Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




 PORTRELER
BABANZADE AHMED NAİM Portre Resmi
Mehmed Akif şöyle der: "Bizim biçare Naim’in aniden vefatı beni çok sarstı. Evim barkım yıkılmış da ben altında kalmışım sandım. Bu zavallı şark öyle kıymetli vücutları bundan sonra çok zor yetiştirir."

Babanzade Ahmed Naim

Osmanlının son ve çalkantılı döneminde yaşamış fikir,siyaset ve ilim adamı olan Ahmet Naim, Süleymaniye kökenli Babanlar veya Babanzâdeler olarak bilinen kürt asıllı bir aileye mensuptur. II. Meşrutiyet döneminde had safhaya ulaşan fikri mücadelelere katılmış, neşir yoluyla İslam’a hizmet etmeye çalışmıştır.

1872 yılında Bağdat’ta doğdu. Babası (Baban) oğullarından son asrın tanınmış ilim ve idare adamlarından Mustafa Zihni Paşa’dır ki Mithat Paşa’nın Bağdat valiliğinde mektupçuluğunu yapmıştır. Tahsiline Bağdat’ta başlayan Ahmet Naim, Bağdat rüştiyesinin orta kısmını bitirdikten sonra İstanbul’a gelir. Galatasaray Sultanisi ve Mülkiye Mektebi’nde okudu. Bir ara Hariciye Nezareti Tercüme Kalemi’nde çalıştıktan sonra Maarif Nezareti Yüksek Tedrisat Müdürlüğüne getirildi. (1911–1912) Galatasaray Sultanisi’nde Arapça okuttu.(1912–1914) Maarif Nezareti Telif ve Tercüme odası üyeliğinde bulundu (1914–1915); bu görevini Darülfünun’un lağvedilmesine kadar (1933) aralıksız sürdürdü. 1915 yılında Darülfünun Edebiyat Fakültesi’nde ders vermeye başladı. Fakültede mantık, felsefe, ruhiyat ve ahlak derslerini okuttu. Bir ara Darülfünun (Üniversite) rektörlüğünde de (umum müdür) bulundu.

İLMİ YÖNÜ

Doğu ve Batı kültürüne aşina olan ve bunları çok iyi bilen Ahmed Naim, Arapça, Farsça ve Fransızca’yı çok iyi derecede bilmekteydi. Arap edebiyatından seçtiği ve tercüme ettiği parçaları 1901 yılında Servet-i Fünun dergisinde yayımlamaya başladı. Yazılarını “Bedayiu’l-Arab” başlığıyla neşretti.

1908’den itibaren çıkan haftalık Sıratı Müstakim (daha sonraları Sebilür Reşat) dergisinin hadis sayfasını Akif’in ricası üzerine kendisi hazırlıyordu. Arapçayı iyi bilen Babanzade daha sonra kendini Hadis dalında iyi yetiştirecekti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 21 şubat 1925 tarihinde Diyanet İşleri Reisliği bütçesi görüşülürken ilmiyeden Eskişehir Mebusu Abdullah Azmi Efendi 53 arkadaşının imzasıyla bir önerge sunmasının üzerine gerek Kur’an-ı Kerim’in ve gerekse İslami eserlerin türkçeye tercümesine karar verilir.Bu kararın akabinde Diyanet Reisi Ahmet Hamdi Aksekili bu işi yürütecek ehil insanları tesbite çalışır. Uzun bir uğraşı neticesinde Kur’an mealini Mehmet Akif Ersoy’a, Buhari’nin tercümesini de Babanzâde Ahmet Naim Bey’e verirler. Buhari Tercümesi görevini üstlenirken, meal yazması için Akif’i kendisi ikna etmiştir.

Babanzâde’nin ilmi şahsiyetini ön plana çıkaran diğer bir yönü de hiç kuşkusuz yukarıda da değinildiği gibi bir muhaddis oluşudur. Ahmet Naim’in bu yönü, Sahih-i Buhari’nin Tecrid-i Sarih Tercümesi’ne yazdığı mukaddimede ortaya çıkıyor. Yazdığı 500 sayfalık bu mukaddime, son derece önemli ve oldukça geniş bir hadis usulü kitabıdır. Merhum bu mukaddimeden sonra Tecrid-i Sarih’in iki cildini daha tercüme etmiştir. Maalesef bu eseri tamamlayamadan vefat etmiştir. Daha sonra bu tercüme işini Prof. Dr. Kamil Miras devralmış ve bitirmiştir. Tamamlanan Buhari tercümesi, “tecrid-i sarih” olarak 12 cilt ve bir de fihrist olarak hizmete sunuldu.

