Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




 PORTRELER
TAKİYYUDDİN EN NEBHANİ KİMDİR? Portre Resmi

 

Takiyyuddin en Nebhani Kimdir?
Takiyyuddin en-Nebhani’nin Nesebi:
Doğumu 1909 İczim – Vefatı 1979 Beyrut
Adı: Muhammed Takiyyuddin b. İbrahim b. Mustafa b. İsmail b. Yusuf en-Nebhani
Baba Adı: İbrahim, Soyadı: Nebhani
Takiyyuddin en-Nebhani, Filistin’de yerleşen bedevi arap kabilelerinden biri olan Nebhan oğulları kabilesine mensuptur. Bu kabile, Filistin’in kuzeyinde Hayfa şehrine bağlı İczim köyünde yerleşmiştir.
Doğumu ve Yetişmesi
Takiyyuddin en-Nebhani, 1909’da İczim köyünde fakih bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesi hep ilimle ve dinle meşgul idi. Babası Filistin’de şer’i ilimler müderrisi idi. Annesi ve babası Şeyh Yusuf en-Nebhani’den şer’i ilimler öğrendiler. Dedesi Şeyh Yusuf en-Nebhani, Osmanlı Devleti’nde en önemli alim ve kadılardan birisi, Sultan Abdulhamid’in gözdelerindendi. Edebiyatçı ve şairdi. Dedesi Yusuf en-Nebhani’nin hayatı hakkında Hayrettin Zirikli "Alimler Fihristi" isimli kitabında şunları söyler: "Yusuf b. İsmail b. Hasan b. Muhammed en-Nebhani, ’Ebu’l Mehasin’ lakabını aldı. Şafii mezhebinde fakihtir. Edebiyatçı, şair ve mutasavvıf olan Yusuf en-Nebhani aynı zamanda da Yüksek Kadı idi. Filistin’de Cinin kasabasında kadılık yaptı. Daha sonra İstanbul’a göçtü. Ardından Musul vilayetine bağlı Suriye’deki "Yekva" ilçesine kadı olarak tayin edildi. Lazkiye’de Ceza Mahkemesi Başkanlığı yaptı. Daha sonra Kudüs’e ve Beyrut Hukuk Mahkemesi Başkanlığı’na tayin edildi. 48 kitap yazdı.
Takiyyuddin en-Nebhani böyle bir çevrede yetiştiği için, çevresi onun yetişmesinde etkili oldu. Onüç yaşına basmadan Kur’an’ı ezberledi. Dedesinin ilminden çok etkilendi. Ayrıca önemli siyasî konuları kavradı ve öğrendi. Çünkü dedesi Yusuf en-Nebhani’nin Osmanlı Devleti’nde adamları ile sağlam ve samimi ilişkisi vardı.
Takiyyuddin en-Nebhani, dedesinin yaptığı ilmî ve fıkhî oturumları, münazaraları ve münakaşaları dinliyordu. Onun bu davranışları dedesinin dikkatini çekti ve El-Ezher’e gönderilmesi için babasını ikna etti.
Tahsili ve İlmî Hayatı
Dedesinden ve babasından şer’i ilimlerin temelini öğrendi. Küçük yaşta Kur’an’ı ezberledi. İlkokulu İczim köyünde, Liseyi de Akka’da okudu. Liseyi bitirmeden dedesinin isteğine binaen Mısır’a gidip 1928’de Ezher’in Lise bölümüne girdi. Ezher’in lise bölümünü birincilikle bitirip diplomasını aldı. Ardından Ezher’e bağlı Dar’ul Ulum’a devam etmeye başladı. Dedesinin tavsiyesi üzerine Ezher alimlerinden Muhammed Hader Hüseyin’in derslerine devam etti. Ezher’in eski programını okuduğu gibi Ezher’de okutulan yeni programa göre de okudu. Üstünlük gösterip bütün dersleri birincilikle geçen Takiyyuddin en-Nebhani, hocalarının ve okul arkadaşlarının dikkatini çekti. Fikirleri derin, görüşleri olgundu. Bu özelliğinden dolayı Kahire’de yüksek okullarda fikrî münazaralara ve münakaşalara katılıyordu. Böylece hüccetli, delilleri kuvvetli bir kişi olarak tanındı.
