Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Allah islam ümmetine iman, akıl, ahlak, imkan ve sonunda da nice gerçek bayramlar nasip eder inşallah. İyi bayramlar.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




YUNUS PEYGAMBER
Dilek Buz

 İnsanlar eski dönemlerde kabile hayatı yaşarken daha çok tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlıyorlar ve doğayla daha çok iç içe oluyorlardı. İnsanlar nüfuslarının artmasıyla beraber büyük şehirler kurmuş; ticaret yaparak ya da silah, alet ve ev eşyası yapan sanatkârlar olarak geçimlerini sağlamaya başlamışlardı. Ticaret yapmak ve sanatkâr olmak yazmayı, not almayı, hesap yapmayı gerektiriyordu. Bu durumda toplumların gelişimini hızlandırıyor; medeniyet kurmanın yolunu açıyordu.



Mezopotamya, verimli topraklarıyla insanların yaşamayı en çok tercih ettiği yerlerden biriydi. Bu topraklar Dicle ve Fırat nehirlerinin çevresinde yer alıyordu. Tarih boyunca da birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştı. İbrahim ve sonraki dönem peygamberlerden birçoğu bu topraklarda yaşamıştı. Bu peygamberlerden biri de Yunus peygamberdi.



Yunus daha genç yaşlarda iken, Allah ona elçilik görevi vermişti. Halkını tüm peygamberler gibi tek bir Allah’a inanmaya davet ediyordu. Onlardan kabul etmelerini istediği şey çok açık ve anlaşılırdı. Allah, gözle görülmese bile yaratan, rızık veren, hayata kanunlar koyan ve ahirette de bunlardan hesaba çekecek olandı. Halkına sadece bunları anlatıyordu. Rabbinden kendisine öğretilen bilgiler sayesinde onlara nice örnekler veriyor, akıllarını kullanmalarını ve vicdanlarında ki hakkın sesini dinlemelerini istiyordu.



Yunus’un en büyük delili insanlara yaratıcı tarafından verilen akıl ve vicdanın sesi idi. Bir kişi eğer bu ikisine kulak verirse elçinin sözlerinin doğruluğuna kesin olarak inanacaktı. Ama Yunus peygamberin elçilik görevine başlamasının üzerinden nice zaman geçmiş olmasına rağmen ona inanmış neredeyse tek bir kişi bile yoktu. Aksine çevresindeki insanların her geçen gün putlara ve sapkın inanışlara olan meyilleri daha da artıyordu. Ticarette ve sanatta bu denli mahir ve akıllı olurlarken; kendilerine hiçbir fayda sağlamayan ve kendi elleriyle yaptıkları putlara, kendi sözleriyle oluşturdukları saçma hikayelere bağlanmaları anlaşılır gibi değildi.



Bir gün Yunus peygamber, bütün çabasına rağmen, yıllarca süren davetine icabet etmeyen kavminin, Allah’ın rahmetini hak etmediklerine karar verdi. Ve onları içinde bulundukları sapkınca inanışları ile baş başa bırakıp yaşadığı şehri terk etti. Bu tavrının bile onlara ceza olarak yeteceğini düşündü. Zira puta tapmak sadece taş ve tahta heykelcikler önünde eğilip kalkmakla olmuyordu. Puta tapmanın da kendine özgü bir yaşam biçimi vardı. Büyük ve küçük putlar vardı; halk zenginliğine ve soy asaletine göre uygun olan puta tapabiliyordu ancak. Yani sınıfsal bir göstergeydi taptıkları putlar. Daha büyük puta tapmak için daha zengin olmalı ya da asil bir aileyle akrabalık kurmalıydılar. Köle sahibi olmak, put inancını istismar ederek haksız kazanç elde etmek, putlara gizem ve güç katmak adına zavallı çocukları ve kimsesiz kadınlar kurban etmek, halktan usulsüz vergi almak, ahlaksız işleri meşru kılmak, birçok yetim ve öksüzü besleme yapmak… kötü ve çirkin olan ne varsa putçuluk ile normalleşiyordu. Herkes zevk peşinde koşuyor ama kimse huzur bulamıyordu. Bütün gerçekleri böylece açık etmişti Yunus peygamber, yine de onu dinleyen çıkmamıştı. İşte bu yüzden Yunus peygamber, kavmini terk etmekte hiçbir sakınca görmemişti.



Ama burada bir yanlış vardı. Yunus peygamber bir elçiydi ve Rabbinden haber gelmeden kavmi hakkında kendi başına hüküm veremezdi. Onları adeta günahlarıyla başbaşa bırakıp terk etmesi bıkkınlık ve tez canlılık göstergesiydi. Bu hatasını anlaması zaman alacak; hatta efsanevi bir yolculuk gerektirecekti.





Yunus peygamber elinde asası, sırtında yol azığı ile yola düştü. Uzak diyarlara gidip, Allah’ın diniyle tanışmamış başka kavimleri dine davet etmek istiyordu. Atı yoktu; yayan yolculukta çok yorucu ve tehlikeli olabilirdi. Deniz kenarında, limanı olan büyük bir şehre gitti. Nereye gideceğini bilmiyordu ama kavminden çok uzaklara gitmek istediği kesindi.



