Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




 PORTRELER
İBNİ RÜŞD 1126-1198 Portre Resmi
Ebü’l-Velîd Muhammed b. Ahmed b. Muhammed el-Kurtubî. Seçkin bir ailenin çocuğu olarak 520 (1126) yılında Kurtuba’da (Cordoba) doğdu. Kendisi gibi babası ve dedesi de Kurtuba’da kadılık yapmışlardı. Dedesi Ebü’l-Velîd Muhammed aynı zamanda Kurtuba Camii’nin imamı idi. Düşünüre, kendisine adını veren dedesinden ayırt edilmesi için "hafîd" (torun) denmiştir. Aristo’nun felsefî doktrinine sadık kalarak eserlerini şerhettiğinden İslâm âleminde "şârih", Latin dünyasında "commentator" unvanıyla tanınmış, Batı’da İbn Rüşd adının tahrif edilmiş şekliyle Averroes olarak anılmıştır.

İbn Rüşd ismi Endülüs’teki yahudiler tarafından Aben Roşd diye telaffuz edilmiş, isim İspanyollar’ca Aven Roşd şekline dönüştürülmüş, bu da Latince’deki bazı telaffuz özelliklerinin tesiriyle Averroes veya Latince çekim kurallarına uydurularak Averroys olarak söylenmiştir. İbn Rüşd temel dinî ilimleri babasından öğrendi. Hafız Ebû Muhammed b. Rızk’tan fıkıh dersleri aldı; Endülüs’te âdet olduğu üzere İmam Mâlik’in el-Muvatta adlı eserini ezberledi. Ebü’l-Kâsım İbn Beşküvâl’den hadis ve usûl-i fıkıh okudu. Kadı Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’nin öğrencilerinden Ebû Ca’fer İbn Hârûn et-Tercâlî ve Belensiyeli (Valencia) Ebû Mervân İbn Cüryûl’den (Cürrayûl, Huryûl) tıp ve matematik öğrenimi gördü. Ayrıca Ebû Mervân b. Meserre, Ebû Bekir b. Semhûn ve Ebû Ca’fer b. Abdülazîz gibi hocalardan ders okudu, Ebû Ca’fer ile Mâzeralı Ebû Abdullah’tan icazet aldı.

İbn Rüşd’ün Kurtuba’dan önce bir sü¬re İşbîliye’de (Sevilla) kaldığı ve İbn Bâcce’nin 529 (1135) yılında İşbîliye’de bulunduğu dikkate alınacak olursa İbn Rüşd’ün çocukluğunda kısa bir süre de olsa İbn Bâcce’den ders aldığı söylenebilir. Muhtemelen Halife Abdülmü’min el-Kûmî’nin kurduğu medreselerle ilgili olarak 548’de (1153) ilk defa Merakeş’e giden filozofun burada astronomi alanında çalışmalar yaptığı Aristo’nun De Caelo et mundo adlı eserine yazdığı şerhten anlaşılmaktadır. Bundan bir müddet sonra İbn Tufeyl ile tanışan İbn Rüşd’ün 565 (1169) yılında onun tarafından Sultan Ebû Ya’küb Yûsuf İbn Abdülmü’min’e takdim edildiği bildirilmektedir. Buna göre veliahtlığı döneminde hayatının büyük bir kısmını Endülüs’te geçiren Ebû Ya’küb Yûsuf buradaki zengin kültür muhitinden etkilenmiş, ardından İbn Tufeyl’in sohbetlerine katılarak bilim ve felsefeye merak sarmış, bu amaçla felsefe ve tıpla ilgili eserleri kütüphanesinde toplamıştı. İlme ve felsefeye olan ilgisi onu Aristo’nun eserlerini incelemeye sevketmiş, fakat filozofun üslûbunu anlamakta zorlandığı için İbn Tufeyl’den, açıklamalar yapmasını istemişti. O sırada altmış sekiz yaşlarında olan İbn Tufeyl bu külfetli işi yapamayacağını, ancak bunu gerçekleştirecek birinin bulunduğunu söyleyerek İbn Rüşd’ü halifeye takdim eder. Felsefenin temel meseleleri üzerine halifenin sorduğu sorulara uygun cevaplar vermesi üzerine büyük takdir gören İbn Rüşd çeşitli armağanlarla ödüllendirilir.

