Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Sayın kimokur.com okurları; mevcut yazarlarımız bir süredir yazı gönderemiyorlar. Alıntı yazı/makale bulmakta/seçmekte zorlandığımız için önemli gördüğünüz, "okunmalı" dediğiniz yazı ve makaleleri bizimle paylaşmanızı rica ediyoruz. Vereceğiniz destekten ötürü şimdiden teşekkür ederiz. EDİTÖR

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




MAKALELER
İRTİCÂ (GERİCİLİK)
“Geri”; bir şeyin arka tarafı, “şimdi”den önceki zaman, “daha önceki zaman” anlamlarına gelir. İrticâ, “önceki yere dönüş” yada gericilik. Arapça rücû kökünden, Fransızca: Réaction, “önceki koşullara dönüşü isteyen, aşırı tutucu ve ilerlemelere karşıt olan, her-hangi bir toplumsal yada siyâsi hareket yada ideoloji ve buna bağlı eylemler” anlamına gelir. Bu terim batı’da Fransız Devrimi’nde sâbık monarşi rejimine veya onun koşullarına dönüşü isteyen karşı devrimcileri tanımlamakta kullanılmıştır. Ondokuzuncu yüzyılda batı’da derebeylikleri ve aristokrasiyi korumayı arzu eden ve sanâyileşme, cumhuriyetçilik, liberâlizm ve sosyâlizm karşıtlarını tanımlamakta kullanılmıştır. Gerici tâbiri politik anlamda gelişme ve yenileşmelere karşı olan ideolojileri tanımlamak için aşağılama amacıyla da kullanılır. Bu kavram, modern zamanlarda, yâni pozitivist-materyâlist düşüncenin insanlar üzerinde etkisini gösterdiği zamanlarda çıkmış ve hâlen de etkisini sürdüren bir kavram olarak, “dînî olan” için kullanılıyor. “Dînî olan şey irticâdır” söylemi hâkim. Dînin “ilerleme”ye aykırı ve engel olduğu inancı ile dîni karalamak için söylenen bir sözdür aslında. “Din geriye götürür, dînî olan geriye götürdüğünden, dîne bağlı olanlar da gericidir ve ilerlemeye karşıdırlar ve de engeldirler” düşüncesi hâkimdir ve bu nedenle de “mürtecî” olarak tanımlanır dinden yana olanlar. Lâik-seküler-kapitâlist-liberâl-demokratik-konformist-modernist-emperyâl-zâlim ideolojilerin baskısı ve çeşitli dayatmalarıyla halkın bir kısmı da dîni ve dindarı “ilerleme”ye bir engel olarak görüyorlar.
Yazar : Harun Görmüş   Eklenme Zamanı : 23.5.2018 15:36:53 devamı >
MÜLTECİ
Uzun bir vadinin sonundaki tepede saklı olan, büyük bir mağarada gözlerimi açtım. Etrafımda mülteci insanlar vardı. Her yaştan yaklaşık otuz insanın olduğu bu topluluk bir millete ait değil; sanki tüm dünyadan tek tek toplanmış gibiydi. İçlerinde çekik gözlüsü de vardı, siyah derilisi de, beyaz tenlisi de. Hepsinin ortak yanı çok perişan görünmeleriydi. Belli ki aç ve yorgundular. Aynı zamanda ortamı saran korku o denli yoğundu ki; ne tarafa dönseniz korkuyu hissediyordum. Bende bu korkudan nasibimi almış olmalıyım ki titriyordum. Yine de diğerlerine göre daha dinç duruyordum. Hepsi karanlık mağaranın kenarlarına çökmüş, çocuklarını kucaklarını almış, koro halinde inliyorlardı. Ben ise içlerinde dolaşıp ne olup bittiği anlamaya çalışıyordum.
