Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




 PORTRELER
MEHMET AKİF ERSOY Portre Resmi

1. ŞİİRİN HİLÂLİ


Türk’ün fikir seması… Yakın göklerimiz… Karanlıklarda ışıldayan sayısız yıldız… Gündüzlerini aydınlatan iri güneşler… Gecesi, mehtapla sevgilinin yüzü gibi cezp edici; gündüzü, güneşle sevgilinin tebessümü gibi pırıl pırıl… Yer, içinde milyarca tohum taşıyan yeşil bir bahçe; gök, içinde sonsuz yol saklayan bir mavi perde…

İlmin her dalının ya tohum, ya ağaç, ya orman olarak tecelli ettiği; edebiyatın gül bahçesi olduğu Türk dünyası, en kamil yemişlerini şiirde verdi… Türk şiiri, içinde bin bir desen, bin bir renk ve bin bir nokta kaynayan bir atlas kumaş.

“Türk Fikir Seması”nın bu muazzam manzarası ve musaffa kadrosu içinde müstesna bir yıldız: Mehmet Akif…

Gönlü, Çoruh gibi gürül gürül akan; dilinden petek petek bal damlayan; kulaklarında bütün bir tarih ve mazlum bir medeniyetin iniltileri çınlayan; dudaklarında İslam bestesi çığlıklaşan; bir iman, bir heyecan, bir vecd adamı… Kar beyazı, gül tohumu bir yıldız:Mehmet Akif…Akif’in kalemi, şiir vadisinde Niagara Şelalesi gibi muhteşem; Akif’in hisleri, denizin kayalarda patlayan çılgın dalgalar gibi köpük köpük, zerre zerre, bembeyaz…

Ve ilham ve iman, nabzını zorlayan bir şeyda, bir divane kan… Bütün tecellisini şiirde buldu Akif; o büyük, o halis adam…

2. HİLAL UĞRUNA

Necip Fazıl Kısakürek: “ Mehmet Akif’in harp arabasını iki at çeker: Biri iman ve İslam savaşçısı, öbürü şair… Esas olan birincisi… İkincisinin öbürüne yardımcı olmaktan başka rolü ve müstakil kıymeti yok.”

Cemil Meriç: “Kendisini silen ve gururundan soyunan bir tevazu. Evet, Akif için şiir samimiyettir… Ve Akif mistik hülyalardan uzak, tam bir Asr-ı saadet Müslüman’ı.”

Süleyman Nazif: “Fesinin imamesinde püskül yerine sade bir boncuk bağlı bulanan o yeşil sarıklı çocuk, garbın tabii ve edebi ilimlerini okuyup öğrenmekte hiçbir vakit taassup (yobazlık) göstermedi.. Okudu, öğrendi.. Okuttu, öğretti… Bununla beraber o yeşil sarık altında yeşermeye başlamış olan iman ağacı, müspet ilimlerin telkin ettiği şiddetli rüzgârlarla yıkılmadı. İnanışını taklitten tahkike ulaştırdıktan sonra Akif daha kavi bir Müslüman olmuştur. Son peygamberin bereketli nefesi, şairin her mısraında açıkça görülür… İslam ailesinden çekilircesine -ve bizden ziyade kendi zararlarına- ayaklanarak, ayrılmış olan Müslüman Arnavutların zelil halleri bu büyük Müslüman şairini pek ziyade hiddetlendirmiş olduğu için, İslam birliğini bozacak veya zayıf düşürecek her hareketin Mehmet Akif, amansız ve iman dolu bir gerçek düşmanıdır.”

Bu manadaki cümleleri değişik ton’larda Akif için yazılmış bütün kitaplarda ve Akif için verilmiş bütün hitabelerde bulmak mümkün…

Anlaşılan odur ki, Aklif bir İslam savaşçısıdır, bir mücahit.. O, kalemini küfrün başına inen bir topuz ve taassubun kellesini koparan bir kılıç olarak kullanmış, şiiri Allah ve Resul davasının emrine vermiş bir sanat adamıdır… O’nun şahsiyetini çizen bütün hat’lar silinse, İslam ve iman çizgileri bir iskelet gibi, bir kemik gibi kaskatı kalır ve kendini mutlaka gösterir.