Ahmet Naim aynı zamanda felsefe alanında da kendini çok iyi yetiştirmiştir. Öyle ki ünlü Fransız filozoflarından George Fonsgrive’in bir eserini “İlmü’n Nefs” adıyla Türkçeye çevirmiştir. Bu eserle 1900 felsefi terime karşılık bulan müellifimiz, devrin ilim erbabı tarafından takdirle karşılanmıştır.

SİYASİ YÖNÜ

Siyasi anlamda “İttihad-i İslam” fikrini savunan Ahmet Naim İslam kardeşliğine zarar veren asabiyye fikrine doyurucu açıklamalar getirmiştir. Asabiyye fikrini yorumlayarak dini açıdan kabih görülen anlayış ve müstahsen görülen anlayışları birbirinden ayırmıştır. Bununla beraber Türkçülük cereyanlarına Türk olmadığı için cephe aldığı ileri sürülen Ahmet Naim, İslam birliği açısından sakıncalı bulduğu Arap İttihat Kulübü’nün isim ve kuruluşunu da tenkit etmiş arab kardeşlerine sitem ve öğüt içeren yazılar kaleme almıştır. Kavmiyet ve cinsiyet davası gütmeyi İslam’ın varlığı için kanser kadar tehlikeli bulmuş, bunu “yabancı bir bid’at”, “Frenk hastalığı” olarak nitelendirmiştir. Ve bu hususta İslam’da Davay-ı Kavmiyet adında mühim bir eser yazmıştır.

Döneminde yükselen ulus-devlet anlayışına karşı ümmetçiliği (İttihadı İslam) savunan A. Naim, Türkçülüğe karşı reddiyeler ve yazılar yazdı. Dönemin Türkçü akımı ve görüşlerine karşı basında ciddi yazılar kaleme aldı (1914). Bu dönemde "İslam Irkçılığı Menetmiştir" adlı meşhur risalesini yazmıştır. Irkçılık ve kavmiyetçilik anlayışının ne başa bela olduğunu dile getirenlerin en başındaydı.

Bir ara millete faydalı olur kanaatiyle Mehmet Akifle beraber İTC (İttihat Terakki Cemiyeti) üyeliğine girerler. Sonra nemenem bir kulüp olduğunu anlayınca beraberce ayrılır ve sohbet grupları oluştururlar.

1933 yılında İstanbul Darülfünun Edebiyat Fakültesinde rektör ve eğitim görevlisi iken "Dini Reformlar" adlı bir teşekkülde yer alması için baskılar yapıldı. Oluşturulan heyette yer aldı. Önüne gelen bu reform taslağını onaylamadığı için o ve onun gibi öğretim görevlileri (Ferid Kam, İ.H.İzmirli v.b) görevlerinden baskı ile atıldı. İşini ve canını kaybetmek pahasına bunu göze aldı. "Din Reformu" adı altında yapılmak istenenlere bakıldığında; Ezan ülkenin her tarafında zaten Türkçe okunuyordu. Camilere kiliselerdeki gibi sıralar koymak, camiye ayakkabıyla girmek, müzikli aletler yerleştirmek (piyano vs.), Türkçe ibadet, namazın şeklinin değişmesi vs… Yani hedef Milli devlet, Milli din, Milli bir ibadet şekli ortaya çıkarmaktı…

Şapka kanununa muhalefet ederek derslere siyah bir takke ile giren Ahmet Naim‘in daha birçok konuda müteyakkız olduğunu görebiliriz;

1- İlk eseri olan (Temrinât) mukaddemesinde medresede Arapça öğretilmediğini söyledi. Ve medrese metodunun çok yanlış olduğunu ispat etti.