Yazar : Dilek BUZ   Eklenme Zamanı : 20.5.2018 02:11:14 devamı >
YARIM İMAN
“..Yoksa siz, Kitabın bir bölümüne inanıp da bir bölümünü inkâr mı ediyorsunuz?. Artık sizden böyle yapanların dünyâ-hayâtındaki cezâsı aşağılık olmaktan başka değildir; kıyâmet gününde de azâbın en şiddetli olanına uğratılacaklardır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir” (Bakara 85). Îman %100 îmandır. Bu îman, “îman ettikten sonra îmânın gereğini yerine getirmekle” tezâhür eder. Böylelikle yeryüzüne îman hâkim olur. Îman, îman ettiğimiz Allah’ın sözünü yeryüzünde hâkim kılmak içindir ve zâten ancak böyle bir îman Allah’ın sözünü-dînini-sistemini hâkim kılabilir yeryüzüne. Amele-eyleme dönmeyen îman, “yarım bir îman”dır ki çok risklidir ve böyle bir îmânın gerçek bir îman olup-olmadığı da tartışılır. Bir îmânın “tam bir îman” olduğunun göstergesi, o îmânın “ille de hayatta görünmek isteyen bir îman” olmasıdır. Oturulup durulan yerden îman edilemez. Oturulup-durulan yerde; “îman ettim” demekle “îman etmiyorum” demek arasında fark yoktur. Yine îman, “son nefeste yapılacak olan îman” da değildir ki Allah böyle bir îmânı kabûl etmeyeceğini, Firavun’un yaptığı “son dakîka îmânı”nın geçersiz olduğunu söyleyerek göstermiştir:
Yazar : Harun Görmüş   Eklenme Zamanı : 11.5.2018 15:16:10 devamı >
DEMEK Kİ FRANSA KUR’AN’I ANLAMIŞ!
Fransa’da, aralarında eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ile üç eski başbakan, bazı Yahudi ve Hristiyan cemaati temsilcileriyle yazarların da bulunduğu 300 kişinin imzasıyla, Kur’an-ı Kerim’den şiddeti ve Yahudi karşıtı fikirleri yaydığı gerekçesiyle bazı ayetlerin çıkarılmasını isteyen bir bildiri, Le Parisien gazetesinin 22 Nisan tarihli baskısında yayınlanmış. İslam’ın Kitabına ya da Elçisi’ne yapılan bu gibi saldırılarda, kendini İslam adına söz söylemeye yetkili gören kimselerin tavırlarının mahiyetinde pek bir şey değişmemektedir. Aynı ‘etki’ler, hep aynı tepkileri doğurmaktadır. Anadolu Ajansı’nın haberine göre, Bordeaux Camiin Tarık Ubru adındaki görevlisi, Kur’an-ı Kerim’de öldürmeye dair bir emrin olmadığını, Fransa’da dini metinlerin tercümesi konusunda önemli hataların bulunduğunu, Kur’an-ı Kerim’deki mücadele emrinin öldürme şeklinde bilinçli olarak yayıldığını söylemektedir. Fransa’daki bir camiin ‘İmam’ı, Kur’an’dan bazı ayetler çıkartılsın mealindeki bir bildiriyi ancak böyle cevaplamaktadır. Öldürme diye bir emir yok, yanlış tercüme var… Aynı görevli, Yahudi karşıtlığının kaynağını Kur’an-ı Kerim’den aldığını söylemenin de saçmalık olduğunu belirtmiş bulunmaktadır.