Biz Mehmet Akif’i bir mücahit olarak görmekte mazuruz, şiir ve sanat o’nda ikinci plandadır…

Necip Fazıl merhum:

“Ver cüceye, onun olsun şairlik,

Şimdi gözüm, büyük sanatkârlıkta”

derken, nasıl ki “nübüvvet ve velayet-peygamberlik ve velilik” önünde şiiri, cüceleri yücelten bir rütbe olarak görüyorsa, işte bu manada Akif’in şairliği ikinciliğe düşmektedir… O, önce dinin her sahasında “sahib-i tertib: işi anında ve düzgün yapan” bir kul, ondan sonra şairdir.

Mehmet Akif’in hayat ve mücadelesi ehl-i salib karşısında hilal’in şahlanış ve dalgalanışından ibarettir… Bu yüzden Akif evveliyatta “İslam Şairi” olarak anılmış ve böylece şöhret bulmuştur…Akif hilal uğruna yaşayan ve hilal uğruna ölmeyi gaye bilen bir güneşti..

3. KOPTU İÇİMDEN TAHASSÜR (Seyfi Baba)

Mefhumlar da yılan gibi kabuk değişiyorlar zaman zaman… Yeni kabukları eski hüviyetlerini örtmüyor ekseriya, çünkü yeni kabuk bir yenilik değil bir gizlenme, bir alttan yürütme, bir riya, bir sahtekarlık… Bunlardan biri de sol ile sağ… İslam’a sarılınılacağına bu mefhumlara sığınılmış… Düne kadar, (bugünü de ilave etmekte beis yok ya) sol “ezilmişlerin, hakları gasp edilenlerin, mazlumların, zayıfların, köylü ve işçilerin” kurtarılması olarak anlaşılıyordu… Şu anda demokrasinin bir fazilet destanı zannedilmesi gibi… (Demokrasi, mahiyet olarak, ne olursa olsun tatbikat olarak yine demir pençe’den ibaret… Tek iyiliği oy hakkı tanıması… Bu da kafi ya!)

Şimdi Cemil Meriç’in şu tespit ve teşhisine bakalım: “Ölçülerin alt üst edildiği bir dünyada yaşıyoruz… Tevfik Fikret, tırnaklarının ucuna kadar aristokrattır. Başka deyişle Avrupa’nın ölçülerine göre halis bir sağ…Akif ise iliklerine kadar halk’tandır. Yani aynı ölçülere göre “sol” un ta kendisi… Ne var ki, her iki şair de batıdan yanlış olarak aktarılan hödükçe sıfatların yüzde yüz dışındadır… İkisi de bir yıkılış döneminin bütün ıstıraplarını yaşayan ve gönülleri kendi ülkelerinin meseleleriyle dolu birer Osmanlı.. Aradaki mizaç farkları daha çok yetişme tarzlarından, aile çevrelerinden gelir. Fikret politikacıların kaleminde bir sosyalist olarak yüceltilmiş; Akif ise muhafazakarların bayrağı olarak alkışlanmıştır… Fikret’te sosyalizmi ifşa edecek tek mısra bulmak kabil değildir… Akif ise, sömürgeciliğe bütün gönlü ile düşman, ilerici ve samimi bir sanat adamıdır… İnsanları kaypak klişelere hapsetmek sadece cehaletimizi ifşa eder.”

Bu kristal cümlelerden tüten yakut manalara dikkat ettikten sonra, görürüz ki Mehmet Akif ne sol, ne sağ’dır; O, gerçek bir Müslüman’dır; samimidir, ihlaslıdır, bilgilidir, riyasızdır…

Burada Akif’in Seyfi Baba şiirinin sonunu vererek Onun mısralarından tezimize tanık tutalım:

“Ortalık açmış, uyandım. Dedim, artık gideyim.

Önce amma şu fakir ademi memnun edeyim.

Bir de baktım ki: Tek onluk bile yokmuş kesede!

Mühürüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde!

O zaman koptu içimden şu tahassür ebedi:

Ya hamiyetsiz olaydım, ya param olsa idi!..”