Yolculuk için hazırlık yapan bir gemi işitti. Hemen gidip gemi kaptanıyla ücret konusunda anlaştı. Ücretini ödeyip diğer yolcular arasında yerini aldı. Gemi kaptanı sabah güneşin ilk ışıkları ile yola çıkacaklarını, bu yüzden akşamdan gemiye binmiş halde hazır olmalarını duyurdu tüm yolculara.



Gemi kaptanı ve tayfalar yolculuk için son hazırlıkları tamamlarken, gemide yolculardan kimse kalmadı; hepsi de son bir kez çarşı pazar gezerek, ihtiyaçlarını tamamlama telaşına düştüler. Gemiden sadece Yunus inmemişti. Kamarasında uzandığı sedir yatak üzerinde, yolunu kaybetmiş ve bir türlü istikametini düzeltemeyen kavminden kurtulduğuna şükrediyordu. Derken sonunda yorgunluğuna yenik düşerek uyuyakaldı.



Yunus uyandığında sabah olmuş ve gemi çoktan yola çıkmıştı. Durumu öğrenince çok şaşırdı. “Bu nasıl bir yorgunlukmuş ki beni sabaha kadar teslim almışta hiç uyanmamışım” diye kendi kendine hayıflandı. Kamarasından çıkarak güverteye ulaştı. Mavi gökyüzünü ve dalgalı denizi seyretti. “Rabbim ne güzel yaratmışsın yeri göğü, sen her şeye kadirsin” dedi. Onun bu sözünü duyan birisi merakla;



-Kimden bahsediyorsun, diye sordu.



-Rabbimden, dedi Yunus.



-Senin Rabbin kim?



-O Allah’tır. Benimde senin de atalarımızın da Rabbidir, her şeyi yaratıp düzene koyandır… diyerek anlatmaya başladı.



Yunus peygamber uzun uzun dinini anlatmaya başladı. O coşkuyla gemi sakinlerine Rabbini anlatırken, sohbeti merak ederek etrafına toplananlar oldu. Yunus’u kendi memleketinde dinleyen hiç kimse yoktu ama onlardan uzaklaşmak için yola çıktığının daha ilk gününde bile sözlerine merak içinde kulak verenler olmuştu.



Yolculuğun esnasında birçok arkadaş edinmişti Yunus. Uzun ve sıkıcı gemi hayatından sıkılanlar soluğu onun sohbetinde alıyordu.



Bir gün yine çevresinde toplananlara öğütler veriyordu. İnsanlar ilk kez duydukları şeyler karşısında etkileniyor, ona sürekli sorular soruyordu.



-Ey Yunus! Sen bütün bunları nereden bilebiliyorsun?



-Rabbim lütfedip insanları uyarmam için beni elçi seçti. Benden önce de nicelerini elçi olarak görevlendirmişti. İnsanlara merhamet eden Rabbim kullarını hiçbir zaman yalnız bırakmıyor.



-Yani senin gibi seçilmiş başkaları da mı var?



-Elbette, Rabbim hiçbir kavmi elçisiz bırakmaz.



-Peki senin kavmin nerede? Kavmine mi gidiyorsun şimdi?



-Hayır, ben kavmimi terk ettim. Zira onlar öğüt alan kimseler değillerdi.



-Rabbin mi istedi onları terk etmeni?



-Hayır ben terk ettim.



-Peki ne olacak şimdi onlara? Önceki kavimler gibi helak mı edilecekler?



-Evet, elçiye kulak asmayan bir kavim helak olmayı hak etmiştir.



-Ama Rabbin çık git dememiş, sana bir yol göstermemiş. Sen kendi kararına göre terk etmişsin kavmini. Şimdi de Rabbinden kavmini helak etmesini bekliyorsun.



-Onlar iman etmedi, elçinin sözünden yüz çevirdiler.



Birkaç kişi Yunus peygamberi fevri davranmakla suçluyor o da kendini savunuyordu. Sözler giderek sertleşiyordu. Karşılıklı olarak haklı-haksız tartışmasına dönüştü. Her ne kadar Yunus peygamber kendini savunsa da adım adım hata ettiğini anladı. Yolcular haklıydı; nasıl olurda bir kızgınlıkla kavmini yüzüstü bırakıp onları terk edebilmişti?



O anda büyük bir boşluğa, engin denizin ortasına düşmüş gibi hissetti. Bunu nasıl düşünememişti. Rabbi ondan kavmini terk etmesini istemeden; hatta bu konu da bir haber gelmesini bile beklemeden yollara düşmüştü. Önceki elçilerin durumunu hatırladı; onlar her ne olursa olsun, bıkıp usanmadan görevlerine devam etmişlerdi. Rabbi onlara iman etmeyen ve bir de üstüne zulümde ısrar eden kavimlerini terk etmelerini isteyince, ancak o zaman kavimlerinden uzaklaşmışlardı, zira hemen sonrasında kavimlerinin helak edileceğini biliyorlardı.