Yazar : Mehmet Durmuş   Eklenme Zamanı : 9.5.2018 14:33:25 devamı >
SELAM SANA SALİH MİRZABEYOĞLU
Selam Sana... Bu topraklar, tarih boyunca en çok acıya ve hüzne vatan olmuştur. Elbette acı ve hüzün görecelidir. Yaralı bir kuşun acısı da acıdır, küffar kılıcının yaraladığı atımızın acısı da acıdır, düşman mavzerinin parçaladığı tarihi eserlerimizin acısı da acıdır, şehit Mehmet’in kınalanmış ellerinin bedeninden ayrı düşmesi de acıdır, açlığın naçar bıraktığı ananın evlatlarını avutup kendini asması da acıdır, bin yıldır İslam ile yoğrulan bu topraklarda camilerin ahır, Kur’an’ın yasak olması da acıdır. Hepsi acıdır, vicdanlı ruhlar için de hüzündür. Bu hüzne bir yenisi daha eklendi dün. Kardeşim haber okuduğu haber sitesine bakarak dedi ki; -Abi, Salih Mirzabeyoğlu kimdi acaba? -Neden sordun? -Ölmüşte… -Ölmüş mü? Ölmüş mü? -Kimdi? -O, onurlu ve dik duruşun sembolüydü. Sabrın ve selametin... Mazlumun ve masumun... iftiraya uğramanın ve bedel ödemenin... Çok az tanıdığım birine karşı ilk defa bu kadar suçluluk hissediyordum. Bir mahcubiyet, ağır bir suçluluk, acı bir hüzün sardı beni.
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 8.5.2018 13:08:51 devamı >
GERİ DÖNMEK İÇİN NEDEN LAZIM! (ÖYKÜ)
Geri Dönmek İçin Neden Lazım! Yalnızlığı hem severim hem de korkarım. Ara sıra şehrin sokaklarında yürürüm tek başıma, serseri gibi balkonları seyrederim. Çocuk parklarında otururum, oyun heyecanında kaybolmuş çocukları, kendi çocuklarım gibi izlerim. Açık arazide isem hemen en yakın tepeye koşarım. En yüksek yerine çıkıp bağdaş kurarım, tepede güneş, kulağımda rüzgar, aklımda düşünceler yarışır durur. Yolculukta isem koltuğuma gömülür, hayallerin içinde kaybolurum. Severim böyle yalnızlıkları; zira en güzel şiirlerimi, en güzel öykülerimi yalnızken yazıyorum. Yalnızlık ilham veriyor, hayatta kalabilme güdümüzü tetikliyor, bizi kalabalık ama boş şeylerden uzaklaştırıyor. Daha sade ve daha öz oluyoruz yalnızken. Ama yalnızlık bir yere kadar… İnsanlardan veya kalabalık düşüncelerden uzak kalmaktır yalnızlık... Bu bazen iyidir ama bir yere kadar. Eğer yalnızlık uzarsa sonunda kaybolur insan, geri dönemez; işte bundan korkarım her zaman. Zira geri dönmemi gerektirecek nedenlerim var; onları kaybetmekten korkarım. Ya bu nedenler bir gün biterse… Geri dönmek için yetmezse… Korkuyu ortadan kaldırırsa…
Yazar : Dilek Buz   Eklenme Zamanı : 29.4.2018 10:20:57 devamı >
İLİM, EMEK VE KAZANÇ
Bir müşterimle ilim üzerine konuşuyorduk. Batının diğer ilimlerde olduğu gibi tıp ilminde de islam ve doğu medeniyetinden çok şey aşırdığını ve bunu ciddi kazanç haline getirdiğini anlatıyordu. Sonunda dedi ki; “Batı, ilimden ölçüsüz derecede para kazanmaktadır. Ölmek üzere olan bir hastaya ilacını, ancak parası varsa verir. Ve bu ilacı satabilecek ise üretir. İslam toplumunda ise ilimden para kazanmak doğru bulunmaz. Müslümanlar, emeği ile geçim sağlayanlardır. İnsanların sağlığı ve iyiliği için gerekli olan ilimden para kazanılmaz. İlim, Allah’ın insanlara lütfudur; saklayamazsın, satamazsın, ihmal edemezsin… Velhasılı; İslam emeğe değer biçer; batı ise her şeye… İşte bu bizim onlarla olan
Yazar : Dilek buz   Eklenme Zamanı : 17.4.2018 22:58:00 devamı >
BİLGİ SORUNUMUZ ÜZERİNE