“Her zaman ve mekânda, fazilet, hakikat, iyi, doğru, güzel ve renk adına ne varsa, ne var olacaksa hepsi İslam’dadır, Müslümanlardadır; sol’un, demokrasinin, hak’kın gerçeği İslam’dadır… Bu yüzden şuraya- buraya sıçramadan Kuran’a dönüp dünya irfan ağacını İslam çarşafı üzerine silkelemeliyiz…”

Mehmet Akif işte bu fikrin destanını yazmış, bu ölümsüz hakikati ebedileştirmiştir…

4. PINAR’DAN ÜÇ-BEŞ DAMLA

Devlet Başkanı’na bakışı:

Zemine gadr ile bir damla kan dökünce biri,

O damla bir koca girdap olur boğar Ömer’i!..

Boş gezene bakışı:

Azab içinde kalır sa’yi görse rüyada!

Niçin yorulmalı zaten “ölümlü dünya” da?..

Ayrılık ve birliğe bakışı;

Girmeden tefrika bir millete düşman giremez

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.

Maziye bakışı:

Donanma, ordu yürürken muzafferen ileri,

Üzengi öpmeye hasretti garbın elçileri!..

İnsana bakışı:

Vatan muhabbeti, millet yolunda bezl-i hayat;

Hulasa, aile hissi ile cümle hissiyat;

Mukaddesatı için çırpınan yürekte olur.

İçinde leş taşıyan sineden ne hayır umulur?

Sahtekâra bakışı:

Enseden arslan kesilmek, cepheden yaltak kedi;

Müslümanlık bizden evvel böyle zillet görmedi.

Ümit ve Cevhere bakışı:

Ufukta şimdi güneş sönmek üzere sallanıyor;

Şu var ki, çehresi hala pırıl pırıl yanıyor.

Muzdaribe bakışı:

Gamsız insanlara eğlence gelirmiş yaşamak;

Yüreğin hisli mi işkencedesin, talihe bak!..

5. AKİF’DEN BİR HATIRA

Arkadaş Çocukları: Baytar Mektebi’nde iken sınıf arkadaşı Hasan Efendi ile aKİF o kadar dosttu ki birbirlerine söz veriyorlardı ileride çoluk çocuk sahibi olurlarsa ölenin çocuklarına kalan bakacaktı.

Bunu bana anlattığı sıralarda aKİF genç ve Hasan Efendi yaşlı olmakla beraber dinçti: Baytar Mektebi’ndeki bu fazilet mukavelesini tatbikine çok vakit vardı. İçimden güldüm. Kendi kendime düşünüyordum: “Mektebde iken insanlar, umumen seciye kahramanıdırlar; fakat yaş ilerleyip de insan hayata karışınca…”

Akif:

- “Ne düşünüyorsun?” dedi.

—Hiç!” dedim.

Aradan yıllar geçti. Meşrutiyet’te Baytar Müdürü Umumisi Abdullah’ı Ziraat Nazırı, derecesini indirerek başka yere kaldırdı. Akif O’nun muavini idi; öfkeleniyordu: “Abdullah Bey Mon Pelyede ziraat okumuştu. O’na karşı bu haksızlık reva mıydı?”

Bu öfke o kadar şiddetliydi ki anlıyordum, kendine ait olmayan bu haksızlıktan Akif kendi aleyhine bir netice çıkartacaktı. Nasıl ki, ertesi gün Ziraat Nezareti’ndeki memuriyetinden istifa etti.

Beylerbeyi’ndeki evinde kendi yağı ile kavruluyordu. O sırada O’na her Cuma sabahtan gidiyordum: Kitap okuyorduk. Sabahtan gittiğim için de öğle yemeklerinde ondaydım. İstifadan sonra mazeretler bularak yemeklerden sonra gitmeye başladım: Evin ızdırabı o derece belliydi.

Bir Cuma Akif’in evinde 8 çocuk buldum; teker teker çok sevimli olan çocuklar bir araya gelince ne manzara alırlar, malumdur. Evde sekiz kişilik bir kıyamet kopuyordu. Akif’in beş çocuğuna katılan bu üç çocuğun komşudan gelmiş ufak misafirler olduğunu zannettim ve ertesi cuma bu çocuk gürültüsüyle artık karşılaşmam sandım.

Fakat her Cuma sekiz çocukla sofada kıyamet kopuyordu. Akif de buna katlanıyordu: Bu üç çocuğun gelişi Akif’in çocuklarına da fazla hürriyet vermişti.

Bir Cuma sofada çocuklardan birinin yanağını hıncımdan çimdikler gibi Akif’e sordum:

“- Kim bu yavrular?”

