Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




 PORTRELER
WILLIAM MONTGOMERY WATT Portre Resmi

 



Meşhur bir islamolog ve müsteşrik olan İskoçya Episcopal Kilisesi rahibi William Montgomery Watt,[1] 14 Mart 1909 tarihinde İskoçya’nın kıyı şehirlerinden olan Fife yakınlarında Ceres’te doğdu.[2] Anglikan bir din adamı Andrew Watt ile Mary (Burns)’ın oğlu ve tek çoçuğudur. Annesi (Jean Macdonald) muteveffa profesör Robert Donaldson’un kızıdır.


Tahsil hayatına 1914’te Lakhall Academy’de başlayan Watt buradan 1919 yılında mezun oldu. Daha sonra orta tahsilini George Watson’s College’de (Edinburgh) tamamladı (1919-1927). 1927-1930 yılları arasında Edinburgh Üniversitesi’nde eğitim aldı. 1930’da klasik edebiyat dalında yaptığı master’in yanısıra Oxford Üniversitesi’nde “Literae Humaniores”’den de mezun oldu (1932). Müteakip yıl Oxford’ta “Literatür Master” derecesini kazandı. Bir yıl sonra ise edebiyat sahasında bir başka mastere başlayıp üç yıl sonra onu da bitirdi.[3]


“Watt’ın lisansüstü çalışmalarını sürdürürken, 1934’den 1938 yılına kadar ahlak felsefesi sahasında Edinburgh Üniversitesi’nde ‘Assistant Lecturer’ olarak dersler verdi. 1936’dan itibaren hayatında dinin etkisi gittikçe ağırbasan ve bir din adamı olan babasının izinden yürüyen Watt, St. Mary Bolton Kilisesi’nde (Londra) papaz muavini (curate) oldu (1936-1941). Kilise onu 1943’te Küdüs’e gönderip 1946’ya kadar sürecek olan Anglikan Kilisesi İslam İşleri Müşavirliği’ne atadı. Böyle bir görev onun şark dünyasına olan ilgisini artırdı.”[4]


Küdüs’ten kendi Alma Mater’ine*, yani Edinburgh Üniversitesi’ne döndü ve 1946’dan 1947’ye kadar Kadim Felsefe dersleri verdi.[5] 1949 yılında Levi Della Ödülüne (Los Angeles- ABD) layık görüldü. 1947-64 yılları arasında Arap Dili kürsüsünde okutman olarak çalıştı. 1964’te Arap ve İslam Araştırmaları Bölümü Başkanlığına getirildi.  Bu görevi 1979’a,  emekliliğe ayrılıncaya kadar yürüttü. 1978-79’da ABD’nin Georgetown Üniversitesi’nde  Arab Etüdleri çalışmaları yaptı.[6]


Watt, Türkiye’nin ilmi çevrelerine yabancı olamayan bir bilim adamıdır. Çeşitli bilimsel toplantılar sebebiyle birkaç kez ülkemizi ziyaret etmiştir. 1976 yılının ilkbaharında yapılan I. Siret Kongresi ile 1985’de İzmir’de akdedilen I. Din Bilimleri Kongresi bunlar arasındadır.


 İngiliz Oryantalistleri derneğinin başkanlık görevini de bir süre üstlenen ve dini entellektüellerin çok yakından tanıdğı W. Montgomery Watt, İslam ve müslüman toplumlar, müslüman-hristiyan ilişkileri[7] üzerine araştırmalar yapan, yirmi dokuz eser (kitap) ve çok sayıda makale kaleme almış bir bilim adamıdır. Eserlerinin birçoğu Türkçeye çevrilmiştir.[8]


 


II. Watt’ın Tarih Anlayışı


 


Tarih denen olgu her toplumun aynasıdır. Tarih bilgisi ise insanı ve toplumu güçlü kılan bir unsurdur. Toplumlar, kaydettikleri tarih olguları ile kendi ben-idraklerini güçlendirmeye çalışırlar. Her toplumsal olgu tarihsel olgudur ve her tarihsel olgu da toplumsal bir olgudur. Yani tarihsiz sosyoloji ve soyolojisiz tarih olamaz. Yalnız sosyoloji, yalnız tarih düşünülemez; insan olaylarının somut bilimi ancak tarihsel sosyoloji ya da sosyolojik tarih olabilir. Tarih, birey ve toplum sorunları bir arada, bir bütün halinde incelenir: tarih sosyolojinin can damarıdır ve insan psikolojisi de ancak tarihle uyum halindeki bir sosyolojiye dayanmalıdır.[9] Le Bras’a göre sosyolojinin düşebileceği en büyük hata, tarihi unutmaktır.[10]


