Gezinti Bağlantılarını Atla
::Haftanın Gündemi
Tüm dünya mazlumlarının acı ve keder gözyaşlarinin dinerek yerini sevinç ve huzur damlalarına bıraktığı ve tüm alemin İslam güneşiyle aydinlandiğı bayramlara ulaşmak duasıyla... Mübarek Ramazan Bayramimiz size ailenize ve tüm İslam alemine hayırlar getirsin inşallah.

::Ziyaretci Defteri
İnaadına Kur’anda birlik
25.12.2016 18:03:05

Bir portreye rahmetli Mutahhari’yi koymanız ümmetin mezhep taassubu üzerine bir birini kırdığı bir zamanda ne de güzel olmuş.Allah razı olsun.

Tüm ziyaretci notları için tıklayınız >
::Üye Girişi
Kullanıcı Adı
Şifre



::Arama
Aramak istediğiniz ifadeyi metin kutusuna giriniz ve bir kategori seçtikten sonra ARA butonuna tıklayınız.




Bünyamin ZERAN ADLI YAZARIMIZIN TÜM YAZILARI
HALKININ İSLAM OLDUĞU İDDİA EDİLEN ÜLKEDEN NOTLAR
Reel siyaset ile değer temelli siyasetin kıyasıya savaşında reel siyaset, yarışı kazanmış görünüyor. Her şeyin rakamlar üzerine kurulduğu bir düzlemde hakikat buharlaşıveriyor. İslami değerlerin hiç bir değerinin olmadığı bir düzlemde hayat akıp gitmektedir. İnsanların gündelik telaşı ABD ile olan gerginliğin bir yandan ekonomik düzlemde oluşturduğu sıkıntılar diğer yandan bu sıkıntıların giderilebilmesi için Rusya ve Çin ile yakınlaşmanın doğurduğu olumlu etkiler üzerinedir. Varsa yoksa ekonomi nasıl düzelecek ve düzelmesi için lazım gelen tedbirlerin millilik duygusuyla bir an önce sonuçlanabilmesi. Bunun için bir yandan ABD mallarını boykot ve Amerika düşmanlığı diğer yandan ise Rusya ve Çin sevgisinin yükselişi. Oysa çok değil iki sene öncesine kadar Rus uçağı düşürüldüğünde aynı milli duygularla Rusya’ya karşı diklenmemiş miydik? Neyse ki Devlet-i Aliyye’nin en üst mertebesince Rusya’dan özür dilenmiş ve ilişkiler tatlıya bağlanmıştı. Biraz daha geriye gidecek olursak Uygur müslümanlarına Çin Devleti’nin yapmış olduğu zulümler TV ekranlarında gırla giderdi. Ramazan ayında oruç tutulmasına müsaade edilmeyen, namaz ve türban yasağı getirilen uygurlu müslümanları göz yaşları içinde okur ve seyreder aynı zamanda Çin Devleti’ne lanetler okurduk. Oysa şimdi Çin Devleti’nin ABD’ye karşı ekonomik savaşta yanımızda yer alışından mıdır nedir bilinmez hiç bir Uygur müslümanı bizi ilgilendirmez oldu ve TV ekranlarımızda da onları göremez olduk. Galiba son ekonomik gerginlikten sonra laf aramızda Çin Devleti’ni de sever olduk.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 19.8.2018 09:31:22 devamı >
DÜŞÜNCENİN DEVAM EDEN SERÜVENİNDE DÜŞÜNEN ADAMIN DEĞİŞİMİ
İnsanın düşünce serüveni yaşamından ölümüne kadar sürekli devingen bir şeydir. Sabit, statik bir düşünceden bahsedemeyiz. İnsan başlangıçta bir düşünceye iman eder hayat devam eder ve sürecin içinde insan iman ettiği düşünceden yüz çevirebilir. Yüz çevirdiği düşünceyi ya yeterince tanımamıştır ya da yeterince iman etmemiştir. Yeterince tanımamasından dolayı eğer bir düşünceye yüz çevirmişse bu hatasından dönmesi kolaydır. Çaresi bellidir ki terkettiği düşünceyi asli kaynaklarından tekrar gözden geçirmesi icap eder. Ama düşüncesine yeterince iman etmemişse orada konuşulacak çok daha fazla şeyler var demektir. Acaba hangi sebepten yeterince iman etmemiştir? Her düşünce için genel geçer belli başlı kaideler vardır. Mantık kuralları dahilinde bir düşünceye baktığımızda o düşünceyle ilgili bir takım kanaatlerimiz oluşur. Mesela liberalizmi incelediğimizde onu oluşturan asli unsurları hemen bulabiliriz. Demokrasi, laiklik, serbest piyasa ve devlet tekelinden uzak sermaye yönetimi gibi unsurlar liberalizmin olmazsa olmazlarındandır. Bu ana başlıklar altına onlarca yüzlerce tali başlıklar açmak da mümkündür. Şimdi biri çıkıp ben liberalim ama demokrasiyi benimsemiyorum derse sahip olduğunu iddia ettiği düşünceyi yeterince tanımıyor deriz. Çünkü mantık der ki A, A olmayan değildir. Bir şey, aynı zamanda hem kendisi hem de başka bir şey olamaz. Zira birbiri ile çelişik olan iki önermeden birini kabul ederse diğerini reddetmiş olur. Bu örneği bir çok izimler için yahut da dinler için de kullanabiliriz.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 29.5.2018 16:37:40 devamı >
BİLGİ SORUNUMUZ ÜZERİNE