İdeolojilerin tarihsel süreçlerine baktığımızda her biri belli bir bilgi birikiminin ve süregelen tecrübelerin işleyişiyle yoluna devam etmektedir. İslam’ı bir ideoloji anlayışından dışarı taşırarak din formunda ele aldığımızda İslam’ın süreci ilim ve bu ilmin inşa ettiği gelenekten oluşur. İslami hayatın devam edebilmesi ilmin sürekli olarak varlığını mecbur kılar. İlim ise insanın kendisini keşfetmesine muhtaçtır. Müslüman işte burada fonksiyon kazanır. Çünkü o yaşadığı her an ilmin peşinden koşan sorumlu bir varlıktır. İslam insana neden alim olma sorumluluğu yükler? Çünkü Allah’tan ancak alimler gereği gibi korkar da ondan. Tabi burada kastedilen alim bugün bizim anladığımız anlamda belli bir ruhban sınıfı temsil eden kimselerden oluşmaz. Mümin olma iddiasındaki herkesin kendi kapasitesi ve payınca ilme sahip çıkmasını ifade eder. Alimi entelektüelden ayıran çok önemli bir kaç fark vardır. Bunlardan bir tanesi; alim, bilginin hamalı değildir. Onun bizzat yaşayıcısıdır. O ilmi hem kendini ıslah hem de gücü yettiğince çevresini ıslah için öğrenir. Alimin ilminin temelini vahiy oluşturur. Tüm öğrendiği şeylerin sağlamasını vahiy ile çek eder, yanlışları varsa düzeltir. Entelektüelin bilgi temeli ise seküler bir bilgi üzerine inşa olur ve daha çok veri deposu gibidir. Bilgi çoktur ama o bilgi bir hayat formuna dönüşememiştir henüz.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 17.4.2018 14:28:07 devamı >
YORUM YORAR; BAKINIZ: DEİZM
" -Olan-hakkında bir fikri bulunmayan, -olacak- hakkında bir öngörü, -olması gereken- konusunda da bir kanaat üretemez..." Böyle demiş İhsan Fazlıoğlu hoca. Devam ettirebiliriz; -olan hakkında bilgisi olmayanın, olan hakkında fikri olması beklenmez, -olanla ilgili merakı olmayanın, olan hakkında bilgi sahibi olması beklenmez -olanla bir şekilde tanışmayanın olanı merak etmesi beklenmez. Egzajere edilmiş bir örnek üzerinden söylediklerimizi açımlamaya çalışalım. Adama sormuşlar: At yarışı haram mıdır? Cevap vermiş: sünnettir, tavsiye edilir. Câri olan "tümden gelim" (fıkıh usulündeki karşılığıyla -kıyas-) yöntemine göre yukarıdaki örnekte hüküm verme aşamaları şöyle gerçekleşir: a. büyük önerme: Resulullah ata binmiş ve bunu tavsiye etmiştir. (sünnet) b. küçük önerme: At yarışı insanların ata binmesidir. c. hüküm: At yarışı sünnettir. Burada hata edilen kısım tam olarak küçük önermeyle ilgilidir. "At yarışı" olarak hakkında soru sorulan şeyin insanların para yatırmak suretiyle, riziko alarak yatırdıklarından daha fazla para kazanmak umuduyla oynadıkları bir şans oyunu olduğunu bilmemek hükmü isabetsiz kılmıştır. Hükmü veren kimsenin olaylara uygulanacak normu bilmekte bir kusuru yoktur. Yani doğrudur, ata binmek tavsiye edilmiştir. Ama kendisine sorulan hadisenin kendisini tanımakla ilgili bir kusur söz konusudur. At yarışı oynamak, ata binmekle epeyce farklı iki şeydir. Hüküm verenin bu gâliz hatayı yapma sebebi soru sahibi insanların dilinde ihtilafsız ve basit bir anlamı olan olguya yabancı olmasıdır. İşte isabet etmek için sadece değerleri, doğruları, kuralları değil meseleleri, olayları, dünyayı bilmek gerektiğinin bir örneği. Bir de tarihi örnek. Muaviye ve Hz. Ali’nin savaşını sonlandıran meşhur hakem olayı. Muaviye taraftarlarının mızraklarının ucuna mushaf parçaları takip yaptıkları itiraz şuydu: aramızda Kur’an hükmetsin. Ama işin nihayetinde Kur’an canlanıp sorunun cevabını veremeyeceğinden yapılan istişarede hileyle Muaviye’nin halifeliği ilan edilmiş oldu. Şöyle formüle edelim.