Watt, sosyoloji bilimi için bu kadar önemli olan  ve “toplumun  zaman içinde aldığı yoldan başka bir şey olmayan”[11] tarih kavramını iki anlamda kullanmaktadır:


1. Tarih olayların – insan amaçlarıyla ilgili olayların - akışına atfedilir ve “Tanrı tarihin sahibidir” veya ”İnsanlık tarihinin olaylarını Tanrı kontrol eder”[12] derken kastedilen mana budur. Ona göre Eski Sovyetler Birliği’nde Mihail Gorbaçov tarafından yapılan değişiklikler ve reformlar da Tanrı’nın teşvikiyle gerçekleşmiştir. Tanrı bizim dünyamızda devamlı olarak yeni şeyler getiren ve belli bir dereceye kadar insanlık tarihi üzerinde kontrol uygulayan bir varlıktır.[13]


2. Tarih yazımı, yani gerçekleşen olayların akışının anlatımı.


Ona göre tarihçinin asıl görevi, içinde olayların akışı demek olan son derece büyük ve karmaşık çalkantıyı barındıran önemli kalıpları açığa çıkarmaktır. [14]


Tarihî düşünceyi ifade eden herhangi bir görüş, anlaşılabilir ve kabul edilebilir olması için objektif detaylara uygun olmalıdır. “Bütün önemli tarih görüş ve ifadeleri bunun daha ötesine gider ve olayları seçerek, sınıflandırarak, bazılarına önem atfederek ‘modeller’ oluşturur. Sonuçta ulaşılan modeller tam bir objektiflik iddiasında bulunamaz”.[15] Yani, tarih yazmak sübjektif bir şeydir, çünkü tarihçinin kararları onun değerlerine bağlıdır. Değerler çeşitli ve muhtelif olduğuna göre tek tarihten bahsedilemez. Olgulara dayanan tarihle ilgili bir açıklamanın doğruluğunu içermez.[16] “Çağdaş tarihçi, kaynaklarındaki motif iddialarını genellikle dikkate almayacak ve bir kişinin dış davranışlarının bütünü hakkında elde ettiği bilgi ışığında kendi kişisel motiflerini ileri sürecektir”.[17]


Watt Batı’nın tarih bilim anlayışı ölçülerine sadık kalmıştır. Ona göre günümüzün tarihçisi, Hz. Muhammed’in başlattığı hareketin dini ve ideolojik yönlerini küçümsemeden ya da ihmal etmeden iktisadi, toplumsal ve siyasî zemin hakkında birçok soru sormak ister. Bu türlü etkenlerin, olayların akışını tamamıyla belirlediğini reddeden kimselerin bile, onların önemini kabul etmesi gerekir.[18]


Tarih doğrusal bir çizgi izlemektedir. Olaylar arasında kronolojik bir münasebet vardır. İlgisizmiş gibi görünen olayların bile birlikte dikkate alınması lazım.[19] Tarih olaylar ve kişiler zincirinden teşekkül eder.[20]


Yani zaman mutlak bir ilerleme kaydetmektedir ve bugün keyfiyet olarak dünden daha iyidir. Belli ki düşünürümüzde sosyal tekamül (social evolution) nazariyesi derin bir etki bırakmıştır. Böylece bir taraftan müslümanları tarihi idealleştirmekle suçlarken kendisi de insanlık tarihinin modern dönemini idealleştirmektedir. Kendisi çağdaş dünya bilimsel hareketinden, çağdaş düşünceden, medeni gelişmeden, Batı’da bilim ve teknolojideki  ilerlemeden, çağdaş durumdan bahsetmektedir.[21] Müsteşrike göre İslamın bazı kuralları tarihseldir. Mesela bir yerde İslam şeriatındaki kısas hakkında konuşurken şöyle demektedir: “Özel misillemenin, Kur’an’da emredilmesine rağmen, bugün insan toplumu için bir ideal olarak kabul edilemeyeceğinin temel nedeni, bunun başlıbaşına ahlak dışı olması değil, fakat ilkel bir toplum yapılanmasına ait olması ve onu öngörmesidir.”[22] Watt bu tür cezalandırmaları “anakronistik olduklarından” dolayı suçlar.[23]