1932 yılında Dar’ul Ulum ve Ezher’i bitirdi. Arapça ilimleri, fıkıh, fıkıh usulu, hadis ve hadis usulu, tefsir, tevhid ve kelam ilimlerini ve diğer ilimleri okudu. Bu ilim derslerine katılan en uyanık ve derin düşünen kişi olarak tanındı. Delilleri ince bir şekilde kavrayıp anlatıyordu. Fikir, münakaşa ve münazaralarda ikna edici delillere sahip idi. Ciddiyette, çalışkanlıkta, ilmi tahsil etmekte ve vaktini en iyi bir şekilde değerlendirmekte özen gösteren bir talebe olarak bilindi.
Çalışma Alanı
Tahsilini bitirip Mısır’dan Filistin’e Hayfa’daki Devlet Liselerine Şer’i İlimler hocası olarak tayin edildi. Aynı anda Hayfa İslam Okulunda da hocalık yapmaya başladı. 1932’den 1938 yılına kadar bir kaç şehre geçti ve bir kaç okulda öğretmenlik yaptı. Şer’i mahkemelerde çalışmak için müracaat etti. Filistin’de Bisan Mahkemesi’ne katip olarak tayin edildi. Sonra Taberiye’de aynı görevde çalıştı. 1940’da Hayfa Şer’i Mahkemesi’ne başkatip olarak tayin edildi. Ardından da aynı mahkemeye başkatip ve adlî müşavir olarak tayin edildi. 1945’e kadar bu görevde kaldı. 1945 yılında Remle Şer’i Mahkemesi’ne kadı olarak tayin edildi. 1948’de Filistin’in Yahudiler tarafından işgal edilmesine kadar bu görevini sürdürdü. 1948’de Filistin Yahudiler tarafından işgal edilince Şam’a geçti. Arkadaşı Prof. Enver el-Hatib’in Kudüs Mahkemesi’ne kadı olarak tayin talebi üzerine aynı yıl Kudüs’e geri dönerek Şer’i Mahkeme kadısı olarak tayin edildi. Ardından Şer’i Mahkemeler Müdürü ve Şer’i Yargıtay Başkanı Şeyh Abdülhamidt es-Saih tarafından Şer’i Yargıtay Üyeliğine tayin edildi. 1950’ye kadar yargıtay kadısı olarak görev yaptı. 1950 yılında bu görevinden istifa ederek 1951 yılından itibaren İslâmi İlimler Fakültesi’ne bağlı okullarda dersler vermeye başladı. Nablus’un büyük camii olan Mescid-i Kebir’de bir hutbe verdikten sonra dönemin Ürdün Kralı Abdullah (Kral Hüseyin’in dedesi) tarafından çağrılarak sorguya çekildi. Bunun üzerine Kral Abdullah’a şu cevabı verdi: "Allah’ı dost edineni dost edineceğime, Allah’a düşmanlık yapana düşmanlık yapacağıma dair Allah’a söz verdim." Ardından Kral Abdullah tarafından hapse atıldı. Araya bölgenin etkili alimlerinin girmesi ile hapisten çıkartıldı. Sonra Kudüs’e dönüp yüklendiği devlet görevlerinin tümünden istifa ederek şöyle dedi: "Benim gibi insanların herhangi bir devlet görevinde çalışması doğru değildir."
Devlet memuriyetinden istifa edip ayrıldıktan sonra ölümüne kadar geçen süre içerisinde hayatını İslâm mücadelesi ile geçirdi.
Eserleri:
İslam Devleti
İslam Şahsiyeti (Üç cilt)
İslam’da içtimai Nizam
İslam’da İktisadi Nizam
İslam’da Yönetim Nizamı
Tefekkür
İslam içtihatlar
Nebhani ve Filistin
Filistin asıllı olan En Nebhani, Filistin’de uzun seneler öğretmenlik ve hâkimlik yaptı. 1948’den sonra Beyrut’a geçti. Kudüs İstinaf Mahkemesi üyeliği ve Amman İslam Akademisi’nde hocalık yaptı. 1952’de Hizbu’t-Tahrir’i kurmak üzere görevlerinden istifa etti; Ürdün, Suriye ve Lübnan’da yaşadı, Beyrut’ta vefat etti. Parti, bugün Arap âlemi başta olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde faaliyet göstermektedir. 1990’lardan sonra Eski Sovyetler Birliği ülkelerinde, özellikle Orta Asya cumhuriyetlerinde faaliyetleriyle öne çıkmış bulunmaktadır.
