Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Sayın kimokur.com okurları; mevcut yazarlarımız bir süredir yazı gönderemiyorlar. Alıntı yazı/makale bulmakta/seçmekte zorlandığımız için önemli gördüğünüz, "okunmalı" dediğiniz yazı ve makaleleri bizimle paylaşmanızı rica ediyoruz. Vereceğiniz destekten ötürü şimdiden teşekkür ederiz. EDİTÖR

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




MAKALELER
İLİM, EMEK VE KAZANÇ
Bir müşterimle ilim üzerine konuşuyorduk. Batının diğer ilimlerde olduğu gibi tıp ilminde de islam ve doğu medeniyetinden çok şey aşırdığını ve bunu ciddi kazanç haline getirdiğini anlatıyordu. Sonunda dedi ki; “Batı, ilimden ölçüsüz derecede para kazanmaktadır. Ölmek üzere olan bir hastaya ilacını, ancak parası varsa verir. Ve bu ilacı satabilecek ise üretir. İslam toplumunda ise ilimden para kazanmak doğru bulunmaz. Müslümanlar, emeği ile geçim sağlayanlardır. İnsanların sağlığı ve iyiliği için gerekli olan ilimden para kazanılmaz. İlim, Allah’ın insanlara lütfudur; saklayamazsın, satamazsın, ihmal edemezsin… Velhasılı; İslam emeğe değer biçer; batı ise her şeye… İşte bu bizim onlarla olan
Yazar : Dilek buz   Eklenme Zamanı : 17.4.2018 22:58:00 devamı >
BİLGİ SORUNUMUZ ÜZERİNE
İdeolojilerin tarihsel süreçlerine baktığımızda her biri belli bir bilgi birikiminin ve süregelen tecrübelerin işleyişiyle yoluna devam etmektedir. İslam’ı bir ideoloji anlayışından dışarı taşırarak din formunda ele aldığımızda İslam’ın süreci ilim ve bu ilmin inşa ettiği gelenekten oluşur. İslami hayatın devam edebilmesi ilmin sürekli olarak varlığını mecbur kılar. İlim ise insanın kendisini keşfetmesine muhtaçtır. Müslüman işte burada fonksiyon kazanır. Çünkü o yaşadığı her an ilmin peşinden koşan sorumlu bir varlıktır. İslam insana neden alim olma sorumluluğu yükler? Çünkü Allah’tan ancak alimler gereği gibi korkar da ondan. Tabi burada kastedilen alim bugün bizim anladığımız anlamda belli bir ruhban sınıfı temsil eden kimselerden oluşmaz. Mümin olma iddiasındaki herkesin kendi kapasitesi ve payınca ilme sahip çıkmasını ifade eder. Alimi entelektüelden ayıran çok önemli bir kaç fark vardır. Bunlardan bir tanesi; alim, bilginin hamalı değildir. Onun bizzat yaşayıcısıdır. O ilmi hem kendini ıslah hem de gücü yettiğince çevresini ıslah için öğrenir. Alimin ilminin temelini vahiy oluşturur. Tüm öğrendiği şeylerin sağlamasını vahiy ile çek eder, yanlışları varsa düzeltir. Entelektüelin bilgi temeli ise seküler bir bilgi üzerine inşa olur ve daha çok veri deposu gibidir. Bilgi çoktur ama o bilgi bir hayat formuna dönüşememiştir henüz.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 17.4.2018 14:28:07 devamı >
YORUM YORAR; BAKINIZ: DEİZM