Bu olaydan sonra 565 (1169) yılında İşbîliye kadılığına tayin edilen İbn Rüşd, hükümdarın isteği doğrultusunda Aristo’nun eserlerini şerhetmeye başlar. Aynı yıl Aristo’nun Eczâ’ü’l-hayevân adlı kitabına yazdığı şerhin dördüncü bölümünde, işlerinin yoğunluğu sebebiyle yeterince çalışamadığından ve Kurtuba’dan uzaklaştığı için aradığı kaynak eserleri bulamadığından yakınır. Fakat bu görevi uzun sürmez, 567’de (1171) Kurtuba başkadısı olur. Daha sonraki yıllar filozo¬fun telif hayatının en yoğun geçtiği dönemlerdir. Nitekim el-Mecistî’nin (Al-magest) özetinde, bir yandan eserler kaleme almaya çalışırken bir yandan da görevi gereği değişik yerlere gitmek zorunda kaldığını belirtir. Ancak bu yolculuklarında bile ilmî çalışmalarını aksatmadığı bilinmektedir. Nitekim 574’te (1178) Fas’ta Cevherü’l-felek’i 575’te (1179) İşbîliye’de ilahiyata dair bazı kitapları tamamlamıştır. 1182 yılında Ebû Ya’küb Yûsuf onu İbn Tufeyl’in yerine özel doktoru olmak üzere yeniden Merakeş’e davet eder.

580 (1184) yılında halife vefat edince yerine geçen oğlu Ebû Yûsuf Ya’küb el-Mansûr da İbn Rüşd’e saygıda kusur etmez ve sarayında özel hekim olarak çalışmasını rica eder. Fakat 591’de (1195) Kastilya (Castilla) Kralı VIII. Alfonso ile savaş¬mak üzere Ebû Yûsuf un Endülüs’e gelip Kurtuba’da konakladığı sırada çoğunluğunu fukahanın teşkil ettiği bir grup, daha önce Merakeş’e ulaştırdıkları anlaşılan İbn Rüşd aleyhindeki şikâyetlerini yeniden hükümdara arzederler. Bunun üzerine hükümdar, Kurtuba Camii’nde İbn Rüşd ile birlikte muhaliflerin ithamlarını dinler ve savaş ortamında zuhur edebilecek olumsuz durumları da göz önünde bulundurarak İbn Rüşd ile birlikte Ebû Ca’fer ez-Zehebî, Bicâye (Bougie) Kadısı Ebû Abdullah Muhammed İbrahim, Ebü’r-Rebr el-Kefîf, Ebü’l-Abbas el-Karâbî gibi devrin pek çok âlimini, Kurtuba’ya73 km. mesafede eski bir yahudi yerleşim yeri olan Elîsâne’de (Ellisâne, Lucena) mecburi ikamete tâbi tutar.

İbn Rüşd’ün gözden düşmesinin sebebiyle ilgili olarak kaynaklarda farklı rivayetler yer almaktadır. İbn Ebû Usaybia’nin Kadı Ebû Mervân el-Bâcî’den naklettiğine göre hükümdar, VIII. Alfonso ile savaşmak üzere geldiği Kurtuba’da yanında bulunan İbn Rüşd’e, meclisinde, yakın dostu Hafs el-Hintâtî’nin oğlu ve hükümdarın damadı Ebû Muhammed Abdülvâhid’in üstünde bir yer vermişti. Mecliste hazır olanların hükümdar katındaki bu mevkiinden dolayı İbn Rüşd’ü kutlamaları üzerine düşünür, hükümdardan beklediğinden daha az iltifat gördüğünü bildirerek önemsemez bir tavır takınır. Bu durum muhalifleri tarafından Ebû Yûsuf Ya’kûb’a ulaştırılınca hükümdar onun ve taraftarlarının sürgün edilmesini kararlaştırır. İbn Ebû Usaybia’nın yine Bâcî’den aktardığı diğer bir rivayete göre ise İbn Rüşd’ün hükümdarla senli benli konuşması ve hayvanlarla ilgili olarak yazdığı bir kitapta zürafadan bahsederken onu Berberî hükümdarının yanında gördüğünü yazması muhalifleri tarafından Berberî asıllı olan halifeye ulaştırılınca hükümdarın canı sıkılmıştı. Durumun farkına varan filozof, "iki kıtanın (Afrika-Avrupa) kralı" anlamında kullandığı "melikü’l-berreyn" ifadesini müstensihin yanlışlıkla "melikü’l-Berber" şeklinde yazdığını bildirip özür dilemişse de hükümdarın kendisine olan güveni sarsılmıştır. Ensârî, İbn Rüşd’ün Kurtuba kadısı iken halk arasında dehşetli bir fırtınanın kopacağına dair haberlerin yayılması üzerine bazı kişilerin bu olayı Âd kavmini helak eden rüzgâra benzettiklerini ve çevrede mazgallar kazarak içine girdiklerini, buna karşı çıkan düşünürün, "Âd kavminin gerçekten var olup olmadığı bile belli değildir, dolayısıyla onların ne şekilde helak edil¬diklerini bilmiyoruz" demesini gerekçe göstererek Kur’an’da yer alan bir hadiseyi inkâr ettiğini ileri süren muhaliflerinin şikâyeti üzerine sürgün edildiğini bildir¬mektedir. Ayrıca Ensârî sürgün olayını bir başka açıdan da değerlendirmektedir. Ona göre îbn Rüşd’ün Elîsâne’ye sürülmesinin sebeplerinden biri de onun Halife Mansûr’un kardeşi Ebû Yahya’nın tarafını tutmasıdır. Ebû Ya’küb Yûsuf tahta geçtiğinde gerek kardeşleri gerekse amcası onun aleyhinde bazı komplolara karışmışlardı. Hükümdar, Portekiz Kralı Alfonso ile savaşa girdiğinde kardeşi Ebû Yahya’yı Kurtuba’ya vali tayin etmişti. Bu sırada Kurtuba kadısı olan İbn Rüşd ile Ebû Yahya arasında samimi bir dostluk kurulmuştu. Savaştan sonra Merakeş’e dönen halife ağır bir hastalığa tutulmuş ve hayatından ümit kesilmişti. Bunun üzerine Ebû Yahya, kardeşinin ölmek üzere olduğunu bildirerek kendisinin tahta geçirilmesi için Endülüs’ün önde gelen bazı şahsiyetleriyle temas kurmuş, ancak durumdan haberdar olan Ebû Ya’küb, Selâ yakınlarında kardeşini yakalatarak öldürtmüştü. Ebû Yahya ile İbn Rüşd arasındaki dostluktan hükümdarın rahatsızlık duyduğu ve bu yüzden onu Kurtuba’dan uzaklaştırdığı söylentisi yayılmıştır. Abdülvâhid el-Merrâküşî’ye göre ise filozofun gözden düşmesinin sebebi, Aristo’nun eserlerine yazdığı şerhlerden birinde Venüs’ün (Zühre) bir tanrı olduğunu söylediği iddiasıdır.