İdeolojilerin tarihsel süreçlerine baktığımızda her biri belli bir bilgi birikiminin ve süregelen tecrübelerin işleyişiyle yoluna devam etmektedir. İslam’ı bir ideoloji anlayışından dışarı taşırarak din formunda ele aldığımızda İslam’ın süreci ilim ve bu ilmin inşa ettiği gelenekten oluşur. İslami hayatın devam edebilmesi ilmin sürekli olarak varlığını mecbur kılar. İlim ise insanın kendisini keşfetmesine muhtaçtır. Müslüman işte burada fonksiyon kazanır. Çünkü o yaşadığı her an ilmin peşinden koşan sorumlu bir varlıktır. İslam insana neden alim olma sorumluluğu yükler? Çünkü Allah’tan ancak alimler gereği gibi korkar da ondan. Tabi burada kastedilen alim bugün bizim anladığımız anlamda belli bir ruhban sınıfı temsil eden kimselerden oluşmaz. Mümin olma iddiasındaki herkesin kendi kapasitesi ve payınca ilme sahip çıkmasını ifade eder. Alimi entelektüelden ayıran çok önemli bir kaç fark vardır. Bunlardan bir tanesi; alim, bilginin hamalı değildir. Onun bizzat yaşayıcısıdır. O ilmi hem kendini ıslah hem de gücü yettiğince çevresini ıslah için öğrenir. Alimin ilminin temelini vahiy oluşturur. Tüm öğrendiği şeylerin sağlamasını vahiy ile çek eder, yanlışları varsa düzeltir. Entelektüelin bilgi temeli ise seküler bir bilgi üzerine inşa olur ve daha çok veri deposu gibidir. Bilgi çoktur ama o bilgi bir hayat formuna dönüşememiştir henüz.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 17.4.2018 14:28:07 devamı >
İSLAMİ MÜCADELEDE HATIRLAMAMIZ GEREKEN BİR KAÇ ŞEY
Küresel bir ideoloji tüm dünyayı kendi isteği üzerine çekip çevirme telaşıyla insanlığın üzerine ölüm kusmaktadır. Halkları kendi uşaklarıyla hizaya çekmektedir. Bu uşaklar sayesinde insanların ekonomilerini efendilere muhtaç, dinlerini yalnızca onların izin verdiği kadar yaşamasına müsaade etmektedirler. Özgürlük naralarının belki de en fazla atıldığı şu zamanlarda insanlığın sesi hiç bu kadar kısılmamıştır. Devletin gerek baskı aygıtları gerekse ideolojik aygıtları olanca ağırlığıyla Demokles’in kılıcı gibi halkların tepesine inmektedir. İnsan aklının en fazla aşağılandığı zamanlardayız. Acaba bu kadar hukuksuzluğa rağmen, ekonomik sıkıntılara rağmen yaşanan onca acılara rağmen nasıl oluyor da insanlar kendilerini kandıranlara karşı bu kadar övgü dolu sözlerle tecavüzcülerini alkışlayabiliyorlar. Toplum genel olarak Stokholm sendromu yaşamaktadır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 14.3.2018 09:48:28 devamı >
ANARŞİZM
Anarşizm konusunu belli bir sistematik dahilinde ele almaya gayret edeceğiz. Öncelikle anarşizm deyince ne anlıyoruz ve anarşizm gerçekte nedir’i konuşacağız sonrasında kısaca tarihsel sürecini ele alacağız ve kavram üzerinde genel bir değerlendirme sunacağız. Sonrasında ise bizzat anarşist düşünürlerce anarşizmin ne olduğunu ortaya koyacağız. Devamında anarşizm türlerini kısaca tanıyacağız. Ardından anarşizmin, eğitime, sanata, kadın ve evliliğe nasıl baktığı üzerinde duracağız. Son olarak da değerlendirme yaparak konuyu sonlandıracağız. Anarşizm, tam olarak ne bir din, ne bir ideoloji, ne de bir siyaset teorisidir. O herşeyden önce insan özgürlüğünü tartışılmaz bir esas olarak gören siyasal ve ahlaki tavırdır. Maliyeti, insanın özgürlüğünü yitirmesi olan bir uygarlaşmaya ve despotizme, toplumsal hayata egemen olmak isteyen her tür otoriteye karşı duyulan bir tepkinin ifadesidir. Anarşizm bugün toplumda makes bulmuş bir inanışla terörizmle aynı kefede değerlendirilmektedir. Oysa Anarşist demek terör olaylarını destekleyen kimse anlamına gelmemektedir. Anarşizm siyaset felsefesi içinde değerlendirilecek bir konudur. “Devletsiz toplum”u savunan politik felsefedir. Genellikle “devlet ve benzeri güçler” yerine özerk ve gönüllülük esasına dayalı kurumlar tasarlar. Toplum “hiyerarşik olmayan kurumlar” ile yaşamalıdır. Anarşizm devleti gereksiz, sevimsiz ve zararlı bulur. Devlete, ve benzer tüm “otoriter” ve “hiyerarşik yapılanmaya” karşıdır. Şüphecilik ve değişim en büyük özellikleridir. Dogmatik düşüncelerin tümüne karşı çıkar. Tarihsel süreç içerisinde de anarşizm kendi içinde bir çok parçaya ayrılmıştır: Yeşil Anarşizm, Anarko Pasifizm, Anarko Sendikalizm vs.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 20.2.2018 16:22:22 devamı >
MUHAFAZAKARLIK-II