Ama Yunus peygamber öylece çıkıp gitmişti kavminin arasından. Böylece büyük bir hata ettiğini anladı. Allah’ın elçisi emir almadan kavmini nasıl terk edebilirdi. Bu tavrı ile aceleci olduğunu göstermiş, insanlardan ümidini haksız yere kesmişti. Ya Allah’ta Yunus’tan ümidini keserse hali nice olurdu?



Bir titreme aldı Yunus’u. Etrafındaki insanlar anlam verememişlerdi. Elçi olduğunu söyleyen birisi, efendisini dinlemeden yola çıkmıştı; bu bir suçtu. Sıradan bir köle bile efendisinin izni olmaksızın yola çıkamaz iken; Allah’ın kulu ve elçisi olan birisi nasıl böyle davranabilirdi.



Yunus Rabbine dua edip af diledi, ondan bir ses bir söz işitmek istiyordu. Ama hiçbir cevap gelmiyordu. Her zaman dualarına cevap veren Rabbi sanki onu terk etmiş gibiydi; kendisinin kavmini terk ettiği gibi. Bu durum Yunus için çok endişe ediciydi; hem dünyalık hem de ahiretlik bir azaptı Rabbinin sessizliği…



Yemeden içmeden kesildi Yunus. İnsanların içine çıkamaz oldu. Gözyaşları içinde af diliyor, yaptığı hataya inanamıyordu. Rabbi de kendisi gibi insanlardan çabucak vazgeçecek olsa yeryüzünde bir tek canlı kalmaz idi. Böyle merhametli bir Rabbin elçisi, nasıl olurda aceleci davranıp Rabbini utandırabilirdi; onu bu halde nasıl temsil edebilirdi?



Günler geçiyor Yunus’un ızdırabı bitmiyordu. Bir sabah vakti koşarak yukarı güverteye çıktı. Kaptanı bulup dönmek istediğini söyledi. Kaptan “sen neler diyorsun? Bunca yolu gelmiş iken sırf sen istedin diye nasıl geri dönerim?” dedi. Kaptan haklıydı ama Yunus ne diyeceğini bilemiyordu. İki büklüm bir kenarda beklemeye başladı. Tam o esnada bir gürültü koptu. Tayfalar büyük bir balık yakalamışlardı. İki insan boyundaki balığı zorlukla gemiye çekebildiler. İnsanlar hayretler içinde kocaman balığa bakıyorlardı. O kadar büyüktü ki günlerce tüm gemi sakinlerini doyurabilirdi. Yunus’ta gayri ihtiyari tayfaları izlemeye koyuldu. Tayfalar büyük bir ustalıkla hançerlerini çıkarıp hareketsiz kalan balığı kesip biçmeye başladılar. Balığın karnını açmaya çalışırken, gayet şişkin duran karın kısmında bir balık daha olduğunu söylediler. Herkesin aklına “karnında bir yavru mu taşıyordu acaba?” Sorusu gelmişti. Ama hayır, bu bir yavru değildi. Yakalanmadan hemen önce yuttuğu bir başka balıktı. O da kocamandı. Tek parça yuttuğu balık o kadar dar bir alanda sıkışmıştı ki kendisini yutan balıkla iç içe geçmiş, birbirine yapışmıştı adeta. Kıpırdayacak bile yeri kalmamıştı.



Yunus bütün bunları dikkatlice izledi. Biran için kendisini yutulan balığın yerinde düşündü. Yaptığı hata karşısında koca dünya ona dar gelmiş, nefes alamaz olmuştu. Denizde özgür gezen balık, nasıl bir başka balıkta esir kalmışsa; işte Yunus’ta kendi hatasının esiri olmuştu. Gitse gidemez, kalsa kalmaz, dönecek olsa dönemezdi.



İçli içli dua etti;



-Senin kapından başka yok bana bir kapı, aç kapıyı al beni rahmetine, affeyle bu zayıf kulunu… kurtar beni merhametli Rabbim, dedi.



Onun hatasını anlayıp içten pişmanlık gösterdiğini gören Rabbi;



-Ey Yunus, sen affedilip değer verilenlerdensin. Gönlünü ferah tut, sabır ve teslimiyetten vazgeçme. Sonra kınanıp kaybedenlerden olursun, dedi.



Yunus tam manasıyla yeniden doğmuş gibi oldu. Pişmanlığın yakıcı ateşinden ve boğucu kıskacından kurtulmuştu. Ömrü boyunca şükretti. Bindiği geminin vardığı limandaki ilk gemi ile kavmine geri döndü. Aylar süren gidiş geliş yolculuğunda daima tefekkür ve şükür halinde oldu.



Kavmine döndüğünde yeni bir ruh, yeni bir gayret taşıyordu Yunus peygamber. Kullandığı merhamet ve hakikat dili bu defa öyle etkili oldu ki neredeyse tüm kavmi iman etti. Ümidini kestiği kavminin imanı ibret oldu herkese. Yunus’un tövbesi ve hatasını düzeltme çabası da takdir edildi; Allah ondan razı oldu, o da Allah’tan.




YORUMLAR

 Kayıtlı Yorum Bulunamadı


::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003417438

iletişim : editor@kimokur.com