" -Olan-hakkında bir fikri bulunmayan, -olacak- hakkında bir öngörü, -olması gereken- konusunda da bir kanaat üretemez..." Böyle demiş İhsan Fazlıoğlu hoca. Devam ettirebiliriz; -olan hakkında bilgisi olmayanın, olan hakkında fikri olması beklenmez, -olanla ilgili merakı olmayanın, olan hakkında bilgi sahibi olması beklenmez -olanla bir şekilde tanışmayanın olanı merak etmesi beklenmez. Egzajere edilmiş bir örnek üzerinden söylediklerimizi açımlamaya çalışalım. Adama sormuşlar: At yarışı haram mıdır? Cevap vermiş: sünnettir, tavsiye edilir. Câri olan "tümden gelim" (fıkıh usulündeki karşılığıyla -kıyas-) yöntemine göre yukarıdaki örnekte hüküm verme aşamaları şöyle gerçekleşir: a. büyük önerme: Resulullah ata binmiş ve bunu tavsiye etmiştir. (sünnet) b. küçük önerme: At yarışı insanların ata binmesidir. c. hüküm: At yarışı sünnettir. Burada hata edilen kısım tam olarak küçük önermeyle ilgilidir. "At yarışı" olarak hakkında soru sorulan şeyin insanların para yatırmak suretiyle, riziko alarak yatırdıklarından daha fazla para kazanmak umuduyla oynadıkları bir şans oyunu olduğunu bilmemek hükmü isabetsiz kılmıştır. Hükmü veren kimsenin olaylara uygulanacak normu bilmekte bir kusuru yoktur. Yani doğrudur, ata binmek tavsiye edilmiştir. Ama kendisine sorulan hadisenin kendisini tanımakla ilgili bir kusur söz konusudur. At yarışı oynamak, ata binmekle epeyce farklı iki şeydir. Hüküm verenin bu gâliz hatayı yapma sebebi soru sahibi insanların dilinde ihtilafsız ve basit bir anlamı olan olguya yabancı olmasıdır. İşte isabet etmek için sadece değerleri, doğruları, kuralları değil meseleleri, olayları, dünyayı bilmek gerektiğinin bir örneği. Bir de tarihi örnek. Muaviye ve Hz. Ali’nin savaşını sonlandıran meşhur hakem olayı. Muaviye taraftarlarının mızraklarının ucuna mushaf parçaları takip yaptıkları itiraz şuydu: aramızda Kur’an hükmetsin. Ama işin nihayetinde Kur’an canlanıp sorunun cevabını veremeyeceğinden yapılan istişarede hileyle Muaviye’nin halifeliği ilan edilmiş oldu. Şöyle formüle edelim.
Yazar : Aydın TÜRK   Eklenme Zamanı : 15.4.2018 21:02:47 devamı >
MİRAÇ YALANI
Din’i Allah’a has kılmadığımızın en bariz örneklerinden biri, ‘mirac kandili’dir. Her sene Receb ayının 27. gecesi miraç kandili olarak kutlanmaktadır. Mirac, Rasulullah Muhammed (sav)’in Kudüs/Mescid-i Aksa’dan göklere, Allah katına urûc etmesi anlamına gelmektedir. Mirac inanışının öncesi, isrâ hadisesi olmaktadır. Kur’an Rasulullah’ın Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya isra yolculuğundan (gece yürüyüşü) bahsetmektedir fakat miraç gibi bir olayı kesinlikle anlatmamaktadır. Miraç rivayeti neresinden baksanız, İslam’la bağdaşmayan, Kur’an’da karşılığı olmayan, tevhid akidesiyle hiçbir şekilde telif edilemeyen bir tasavvurdur. Mirac rivayeti başta Buhari gibi ‘en sahih’ hadis kitabı olmak üzere hemen bütün hadis kitaplarında yer almaktadır. Miracı, farklı rivayetlerde yer alan detaylarla birlikte anlatacak olsak sayfalarca tutar. Bu farklılıkları dikkate almaksızın genel hatlarıyla özetleyecek olursak şu şekilde geliştiği ileri sürülmektedir: Rasulullah (sav) Mescid-i Haram’dan alınmış, göğsü yarılarak kalbi yıkanmış ve tekrar yerine yerleştirilmiş. Oradan alınarak Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya getirilmiş, orada bütün peygamberlere imam olarak namaz kıldırmış. Akabinden, Burak adında bir binek getirilerek Cebrail eşliğinde semaya yükselmeye başlamıştır. Rasulullah’ın