Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




MAKALELER
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE MODERNLEŞME SÜRECİNDE AYDINLAR VE SİSTEME KATKILARI-II
İbrahim Şinasi Efendi, 1826’da doğdu. Orta halli bir aileden gelmekteydi; babası Türk ordusunda bir subaydı. Şinasi, meslek hayatına çok erken yaşta, Tophane Kalemi’nde katip olarak başladı. İslam’a geçen bir topçu subayından Fransızca öğrendi. Şinasi, çok geçmeden Fransızca’da dikkate değer bir ustalık kazandı. Modernleşmenin hamisi Fethi Ahmed Paşa ve Reşit Paşa tarafından teşvik edilen Şinasi, tahsil için Avrupa’ya gönderildi. Fransa’nın başkentinde çeşitli liberal çevrelerle ilişki kurduğu görülmektedir. 1853’te Türkiye’ye döndüğünde eski vazifesine daha sonra da 1855’te, eğitimi giderek ulemanın elinden alınan Meclis-i Maarif’e tayin edildi. Şinasi, Türk entelektüel tarihi tarihçileri tarafından ittifakla, Osmanlı imparatorluğu’nda Avrupalılaşmanın ilk önemli savunucusu olarak görülür. Şinasi’nin zamanına kadar modernleşme planları, resmi bir reform kaygısının neticesi olarak düşünülmüştü. Reformcular, devlet adamları ve hükümdarlardı. Şinasi’nin hayati önemi, modernleşme taraftarlarının, onun zamanında ve etkisiyle iki gruba bölünmüş olmalarından kaynaklanır. Artık reformcuların safları arasından, yeni bir sınıf, reformcu bir aydın grubu ortaya çıkmaktaydı. Daha sonra, aynı aydınlar, Yeni Osmanlı hareketine öncülük ettiler. Bu yeni aydın grubu da Bab-ı Ali kalemlerinde yetişmişti. Ancak Osmanlı Devleti’nin hizmetinde yetişmiş olmalarına rağmen yeni grup, teklif ettikleri bir ideolojilerinin bulunması açısından, Bab-ı Ali reformcularından farklı idi. Bu genç insanlar, reform problemini tartıştılar ve devletin en yüksek mevkilerine yükselme ve bilahere ettikleri politikayı uygulama ümidi ile yetinmeden, kendi teorik çatılarını kurdular. Bu anlamda, Şinasi tarafından yönetilen grup, gerçek bir aydınlar zümresinin damgasını taşıyan ilk gruptu.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 11.12.2018 15:50:42 devamı >
OSMANLI’DAN GÜNÜMÜZE MODERNLEŞME SÜRECİNDE AYDINLAR VE SİSTEME KATKILARI-I
Bizim konumuz Osmanlı’dan Türkiye’ye modernleşmeye aydın ve edebiyat çevrelerinin katkıları sadedinde olacağından yalnızca sosyolik bağlamda konuyu tutmaya gayret edeceğim. Askeri anlaşmalar, savaşlar, toprak kayıpları gibi konulara girmeyeceğim. Konuyu belli bir çerçeve dışına taşmadan ele almaya gayret edeceğim. Şunu itiraf edeyim ki bu konuyu çalışmaya başlamadan önce konunun ne kadar çetrefilli olduğunu tahmin ediyordum ama işin içine girdiğimde konunun düşündüğümden daha da zor olduğunu gördüm. Okunması gereken o kadar fazla kitap ve makale vardı ki ve tahlil edilmesi gereken onca yazar ve eserleri… Malum süremiz kısıtlı, zamanımız az idi. Elimden geldiği kadar kronolojik bir sıra takip ederek konuyu hiç değilse malumat furuşluk babında anlatma gayretim oldu. Umarım faydalı bir çalışma olmuştur. Modernleşmenin ilk adımları 3. Ahmet döneminde İbrahim Müteferrika’nın 1726 yılında kurmuş olduğu matbaa ile başlar.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 5.12.2018 17:14:18 devamı >