Nebhani Aralık 1950’de Müslüman Kardeşler’den ayrılmadan önce ilk çalışması olan Filistin’i Kurtarmak [İnkaz Filistin]’ı tamamladı. Bu çalışmasında Yahudi egemenliğinin kuruluşunun tarihsel temellerini belirlemek için 19. ve 20. yüzyıllardaki Filistin tarihini incelemiştir. Kitabın son bölümünde Filistin’in kurtuluşu üzerine fikirleri yer alır. Nebhani, Filistin’i Kurtarmak’ta bir İslam devletinin kurulmasını zorunlu görmezken, daha sonraki yazılarında ve fikirlerinde bu olgu önemli bir tema haline geldi.
Nebhani’ye göre genelde Batılı emperyalistlerin komploları, özelde ise İngilizlerin gizli planları İslam dünyasının modern tarihini ve politik değişimin temellerini etkilemişti. Nebhani, çalışmasında 18. yüzyıl başlarında İngiltere ve Fransa’nın Yakın Doğu üzerindeki üstünlüğü elde etmek için çalıştıkları sıralarda hazırlanmış bazı planları ortaya çıkardı: 1978’de Napolyon’un Mısır’ı işgalinin asıl sebebi İngiltere’nin Arabistan’daki Vahhabi hareketine sağladığı desteği engellemek içindi. Nebhani’ye göre, Fransızlar İngiltere’nin Arabistan kıtasında artan nüfuzunu azaltmak istedikleri için Mısır’ı işgal etmişlerdi. Bu durum Mısır’ı Fransızlardan kurtarmak çabasındaki Osmanlı İmparatorluğu’nun İngiltere tarafından desteklenmesine yol açtı.
Bundan sonraki dönemde Muhammed Ali ve oğlu İbrahim idaresindeki Mısır’ın güçlenişine karşı oluşan İngiliz karşı hareketi, Arap tarihi seyrini belirleyecek önemli olaylardan biriydi. Nebhani’ye göre İbrahim’in, halifeliğin Osmanlı Türklerinden alınıp yeniden Araplara verilmesi konusunda Suriye’de başlattığı başarılı kampanya; muhtemel bir Arap halifeliğinin bölgedeki İngiliz hakimiyetini tehdit edeceğinden dolayı İngilizlerin Muhammed Ali’yi engellemesine sebep oldu.
Bölgede var olacak güçlü bir halifenin İngiltere ve Avrupa’nın İslam dünyası üzerindeki planlarını tehdit edeceği fikrine Nebhani’nin son eserlerinde sıkça rastlanır.
Nebhani’nin üzerinde durduğu ikinci bir konu ise milliyetçiliğin gerçekte Müslümanları bölmek ve Avrupa işgaline karşı Müslümanları güçsüz bırakmak için çıkarılmış bir fitne olduğu fikriydi. İngilizler Osmanlı İmparatorluğu’nda Arap ve Türk milliyetçiliği fikrini yayarak bu planı uyguluyorlardı. İmparatorluğun bu iki büyük halk kesiminin hızla birbirinden soğutulması sayesinde, Avrupalılar I. Dünya Savaşı’nın sonunda bölgeyi kolayca parçalayıp paylaşmışlardı.
Nebhani’nin bu çalışmasında Filistin sorununa önerdiği çözüm Müslüman toplumun temeli olan bir İslam devleti veya İslam hukuku kurmayı hedeflemiyordu. Buna karşın Nebhani hiçbir zaman Arap milliyetçiliğini savunmamış, aksine Arapları tek bir hükümet çatısı altında birleşmeye çağırmıştır.
1952 başlarında Nebhani ve Müslüman Kardeşler’in Kudüs’teki koluna mensup üç siyasi, kendi gruplarını kurmak için İhvan’dan ayrıldılar. Kasım ayında Nebhani ve üç eski İhvan üyesi Ürdün İçişleri Bakanlığı’na İslami Kurtuluş Partisi’nin yasal olarak tanınması için başvurdu. Fakat, bakanlık bu isteği parti programının Ürdün anayasasına aykırı olduğu gerekçesiyle reddetti. İslami Kurtuluş Partisinin Kudüs’te kurulduğunda iki temel amacı vardı: Bir İslam devleti kurmak ve Filistin’i özgürlüğe kavuşturmak... İlk merkezi Ürdün kontrolündeki Batı Şeria’da olan parti sonraları Lübnan, Suriye, Irak, Mısır, Tunus ve Türkiye’ye kadar yayıldı. Bu coğrafi yayılıma paralel olarak partinin ilgi odağı sadece Filistin’le sınırlı kalmayı, tüm İslam âlemini kuşatacak ve gerçek bir İslami düzen oluşturacak bir İslam devletinin kurulmasının hedeflendiği bir amaca doğru genişledi. Ancak bu şekilde yani ümmetin birliğini ve güçlenmesini sağlayacak bir İslam devletiyle Filistin’in kurtuluşu gerçekleştirilebilirdi.