semanın her katında bir peygamberle buluşması anlatılır. En nihayetinde, artık Cebrail’in de geçemediği bir makama ulaşır, oraya tek başına varır. Yani orası ‘Perde’nin arkasıdır ve orada Allah Teala ile baş başa görüşür. Ardından cennet-cehennem gezdirilir v.d. Bundan sonra dönüş başlar ve yine, çıkarken uğradığı göğün duraklarına uğrayarak iner. İnme esnasında Musa (a.s)’ın yanına uğradığında o kendisine, Rabbinden ne aldığını sorar. Muhammed (as) günde elli vakit namaz aldığını söyler. Musa (a.s) günde elli vakit namazın çok olduğunu, kendisinin tecrübeli olduğunu, ümmetinin bu kadar namazı kılamayacağını söyler, Rabbine dönmesini salık verir. Fakat Musa (a.s)’ın salık vermesi adeta Muhammed (a.s) nezdinde emir telakki edilmiş olmalıdır ki, tam altı kere Rabbine başvurur ve en nihayetinde, Allah Teala’nın elli vakit farz kıldığı namaz, yine Allah tarafından beş vakte indirilir. Musa (a.s) buna da aynı şekilde itiraz eder ve ‘çoktur’ derse de, Muhammed (a,.s)’ın, artık utanırım diyerek yedinci kez Allah’a başvurmaktan imtina ettiği belirtilir. Aslında bu rivayet, namaz ibadetini sulandıran ve türlü kafirlikler öne sürerek namaz kılmayan kimseler için bir umut kapısı olarak kalmıştır. Demek ki Rasulullah’ın gidişleri devam etseymiş, -haşa- namaz diye bir ibadet hiç kalmayacakmış… Bu rivayetten Allah’ı, Rasulullah’ı, Musa (a.s)’ı, Kur’an’ı ve İslam’ı tenzih ederiz. Allah, kendisine izafe edilen bu gibi beşeri sıfatlardan münezzehtir. Allah’a altı kere karar değiştirme isnadı yapan ve bu rivayeti asırlardır Allah’a isnad etmekten kaçınmayanlar, her sene bu uydurma olayı ülkenin bütün camilerinde, topluma hitap eden iletişim vasıtalarında allandıra-ballandıra anlatarak, itina ile insanların itikadlarını bozanlar acaba bunun hesabını Allah’a nasıl vereceklerdir?
Yazar : Mehmet Durmuş   Eklenme Zamanı : 13.4.2018 19:35:24 devamı >
KÜF
Bu gece gördüğüm rüyamı paylaşmak istiyorum sizinle. Bir yanı orman bir yanı göl olan toprak yolda yürüyorum. Nereden gelip nereye gittiğimi bilmeden tozlu yolu adımlıyorum. Üzerimde yorgunluk sarhoşluğu var. Adımların zayıf ve dengesiz. Susadığımı hissediyorum. Çevremde bir akarsu yok, kurumuş boğazımı ıslatabilmek için göle yöneliyorum. Göl suyunun içilmesinin çok doğru olmadığını bilsem bile buna mecbur olduğumu hissediyorum. Göle yaklaşıyorum. Kötü bir koku burnumu kesiyor adeta. Tiksinti ile bir avuç su için sahile vuran suya eğiliyorum. Aman Allahım, göl yüzeyinin tamamı küf tutmuş. Kirlenmiş, kirletilmiş göller denizler olduğunu duymuştum ama küf tutan bir göl hiç duymamıştım. Garip bir ürperti bedenimi sararken kendimi geriye atıyorum. Bu nasıl olabilir? Nasıl? Şaşkınlığıma rağmen buna cevap arama üzerinde fazla duramazdım. Çok susamıştım, su bulabilmek ümidi ile tekrar yola düşüyorum. Ormana bakıyorum, bodur sayılabilecek çok gelişmemiş çam ağaçlarından oluşuyordu. Belli ki onlar da susuz kalmışlardı. Orman içinde de su bulamayacağımı anlamıştım. Toprak yolda yürümeye devam ettim. Ne şehir, ne de insanlar geliyordu aklıma. Yanımızdan ayırmadığımız telefonla bile birilerini arayıp yardım istemeyi de düşünmedim hiç. Yalnızdım. Yalnız ve susuz… her yerde sıcak ve küf…