Bu tanımı açacak olursak, bir muhafazakar, her şeyden önce, mütevazı bir insan tahayyülüne sahiptir. Ona göre insan, yaratılışı veya doğası gereği sınırlı bir varlıktır. Bu kavrayış, özellikle Aydınlanma ile gelen insan anlayışına duyulan bir tepkiyi ifade etmektedir. Bilindiği gibi Aydınlanma, insana olağanüstü bir iyimserlikle bakmış, insana ve insan aklına temel, kurucu bir rol atfetmiş ve “aydınlanmış akla” sahip insanın dünyayı anlama ve dönüştürme potansiyelini alkışlamıştır. Ancak XVIII. yüzyılın filozoflarının pek çoğunun hararetle savunduğu bu yaklaşım, özellikle sonraki gelişmeler ışığında, bir tepki birikimini de beraberinde getirmiştir. Fransız Devriminden sonra, özellikle Aydınlanma fikirleriyle beslenen ve kendilerinde, şu veya bu yönde, bütün bir toplumu ve dünyayı dönüştürme kapasitesi gören lider ve kadroların insanlığı içine sürükledikleri felaketler ve bu süreçlerde yaşanan acılar, zaman içinde belirginleşecek olan muhafazakar bir insan tasavvurunun da zeminini oluşturmuştur. Bu bağlamda bir muhafazakar, insana tarihten, gelenekten, dinden ve ona kimliğini veren diğer kurumlardan bağımsız bir biçimde bütün bir dünyayı anlayabilecek ve dönüştürebilecek kurucu bir özne gözüyle bakmaz. Tersine, ona göre insan mükemmel olmayan ve hiçbir zaman da olamayacak bir varlıktır ve ancak bu kurum ve değerlerle desteklendiği zaman güçlü olabilir. Edmund Burke’ün, “birey değil, tür bilgedir” derken kastettiği budur. Muhafazakarlığın bu insan tasarımının dini olan ve olmayan kaynakları vardır. Ona göre din, örneğin Hristiyanlığın “ilk günah doktrini”, insanın mükemmelleştirilemeyeceğini vurgular. Dindar olmayan veya ateist muhafazakarlar ise aynı sonuca, tarihi ve siyasi pratikten yola çıkarak ulaşırlar.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 1.1.2018 17:58:20 devamı >
MUHAFAZAKARLIK-1
Muhafazakarlık, genel olarak iki biçimde anlaşılabilir. Bunlardan ilki, onu bir tutum anlamında kullananların kastettiğidir. Bu anlamda muhafazakarlık, değişime duyulan bir tepkiyi ifade etmek için kullanılır. Ancak değişim karşıtlığını ifade etmek için bu kavramın kullanılması doğru değildir. Çünkü bunun sözlüklerdeki karşılığı “tutuculuk”tur ki bu tutum, liberalinden, muhafazakarından sosyal demokratına kadar pek çok insanda varolabilir. Bu bağlamda, bir tutumu tanımlamak için başvurulan bu yanlış kullanımın konumuzla ilgisi bulunmamaktadır. İkincisi ki konumuzla asıl ilgili olanı budur, muhafazakarlığın bir fikir ve bir ideoloji olarak sahip olduğu anlamı ifade eder. Bu anlamda muhafazakarlık, insanın akıl, bilgi ve birikim bakımından sınırlılığına inanan, bir toplumun tarihsel olarak sahip olduğu aile, gelenek ve din gibi değer ve kurumlarını temel alan, radikal değişimleri ifade eden sağ ve sol siyasi projeleri reddederek ılımlı ve tedrici değişimi savunan ve siyaseti, bu değer ve kurumları sarsmayacak bir çerçeve içinde sınırlı bir etkinlik alanı olarak gören bir düşünce stili, bir fikir geleneği ve bir siyasi ideolojidir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 30.12.2017 15:23:04 devamı >
REFORM SONRASI AYDINLANMA DÖNEMİ-II
Asıl adı François Marie Arouet (1694-1778) olan düşünür, yazılarında Voltaire takma adını kullandığı için daha çok bu adla anılmıştır. Aydınlanma döneminin hümanisti olarak tanımlayabiliriz. Voltaire, oldukça etkilendiği Locke’un deneyci görüşlerinin Fransa’da yayılmasına yardımcı olmuş, onun toplumsal ve politik görüşlerinin çoğunu benimseyerek bireysel özgürlük kazanımı için kilise ve devlet kurumuna karşı savaşmıştır. Kiliseyi bilginin, aklın, zihinsel aydınlanmanın önünde engel olarak görüyordu. Voltaire tanrı inancı olan biridir ama deisttir. İnsanın istediği şey Tanrı tarafından değil güdü tarafından belirlenir ama o güdüsünün istediği şekilde davranıp davranmama hakkına sahiptir. Bu konuda özgürlüğü vardır. Birey, istencinde olmasa da eylemlerinde özgürdür. Tanrı doğuştan herhangi bir yasa öngörmemiştir. Ama Tanrı tarafından öyle oluşturulmuşuz ki, zamanın akışı içinde yasanın zorunluluğunu görmeye başlarız.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 2.12.2017 09:57:58 devamı >
REFORM SONRASI AYDINLANMA DÖNEMİ-I
Merkantilizm, geleneksel biçimde ele alındığı zaman Avrupa iktisadi düşüncesinde ve ulusal ekonomi politikasında 1500 ile 1800 yılları arsında kalan dönemi kapsar. Merkantilist düşüncenin ilk yazılı kaynağı olarak 1613 yılında bir İtalyan tüccarı olan Antonio Serra tarfından yazılan “Maden Kaynağına Sahip Olmayan ülkelerde Altın ve Gümüşü Bollaştıran Nedenler Üzerine Kısa bir İnceleme” adlı broşür kabul edilir. Merkantilizmin son sistematik takdimi ise 1767 yılında James Steuart Mill tarfından yayınlanan “Politik Ekonominin İlkeleri Üzerine İnceleme” adlı kitapta yapılmıştır. İlk kez Adam Smith (1723-1790) tarafından adlandırılan Merkantilizm kavramı 16. yüzyıldan itibaren 19. yüzyıla kadar sürecek olan bir dönemin başlangıcını oluşturur. Merkantilizm, “ticari sistem” ya da “sınırlayıcı sistem” olarak literatüre geçmiş olsa da, sadece ticaretle sınırlı kalacak şekilde tanımlanmamalıdır. Çünkü Avrupa’da 18. yüzyılın sonunda liberal düşüncenin de egemen olduğu evrede, ulus devletlerin kurulmasına etkileri olmuştur.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 27.11.2017 13:34:21 devamı >