Parti geniş bir yayılım göstermişse de, İslami grupların nüfuzlarının arttığı son yirmi yıl içerisinde dahi hedeflediği sayıya ulaşamadı. Buna rağmen parti bir İslami devletin temel ilkelerini de kapsayan detaylı ve itinalı bir programa sahipti. Hizbu’t-Tahrir’in lideri ve kurucusu olan Takiyüddin el-Nebhani’nin yazıları İslam devletinin canlanmasını sağlayacak ayrıntılı bilgileri içeriyordu. Onun yazılarının belki de en önemli yanı İslam devriminin gelişimini garanti edecek ve politik değişimi sağlayacak öncü bir İslami partinin gereğinin vurgulanmasıydı.
Mart 1953’te parti, İhvan örneğini takip ederek Ürdün’de hala etkin olan Osmanlı vakıflar kanunundan yararlanarak bir dernek olarak kaydedildi.
İki yıl sonra ise İKP (İslami Kurtuluş Partisi) tekrar politik parti olabilmek için gerekli girişimde bulundu ancak yine reddedildi.
Parti her ne kadar yasal bir statü kazanamadıysa da 1967 Savaşı’na dek Ürdün’de aktif bir konumda bulunmuştur. Bu süre boyunca parti Nebhani’nin İslam ideolojisini gizli çalışma grupları oluşturarak ve broşür dağıtarak yaygınlaştırmaya çalıştı. Aynı zamanda parti kendi adaylarını 1954 ve 1956 Delege Meclisi seçimlerine bağımsız aday olarak soktu ve her iki seçimde de birer sandalye kazandı.
Kasım 1953’te maruz kaldığı resmi baskılar onu ülkesini terk ederek önce 1959 yılına kadar kalacağı Suriye’ye, sonra da partiyi kurmak amacıyla Lübnan’a gitmeye zorladı. Kendisinin Ürdün’e geri dönmesine asla izin verilmediyse de Nebhani’nin partisi onun özellikle üç temada yoğunlaşan öğretilerini yaymaya devam etti. Bu temalardan ilki batılılaşmış Müslümanları politik, ekonomik ve sosyal düzenin yeni temelini oluşturmada İslam’ın kapitalizm ve sosyalizme tercih edilebileceğine ikna etmekti.
İkincisi İslam tarihini bugünkü politik zayıflığın nedenlerini açıklayacak bir bakış açısıyla incelemek konusundaydı. Son temaysa, Müslümanların İslam’ı, İslam devleti aracılığıyla yeniden inşa ederken dikkat edecekleri ölçülerdi.
İslam ve Modern İdeolojiler
1950’lerde mevcut 3 tip ideoloji yürürlükteydi. Kapitalizm, sosyalizm (komünizmi de içeren) ve İslam. Nebhani’ye göre kapitalizm, dini günlük yaşamdan koparmıştır. Kapitalizm kişi, fikir, mal ve dini özgürlük garantisi veren beşeri bir düzen sunar. Böylece kapitalizmin politik ifadesi olan demokraside insan, düzenin asıl kaynağıdır ve millet egemenliği esastır.
Buna karşın sosyalizm bütün varlığın yaratılmamış olan maddeye indirgendiği materyalist bir felsefeyi savunur. Sosyalizme göre din insanların harekete geçmesini engelleyen bir afyondur. Kapitalizm ve sosyalizm arasındaki temel farklılık ise kapitalizmin kişi hürriyetine ve bireye öncelik vermesine karşın sosyalizmin devletçe temsil edilen sosyal kolektifliğe dayanmasıdır. Her iki ideolojide de insanın mutluluğu fiziksel tatminliliğe ve duyguların memnuniyetinin sağlanmasına bağlıdır.