 


 


A. Hristiyanlık ve İslam’da Kutsal Tarih


 


W. M. Watt kutsal kitaplardaki tarihi seküler veya laik tarihten ayırarak, kutsal tarih olarak adlandırmaktadır. Yani düşünürün tarih felesefesi konseptinde tarih ikiye arılır:  kutsal tarih ve seküler tarih. O İncil ve Kur’an tarihini kutsal tarih diye adlandırır ve onu mitik ve objektif olmayan bir tarih olarak nitelendirir.[24] Aşkın bir anlamlılığa sahip olan  kutsal tarihin belirgin özelliği olayların akışında Tanrı’nın etkin olması ve O’nun denetleyici bir güce sahip olmasıdır.


Eski Ahit’e göre İsrail oğullarının kutsal tarihi Tanrı’nın İbrahim’e kendi yurdunu bırakıp Filistin’e gitmesi çağrısyla başlamaktadır.


Yeni Ahit kutsal tarihi Tanrı’nın inayet ve inisyatifi ile olan Hz. İsa’nın doğumu, vaazları, havarilere yaptığı çağrı ve akidesinin belli başlı konularına, yahudi ve Romalı otoritelerle anlaşmazlığına, ihanete uğrayışına, yakalanışına, haça gerilişine ve yeniden dirilişine merkezi yer verilir. Ayrıca birkaç ayrıntıya değinen ilk hristiyanların bazı mektuplarını da ihtiva eder.


İslam’da kabul edilen genel öğretiye göre de Allah geçmişte çeşitli kavimlere ve en son Araplar’a ve tüm insanlığa Hz. Muhammed de içlerinde olmak üzere bir dizi peygamber göndermiştir. Müslümanlar için kutsal tarih bütünüyle Kur’an-ı Kerim’e dayanır.[25] Bu anlayışa göre Kur’an tarihi olaylar bilgisini nakleden, tarih hakkındaki haberleri nakleden bir kitaptır. Müslüman bir adam için Kur’an ve insan tarih geleneği arasında bir çelişme olursa, kutsal kitaptaki bilgilere itimat eder.[26]


İslam’daki kutsal tarih konsepsiyonuna göre Tanrı’nın tarihteki faaliyetleriyle ilgili bilgiler ilahi vahiyden alınmıştır.[27] “Tanrı daha önceki Peygamberleri çeşitli vesilelerle kurtardığı gibi, aynı şekilde, Hz. Muhammed ve ashabını da savaşta (Bedir’de olduğu gibi), zafer bahşederek, düşmanlarından kurtarmıştır”.[28] Bu noktada göze çarpan unsur tarihte olayların akışı kendiliğinden değil de Tanrı’nın iradesi ile gerçekleştiğidir. Yani Tanrı belli zamanlarda tarihe müdahale eder, tarihi kurar ve yönlendirir.


 


B. Tanrı’nın Tarihî Olayları Kontrolü


 


Kutsal tarih anlayışına göre, tarihi süreç içindeki olayların akışı Tanrı tarafından kontrol edilir. Bu iddia büyük bir olgular yığınına gömülmüş bir kalıba işaret eder. Bu olgu ve olaylar sadece Kur’an’da ve Kitab’ı Mukaddes’te bulunan tarihi içermemekte, aynı zamanda yahudi, hristiyan ve İslam topluluklarının ve bu toplulukların tek tek üyelerinin daha sonraki tarihi tecrübelerini de içine almaktadır.[29]


İncil ve Kur’an’da,  olayların Tanrı tarafından kontrol edilmesinin bir yolu Tanrı’nın tabii olaylara doğrudan doğruya müdahalesi şeklinde gerçekleşir. Mutlak güce sahip olan Tanrı olayları iki şekilde denetlemektedir:


a.   O, tıpkı İbrahim’i, Musa’yı ve Muhammed’i görevlendirdiği gibi, bazı kimselerin birtakım iş ve tasarıları üstlenmeleri “çağrısında bulunarak” bir dizi olayı başlatabilir.


b.   Savaşta çarpışıp zafer kazanmaları ve olumsuz şartlar altında bile geçinebilmeleri için insanlara güç verdiği gibi, bunu tersine olarak da Kendisine inananların muhaliflerinin güven kaybetmelerine, batıl inanç ve benzeri şeylerle oyalanmalarına sebep olarak, zayıflamalarına yol açabilir.