OKU
Son zamanlarda tanıştım onunla. Hayli ileri yaşlarda. Beyaz saçları kıvırcık, alaca sakalı ise alabildiğine karışık. Alnındaki kıvrımlar sanki yaşının habercisi. Arada bir kesik kesik öksürüyor. Öksürüğün üzerine derinlere dalar gibi gözleri boşluğa gidiyor. Sukutu hayal dedikleri bu olsa gerek, sanki yokmuş gibi. Göğüs kafesi ne yükseliyor nede aşağı hareket ediyor. Aklıma hemen Süleyman Peygamber geliyor. Hani sopasına dayanmıştı da çevresindekiler onun öldüğünü anlamamışlardı. Ta ki sopanın kırılması ile o haşmetli bedeni yere düşene kadar. Hani kaç vakit yaslanmıştır o bastona bilemem. İşte bizim Ahmet amcada öyle kalakalıyor, bir an kendimi Süleyman Peygamberin yanındakiler gibi sanıyorum. Bir zaman sonra açıyor çakmak gözlerini, engin denizlerin maviliğine çalan gözleri alıp götürüyor beni düşler âleminin derinliklerine. Lal kesiliyor dilim, susuyorum öğlece, sanki bir şeyler anlatıyor keskin bakışların üzerinde ki çatık kaşlar. Yaşam bu olsa gerek diyorum derin bir iç çekerek. Belki yetmiş beklide seksen yıl taşıdı; o yorgun, eğilmiş söğüt ağacı gibi bedenini. Sanki salıvermiş kendisini toprağa. Topraktan yaratıldık ve yine toprak olacağız der gibi.
Yazar : Necati ÜN   Eklenme Zamanı : 29.11.2018 14:30:29 devamı >
ADI NE?
ADI NE? Küçük çocuk babasına yaklaştı. Beyaz üzerine kırmızı çizgileri olan bir topu göstererek; -Baba adı nee? Dedi. -Onun adı “top” dedi babası. Sonra “top” diyerek yineledi. Oğluna konuşmayı öğretmeye çalışıyordu. Çocukta sık sık bu soruyu sorarak babasıyla bir tür ilişki kurmaya çalışıyor, söylediklerini tekrar ediyordu; “bop, bop”. Babası düzeltmeye çalıştı; “top, top”. Oğlu; “bop, bop”. Babası gülümsedi, “Aferin oğlum” dedi. Bunu başardığını gören çocuk başka şeye yöneldi. -baba adı nee? -halı, halı. -heee, alıı, alıı. Baba adı ne? -balon, balon. -heee, balo, balo. Baba adı ne? -kedi, kedi. -heee, miyav, miyav. -hayır, kedi kedi. -heee miyav, miyav . Babası güldü. Oğlu pencereden dışarı baktı, parmağını uzatıp, minareyi göstererek sormaya devam etti. -baba, alla alla adı ne? -cami, caamiii. -Maci, maci. -cami, caamiii. -maci, maaacciii.
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 25.11.2018 13:03:33 devamı >
MECZUPLAR
Eğildi, rüzgarın yerde sürüklediği kağıt parçasını yakaladı. Yüzüne yaklaştırıp okumaya çalıştı. Her tarafı toz içindeydi, elini fırça gibi kullanarak tozu silmeyi denedi. Tozu temizlemeyi başarmıştı ama bu esnada kağıtta ortadan ikiye bölünmüştü. Kağıtla birlikte üzerinde yazmakta olan tek cümlecik yazı da ikiye bölünmüştü. Parçaları yanyana getirerek okumaya başladı. Şöyle yazıyordu; “İnsan, hayalini yaşama çabasındadır ve ömrünü bu yolda harcayıp tüketir” Başka bir şey yazmıyordu. Ne nokta vardı ne de virgül. Ne şiire benziyordu ne de bir romanın son cümlesine.Ne bir not, ne bir işaret, ne de bir imza… Sıradan bir defter yaprağına yazılıp sokağa atılmış gibi duruyordu. Ama ihtiva ettiği anlam çok büyüktü. Kutsal bir kitabın özeti gibiydi ya da büyük bir