Akif cevap vermedi… Odaya girince, bu üç ızdırabını, bu misafir çocukları Akif’e takılarak tebrik ettim. Akif’in yüzü değişti:

“-Misafir çocukları değil, benim çocuklarım” dedi.

Üç- beş haftada üç çocuğu nasıl olurdu?

“- Hasan Efendi öldü de” dedi; ve bu çocukları kim evvel ölürse hayatta olanın bakacağı çocuklardı, rahmetli Hasan Efendi’nin çocukları.

Fakat Akif bu çocuklardan daha güzeldi: Mektep’te verdiği sözü hala unutmayan bir çocuk.

6. İSTİKLAL MARŞI (Ruha Akan Üslup)

Akif cihanşümul bir devlet ve cihangir bir milletin sesiydi: Gür, davudi ve hür… Bir sayha… Mizaç olarak da mert, gözünü budaktan sakınmayan, sözünün eri, yiğit bir insan… Bu da sesini yükseltmesine bir sebep... Bir de konuştuğu dil… O lisan öyle bir lisandı ki, kelimeler adeta bir ses cümbüşü, bir renk tayfı içinde yüzüyorlardı… Muhteşem, muazzam, mükemmel bir dil… Tam bir ihtişam ve heybet; imparatorluk dili… (Burada imparatorluk genişlik manasına alınmalıdır.)

Akif ’in şiiri bir yanardağın indifasına (püskürmesine) benzerdi; kıyametten birer sahneydi şiirleri… İnsanı sel gibi kapıp götürüyor, yıldırım gibi beynine iniyor…

İşte İstiklal Marşı….

His’sin bu derece katılaşması fikrin bu derece incelmesi, vezin, kafiye, şekil ve kalıp’ın bu derece uyuşması ve dilin zaman zaman “konuşma dili” ne değecek kadar yaklaşması çok az şiirde görülen bir haldir; 1930 öncesi şiir ve edebiyatı düşünün…

İstiklal Marşı, sanki Akif’in değil de bütün bir milletin, tek tek istişare ile müşterek his ve fikirleri birleştirilerek bir celsede, bir anda yazdıkları bir şiirdir… 7’den 70’e her meslek ve her görüşte adamın birleştiği bir “duygu sağanağı”…

Bizce İstiklal Marşı Mehmet Akif’in en olgun mahsulüdür… Aynı kudret bir de “Çanakkale Şehitleri’ne” şiirinde mevcuttur… Fakat orada daha ziyade bir tasvir vardır, ve tasvir sonrası bir “muhayyel tablo”…

İstiklal Marşı ise çok daha farklı; onda hal-mazi ve istikbal bir arada; bir terkip… Ve daha mühimi “istikbalin ana motifleri, ana çizgileri petekleştirilmiştir”…

Emir:

“Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın…”

7. LEYLA (Mutlak Hakikati Toprağa Davet)

1922’de yazdığı Leyla şiiri ile Akif harpten kurtulmuş, düşmanı kovmuş, devletini yenilemiş bir pozisyona gelmiş bir dava adamının “iç huzuru”nu aksettirmekten çok uzaktır… Hatta bu şiirde, geleceğe ait tespit ve temenniler hakimdir; mistisizm ve tecrid…

Düşen devlet binası tekrar yerine oturmuş fakat ya “ruh ve mana”?.. O yerinde değildir ve Akif yeni nesillere hedef gösteriyor: “Gel ey Leyla, gel ey candan yakın canan!”… Bürünülmesi gereken ruh ve giyilmesi gereken mananın resmidir Leyla…

8. AKİF, HAKİKATİN AKSETTİĞİ AYNA

Mehmet Akif, “bir hücreli” değildi; o bir “hücreler âlemi”ydi… Hücrelerin ördüğü dokular, dokuların inşa ettiği organlar ve organların içinde vazife taksimi yaptığı bir vücut… Ve bu vücuda inen ruh ve o ruha doğan nur…