Bu fena usul neticesinde yirmi senelik medrese tahsilinin ne bir satır Arapça yazmağa, ne bir gazete mütalea etmeye yardımı olamadığını yana yakıla anlattı.

2- Ahmed Naim, birçok program komisyonlarında da bulundu, münakaşalara iştirak eyledi, birçok yanlış görüşleri doğrulttu.

3- Şarkta (Katoliklik neşri) komitesine pek çok yardımı dokunan İtalyan Prensi (Gaytano) nun (İslâm Tarihi)’ndeki kastî ve garazkâr yanlışlıkları teşrih için bir sıra makaleler yazmağa başlamıştı. Fakat bir çok mânialar, müdafaanın devamına engel oldu.

4- Ahmed Naim bir camiaya bağlanmış olanların fırka düşmanlıklarıyla, millî ve kavmî kinlerle birbirlerine hücumu zarar getireceğini de ispata çalışmıştır. İslâmiyet’te kavmiyet davası risalesi bu fikri temsil eder. Merhum bu noktada haklı mütalalar söylemiş ve fırka kinlerinin tarih ve siyasette kaça mal olduğunu anlatmağa gayret etmiştir.

5- (Ahmed Naim, Tevfik Fikret’in Tarihi kadim manzumesinden çok müteessir olmuştu. Fikreti: “Manevî en büyük istinatgâhtan mahrum, bedbaht, ölmeğe mahkûm bir insan” diye telâkki ederdi. Garp filozoflarından iki üç kişi müstesna olmak üzere hiç kimsenin ulûhiyeti inkâr etmediğini Fikretin neden anlıyamadığını hayretle sorar, onu felsefî vukuftan mahrum sayardı. “Yarım fıkıh insanı dinden, yarım tıp candan eder” derdi.

6- “Merhum” (Hadis okutma) usullerinin çok ıslaha muhtaç olduğunu iddia eder ve yirminci asrın tarih usulleriyle ilk hadiseleri derleyenlerin türeleri arasında yakınlık bulurdu. Buharî tercümesine yazdığı mukaddemede bu meseleyi; yüreği yanık bir İslâm mütefekkiri noktasından teşrih etmiştir. Bu eserin mukaddemesinde üç nokta buluyoruz.

(a) İlk hadis derleyenlerin yirminci asır, tarihçilerine yaklaştıklarını, yani ananelerle senetleri tetkikte ileri gittiklerini ispat,

(b) Birkaç yüz yıldır hadisle uğraşanların bu (metod) meselesinde kemal gösteremediklerini ihsas,

(c) Hadisler, bu asrın kafasıyla tetkik edilmedikçe İslâmiyet’in hakikatlerini ilim piyasasından geçirmeye imkân kalmayacağı neticesini çıkarmaya okuyucuları davet.

13 Ağustos 1934 de namaz kılarken vefat etmiştir. Arkadaşlarından muallim Cevdet; ‘Biz onu Fatih Camiinden Edirnekapı’sında ebedî medfene götürürken sekiz on dostundan başka ne ilmi ocaklardan, ne Üniversiteden, ne büyük mekteplerden, ne Vilâyetten, ne Halkevlerinden resmen kimse yoktu. Acıklı bir hal!..’ diye yakınıyor. Yanına defnedilecek olan kadim dostu Mehmet Akif de onun ölümünden sonra şunları söylemiştir:

"Bizim biçare Naim’in aniden vefatı beni çok sarstı. Evim barkım yıkılmış da ben altında kalmışım sandım. Bu zavallı şark öyle kıymetli vücutları bundan sonra çok zor yetiştirir."

ESERLERİ:

1) Temrinat 1900
2) Mebadi-i felsefeden İlm-ün Nefs (tercüme) 1915
3) İslamda Dava-i Davmiyet 1916
4) Hikmet Dersleri (felsefe) 1919
5) İlm-i Mantık (tercüme) 1919
6) Tevfik Fikrete Dair Filozof Dr. Rıza Tevfik beyfendiye ( cevap) 1920
7) Ahlak-ı İslamiyye Esasları 1924
8) Kırk Hadis (tercüme) 1925
9) Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecridi Sarih Tercümesi 1-2 cilt 1928

 

::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003073420

iletişim : editor@kimokur.com