filozofun ömrünü adadığı felsefesinin tek cümlecik özeti… Belki de basit bir efkar cümlesiydi acemi bir şairin. Bu kadar ciddiye almak bile abesti belki de. Yoldan geçen birine gösterse, yabancı eline alıp, kağıdı birleştirip okusa, gülüp geçebilirdi. Belki de “meczup” diye bakardı riyakar gözlerle. Belki de hayran hayran bakardı. Her ihtimali düşündü ama hiçbirini kendine yakın bulmadı. Elindeki kağıt parçalarını rüzgara savurdu. Sözlerini zihnine nakşetmişti nasıl olsa. Diliyle tekrar etti; “İnsan, hayalini yaşama çabasındadır ve ömrünü bu yolda harcayıp tüketir”
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 21.11.2018 08:33:20 devamı >
HEPİMİZ ÖLÜYORUZ
HEPİMİZ ÖLÜYORUZ Hemşire elinde tansiyon aleti, kalem ve serumla hasta odasına girdi. Hasta yatağında yatmakta olan yaşlı kadının ilaç ve kontrol saati gelmişti. Kadının yanıbaşında kocası durmaktaydı. Elleriyle ağlamakta olanın kadının elini tutmuş, onu teselli ediyordu. Ona naif bir sesle sesleniyor, sakinleştirmeye çalışıyordu. Hemşire, akşama kadar yüzlerce hastaya bakıyor, ilaçlarını veriyor, tansiyon ve ateşlerini ölçüp dosyalarına kaydediyordu. Bu esnada birçok hasta yakınıyla karşılaşıyordu; kimisi doktora sorup da alamadığı cevapları almaya çalışıyor, kimisi saygıyla kenara çekilip hemşireye yol açıyor, kimisi de hemşireyi görmezden gelip hastayı teselliye devam ediyordu. Bu hasta yakınları çok farklı insanlardı; bazıları gerçekten hastaya üzülüyor, bir şeyler yapabilmek için çırpınıyordu, bazıları da sıkılıyor, usanıyor, mecburiyetten orada bulunuyordu. Hastalardan bunun farkında olan da vardı olmayanda… Hemşire yaşlı adama baktı. Sakalları ağlamaktan ıslanmış adamın, hasta eşine doğru eğilerek ve elini tutarak konuşmasını çok romantik buldu. İlginç bir sahne izliyordu ve bunu kaçırmak istemedi. Elindekileri bir kenara sessizce bırakıp cep telefonunun kamerasını açıp videoya almaya başladı. “Yaşlı ve Romantik” başlığı ile sosyal medyada paylaşım yaptığında gelecek beğenileri, tıklamaları, yorumları düşünerek heyecanlandı. Yaşlı çiftin kendini fark etmediğine sevindi, usulca hem kayıt almaya hem de dinlemeye başladı. -Sezai, canım acıyor, tam şurası...
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 4.11.2018 12:17:22 devamı >
PEŞİMDEN GELEN ŞEY (ÖYKÜ)
Caddeye inen yolda bisiklet sürüyordum. Bir şeye vazifeli olduğumu hissediyor; ama bunun ne olduğunu bilmiyordum. Sadece sorumluluk sahibi birinin hissiyatıyla hareket ediyor, gitmem gereken yere doğru gidiyordum. Bisikletin tekeri aniden patladı. Düşmekten son anda kurtuldum. Bu kurtuluşa kendim bile şaşırdım. Ancak bir akrobatın yapabileceği çeviklikle zıplayıp, yerde yuvarlanmaktan kurtardım kendimi. Etrafta tamirci görünmüyordu. Bisikleti yoldan çekip bir duvar dibine bıraktım. Hiç vakit kaybetmeden caddenin önündeki kayalık alana tırmandım. Keskin ve sert kayaları çıkması kolay olmuştu. Ama inişe geçtiğimde, düz yoldan gitmek varken bu kayalık alanı tercih etmenin ne derece tehlikeli bir iş olduğunu anladım. Yine de üzerine çok düşünmedim. Hatta içimden bir “tövbe estağfurullah” çektim. Görevimi ifa etmemde ihmal, şüphe, pişmanlık, korku olmamalıydı. Ve yoktu da…