Akif bir alim veya bir filozof değil, fakat bütün renkleri içinde taşıyan bir “beyaz ışık”tı… Bütün renkler onda, bütün ışıklar ondaydı… Bu yüzden, Akif (her Müslüman gibi) bütün beşeri (idrak sancılarının doğurduğu) çilelerin yani fikir mahsulleri’nin toplandığı ve cemiyete tekrar yansıdığı bir aynaydı… O bugünkü tabirlerle sağ ve solun aktığı bir havuzdu ve ondan çıkan boruların ucundaki çeşmeler şifa ve lezzet kaynağıydı… Çünkü O, ezeli ebedi yeni’nin ve tek hakikatin (Allah, Resul ve Kuran’ın) tebliğcisi, sanatkarı ve dava adamı idi…

Bütün yollar Akif’e çıkar; Akif’e İslam’a ve İslam büyüklerine…

9. MÜHÜR. 1

(Cemil Meriç’ten)

Günümüzün Türk aydını gönlünü tutuşturan korkunç ve içinden çıkılmaz meselelerin cevabını Akif’te arayabilir. Şair tufana yakalanmış bahtsız bir toplumu gemisine çağıran bir nevi Nuh Peygamber…

Tezat, hayatın kanunudur. Herkes aldanabilir. Yalnız o büyük vatan evladı hiçbir zaman yalan söylememiş ve kimseyi hataya sürüklemek istememişti…

Evet, buhranlar içinde kıvranan toplumumuz Akif’ten bir çok dersler alabilir ve almalıdır da.. Akif, Cevdet Paşa’yla başlayan, Tunuslu Hayrettin ve Sait Halim Paşa’larla devam eden bir düşüncenin son büyük temsilcisidir. O’ndan alacağımız derslerin başında çoktandır kaybettiğimiz bir fazilet var: İnsaf…

Akif, şairdir. Ama yaşadığı kıt’anın tarihini bütün derinlikleri ile bilen ve dertlerini ömür boyu kendi derdi olarak haykıran ezeli bir düşünce adamıdır da…

Akif’i bütün boyutlarıyla tanımak için kitabını elimizden düşürmemeliyiz. Fakat, bir mabede girer gibi saygı ile ve sevgi ile eğilmeliyiz o sayfalara… Safahat’ı okuyun. Hem sonsuz bir zevk duyacaksınız, hem de birçok hakikatlere aşina olacaksınız… Hem bir edebiyat şöleni, hem de bir iman tazelemek…

“Safahat” Türk dilinin en mükemmel ve en dolu kitaplarından biri. Akif’i dertlendiren umumi hüzün yalnız kendi tarihimizde yükselen ızdırap sayfaları değil, bütün mazlum İslam milletlerinin bugün maruz kaldığı insafsız istismar faciasıdır…

Emperyalizm hiçbir zaman Akif kadar müthiş bir düşman tanımamıştır… Akif hem bir ülkenin sesidir, hem de bütün bir kıt’anın… Bu çığlığa kulaklarımızı ve gönlümüzü açık bulundurmazsak hatalarımızın sonu gelmez…

MÜHÜR. 2

(Nurettin Topçu’dan)

Akif ifadesi üç harikanın terkib-i mahsulüdür: Bin yıllık tarih, bizzat kendi ruhunun (fezaya çekilmiş kılıcı andıran) Süleymaniye’lere nazire bedeni, bir de Allah kitabı…

MÜHÜR. 3

(Sezai Karakoç’tan)

Akif, muhteşem bir gün batışı karşısında huzursuz olurken, geçmekte ve bitmekte olan günü doğuş vakitlerini hatırlayarak teselli aramak yerine, mümkün olduğu kadar güneşin batışını geciktirmek için ışık işçilerini vazife başına davet etmekte, hiç olmazsa gelecek günün doğuşuna hazırlamakta çevreyi…

SON MÜHÜR. 4

(Necip Fazıl Kısakürek’ten)

Akif, büyük dava ve mücadelenin ilk, tamamıyla ilk, selim akıl ve hüsnü temsil ettiği için, örnek şahsiyet mevkiindedir, ve yarının bu davada zuhurunu beklediğimiz büyük adamı ve elmas nesli, öndeki bu ilk örnek şahsiyetini daima azizleştirecektir.

*

“Ezelde kaynaşan ervâha ayrılık var mı?

Cihan yıkılsa bu vahdet yerinden oynar mı?”

*

“Ağlarım, ağlatamam; hissederim söyleyemem,

Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!”

Sabahattin ŞENTÜRK

::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003077081

iletişim : editor@kimokur.com