RÖNESANS VE REFORMUN TARİHSEL GELİŞİMİ-III
Yüzyılın bu sonunda Avrupa’ya beş çehre egemendir ve onun gelecekteki imgesini meydana getirmektedir. Beş maceracı çehresi: Tüccar, Matematikçi, Diplomat, Sanatçı ve Kaşif. XV. yüzyılın sonu modern insan için her şeyden önce “Rönesans sanatçısı”nın zamanıdır. Oysa o dönemde bu kelimelerin hiç biri yoktur. Rönesans’tan pek söz edilmemektedir. Terim ancak XIX. yüzyılın sonunda, tarihçiler XV. yüzyılın “barbar” ve “karanlık” Orta Çağ’la bir kopuşu vurguladığını işaret etmek istediklerine icad edilecektir. Sanat eseri bu döneme kadar tanrının veya bir prensin şanı için yapılan kilise veya şato, mezar anıtı veya zafer takı gibi bir bütünün ayrılmaz parçasıdır. Prensler -bunu muhteşem Lorenzo 1476’da Aragonlu Ferdinando’ya yazmıştır- “ünleri için heykel, defne, taç, mezar nutku, binlerce diğer ayırıcı şey” sipariş etmektedir. Sanat artık metalaşmıştır. Sanatçı artık lanetli veya adsız biri değil de hayranlık duyulan bir varlıktır. Yaratmak aynı zamanda toplumsal bir değer haline de gelmektedir. Sanatçı konusunu seçmek için artık bahaneye ihtiyacı yoktur. Ona sipariş veren kişi -artık bu kişi büyük bir olasılıkla tüccardır- artık onun eski eserleri tekrarlamasını istememekte, ondan farkedilmesine yardımcı olacak yeni şeyler beklemektedir. Sanat bu dönemde artık yeni bir değerdir. Sanat eseri ancak satılabilirse bir şey etmektedir. Başka bir ifadeyle, ancak bir piyasası varsa, eğer birçok kişi onun fiyatını kabul ediyorsa değerlidir. Para; güzelin kıstası, sayı; değerin işareti haline gelmektedir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 14.11.2017 11:32:57 devamı >
RÖNESANS VE REFORMUN TARİHSEL GELİŞİMİ-II
Kuyumcular loncasına kayıtlı, Johannes Gensfleisch adındaki -kısa bir süre sonra Gütenberg denilecektir- Nurenbergli bir matbaacı (ki yahudidir) 1434 yılında ilk hareketli harfleri olan baskı presini devreye soktuğunda, icadı farkedilemeden kalmıştır. Bunu 1441’de kağıdın her iki tarafına da baskı yapmaya izin veren bir mürekkep sayesinde geliştirdiğinde, henüz hiç kimse ondan söz etmemektedir. Fust ve Schöffer adındaki iki ortağıyla birlikte 1448’de tahta hurufatın yerine madeni hurufat geçirdiğinde, kimse bununla ilgilenmemiştir. 1455’te bir Kitabı Mukaddes basımına giriştiğinde, bunun hiçbir yankısı olmamıştır. Ortaklarıyla olan bir davayı kaybetmesinden iki yıl sonra, 1457’de ilk basılı kitabını -Mainz Meza Min- yayınladığında her şey duyulmaya başlamıştır. Avrupa’da yüzyılın sonuna kadar özellikle 1492’de en çok basılan iki kitaptan biri Kitabı Mukaddes diğeri de Fransa’da 1209’da Alexsandre de Villa Dei tarafından kaleme alınıp, ilk önce 1478’de Parma’da yayınlanan sonra da kıtadaki üniversite kuruluşların hemen tamamınca benimsenen bir latince grameridir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 13.11.2017 12:28:50 devamı >
RÖNESANS VE REFORMUN TARİHSEL GELİŞİMİ-I
Tarihsel süreci belirleyen değişimlerin hiçbiri bir geceden ertesi sabaha ortaya çıkmaz. Bunların her biri uzun soluklu oluşumların sonucudur. Sihirli anlar, sihirli tarihler yoktur, ama imgesel anlar, simgesel tarihler vardır. İşte 1492 yılı, çok uzun bir oluşum ve mayalanma sürecinin dayattığı kökten değişimlerin artık önlenemez bir şekilde su yüzüne çıktıkları yoğunlaşma noktalarından biridir. Sözünü etmeye çalıştığım oluşum ve mayalanma süreci ise, Batı ile Doğu’yu farklı kimlikler altında, ayrı dünyalar olarak ortaya çıkartan yapılanmalardır. Rönesans 15. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar olan dönemi kapsar. Bu dönem düşüncede akılcı ve bilimci, sanatta da akılcı ve gerçekçi eğilimlerin görüldüğü bir dönemdir. Rönesans İtalya’da Floransa merkezli olarak ortaya çıkmıştır. İtalya’da ortaya çıkmasının sebepleri arasında; ekonomik gelişmişlik, antik geleneğin varlığı, Bizanslı bilginlerin eski Yunan edebiyatının metinlerini buraya getirmeleri ve bunların incelenmesi ile ilk genel kitaplıkların ve edebiyat derneklerinin burada kurulması sayılabilir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 23.10.2017 19:40:02 devamı >
YENİ BİR DİLİN İNŞASI AMA NASIL?