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 7.4.2018 10:03:07 devamı >
LÂİKLERİN ARAP VE DOĞULU DÜŞMANLIĞI
“Ey îman edenler, âdil şâhidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kîniniz, sizi adâletten alıkoymasın. Adâlet yapın. O, takvâya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır” (Mâide 8). Türkler dinlerini Araplardan ziyâde Îran’lılardan öğrenmişlerdir. İslâm Türk’lere, Samâniler aracılığı ile Fars imbiğinden geçerek ulaşmıştır. Bu nedenle de Türk-İslâm anlayışı, bâtınilik/tasavvuf-merkezlidir. Zâten Mekke ve Medîne’de tasavvufa-bâtıniliğe rastlayamazsınız. Îran’ın dinleri ile tasavvuf arasında fazla bir fark yoktur. Hint dîni ile büyük benzerlik gösteren Îran dinleri, Türklerin kadim dinleri-felsefeleri olan “gök-tanrı” ve “Şamanizm” ile de büyük benzerlikler gösterir. Bu dinlerin etkileri hâlen de yürürlüktedir ve halkın din diye peşinden gittiği hurâfeler, Îran dinleri ve Şamanizm-merkezlidir. Hattâ Türklerin büyük târikat-tasavvuf lîderleri ve âlimleri olan Bahauddin Nakşıbendi, Abdulkadir Geylâni, Gazzâli, Celâleddin Rûmi vs. hep Îran ve o bölgelerde yetişen kişilerdir. Bu kişiler, İslâm’ı eski dinlerin düşüncelerin de bir sentezi ile birlikte getirmişlerdir Türklere ve Türkiye’ye. Bu nedenle olsa gerek, Türklerin Araplarla pek sıkı ilişkileri olmamıştır. Tabi Selçuklu ve Osmanlı nedeniyle onları tâbi olarak kabûl etmişlerdir. Zîrâ bu devletler zamânında İslâm’ın merkez şehirleri olan Mekke ve Medîne bile Osmanlı kontrôlünde olduğundan, buralar da Osmanlı toprakları olarak görülmüştür.
Yazar : Harun Görmüş   Eklenme Zamanı : 5.4.2018 12:02:31 devamı >
YENİ NESLİN UMURSAMADIĞI KAVRAM: RIZÂ
“Rabbine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak dön”. -İrcî ilâ rabbiki râdıyeten mardıyyeten- (Fecr 28). Rızâ lûgatta: “Memnunluk, hoşluk, râzı olmak; istek, arzu; kendi isteği” anlamlarına gelir. Modernizm bir “umursamama uygarlığı”dır. Zîrâ modernizmde önemli olan bireydir ve tek-tek bireyler -görece- varlığın en önemli unsurlarıdır. Buna göre bireyler kendilerine çok fazla önem vermeli, hayatta kalmak için, başkasının hayat(lar)ının yok olmasını bile kabûl edebilmelidir. Tâbir-i câizse, “omletini yapmak için tüm Dünyâ’yı yakabilecek” bireylerin (şahıs değil) yeryüzünü doldurduğu bir zamandayız. Özellikle son 2-3 kuşak bu konuda neredeyse hiç tâviz vermiyor ve kendi çıkarı, hayâtı ve varlığı için hiç-bir şeyi umursamaz duruma gelmiştir. Bu durumun nedeni her ne kadar kişilerle alakalandırılsa da, aslında Dünyâ’nın mevcut küresel ideolojileri, şeytanın küresel uşakları olan tâğutlar ve Dünyâ’yı yönlendirenlerdir. Tabî ki Dünyâ’yı yönlendirenlerin uyguladığı ideolojilerden başka modern bilim-teknoloji, sapık görüşler ve felsefeler, eğlence tarzları vs. bir-çok şeytan-işi pisliktir. Bunlar, tam da nefse nişan almıştır ve nefsi en güçlü olanların bu yollara kapılmaması neredeyse mümkün değildir. Tabi nefsi en güçlü olanlar da, yeni nesil gençlerdir.
