Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




 PORTRELER
PROF. MUHAMMED HAMİDULLAH Portre Resmi
Washington’da mukim Dr. Haşmet Bey dostumuz, Muhammed Hamidullah Hocamız’ın vefat haberini ilettiğinde, kendi kendime "İslam semasının en parlak yıldızlarından biri daha kaydı" dedim. Geçen yılki ABD programımda, çok arzu etmeme rağmen, bir fırsatını bulup da ziyaret edemeyişime bir kez daha hayıflandım.

Alim öldü, bil ki âlem öldü. Yeri doldurulur mu, bilemem. Ama hiç de kolay gözükmüyor. Çünkü o, tam anlamıyla bir "İslam âlimi prototipi" idi. Allah vergisi bir kabiliyet, muhteşem bir kapasite, insanı hayrette bırakan bir dil yeteneği, ilme yatkın bir mizaç, yorulmak bilmeyen bir ilmi tecessüs, devasa bir birikim, dinmek bilmeyen bir tetkik ve tetebbu aşkı ve bütün bunlara zemin olan iman ve ihlasın hepsi onda mevcuttu.

1994 yılında Fransa’da programım vardı. Paris’e geçmişken çıkan ilk fırsatta Hamidullah Hoca’yı ziyaret edelim dedik. Eksik olmasın, Dr. Ali İhsan Bey kardeşim kılavuzluk ettiler. Yanlış hatırlamıyorsam, Sen nehrinin sağ yakasında, Louvre Müzesi’ne ve Milli Kütüphane’ye bir kurşunluk mesafede eski Paris’in taş yapılardan oluşan dar caddelerinden birindeki beş katlı bir apartmanın son katında oturuyordu.

Han kapısı gibi eski bir kapının önünde durduk. Hocamız evde yoktu. Paris’in soğuğunu yeme pahasına bekledik. Bir müddet sonra, baktım, sırtındaki kaşe paltonun içinde adeta kaybolmuş nurani yüzüyle Hamidullah Hoca göründü. Elini öpeyim dedim, kucaklayarak mani oldu.

Görmesi ve işitmesi zayıflamıştı. Ama aşkından hiçbir şey kaybetmemişti. Binanın bastıkça gıcırdayan ahşap merdivenlerini son kata kadar çıktık. 90’ına merdiven dayamış bu ihtiyar alimin beş katı her gün nasıl inip çıktığına şaşarken, şaşkınlığım o küçük bir odadan bozma ’ev’e girişimizle daha bir arttı.

Çünkü Hamidullah Hoca, kitaplarla dolu ikiye taksim edilmiş bu taş çatı odasında tek başına yaşıyordu. Ne merdivenden çıkarken koluna girilmesine izin verdi, ne de şekeri bizim tutmamıza.

Sohbetimiz sırasında o selis Arapça’sıyla bize ilk söylediği şey şuydu: "Elhamdülillah, bugün 7 Fransız daha İslam’la şereflendi." Anlaşılıyordu ki, muhatabımızın velut imanı hâlâ adam doğurmayı sürdürüyordu.

Bu müjdeyi verirken, sevinçten yaşlı gözleri parlıyordu. Hamidullah Hoca, Paris’in banliyölerinden birinde bulunan mescitte haftanın belli günlerinde ders veriyor, bu derslere başta Fransızlar olmak üzere her kavimden, her inançtan insan katılıyordu. Orada ilginç ihtida hikâyeleri de yaşanıyordu. Her dersin ardından kendi kendisiyle buluşup Allah’a teslimiyetle şereflenen insanlar çıkıyordu. İşte verdiği bu müjde, sadece bir günün hâsılatıydı.

Bir buçuk milyarlık ümmet ailesinin gözbebeği bir alimin, apartman izbelerinde odadan bozma bir dairede kimsiz kimsesiz yaşama savaşı vermesi, neye yorulmalıydı? Müslümanlar’ın hal-i pür melaline mi? Bir dava adamının İslam’ı Avrupa’nın dini haline getirmek için ödemek durumunda kaldığı bedele mi? Ya da bir İslam âliminin kimseye eyvallah etmeyen onurlu ve vakarlı duruşuna mı?

Daha sonra hocanın sağlığı iyice bozuldu. Yaşı 90’ı çoktan aşmıştı. Bir de haber aldık ki, ABD’de yaşayan yakınları artık tek başına yaşaması mümkün olmayan hocamızı yanlarına getirtmişler. Hocamız, 17 Aralık Salı günü, Jacksonville’deki ikametgâhında sabah namazını kılmış, kahvaltısını yaptıktan sonra istirahata çekilmiş ve bir daha da kalkmamıştı. O, asırlık bir ömrün yüz aydınlığı hasılatını kucağına alarak, gurbetten sılaya yürümüştü.

Şimdi Hamidullah ahiretin misafiri. Dünyanın ’yıldızları’ (=starları) olduğu gibi, ukbânın da yıldızları olur. Onların da meleklerden ve iyi ruhlardan hayranları olur. Zannımız o ki, Hamidullah da peygamberlerden, alimlerden, sıddîklardan, salihlerden ve şehitlerden oluşan öteki dünyanın yıldızları arasındaki yerini alacaktır.