Yeni bir dilin inşasında konuşulması gereken şeylerin başında bireyi ve toplumu yeniden yapılandıracak dilin kendi kavramlarına yaslanmasıdır. Bir toplumun geleneklerinin değişmesi o toplumdaki dilin değişmesiyle mümkün olduğunu kavramamız gerekiyor. Örnek verecek olursak; “ahlak” kavramı ile “edeb” kavramı birbirinden farklı kavramlardır fakat ahlak yerine daha çok edeb kavramı kullanılmaktadır. “Edeb” kavramı müslümanların İran fethinden sonra İslam’ın Farisi bir etki altına girdiği zamanlarda toplumda kullanılmaya başlanmıştır. Bu etki öylesine güçlü olmuştur ki bugün Anadolu İslam’ını inşa eden birçok kavram ve akabinde yaşam biçimi kaynağını farisi etkiden almıştır. Tarih ilerledikçe döneme damgasını vuran birçok güçlü devletlerin de aynı yolu takip ettiğini görebiliriz. Adorno’da, kapitalizmin kendi kavramlarını inşa ederek yeni bir kültür yarattığını ve bu kültürü tüm dünyaya dayattığını iddia etmektedir. Bu davranış biçimini “Kültür Endüstrisi” teorisiyle açıklamaktadır. Yaşadığımız dünyayı etüt ettiğimizde Adorno’nun ne kadar haklı olduğunu görebiliriz.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 31.8.2017 09:04:39 devamı >
YENİ BİR DİLİN İNŞASI GEREK
Tarih insanlığın mücadelesiyle dolu bir alan olma özelliğini hiç yitirmemiştir. Tarihi oluşturan ögeler nelerdir? Tarihi galipler mi yazar yoksa galipler tarihi organize mi ederler? Tarihi yazmakla organize etmek arasında çok fark vardır. Tarihi yazanlar olayların bitiminden sonra galip gelmişlerse ona göre bir dil ile yazarlar mağlupların yazdığı tarihe pek rastlanmaz. Lakin tarihi organize edenler ise tarihin nasıl seyir izleyeceğini önceden planlayanlardır. Yani henüz tarih başlamadan galip oldukları bilinen kimselerdir. Çünkü sünnetullahın olması gereken işleyişini kim takip ederse o galip olacak kim de aksini yaparsa o mağlup olacaktır. Tarihe hükmedebilmek yahut tarihi en baştan organize edebilmek için ne yapmalıdır ve nasıl yapmalıdır? Bu iki soru da önemlidir hem ne yapmamız gerektiğini keşfetmemiz gerekiyor hem de yapacağımız şeyi nasıl yapmamız gerektiğini keşfetmemiz gerekiyor.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 7.8.2017 13:51:07 devamı >
DÜŞÜNÜYOR MUYUZ?
Evrende yaratılmış olan her şey bir gaye üzerine yaratılmıştır. Her şeyin bu uzay aleminde doldurduğu bir boşluk olduğu gibi evrene kattığı bir olumluluk da vardır. Evrende bu yaratılmış her şeyin istisnası olarak insanı bir kenara ayırmamız gerekmektedir. İnsan varlık bilincinin farkına vardığı zaman evrende bir boşluğu doldurur aksi takdirde bir boşluk kadar bile değeri yoktur. Düşünelim mesela; yarım kavanoz suyun içine bir taş kütlesi koyduğumuzda suyun miktarı artar, taşı çıkardığımızda suyun miktarı azalır. Öyle insanlar vardır ki hayatın içinden çekip aldığınızda varlığı ile yokluğu hiç bir etki bırakmaz. Gidişi hissedilmez, gelişi farkedilmez... İnsan neden düşünmelidir? Düşünmeden de insan kalabilmek mümkün değil midir? İçinde yaşadığımız dünyayı gözümüzün önüne getirdiğimizde düşünenlerin yarattığı tahribata bakacak olursak düşünmemek belki evren için en faydalı olandır diyebiliriz. Ama bu tablo insanlığın yaşıyla eşittir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 28.6.2017 16:25:00 devamı >
İSLAMİ DÜŞÜNCE ÜZERİNE ELEŞTİREL BİR DENEME
İslam dünyası Endülüs Emevi’lerden bu yana düşünce dünyasında orijinal bir yer bulamamıştır. Belli bir zaman dilimine kadar hazırdan yerken belli bir zamandan sonra ise hazırı da tüketerek artık Batı’nın düşüncesine mahkûm olmuş bir vaziyette yaşamına devam etmektedir. Niçin düşünce dünyasında bu kadar başarısız olmuştur? İslami siyasal söylem müslümanlara ne tür bir seçenek sunmaktadır? Bu soruların cevaplarını bulmak zorundayız. Tarihten bugüne kuşkusuz yukarıdaki sorularımıza cevap arayan onlarca belki de yüzlerce ilim adamı çıkmıştır. Birçok eser vücuda getirilmiş ama sorular yine de yanıtsız kalmıştır. Kuşkusuz geçmişte ya da bugün bu soruların peşinde emek sarf etmiş kimseler hüsnü zanla düşünecek olursak İslamî siyasal söyleme katkı sunmak istemişlerdir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 11.04.2017 12:34:03 devamı >
KORKU CUMHURİYETİ