İbn Ebû Usaybia tarafından kaydedilen, İbn Rüşd ile birlikte Elîsâne’ye sürülenlerin de felsefe ile uğraştıklarından dolayı sürgün edildiklerine dair anekdota dayanarak başta Ernest Renan olmak üzere pek çok Batılı araştırmacının ısrarla vurguladığı gibi bu sürgün olayının felsefeye karşı Endülüs’te ortaya çıkan bir antipatiden kaynaklandığı iddiası fazla tutarlı görünmemektedir. Nitekim Leon Gauthier de halifenin İbn Rüşd’ü cezalandırmak için değil hıristiyanlarla yapılan savaştan dolayı söz konusu kararı almış olabileceğini bildirmektedir. Aksi takdirde yukarıda adı geçen fukahanın İbn Rüşd ile birlikte sürgün edilmesinin izahı güçleşir.

İşbîliye halkının ısrarlı talepleri üzerine bu mecburi ikamet kararı çok geçmeden kaldırıldı. İbn Rüşd’e eski itibarını iade eden Halife Ebû Yûsuf el-Mansûr onu Merakeş’e davet etti. Filozof bu daveti kabul ederek Merakeş’e gitti, ancak kısa bir süre sonra 9 Safer 595’te (11 Aralık 1198) vefat etti. Cenazesi önce Merakeş’te gömüldü, üç ay sonra da memleketi olan Kurtuba’ya taşınarak İbn Abbas Mezarlıği’ndaki aile kabristanına defnedildi. İbn Ebû Usaybia. İbn Rüşd’ün Endülüs’ün çeşitli yerlerinde kadılık yapan oğulları bulunduğunu, bunlardan Ebû Muhammed Abdullah b. Ebü’l-Velîd İbn Rüşd’ün değerli bir hekim olup Halife Nasır-Lidînillâh’ı tedavi ettiğini ve Hîletü’l-bür’ adlı bir tıp kitabı kaleme aldığını bildirmektedir.

İbn Rüşd’ün öğrencilerine gelince, her ne kadar Batı dünyasında ortaya çıkan İbn Rüşdcüler’e (Averroist) benzer bir topluluk İslâm dünyasında söz konusu olmamışsa da Endülüs’te ve Mağrib’de kendisinden sonra öğrencilerinin uzun yıllar kadı ve müderris olarak görev yaptığı bilinmektedir. Nitekim İbn Ebû Usaybia’nın verdiği bilgilerden, İbn Rüşd’ün öğrencilerinden Tilimsân (Cezayir) yakınla¬rındaki Nedrûme’de (Nedroma) doğmuş olan Ebû Abdullah Muhammed b. Sahnûn ile Kurtubalı Ebû Ca’fer Ahmed b. Sâbık’ın Muvahhidler sarayında tabip olarak çalıştıkları ve bazı tıbbî eserler ka¬leme aldıkları anlaşılmaktadır. İbnü’l-Ebbâr da onun öğrencileri arasında Ebû Muhammed b. Havtullah, Sehl b. Mâlik, Ebü’r-Rebî’ b. Salim, Ebû Bekir b. Cehver ve Ebü’l-Kâsım İbnü’t-Taylesân gibi şahsiyetleri zikreder.



::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet


::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Mustafa Kutlu tarafından yazılan "Ya Tahammül Ya Sefer" isimli eser...



Ziyaret Edilme Sayısı : 003073455

iletişim : editor@kimokur.com