Watt, Tanrı’nın insanlara çağrısı veya inisyatifi olarak nitelenen çeşitli tecrübeleri “iç sesler” olarak nitelemektedir. Fakat, çağrıya kulak verip vermeme, sese uyup uymama konusunda karar kişinin kendisine aittir ve özgürlüğü tepelenmez.[30] Bahsettiğimiz iç sesler Tanrı’nın insanda tasarrufta bulunması olarak anlaşılmalıdır. Bunlara Tanrı tarafından insana doğuştan yerleştirilmiş ve onun mizaç ve yapısını oluşturan “yönelim” ve “radial enerji” tazyikinden kaynaklanır. Hristiyanlıkta bu çağrıların çoğu Ruhulkudüs’e atfedilir. Önemle vurgulanması gereken bir nokta da bunlar insanın kendini içinde bulduğu şartlara  karşı verilmiş uygun birer cevap niteliğindedir. Tanrı’nın Hz. İbrahim’e, Hz. Musa’ya ve Hz. Muhammed’e yönelmiş çağrısı bu peygamberlerin yaşadıkları sosyal ortam ve şartlara bağlıdır.


Tarihi denetlemenin ikinci yolu Kıtab-ı Mukaddes’te de, Kur’an’da da Tanrı’nın bireylere güç verdiği birçok iddia ile desteklenir. Tanrı savaşı kazandıracak miktarda insanlara güç hüner ve beceri vermesi Mezmurlarda sık sık zikredilir (bkz: 18:39, 44:5 vs.) Hz. Musa’ya, Tanrı’nın kavmini Mısır’dan alıp arz-ı mev’ud’a götürmek için gerekli olan güç verilmiş ve yüreği pekiştirilmişti. Yeni Ahit’te Ruhulkudüs’e, Yunanca kelimenin çok az bir farklı çağrışımı olsa da, Teselli edici, yani Güçlendirici denir ve Paul, Baba’ya: “Deruni adamdaki kendi Ruhu vasıtasıyla güç kuvvet bulmayı... siz (Efesoslulara) bağışlasın diye dua eder (Efesoslulara 3:16). Kur’an’da, Allah kendi nusratı ile istediğini güçlü kılar (Al-i İmran:13) ve meleklere “inananların kalplerini sağlamştırmalarını” emreder (el-Enfal:12).[31]


Sonuç olarak Watt’ın tarih felsefesinde deistik anlayış’a yer yoktur, yani Tanrı bir tarafa çekilmiş ve olaylara pasif olarak bakan bir Varlık değildir, o tarihî ve toplumsal olayları yönlendiren yapıcı öznedir diyebiliriz. O Allah’ın İslam’ı galib kıldığı kanaatı taşıyarak bir İslam tarihi yazmaktadır.


 


C. Kustal Tarih – Laik Tarih


 


Watt’ın tarih perspektifinde çok önemli bir yer tutan bu ikili tipoloji Hegel felsefesi ile gelişen tarih mantığının bir devamıdır denebilir. D. F. Straus bu felesefenin altında bir “Tanrısal İsa”, “İdeal İsa” olduğunu kaydetmektedir. B. Bauer ise buna “Fantom” der. Bauer’e göre Hegel kutsal tarihi (historıa divina) ile gerçek olaylar tarihi (historia res) bağdaştırmak istemiştir.[32]