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 17.10.2018 11:10:36 devamı >
ELEŞTİRİ AHLAKI ÜZERİNE
Kur’an’ın bizlere öğrettiği eleştiri kültürü kuşkusuz hakikati yakalamaya dönüktür. Senlik benlik kavgası egolar üzerinden yürütülemez. Kur’an bir insan eleştirisinden ziyade insan tiplemesini ele alarak eleştirir. Önemli olan insanın kendisi değil ortaya konan eylemin kendisidir. Eylemin niteliğine göre insan bir sınıfa ait olur. Bu sınıf Batı’nın tanımladığı biçimde efendi-köle gibi piramidal bir sınıf olmayıp yatay düzlemde oluşan sosyal bir sınıftır. Bu sınıflama toplumlar arası hukukun belirginleşmesi için esastır. Aynı zamanda Carl Schmitt’in dost ve düşman ayrımı için elzem olan bir sınıflamadır. Her dinin ve ideolojinin bir ötekisi olduğu gibi İslam dininin de ötekisi mevcuttur. İslam “ötekini” ıslah etme yoluna gider. Eğer “öteki” ıslah olmaz ise bozgunculuk çıkarmadığı sürece kendi inancında yaşamasına, üretmesine müsaade eder. İslam eleştiriyi hak ve batıl üzerinden sürekli canlı ve diri tutar. Küfredenlerin de iman edenlerin de delilleriyle birlikte küfretmelerini yahut iman etmelerini emreder. Kur’an’a baktığımızda Allah açıkça meydan okur: “Göğe bakmaz mısınız? yağmuru kim yağdırıyor?...” vs diye. Yani tartışmadan kaçmaz aksine insanı düşünmeye zorlayan ayetlerle onun iman etmemesinin ne kadar tutarsız olduğunu ona ispatlar. Öyleyse Müslümanların hak ve batıl üzerinden tartışmayı hayatlarında hep diri tutma zorunlulukları olduğunu görürüz. Eleştirmek, eleştirilere kulak vermek ve eleştirinin gereğini yapmak gibi yükümlülüklerimiz vardır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 12.10.2018 11:11:53 devamı >
YİNE BİR SONBAHAR YAZISI
Yine bir sonbahar yazısı ile karşınızdayım sayın dostlar. Havalar sıcak, henüz gelmedi sonbahar demeyin; zira mevsimler sıcaklıkla ölçülmez, gönülle ölçülür, hisle ölçülür. Hislerim, gelen sonbaharı haber verdiler bana. İlk kez bu gece bir üşüme geldi bana. Yine bu gece rüyamda ekin tarlasındaydım, her sonbaharda olduğu gibi. Sabah kalktığımda belim ağrıyordu. İş yerine gelirken bir simit aldım. Sonra en sevdiğim türküyü dinledim. En sevdiğim türkü de bir hüzne boğdu beni. İşte o zaman anladım sonbaharın geldiğini. Sonbaharı, ömrün son zamanları gibi algılarım. İlkbaharın dünyaya getirip can verdiği ne varsa, yazın büyüyüp canlandırdığı ne varsa, yorulup takatsiz düşenleri usulca sona hazırlayan aydır sonbahar. Sararmaya başlayan yapraklar, kuruyan çayır çimenler, meyve sebzesini verip solan bitkiler, büyüyüp yuvadan ayrılan yavru kuşlar, okul önlükleri, turşuluklar, yakacak odun kömür… ilkokul hayat bilgisi kitabında bile yazar bunlar. Ama yazmayan şeylerde vardır. Kış mevsimini romancıların, hikayecilerin mevsimi olduğunu düşünüyorum ben. İlkbaharı ressamların, yaz aylarını müzisyenlerin, sonbaharı da şairlerin mevsimi…
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 8.9.2018 11:58:33 devamı >
HALKININ İSLAM OLDUĞU İDDİA EDİLEN ÜLKEDEN NOTLAR