Yazar : Aydın TÜRK   Eklenme Zamanı : 15.4.2018 21:02:47 devamı >
MİRAÇ YALANI
Din’i Allah’a has kılmadığımızın en bariz örneklerinden biri, ‘mirac kandili’dir. Her sene Receb ayının 27. gecesi miraç kandili olarak kutlanmaktadır. Mirac, Rasulullah Muhammed (sav)’in Kudüs/Mescid-i Aksa’dan göklere, Allah katına urûc etmesi anlamına gelmektedir. Mirac inanışının öncesi, isrâ hadisesi olmaktadır. Kur’an Rasulullah’ın Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya isra yolculuğundan (gece yürüyüşü) bahsetmektedir fakat miraç gibi bir olayı kesinlikle anlatmamaktadır. Miraç rivayeti neresinden baksanız, İslam’la bağdaşmayan, Kur’an’da karşılığı olmayan, tevhid akidesiyle hiçbir şekilde telif edilemeyen bir tasavvurdur. Mirac rivayeti başta Buhari gibi ‘en sahih’ hadis kitabı olmak üzere hemen bütün hadis kitaplarında yer almaktadır. Miracı, farklı rivayetlerde yer alan detaylarla birlikte anlatacak olsak sayfalarca tutar. Bu farklılıkları dikkate almaksızın genel hatlarıyla özetleyecek olursak şu şekilde geliştiği ileri sürülmektedir: Rasulullah (sav) Mescid-i Haram’dan alınmış, göğsü yarılarak kalbi yıkanmış ve tekrar yerine yerleştirilmiş. Oradan alınarak Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya getirilmiş, orada bütün peygamberlere imam olarak namaz kıldırmış. Akabinden, Burak adında bir binek getirilerek Cebrail eşliğinde semaya yükselmeye başlamıştır. Rasulullah’ın semanın her katında bir peygamberle buluşması anlatılır. En nihayetinde, artık Cebrail’in de geçemediği bir makama ulaşır, oraya tek başına varır. Yani orası ‘Perde’nin arkasıdır ve orada Allah Teala ile baş başa görüşür. Ardından cennet-cehennem gezdirilir v.d. Bundan sonra dönüş başlar ve yine, çıkarken uğradığı göğün duraklarına uğrayarak iner. İnme esnasında Musa (a.s)’ın yanına uğradığında o kendisine, Rabbinden ne aldığını sorar. Muhammed (as) günde elli vakit namaz aldığını söyler. Musa (a.s) günde elli vakit namazın çok olduğunu, kendisinin tecrübeli olduğunu, ümmetinin bu kadar namazı kılamayacağını söyler, Rabbine dönmesini salık verir. Fakat Musa (a.s)’ın salık vermesi adeta Muhammed (a.s) nezdinde emir telakki edilmiş olmalıdır ki, tam altı kere Rabbine başvurur ve en nihayetinde, Allah Teala’nın elli vakit farz kıldığı namaz, yine Allah tarafından beş vakte indirilir. Musa (a.s) buna da aynı şekilde itiraz eder ve ‘çoktur’ derse de, Muhammed (a,.s)’ın, artık utanırım diyerek yedinci kez Allah’a başvurmaktan imtina ettiği belirtilir. Aslında bu rivayet, namaz ibadetini sulandıran ve türlü kafirlikler öne sürerek namaz kılmayan kimseler için bir umut kapısı olarak kalmıştır. Demek ki Rasulullah’ın gidişleri devam etseymiş, -haşa- namaz diye bir ibadet hiç kalmayacakmış… Bu rivayetten Allah’ı, Rasulullah’ı, Musa (a.s)’ı, Kur’an’ı ve İslam’ı tenzih ederiz. Allah, kendisine izafe edilen bu gibi beşeri sıfatlardan münezzehtir. Allah’a altı kere karar değiştirme isnadı yapan ve bu rivayeti asırlardır Allah’a isnad etmekten kaçınmayanlar, her sene bu uydurma olayı ülkenin bütün camilerinde, topluma hitap eden iletişim vasıtalarında allandıra-ballandıra anlatarak, itina ile insanların itikadlarını bozanlar acaba bunun hesabını Allah’a nasıl vereceklerdir?