Öte yandan İslam sosyal düzen ve refahın, Allah’ın emir ve yasaklarına göre hareket ederek sağlanacağını savunmaktadır. Birey toplumun organik bir parçasıdır. Toplumun uyumu da mensupları olan bireylerin sahip oldukları ortak imandan kaynaklanır. Bireyler kapitalizmdeki gibi bütünüyle özgür olamazlar; dinden dönmek, zina yapmak, alkol ve bazı ekonomik girişimler (faiz gibi) yasaklanmıştır. Fakat iyice benimsenmiş sınırlar içinde Müslümanlar daha çok özgürlüğe sahiptir. Sosyal düzenin korunması devletle mümkün ise de, devlet düzenin asıl kaynağı değildir. O ulaşılması zorunlu bir amaçtan çok, bir araç niteliğindedir. Egemen olan şeriattır. Devlet, halkına şeriatın uygulanması için gerekli zemini hazırlayarak hizmet eder. Ayrıca İslam ilahi bir otoriteden kaynaklandığı için, onun düzeni her şeyden önce insanın itibarını, emniyetini, yaşam ve mal varlığını garantileyen değişmez ebedi bir tutarlılığa sahiptir.
İslam Tarihinin Analizi
Nebhani’ye göre Müslümanların gerilemesinin temel sebebi Arapçanın ihmal edilmesi sonucunda İslam’ın yanlış anlaşılmasıdır.
O, bu gerilemeyi dini hukuk alanında içtihadı sınırlayan Memluklulara dek dayandırmaktadır. Mükemmel bir Arapça bilgisi gerektiren içtihat ümmetin ilerlemesi için gereklidir: Memluklular bundan başka önceki hukukçuların fikirlerinin aynen uyarlanması anlamına gelen "taklit"i empoze etmişlerdi. Bu durum Müslümanların dini anlamalarına büyük oranda engel olmuştur. Sultanlar artık İslam hukukunun tam olarak nasıl uygulanması gerektiğini bilmedikleri için ümmet gerilemeye başlamıştı.
Osmanlılar İslam hukukunu yeniden canlandırmayı başarmışlarsa da, bunu İslam’ın doğru anlaşılmasından çok ilk dönem sultanlarının sağlam imanları ve güçlü bir ordu sayesinde gerçekleştirebildiler. Osmanlı İmparatorluğu İslam’ı canlandırma imkanına sahip olmuşsa da sultanlar, dini okullarda Arap alimleri sembolik rütbelerle ödüllendirerek Arapça ve içtihadı ihmal ettiler. Avrupalılar bilimsel ve teknolojik devrim çağını yaşarken, devlet Müslümanları eğitim ve bilim alanlarında desteklemediği için Osmanlılar geri kalmıştır. Bu yüzden Müslümanların çoğu dinlerini bugünün maddi dünyasına hitap etmeyen ruhani bir şey olarak algılamışlardı. Böylece Osmanlılar teknolojik olarak üstün Avrupa’ya karşı mücadele etme durumunda kalınca İslami ilkelere ters olmasına rağmen Batının kurum ve kanunlarını ayırt etmeksizin almak zorunda kaldılar. Osmanlılar Batı’dan alıntıları yasallaştırmak için fetvalar yayınlattılar. Fakat Osmanlılar İslam ile çelişen hiçbir değer ve düşünce taşımayan ve zararsız bir şekilde alınabilecek icatlar ile Batı sanayi arasındaki farkı anlayamadılar.
Nebhani Batı kültürünün İslam toplumuna sızmasında asıl etkenin emperyalizmin kültürel kolu olan misyonerlik faaliyetleri olduğunu düşünüyordu. Misyonerlerin insanlık ve bilgi adına gelmelerinin asıl amacı politik ve kültürel emperyalizmin temellerinin atılması idi. Nitekim 1940 ve 1960’larda yaşanan Lübnan bunalımı ileride (1861) kurulacak özerk bir rejimle bölgedeki Avrupalı güçlerin Lübnan’a yerleşmelerini sağlamak için misyonerler tarafından başlatılmıştır. Yine misyonerler 1857’de kurulan Suriye Bilim Topluluğu gibi kurumlarda farklı dinlerden insanların bir araya gelmesini sağlayan çalışmaları teşvik etmiştir. Ancak asıl amaç İngiliz, Fransız ve Amerikan misyonerlerince milliyetçi hareketlerin kışkırtılmak suretiyle Araplar Türklere yabancılaştırılıp son İslam devleti olan Osmanlı İmparatorluğunu yıkmak ve Müslümanlar arasındaki dinsel bağları koparmaktı.