Reel siyaset ile değer temelli siyasetin kıyasıya savaşında reel siyaset, yarışı kazanmış görünüyor. Her şeyin rakamlar üzerine kurulduğu bir düzlemde hakikat buharlaşıveriyor. İslami değerlerin hiç bir değerinin olmadığı bir düzlemde hayat akıp gitmektedir. İnsanların gündelik telaşı ABD ile olan gerginliğin bir yandan ekonomik düzlemde oluşturduğu sıkıntılar diğer yandan bu sıkıntıların giderilebilmesi için Rusya ve Çin ile yakınlaşmanın doğurduğu olumlu etkiler üzerinedir. Varsa yoksa ekonomi nasıl düzelecek ve düzelmesi için lazım gelen tedbirlerin millilik duygusuyla bir an önce sonuçlanabilmesi. Bunun için bir yandan ABD mallarını boykot ve Amerika düşmanlığı diğer yandan ise Rusya ve Çin sevgisinin yükselişi. Oysa çok değil iki sene öncesine kadar Rus uçağı düşürüldüğünde aynı milli duygularla Rusya’ya karşı diklenmemiş miydik? Neyse ki Devlet-i Aliyye’nin en üst mertebesince Rusya’dan özür dilenmiş ve ilişkiler tatlıya bağlanmıştı. Biraz daha geriye gidecek olursak Uygur müslümanlarına Çin Devleti’nin yapmış olduğu zulümler TV ekranlarında gırla giderdi. Ramazan ayında oruç tutulmasına müsaade edilmeyen, namaz ve türban yasağı getirilen uygurlu müslümanları göz yaşları içinde okur ve seyreder aynı zamanda Çin Devleti’ne lanetler okurduk. Oysa şimdi Çin Devleti’nin ABD’ye karşı ekonomik savaşta yanımızda yer alışından mıdır nedir bilinmez hiç bir Uygur müslümanı bizi ilgilendirmez oldu ve TV ekranlarımızda da onları göremez olduk. Galiba son ekonomik gerginlikten sonra laf aramızda Çin Devleti’ni de sever olduk.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 19.8.2018 09:31:22 devamı >

Sitemizde Kayıtlı Olan Makaleler
ÇOCUKLAR MASUM DEĞİLDİR!   Dilek Buz
HAYAT   Dilek Buz
HADDİ AŞMAK   Dilek Buz
KAHRAMAN   Dilek Buz
BİR YER VAR BİLİYORUM ANLATAMIYORUM   Necati ÜN
AĞLAYAN BABALAR VE SUSAN ÇOCUKLAR   Dilek Buz
DÜŞÜNCENİN DEVAM EDEN SERÜVENİNDE DÜŞÜNEN ADAMIN DEĞİŞİMİ   Bünyamin ZERAN
İRTİCÂ (GERİCİLİK)   Harun Görmüş
MÜLTECİ   Dilek BUZ
YARIM İMAN   Harun Görmüş
DEMEK Kİ FRANSA KUR’AN’I ANLAMIŞ!   Mehmet Durmuş
SELAM SANA SALİH MİRZABEYOĞLU   Dilek Buz
GERİ DÖNMEK İÇİN NEDEN LAZIM! (ÖYKÜ)   Dilek Buz
İLİM, EMEK VE KAZANÇ   Dilek buz
BİLGİ SORUNUMUZ ÜZERİNE   Bünyamin ZERAN
YORUM YORAR; BAKINIZ: DEİZM   Aydın TÜRK
MİRAÇ YALANI   Mehmet Durmuş
KÜF   Dilek Buz
LÂİKLERİN ARAP VE DOĞULU DÜŞMANLIĞI   Harun Görmüş
YENİ NESLİN UMURSAMADIĞI KAVRAM: RIZ   Harun Görmüş
İSLAMİ MÜCADELEDE HATIRLAMAMIZ GEREKEN BİR KAÇ ŞEY   Bünyamin ZERAN
DOKTOR VE HASTA (ÖYKÜ)   Dilek BUZ
EĞRETİ İNANÇ   Harun Görmüş
SEN AYDINLATIRSIN GECEYİ   Aydın TÜRK
BİR DÜŞ GÖRDÜM DÜŞÜMDE   Aydın TÜRK
ANARŞİZM   Bünyamin ZERAN
SEZAİ KARAKOÇ’TA DEVLET FİKRİ   Değerlendiren: M. Ziya Sarı, İDP Araştırma Stajyeri
ZAMAN (ŞİİR)   NECATİ ÜN
HERKESE BAHSET: SENDEN, BENDEN, BİZDEN   Aydın TÜRK
HAKKIN RAHMETİ (ÖYKÜ)   NECATİ ÜN
984 tane makaleden 1 - 30 arası gösteriliyor
Sayfalar : .1 . 2 . 3 . 4 . 5 . 6 . 7. Geri · İleri
::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 002817186

iletişim : editor@kimokur.com