Yazar : Harun Görmüş   Eklenme Zamanı : 26.3.2018 15:41:40 devamı >
İSLAMİ MÜCADELEDE HATIRLAMAMIZ GEREKEN BİR KAÇ ŞEY
Küresel bir ideoloji tüm dünyayı kendi isteği üzerine çekip çevirme telaşıyla insanlığın üzerine ölüm kusmaktadır. Halkları kendi uşaklarıyla hizaya çekmektedir. Bu uşaklar sayesinde insanların ekonomilerini efendilere muhtaç, dinlerini yalnızca onların izin verdiği kadar yaşamasına müsaade etmektedirler. Özgürlük naralarının belki de en fazla atıldığı şu zamanlarda insanlığın sesi hiç bu kadar kısılmamıştır. Devletin gerek baskı aygıtları gerekse ideolojik aygıtları olanca ağırlığıyla Demokles’in kılıcı gibi halkların tepesine inmektedir. İnsan aklının en fazla aşağılandığı zamanlardayız. Acaba bu kadar hukuksuzluğa rağmen, ekonomik sıkıntılara rağmen yaşanan onca acılara rağmen nasıl oluyor da insanlar kendilerini kandıranlara karşı bu kadar övgü dolu sözlerle tecavüzcülerini alkışlayabiliyorlar. Toplum genel olarak Stokholm sendromu yaşamaktadır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 14.3.2018 09:48:28 devamı >
DOKTOR VE HASTA (ÖYKÜ)
-Derdin ne senin be adam? Üç yıl oldu, gelip gidersin de bir kelime bile konuşmazsın. Deli misin, dilsiz misin, inat mısın anlamadım gitti. Lanet olsun sana, lanet olsun, lanet… Doktor, elindeki suyu yere fırlattı. Koltuğundan öfkeyle kalktı. Parmağını tehditkâr biçimde sallayarak; -Çıldıracağım senin yüzünden. Yapmadığım bir şey kalmadı. Bela mısın sen, bela mısın sen, bela mısın ha? Cevap versene oğlum, bir şey söyle hadiii. Kapı açıldı. Sekreter kafasını içeriye uzattı. İlk kez doktor beyin bağırmaları dışarılara kadar taşmış, sırasını bekleyen hastalar korkuyla birbirine bakınmıştı. Sekreter çekinerek sordu; -Hocam bir isteğiniz var mı? -Var, var. Bekleyen hastalara özrümü ilet, bugünkü tüm randevuları iptal et. Yeni tarih belirle hepsine, bugünün telafisi olarak bir aylık tüm seanslarının ücretsiz olacağını da söyle. Bugün artık hasta kabul etmeyeceğim. -Peki hocam, son olarak…
Yazar : Dilek BUZ   Eklenme Zamanı : 11.3.2018 18:50:46 devamı >
EĞRETİ İNANÇ
“Gerçek mü’minler ancak Allah’a ve Resûlüne îman eden, ondan sonra aslâ şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla savaşanlardır. İşte îman sözlerinde doğru olanlar onlardır” (Hucurât 15). Başlıkta da söylendiği gibi; bir îmandan bahsetmiyoruz. Îmânın eğretisi olmaz çünkü. Biz bir “inanç”tan bahsediyoruz ki bu inanç da çok güçlü olan bir inanç değildir. Bu nedenle de eğretidir. Eğreti inançların ise îmâna dönüşmesi çok zordur ve zamanla daha zor hattâ imkânsız hâle gelebilir. Çünkü zâten eğreti inançlar zamanla-târihle birlikte hareket ettikleri için eğretileşmiştir ve ciddiyetini kaybetmiştir. Eğreti inançlar “sözde inançlar”dır. Üst-kimlik değildir, kültürel kimliktirler. İnandığı gibi yaşamanın değil, yaşadığı gibi inanmanın bir sonucudurlar ve bu yüzden bu inançların bir sınırı vardır. Öyle bir yere gelinir ki oradan ileriye bir daha atılmaz. Zîrâ orası bir adım daha atılınca “yanılacak” yerdir. Eğreti inanç-sâhipleri bu noktayı ne kadar da iyi bilirler. Öyle ki bu noktadan bir adım daha ilerisine gitmemek için eğreti inançlarına paralel yeni inançlar eklerler. Yâni tek-başına iknâ etmez inançları onları.