Misyoner hareketi aynı zamanda Batılı fikirleri eğitimin temeli yaparak Orta Doğu eğitim sistemini değiştirdi. Böylece İslam’ın kendisi sadece ahlaki ve ruhi işlere indirgenerek Batılı dini kavramlara uymaya zorlandı. Misyonerlerin en büyük başarısı tahsilli Müslümanları Batı kültürüne yakınlaştırabilmeleridir. Nebhani incelemesinde Müslümanlar için modern tarihin en kötü olayı olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasını ve Mustafa Kemal’in hilafeti kaldırmasını ele alır. Savaş öncesinde Avrupalılarca Arap ve Türk milliyetçilik hareketlerinin ve Arap devriminin desteklenmesi imparatorluğun yıkılmasını çabuklaştırmıştı. Savaştan sonra işgalci güçler Mustafa Kemal’in halifeliği kaldırma sözü vermesi üzerine Anadolu ve İstanbul’u boşaltmıştır. TBMM’de ileri gelen politikacılar gerçekte bu anlaşmaya karşı çıktılarsa da Mustafa Kemal muhaliflerine karşı suikast ve terör kampanyası açarak amacına ulaşmıştır.
Son İslam devletinin yıkılmasıyla emperyalizm İslam kültürünü yozlaştırmayı başardı. Kültürel emperyalizmin etkisiyle 20. yüzyıl Müslümanları İslam hukukunun uygulanması için İslam devletinin gerekli olduğu gerçeğine artık ilgisizdiler. Zihinler Batılı fikirlerle öylesine doluydu ki İslami yönetim kavramı Müslümanlar için anlaşılamaz olmuştu.
Özel olarak gurup ve hareket ismi vermeksizin, Nebhani bazılarının okul, hastane, sığınak yapma ve hayırseverlik alanında yaptığı çalışmalara değinir. Bu grupların çalışmaları emperyalistlerin çıkarlarına uygun düşüyordu, çünkü yaptıkları şeyler herhangi bir siyasi amaç taşımıyordu. Diğerleri ise vaazlar, kitaplar ve derslerle halkı ve birey ahlakını arındırma gayretindeydiler. Bu girişimlerin başarısızlıkla sonuçlanacağı belliydi, çünkü sosyal reformlar bireylerin değişiminden çok; sosyal alışkanlıkların reformu, düşüncelerin yaygınlaşması, entelektüel ve dini havaya hakim olunması ile gerçekleşebilirdi. Özetle "İslam ne cami yaparak, ne de ahlakı koruyarak geri dönecektir." Çünkü bu tür kısmi çözümler İslam devletini yeniden kurmayı amaçlayan Müslümanları asıl hedeften uzaklaştırır.
İslam Partisinden İslam Devletine
Nebhani hareketin yönünü tayin ederken doğru ideoloji ile başlamanın ve bunu İslam partisinde sağlam bir metodolojiye oturtmanın önemini belirtir. İslam hükümetini tekrar kurmak için toplumla karşılıklı etkileşime girildiğinde bu partinin fikir ve uygulama arasındaki bağlantıyı sağlayan prensiplere göre gelişmesi gerekir. Nebhani tasarladığı İslam hükümeti için bir anayasa hazırladı, bu anayasa hükümetin üç branşı olan yasama, yürütme ve yargının gücü, ne şekilde paylaşacaklarını tanımlıyordu.
Nebhani’ye göre gerçek bir İslam toplumunun uyanması İslam hükümetinin tekrar kurulmasına bağlıydı. Allah’ın kanunu olan şeriat Müslümanlara bu görevi yapmalarını emrediyordu. Hükümetsiz İslam’ın etkili bir varlığı olamayacağı ve topraklar bir İslam hükümetince yönetilmediği sürece Daru’l-İslam olamayacağı için İslam hükümetini oluşturmak şarttır. İslam hükümetinde devlet başkanı şeriatın dini, ibadi ve ahlaki davranış yönleri dahil, her şeyle ilgilenir ve İslam’ın egemenliğini cihadla genişletir. Şu anda İslami eğitim zayıftır çünkü eğitim bu devletin gözetimindedir. İslami bir devlette de, ekonomi, kanun, eğitim, kadın-erkek ilişkileri ve dış politika şeriata göre düzenlenir.