Disipline edici iktidarın giderek mutlak iktidara dönüştüğü zamanlardayız. İktidar kendi gibi düşünmeyenleri “normalleştirme” çabası içine girmiştir. Artık hapishaneler, gözaltılar, işkenceler ve sürekli izlenmeler mevcut iktidarın kendi erkini sağlamlaştırmak için kullandığı yöntemler olmuştur. Devlet belki de cumhuriyetten bu yana bizzat kendi eliyle toplumu ötekileştirici bir dili bu kadar kullanmamıştır. Hani kötü biri ölür onun yerine gelen ölene rahmet okutur ya şimdiki iktidar cumhuriyet dönemi ve milli şef dönemi iktidarlara rahmet okutacak cinsten.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 15.03.2017 13:22:31 devamı >
İKTİDAR KAVRAMI ÜZERİNE BİR KRİTİK
İktidar kavramını yönetme gücünü elinde bulundurma halidir diye tanımlarsak yanlış bir tanım yapmış olmayız. İktidar kavramı yalnızca devleti yönetmek olarak algılansa da aslında her yerde karşımıza çıkmaktadır. Bir kere iktidar kelimesinin sözlüklerdeki anlamı çeşitlilik arz eder. Türkçe’de, “bir işi gerçekleştirmek için gereken kuvvet, muktedir olma, yapabilme, takat, kudret, kabiliyet, bir toplulukta veya kuruluşta idareyi elde bulundurmak, hükümet etmek” anlamına gelen iktidar sözcüğü, İngilizce’de de aynı çeşitliliği gösterir. İktidar kelimesinin İngilizce karşılığı olan “power” sözcüğü, halkı ve olayları kontrol etme yeteneğini, doğal bir hüneri, gücü, gücü kontrol eden kişiyi ve resmen sahip olunan hakkı ifade eder. Güce iktidar adını verebilmek için, bir başka öğeyi, rızayı devreye sokmak şarttır. Çünkü güç tek başına bir şey yapamaz. İktidar, varlığını ispat etmek ve isteklerini gerçekleştirebilmek için, tehdit altında olmadıkları zamanlarda bile, kendisine itaat etmeye hazır insanlara ihtiyaç duyar. İktidar ilişkiden başka bir şey değildir. İktidar basitçe baskılayıcı değil üreticidir. Sa
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 22.02.2017 10:46:02 devamı >
MODERN İNSANIN HAYATA İZDÜŞÜMÜ-3
Rönesans’tan sonraki modern dönem boyunca süregelen iki temel inanıştan ilki bireysel rekabete verilen değerdir. Buna göre kişinin kendi ekonomik çıkarları ve zengin olmak için ne kadar çok mücadele verirse içinde yaşadığı toplumun maddi gelişimine de o denli katkıda bulunduğuna inanılıyordu. Bize yanımızdaki kişinin önüne geçmeye çabalamak öğretildi, ancak günümüzde başarı daha ziyade iş arkadaşlarımızla uyumlu çalışmayı öğrenme becerimize bağlı. Kısacası, bireyin toplumsal refaha da eşit düzeye önem vermeden yalnızca kendi çıkarları için çabalamasının artık topluma faydası olmuyor. Hatta sizin başarısızlığınız beni merdivende bir üst basamağa çıkaracağından en az kendi başarım kadar önem taşır ve böylesi bir bireysel rekabetçilik ortamı birçok psikolojik soruna yol açar. İnsanları komşularının potansiyel düşmanı haline getirir, kişiler arası düşmanlık ve öfkeye neden olur ve endişemizi yoğunlaştırırken bizi birbirimizden daha da uzaklaştırır. Oysa İslam “İ’sar” diye bir kavramla bizi ilişkiler hususunda uyarır. (59/9) Rekabetçi anlayışı kardeşi için “...kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler” ayetiyle sonlandırıp daha hayırlı olana yönlendirmiştir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 03.02.2017 09:58:48 devamı >
MODERN İNSANIN HAYATA İZDÜŞÜMÜ-2
1- Ün arayışı Ün arayışı; statü endişesi, prestij duygusu ve kendini ispat çabasıdır. Doymaz bilmez bir özelliktir. Bir şey olmaktan ziyade bir şeymiş gibi görünmek isterler. Ün arayışı ideal özü güncelleştirme ihtiyacından doğar. Dağa tırmanmak yerine zirvede olmak ister. Ün arayışında birey kendine ideal benlik yaratır. Çünkü kendi varoluşundan memnun değildir. İçine dönüp bakmamış kendini tanımamıştır. İdeal benlik (olmak istediği kişi) kesintisiz bir ilgi ister. Gerçeği sürekli yorumlayarak çarpıtması gerekir. Mesela düşünceli ve merhametli olma ideal ve niyetini gerçeğe dönüştürmek için hayal gücüne ihtiyaç duyar. İdeal özü yaratmak kendi özünü inkara dayalı olduğu için gerçeği çarpıtıp hayal gücünü, vehmi, kuruntuyu onun yerine koyar. Sürekli maskelerle yaşar.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 27.01.2017 17:55:01 devamı >
MODERN İNSANIN HAYATA İZDÜŞÜMÜ-1