Hamidullah Hoca’nın Türkiye Müslümanları’na karşı özel bir muhabbeti vardı. Onun bu muhabbeti İstanbul’daki Osmanlı bakiyesi kütüphanelerde yaptığı keşiflerle, bir tutkuya dönüştü. 1952’den itibaren İstanbul, Ankara ve Erzurum’da, misafir hoca olarak dersler verdi.

Her biri daha sonra kendi alanında söz sahibi olacak birçok talebe yetiştirdi. Prof Dr. Salih Tuğ, Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Prof. Dr. Yusuf Ziya Kavakçı bunlardan sadece birkaçıydı. Yani Hamidullah Hoca "hocaların hocası" idi.

O, siyer alanında kendi çağının bir numaralı otoritesiydi. Onun muhalled eseri el-Vesaiku’s-Siyasiyye’si, dokümanter bir çalışma olarak alanında rakipsizdi. İslam Peygamberi adıyla Türkçe’ye çevrilen siyerini okuyanlar, Hamidullah farkını hemen farkedeceklerdir. Ayrıca İslam’a Giriş adlı eseri, İslam’ı topyekün inanç sistemi ve bir medeniyetin kurucu öznesi olarak tanımak isteyenlere ilk elde tavsiye edilebilecek bir başucu eseridir.

Türkiye’de kimi sûfî çevreler ona karşı haksız bir husumet beslediler. Eminim ki bu çevreler, tıpkı Afgani, Abduh, Mevdudi ve Kutub’a yaptıkları gibi, onu da hiç tanımadan, okumadan kara listeye almışlardı. Hamidullah’ın talebesi olma makamındaki kimi değerli isimlere, "Baidullah" bile dedirtmişlerdi.

Umarım bu elim kayıp, o çevreler için de bir muhasebe yapma, yanlıştan dönme ve hatalarına istiğfar etme vesilesi olur. Adam kıymeti bilmek için adam kıtlığı çekmek gerekmediği anlaşılır. Zira kıymet bilmeyene kıymet yetmez. Ve dahi kıymet bilmeyenin kıymeti olmaz.

Allah, yüzyılın yüz akı hocamızı, mele-i a’lanın seçkin ruhları arasına katsın.

Prof.Dr.Muhammed Hamidullah

1906 yılında Haydarabad’da doğan Muhammed Hamidullah tahsil hayatını memleketinde tamamladı. Üstad, Hukuk Fakültesini bitirmiş olmasına rağmen Devletlerarası İslam Hukuku’na duyduğu meraktan mütevellid, alanında akademik kariyer yapmak üzere 1936 yılında Paris’e gitti.

Peygamberimize duyduğu sevgiden dolayı çalışmasının tamamına yakınını "siyer"e hasretti. Nitekim Paris Üniversitesi’nden "Peygamberimizin Savaş Mektupları" başlıklı teziyle doktor ünvanını alan Hamidullah Hoca, kısa bir süre sonra da bu kez Almanya’nın Tübingen Üniversitesi’ne kaydolarak "Devletlerarası İslam Hukuku" alanında ikinci bir doktora çalışması daha yaptı.

1947 yılında Paris’e yerleşerek uzun müddet bu kentte yaşadı. Kısa adı CNRS olan Fransız Milli Araştırmalar Merkezi’ne üye olan ünlü araştırmacı, bu kurumun bünyesinde hukuk ve İslam alanlarında sayısız bilimsel çalışmaya imza attı.

Kendine has özgün fikirleri ve geliştirdiği yeni araştırma metodlarıyla, 1950’li yıllarda uluslararası akademik çevrelerde ünü adım adım yayılan Üstad, yıllar boyunca tam bir gezgin gibi dolaşarak farklı ülkelerin yüksek öğrenim kurumlarında dersler verdi. Sözleşmeli profesör olarak ülkemize de gelen Prof. Muhammed Hamidullah, İstanbul Üniversitesi Edebiyat ve Hukuk Fakülteleri’nde, Ankara, İzmir, Konya ve Erzurum’da uzun süre dersler verdi.(1)

Bu dönemde bir çok Türk akademisyenin yetişmesine katkıda bulundu.

Hamidullah’ın Türkçe’ye çevrilerek yayımlanan başlıca eserleri şunlardır: İslâm’a Giriş (1961), Hz. Peygamber’in Savaşları (1962), İslâm’ın Hukuk İlmine Yardımları (1962), İslâm’da Devlet İdaresi (1963), İmam-ı Azam ve Eseri (1963), Modern İktisat ve İslâm (1963), İslâm Fıkhı ve Roma Hukuku (1964), Kur’an-ı Kerim Tarihi (1965), İslâm Peygamberi (1966, 2 cilt), Muhtasar Hadis Tarihi ve Sahifa-i Hemmam b. Münebbih (1967), Resulullah Muhammed (1973), İslâm Hukuku Etüdleri (1984), İslâm Müesseselerine Giriş (1984), İslâm, Bilim ve Felsefe (1990), İlk İslâm Devleti (1992), İslâm’ın Doğuşu (1997), Hz. Peygamberin Altı Orijinal Diplomatik Mektubu (1998), İslâm Anayasa Hukuku (1998), El Vesaiku’s-Siyasiyye (1998), İslâm Tarihine Giriş (1999).

::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003077082

iletişim : editor@kimokur.com