Nebhani tarih boyunca halifeliğin kaldırılmasına dek Müslümanların İslam’ı uyguladıklarını kabul eder. Hükümet, İslam’ı Kadı’nın yetkisi içerisindeki dini mahkemelerce uygulatıyordu. Her mahkeme bu temeller üzerine dayanıyordu, ancak Osmanlılar emperyalizmin etkisiyle yaptıkları reformlarda bunların yanında medeni mahkemeler de kurdular.
İslam devletinin kurulmasına en büyük engel Müslüman toplumdaki Batı düşüncesinin egemenliğidir. Okullardaki batılılaşmış müfredat laik düşünceye sahip batılılaşmış yönetici bir sınıf yaratmaktadır. Ki bunlar, İslam ve politikanın bir olmasına karşıdırlar. Nebhani’nin önündeki engellerden biri de Batı kültürü etkisiyle toplumun sosyalizme, milliyetçiliğe ve vatanseverliğe ilgi duymasıdır. Son olarak da Orta Doğu rejimleri güçlerini İslami politikaya ters düşen Batı’ya borçludur.
Nebhani, siyasi süreçte başarı elde etmek için en güzel örneğin "peygamberin sünneti"nden alınması gerektiğini belirtir. Konunun önemini göstermek için İslami hükümet üzerine yaptığı çalışmasının yarısını Hz. Muhammed’in hayatını incelemeye ayırmıştır. İslam’ın asıl başlangıç noktası Hz. Peygamber’in Hz. Hatice, Hz. Ebu Bekir ve diğerlerini tek bir Allah’a ibadet etmeye çağırmasıdır."
İslami düşünce Hz. Muhammed’e vahyedilmiştir; o da bu düşünceyi yayma görevini üstlendi... Nebhani için Peygamber dönemindeki bu metot temel alınmalıdır. Yani İslami dirilişi sağlayacak bir lider olmalıdır; ancak bu peygamber olamayacağına göre, ümmetin çekirdeğini oluşturacak öncü bir toplum lideri ve kitleleri doğru yola yönelten ilham sahibi bir kişi olabilir.
Nebhani’nin Hz. Muhammed’in hayatını gündeme getirmesinin sebebi ilk Müslümanların üstesinden geldikleri güçlükleri ve sıkıntıları göstererek, bugünün reformcu Müslümanlarının işinin daha kolay olduğunu vurgulamaktı. Zira bugünün Müslümanları İslam’ı zaten benimsemiş insanların arasında yaşamaktadırlar. Hz. Muhammed çok tanrıcılara dini tebliğ ederken 20. yüzyıl reformcu Müslümanlarının insanlara dinlerinin gerektirdiklerini hatırlatmaları için çalışmaları yeterlidir. Bunun yanı sıra Nebhani’nin Hz. Peygamber’in yaşamını işlemesi, onun İslami partinin gelişimi konusundaki bakış açısına örneklik teşkil etmesinden kaynaklanıyordu.
İslam’da Siyasi Düzen [Nizamü’l-Hükm fi’l-İslam]’da Nebhani İslam devleti hakkındaki özel görüşünün ayrıntılarını açıklamaktadır. İslam devletinin temel ilkesi devletin gücünün "şeriat" tarafından sınırlandırılmasıdır ya da daha açık bir ifadeyle devlet şeriatın yerine getirilmesi için kullanılan bir araçtır. Dolayısıyla hem yönetici, hem de sıradan Müslümanlar aynı derecede şeriatın üstünlüğünü korumak zorundadırlar. Diğer temel bir ilke ise sadece bir İslam hükümetinin var olabileceği gerçeğidir. Hükümet organları yedi bölümden oluşmaktadır: Halife, halifenin bakanları, danışma meclisi, yönetim [idare], mahkemeler, silahlı güçler ve yerel hükümetler. Nebhani’ye göre bu örgütlenme biçimi 7. yüzyılda Arabistan’da Hz. Peygamber tarafından kurulan sistemin aynısıdır.
Devlet lideri şeriatı uygulamak için ümmeti temsilen çalışır. Liderin sıfatı şeriat tarafından belirlenmez, dolayısıyla halife ya da başka bir sıfat kullanılabilir. Hükümet lideri yetişkin sağlam bir kafa yapısına sahip erkek bir Müslüman olmalıdır. Kureyş’ten olması ya da müçtehit sıfatı taşıması zorunlu değildir, ancak bir kadın, devlet başkanı olamaz. Şura Meclisi’nin başkanlık için gösterdiği aday Müslüman kadın ve erkek seçmenlerce seçilebilir. Ancak gayrimüslimler başkanlık için seçimlerde oy kullanamazlar. Bir kez seçilen başkan Kur’an ve Sünnet’e bağlı kaldığı sürece ömrünün sonuna dek başkan olarak kalabilir. Şeriatı bozmakla itham edilirse yargıtay mahkemesince devlet başkanlığı görevinden alınabilir.