Evet, bugün konumuz modern insan. Konunun işleniş sırasını paylaşacak olursak; öncelikle modern insana giriş mahiyetinde birkaç kelam edeceğiz, devamında modern insanda gelişen duygular ele alınacak, sonra modern insanın hastalıkları, modern insanın putları, hastalığımızın kökenleri, özgürlük ve içsel güç, yapılması gerekenler ve değerlendirme bölümlerinden oluşan bir sunum olacaktır. Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki burada anlatacağım modern insanı bu ortamın dışında aramayalım. Sözümüz her daim meclisten içeridir. Anlatacağım şeyleri lütfen kafanızda tartın ve ne kadar modern insanız varın siz karar verin. Bugün modern insan hastadır, tedaviye ihtiyacı vardır. Lakin hasta olduğunu kabul etmemektedir. Aksine onu uyaran kimselerin hasta olduğunu ifadelendirmektedir. Doğrudur da onu uyaran kimselerin de modern insan hastalığına yakalanmış olması muhtemeldir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 29.12.2016 15:29:26 devamı >
MODERN İNSANIN AÇMAZI
Modern dünyanın kıskacında hapsolmuş insan kendine nefes aldıracak bir yer bulma ümidi ile çırpınıp durmaktadır. Modern mi olsa post modern mi olsa bir türlü karar verememektedir. Çünkü okuduğu her şey, gördüğü her imge ve aldığı tüm mesajlar ona bireysel olmayı, hedonist olmayı ve bencil olmayı dayatmaktadır. Gelenekten kopuş insanda özgür olma hissi uyandırmakta ama aynı zamanda insanı köksüzleştirmekte ve amaçsızlaştırmaktadır. Özgür olduğunu hisseden birey bir yandan özgürlüğünü feda edeceği düşüncesiyle geleneğe sırtını çevirmekte diğer yanda ise birey olarak tek başına yaşayacağı yeni dünyasında ise sürekli yalnız ve can sıkıntısıyla ömrünü tüketmektedir. Sınırsız özgür olduğunu hissettiği dünyasında sürekli mutlu olabilmek için etrafındaki her kişinin ve her nesnenin yalnızca kendi mutluluğu, hazları için feda edilebilecek birer obje olduklarını düşünmektedir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 24.10.2016 08:51:08 devamı >
OTORİTELERİN GÜCÜNE TESLİM OLARAK YOKSUNLAŞMAK/YOK OLMAK
“Sistemden beslenenler sitemi eleştirme hakkına sahip değildir” sözü söylendiği zamanda zulme karşı bir Ebu Hanife tavrı gösterildiği için benim gibi bir çok müslüman çok mutlu olmuştu. İsmet Özel’in nefis ifadesiyle “Allah insanı iddiasından vurur”du ve vurdu da. Gün oldu, zaman değişti ve sistemden beslenmemekle iftihar edenler artık sistemin baş köşelerinde bağdaş kurup oturur oldular. Hatta illerde bizzat il yönetim meclislerinde yer alarak şehrin yönetiminde söz sahibi oldular. Karşılığında itibar gördüler ve camia olarak popülariteleri artıp insanları cezbeder oldular. Uydurulan dine yaptıkları eleştiri kadar sistemin kalbine hiç bir eleştirileri olmadı bu zevatların. Zulüm başkalarından geldiğinde sesler yükseldi ama zulüm bizzat sofrasında oturdukları ağalarından geldiğinde ise sus pus olundu. İslam dininin pavluslarından olan Fethullah Gülen için “ilmine, irfanına, imanına şahit olan”lar ne zaman ki otorite ile çatışıldı ve ne zaman ki güç yarışına girildi bir anda şahitlik son buldu ve şikayetler başladı. Demek ki Ebu Hanife tavrı anlık değil ömürlük olmalıymış tıpkı merhum gibi gerektiğinde otoritenin zindanlarında Allah’a emanetini teslim etmeyi göze almakmış. Ebu Hanife olmak neyi niçin yaptığını bilmekmiş. Bizim cenahın genel anlamda vakıf olmadığı şeyde bu.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 15.07.2016 08:28:39 devamı >
İSLAMİ MÜCADELEDE ÖNCELİK KARAKTER İNŞASIDIR
İslami mücadele öncelikle insanın kendisiyle mücadelesinden başlar. Eğer insan kendi zihnini doğru bir şekilde inşa edemezse hakikate ulaşma çabası içerisinde doğru kaynaklara ne kadar ulaşmış olursa olsun doğru sonuçlar üretemeyecektir. Doğru çalışmayan akıl insanı dualizme teslim edecektir. İnsan parçalanacak ve parçalanmış haliyle bütünlükten yoksun bir şekilde olayları ve hakikati değerlendirecektir. İşte bu yüzdendir ki insan önce kendinden başlayan bir hareketle yol almalıdır. İnsan öncelikle varlık sebebini bilmelidir. Kuşkusuz her insan vahyin tanımlamasına göre alemlerin rabbine kulluk etmek üzere yaratılmıştır. İşte insanın varlık sebebinin en başına yerleştirilmiş ve bütün insan türü için geçerli olan bu ilke her insanda farklı işlemektedir. Yani her insanın kulluk süreci ve biçimi aynı olmamaktadır. İ
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 8.4.2016 08:29:02 devamı >
KUR’AN’IN HAYATI DİZAYN ETMESİ