Laik tarih siyasî, iktisadî, içtimaî, fikrî ve benzeri  etkenler olarak tanımladığımız kalıplarla ilgilenir. Diğer taraftan kutsal tarih, olayların İlahi vechesi ile ilgili kalıplar üstünde durur. Yahudilik, hristiyanlık ve İslam’ın kutsal tarihleri bu toplulukların her birinin kimliğini belirlemede yardımcı olur ve kolay kolay vazgeçemeyecekleri bir şeydir. Laik tarih ise milli topluluğun kimliğini belirler. Watt için kutsal tarih esas olarak tarihi süreçteki Tanrı-insan ilşkisi ile ilgilidir. Tarihi olayların akışında alternatif mevcuttur ki bunlar kutsal tarih tarafından ortaya konmuş genel tasavvura ait olacaktır. Bu durum laik tarih tarafından ortaya konmuş tasavvurun bir tamamlayıcısıdır. Bununla beraber, ayrıntılar konusunda bunlar birbirinden öyle uzaklaşır ki, bu iki tarih, sanki aynı olaylardan söz etmiyorlarmış gibi görünür.[33] Laik tarihin gayesi salt maddi olgu ve olayları ortaya koymak için güvenilir sonuçlar elde etmektir; fakat laik tarihçinin asıl işi bu olgulara yorum getirmesidir ve bu da tarihini yazdığı toplumun değer sistemine dayanılarak yapılır. Kutsal tarih anlayışında kutsal metinlerdeki olayların hepsi gerçektir. Mesela Watt’a göre İncil’deki Bilge Kişiler kıssası ile Kur’an’daki Hz. İbrahim’in Mekke’ye geldiği şeklindeki açıklamanın hristiyan ve müslüman toplulukları için ikonik bir doğruluğa sahiptir.


Seküler ile kutsal tarih arasındaki farkı Fukuyama’nın tarihin sonu ile dindar bir kişin tarihinin sonu (Kiyamet Günü) anlayışlarında daha somut bir şekilde görülebilir.


 


D. Tarihî Sürecin Genel Yönü ve Tarihin Sonu


 


İbrahimî dinlerde tarihi sürecin genel gidişine Tanrı karar verip kontrol ettiği iddiası hakimdir. Tanrı ayrıntılarına kadar elinde tutup yönettiği sözkonusu süreç içerisinde insanoğluna bir dereceye kadar özerklik tanımakla,  bir deneme ve yanılma unsurunu devreye soktuğu açıktır. Bu, biyolojik tekamüldeki çeşitli yolları denemesine benzemektedir. Topluluklar, işe yarayıp yaramadığını öğrenmek için bazı yolları denemek zorundadır Watt’a göre.


Tarih sahnesinde yatay ve dikey doğrultuda genel olarak bir hareket sözkonusudur; bu hareket Tanrı’nın ‘sınır şartlarının koyucusu’ olduğu, bireylere ve topluluklara bir yönelim yerleştirdiği olgusuyla birleştirilmelidir. Burada vurgulanması gereken nokta tarihi sürecin her yönünü Tanrı’nın kararlaştırmış olduğudur. 


Hristiyanlıkta olduğu gibi İslam’da da tarihi sürecin – yani bildiğimiz dünyanın – sonunun geleceği itikati mevcuttur Bu Apokalypsis veya Kıyamet Günü’dür.


Tarihin kıyamet gününden hemen önceki dönemine de önem verilmiştir (Kurtarıcı Mesih’in gelişi, Deccal’ın kırk yıllık saltanatı ve onun Hz. İsa ya da Mehdi tarafından mağlup edilişi).[34] Kur’an hesap gününde hükmedecek olanın yalnız Allah olduğunu açıkça belirtir. Hristiyanlıkta ise, İznik Amentüsü’nde kabul edilen resmi öğretiye göre hükmü geçecek olan Hz. İsa’dır. Hesaba çekilmenin sonu, insanların ebediyyen cennet ya da cehenneme gitmelerinin belirlenmesi olarak tasavvur edilmektedir.[35]


 


III. Sonuç


 


William Montgomery Watt’a göre tarih yüce bir varlık olan Tanrı’dan bağımsız bir olgu değil. Tanrı insanlık tarihi üzerinde sürekli kontrol uygulayan bir varlıktır. Olaylar arasında kronolojik bir münasebet vardır. İlgisizmiş gibi görünen olayların bile birlikte dikkate alınması lazım.


Düşünürün tarih felesefesi konseptinde tarih ikiye arılır:  kutsal tarih ve seküler tarih. O İncil ve Kur’an tarihini kutsal tarih diye adlandırır ve onu mitik ve objektif olmayan bir tarih olarak nitelendirir.


Watt’a göre zaman mutlak bir ilerleme kaydetmektedir ve bugün keyfiyet olarak dünden daha iyidir. Belli ki düşünürümüzde sosyal tekamül (social evolution) nazariyesi derin bir etki bırakmıştır.


Ona göre tarih yazmak sübjektif bir şeydir, çünkü tarihçinin kararları onun değerlerine bağlıdır. Değerler çeşitli ve muhtelif olduğuna göre tek tarihten bahsedilemez.
::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003077073

iletişim : editor@kimokur.com