Devlet başkanı yönetimde yardımcı olmaları için bakanlarını belirler. Bunlar Batılı anlamda bir kabine oluşturmazlar, ama yönetimin ve İslami kuralların uygulanması için yardım ederler.
Nebhani ayrıca İslam devletinin dış politikasını belirleyecek kesin ilkelere sahip olacağına inanıyordu. Öncelikle dış ilişkiler devletin korunmasında özel bir öneme sahiptir. Bunun yanında İslami dış politikanın temellerini belirlemek; İslam’ı yaygınlaştırmayı ve İslam’ı yok etmeyi amaçlayan komploları açığa çıkarmayı sağlayacaktı.
İslam düşüncesini şekillendirmek için eğitimin İslam doktrini üzerine dayandırılması zorunludur. Bu yüzden tüm özel ve devlet okullarında tek tip bir müfredat programı uygulanmalıdır. Devlet bütün erkek ve kız öğrenciler için ilk ve orta öğretimi parasız yapmalıdır. Eğitimin toplumsal etkisini arttırmak için devlet aynı zamanda tüm halkın kullanabileceği kütüphane ve laboratuarların geliştirilmesini desteklemelidir. Eğitimin mevcut kuralları içerisinde Nebhani İslam devletinde konuşma ve basın hürriyetinin sağlanmasını sadece bir istisna dışında onaylamıştır: Hiç kimse İslam karşıtlığını savunan bir yayında bulunamaz.
Nebhani’nin fikirlerinin çoğunda Hizbu’t-Tahrir’i kurmak için ayrıldığı Müslüman Kardeşler’den etkilendiği kolayca gözlemlenebilir. Nebhani batılılaşmış Müslümanları İslam’a yeniden kazandırmanın önemine değinmiştir. Müslümanların gerilemesi ve İslam tarihin değerlendirme konularındaki fikirlerini onlarla paylaşmıştır. Gerçekten Müslüman Kardeşler ve Nebhani Müslüman toplumun mücadelede karşılaştığı problemleri irdelerken benzer terimler kullanmışlardır.
Ancak Nebhani ve Müslüman Kardeşler İslam’ın yeniden nasıl uyanacağı konusunda farklı düşünüyorlardı. Müslüman Kardeşler şeriat kontrolünde bir İslam düzeni oluşturmaya çalışırken bir İslam devleti kurmayı hedeflemiyorlardı.
Oysa Nebhani’ye göre bir İslam devleti olmaksızın İslam düzeninin kurulması olanaksızdı. Bu yüzden İslam düzenini oluşturacak bir İslam devleti tüm Müslümanlar için zorunlu bir gerçeklikti. Müslüman Kardeşler tersi bir bakış açısıyla algılıyordu. İslami düzenden bir İslam devleti doğacaktı.80 Hareketin seyrinde amaç farklılığı önemli bir ayrımdı. Bu aynı zamanda Müslüman Kardeşler’in İslam devletinin karakterini belirsiz bırakırken Nebhani’nin İslam devletinin anayasasındaki tüm detaylarla ilgilenmesinin de asıl sebebiydi.
Nebhani Müslümanlar için oldukça iyi tanımlanmış bir amaç gösterirken bunu geliştirmek için de bir program hazırlamıştı. Buna göre bireylerden oluşan küçük bir grupla başlayıp bunların önderliğinde Müslüman kitlelerin katılımını sağlayarak bir İslam devrimi gerçekleştirmek mümkündü. Görev siyasi olduğu için kullanılan araç da siyasi olmalıydı. Bu yüzden İslami siyasi bir parti oluşturmak gerçek bir zorunluluktu.
Hizbu’t-Tahrir’in ideolojik yapısındaki İslami netlik anlayışı Nebhani’nin düşünce çizgisine ters düşenlerin partiden ayrılmasına sebep oluyordu. Sonuçta bu dogmatik uygulama partiyi marjinal bir mezhep haline getirdi. Böylece Nebhani’nin öğretileri Batı Sünni Müslüman dünyasında düşük ilgi gördü.
::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003073428

iletişim : editor@kimokur.com