çoğalıp yeryüzüne yayılmanıza sebepler kıldı, sonra nice rızık kapıları açtı, yoksa bunları görmez misiniz? Sahip olduğunuz zenginliği kendinizden mi bilirsiniz? Bunları verebilecek sadece Allah’tır. Ancak siz bu zenginliği tek elde tutmak istersiniz. Böylece başkalarının hayatları ve malları üzerinde hak iddia edersiniz. Aslında Rabbinizin sizin için helal kıldığı ile yetinseniz bu sizin için çok daha bereketli olacaktı. Ben ve dostlarım olan inananlar, sizin iyiliğinizi istemekten başka bir tavır içinde değiliz. Hal böyle iken bize karşı pusu kurmak, bize baskı yapmak istersiniz.


-Aslında seni ve dostlarını taşlamak istiyoruz Ey Şuayip? Bizimle beraber olman ve daha çok kazanman gerekirken; yabancıları ve sıradan insanları koruyup onlara arka çıkıyorsunuz. Senin nasıl bir inanışın, nasıl bir anlayışın var Ey Şuayip? Sen bunları nereden duyup öğreniyorsun? Yoksa şu kıldığın namaz mı emrediyorsana hayatımıza müdahale etmeyi. Git kıl namazını ama işlerimize karışma! Yoksa seni taşlar ya da kovarız.


-Bu tehditlerinizden korkacağımı mı sanıyorsunuz? Allah’ın inkarcıları tehdidine karşılık sizin bana ve dostlarıma olan tehdidinizin ne önemi var. Vallahi imandan sonra inkar ne büyük bir zulümdür; ne büyük bir gaflettir.


Şuayip’le tartışanlardan kibirli ve söz sahibi biri öne biraz daha öne çıktı;


-Yıllar oldu işlerimize karışmaktan bir türlü vazgeçmedin Ey Şuayip! Sürekli gelecek azapla bizi tehdit edip durdun. Senin ve Rabbinin tehdidi şüphelidir ama bizimkisi kesin; artık ya sus ya burayı terk et.


-Madem öyle, Rabbim inanlar ile inkarda direnenler arasında hükmünü verecektir.


Rızık konusu edindikleri alışverişin ahlak yapısını bozarak bozgunculuk eden, sonunda da büyüklük taslayıp isyan eden Medyen kavmi iyice yoldan çıkmış. Şuayip peygamber ve ona kulak verenler, bir gün, kimsenin hiçbir şeyden şüphelenmediği bir gece vakti kavimlerini terk ettiler. Bu şüphesiz Allah’ın bir emriydi. Bu inananların kurtuluşa olan kaçışlarıydı. Zira bozgunculuk eden bir kavim daha, yeryüzünden o gece kesin bir biçimde silindi. Öyle bir azapla karşı karşıya geldiler ki; Semud kavminde olduğu gibi, kendi çığlıklarında boğulup helak oldular.





YORUMLAR

 Kayıtlı Yorum Bulunamadı


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003417412

iletişim : editor@kimokur.com