Yazar : Harun Görmüş   Eklenme Zamanı : 8.3.2018 19:26:31 devamı >

Sitemizde Kayıtlı Olan Makaleler
SEN AYDINLATIRSIN GECEYİ   Aydın TÜRK
BİR DÜŞ GÖRDÜM DÜŞÜMDE   Aydın TÜRK
ANARŞİZM   Bünyamin ZERAN
SEZAİ KARAKOÇ’TA DEVLET FİKRİ   Değerlendiren: M. Ziya Sarı, İDP Araştırma Stajyeri
ZAMAN (ŞİİR)   NECATİ ÜN
HERKESE BAHSET: SENDEN, BENDEN, BİZDEN   Aydın TÜRK
HAKKIN RAHMETİ (ÖYKÜ)   NECATİ ÜN
EN MESUT KİMDİR?   Dilek BUZ
KİMOKUR.COM OKURLARI DİKKATİNE   EDİTÖR
MUHAFAZAKARLIK-II   Bünyamin ZERAN
YASAL AMA HARAM!   Mustafa Bozacıoğlu
MUHAFAZAKARLIK-1   Bünyamin ZERAN
KIBLE   Necdet DALYAN
GÖSTERİŞ VE SÂDELİK ÜZERİNE   Harun Görmüş
REFORM SONRASI AYDINLANMA DÖNEMİ-II   Bünyamin ZERAN
DİBE VURUŞ   Mustafa ÖZTÜRK
REFORM SONRASI AYDINLANMA DÖNEMİ-I   Bünyamin ZERAN
RÖNESANS VE REFORMUN TARİHSEL GELİŞİMİ-III   Bünyamin ZERAN
ÇAYIN HİKAYESİ (ÖYKÜ)   Dilek Buz
RÖNESANS VE REFORMUN TARİHSEL GELİŞİMİ-II   Bünyamin ZERAN
BİR SONBAHAR YAZISI   Dilek Buz
MODERN ÇAĞDA DEİZMİN POPÜLERLEŞMESİ VE SEBEPLERİ   Emre Dorman
BİR EKONOMİK TETİKÇİNİN İTİRAFLARI   John Perkins
SİNEMA FİLMİ İZLEMENİN BEDELİ (ÖYKÜ)   Dilek BUZ
ÖLÜMCÜL ZAAFLARIMIZ   Atasoy Müftüoğlu
RÖNESANS VE REFORMUN TARİHSEL GELİŞİMİ-I   Bünyamin ZERAN
ALLAH İLE ARAYA MESAFE KOYMAK   Oktay ÜNAL
TAKİP (ÖYKÜ)   Dilek Buz
ORYANTALİZM   Mehmet Durmuş
FARKINDA MIYIZ BİLMİYORUM AMA ÇOK AYIP EDİYORUZ!   Erem Şentürk
961 tane makaleden 1 - 30 arası gösteriliyor
Sayfalar : .1 . 2 . 3 . 4 . 5 . 6 . 7. Geri · İleri
::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Dan Diner - Mühürlenmiş Zaman



Ziyaret Edilme Sayısı : 002617980

iletişim : editor@kimokur.com