Yazar : Mehmet Durmuş   Eklenme Zamanı : 13.4.2018 19:35:24 devamı >

Sitemizde Kayıtlı Olan Makaleler
ÖLÜMCÜL ZAAFLARIMIZ   Atasoy Müftüoğlu
RÖNESANS VE REFORMUN TARİHSEL GELİŞİMİ-I   Bünyamin ZERAN
ALLAH İLE ARAYA MESAFE KOYMAK   Oktay ÜNAL
TAKİP (ÖYKÜ)   Dilek Buz
ORYANTALİZM   Mehmet Durmuş
FARKINDA MIYIZ BİLMİYORUM AMA ÇOK AYIP EDİYORUZ!   Erem Şentürk
ÇİÇEK-BÖCEK ÜZERİNE   Harun GÖRMÜŞ
EKONOMİNİN İNSAN HAYATINDAKİ GERÇEK ROLÜ   İsmail Bayrak
KUŞATILMIŞLIK   Harun GÖRMÜŞ
AŞIRI YÜCELTMECİLİK   Harun GÖRMÜŞ
MİNAREDEKİ ÇAN   Dilek Buz
YENİ BİR DİLİN İNŞASI AMA NASIL?   Bünyamin Zeran
ARAKAN, NE ARAYAN, NE SORAN...   Ramazan Kayan
ATASOY MÜFTÜOĞLU/ BİR SOHBETİN SATIR BAŞLARI   Atasoy Müftüoğlu
YENİ BİR DİLİN İNŞASI GEREK   Bünyamin ZERAN
SUYU HAPSETMEK   Harun GÖRMÜŞ
KOKUNUN KAZANCI   Dilek Buz
İNSAN DÜŞÜNCE VE AKIL   Necdet DALYAN
ŞAHSİYETİ TÜKETİMDE ARAMAK   Harun GÖRMÜŞ
MUHAFAZAKÂRLIK DİNİ   OKTAY ÜNAL
HUZURLA UYU BEBEĞİM   Dilek Buz
HAKİKATİ BULMAK   Necdet DALYAN
DÜŞÜNÜYOR MUYUZ?   Bünyamin ZERAN
KAYBETTİKLERİNİ BULMAK   Necdet DALYAN
HAYAT YAĞARKEN OMUZLARA   OKTAY ÜNAL
MÜSLÜMANLARIN GÖRÜŞ AYRILIĞINDAKİ AŞIRILIK   Harun GÖRMÜŞ
PEYGAMBERİMİZİN SECDE ANLAYIŞI   Necdet DALYAN
NAMAZ NEDİR?   Necdet DALYAN
NUH GİBİ   OKTAY ÜNAL
SON KAYAN YILDIZ: AKİF EMRE   Mehmet DURMUŞ
967 tane makaleden 31 - 60 arası gösteriliyor
Sayfalar : .1 . 2 . 3 . 4 . 5 . 6 . 7. Geri · İleri
::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Dan Diner - Mühürlenmiş Zaman



Ziyaret Edilme Sayısı : 002662293

iletişim : editor@kimokur.com