İslami mücadelenin birinci ve asla vazgeçilmezi vahyin hayatı kuşatmasıdır. Yani hayatımıza dair ne varsa her şeyi bir ölçüyle takdir eden bir vahiy olmak zorundadır. Son yıllarda Kur’an İslam’ına dair tartışmaların hızlandığı bir ortamda Kur’an İslam’ına sapıklık diyen başta diyanet işleri olmakla beraber nice ahmaklar türemiştir. İslam Kur’an dışında ne ile bilinebilir? Kur’an tek kaynak mıdır temel kaynak mıdır diye absürd bir soruya da gerek yoktur. Elbette Kur’an akideyi belirleyen tek kaynaktır. Herkesin kafasına göre esip gürleyeceği bir Kur’an’da mevcut değildir. Elbette reel üzerinden gidecek olursak ne kadar Müslüman varsa nerdeyse o kadar da Kur’an algısı mevcuttur ve herkes bir diğerinin anlayışına o senin yorumun diyerek burun kıvırmaktadır. İlim hiç bir zaman reel üzerinden yürüme telaşında değildir. Kaldı ki ilim olması gerekeni ortaya koyar var olanı aklamaya çalışmaz.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 03.03.2016 11:12:42 devamı >
İSLAMİ MÜCADELE ÜZERİNE YENİDEN DÜŞÜNMEK
Müslümanların içinde yaşadığı çağı tanımlamak hususunda problemli olduğu gözlenmektedir. Bu problemler iki açıdan ele alınmalıdır. Birincisi müslümanların sekülerleşmesi bağlamında, ikincisi ise müslümanların bu sekülerleşme karşısında mevzisini korumaya çalışırken özgün bir fikir geliştirememesi, bocalaması ve muhafazakârlaşması bağlamında ele alınmalıdır. Kendisini müslüman tanımı içerisinde gören bireylerin en temel problemi dünyevileşme problemidir. Küresel kapitalizm olanca çılgınlığıyla dünya halklarını yerle yeksan ederken onun karşısında tek duruş sergileyebilecek İslam maalesef müslümanlar eliyle kısırlaştırılmış ve daha da kötüsü kapitalizmi meşrulaştıran bir araca dönüştürülmüştür. Bunun sebebi nedir? Öncelikle dinin özünün iyi anlaşılmamış olmasıdır. Müslümanların beslendiğini iddia ettikleri ve bir zamanlar kendilerini cennete ulaştıracak düşünce olarak tanımladıkları şeyler yıllar sonra kendilerini siyasi iradenin kucağına iterek politikleştirmiş, kişiliksizleştirmiş ve ideal dünyadan onları kopararak refah, haz dünyasına sokuvermiştir. Artık ahiretteki cennet yerine dünyadaki cenneti arzular hale gelmişlerdir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 19.01.2016 23:57:08 devamı >
MESELEMİZ NEDİR? ZAMAN İÇİNDE KAYBOLMAK MI ZAMANDA VAROLMAK MI?
Yoksulluğa çare bulunamaz; çünkü o kapitalizmin hastalığının bir semptomu değil, tam tersine, kapitalizmin sağlıklı ve gürbüz olduğunun, giderek daha büyük birikimi ve çabayı teşvik ettiğinin kanıtıdır... Dünyanın en zenginleri bile her şeyden önce feragat etmek durumunda kaldıkları şeylerden şikayet ediyorlar... En ayrıcalıklı olanlar bile daha fazlasını elde etmek için çabalama arzusu duyuyorlar içlerinde. Kimsenin kendi kârlılığından başka düşündüğü bir şey kalmamıştır. Kârlılığın maksimum seviyelerini korumak için toplum mühendisleri iş başına geçmiştir. Yepyeni bir halk vücuda getirilecektir. O toplumun adı tüketim toplumu olacaktır. Bu toplum yalnızca tüketime ayarlı olacaktır. Tükettikçe kendini adam yerine koyan ve tükettikçe maksimum hazza ulaşan bir duygu halini yaşayacaktır. Egemen kültürün dikte ettiği bir toplum olacak ve dünyanın dört bir yanı tornadan çıkmış bir makine gibi tek tip bir kültürü yaşayacaktır. Kendi yerel kimliğinden uzaklaşarak egemen kültürün hegemonyasına ve ideolojik aygıtlarına teslim olacaktır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 12.12.2015 11:14:40 devamı >
NİÇİN BİLGİNİN TEK KAYNAĞINA İHTİYAÇ DUYARIZ?
İnsanın akidesini oluşturmada bilginin kaynağı sorunu aşılmadan hayatın içinde bir karakter oluşturmanın imkansız olduğunu düşünüyorum. Doğal olarak yeryüzünde var olan her bir karakter kendini inşa eden bir dine/ideolojiye dayanır. Bizim burada ele aldığımız husus müslümanın bilgi kaynağının ne olması gerektiğidir. Allah’ın Bakara suresi 213. ayette belirttiği gibi kitabın gönderiliş amacı insanların ihtilafını çözmek maksatlıdır. İhtilafı çoğaltan değil çözen bir kitap olması nedeni ile müslümanlar arasında bir hakem pozisyonundadır ve son söz ona aittir. Öyleyse bizim esas alacağımız, her şeyi ona arz ettikten sonra inanacağımız ya da reddedeceğimiz bir kaynak olması nedeni ile tek kaynak olmak durumundadır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 16.08.2015 12:14:03 devamı >
NİÇİN BİLGİNİN TEK KAYNAĞINA İHTİYAÇ DUYARIZ?
İnsanın akidesini oluşturmada bilginin kaynağı sorunu aşılmadan hayatın içinde bir karakter oluşturmanın imkansız olduğunu düşünüyorum. Doğal olarak yeryüzünde var olan her bir karakter kendini inşa eden bir dine/ideolojiye dayanır. Bizim burada ele aldığımız husus müslümanın bilgi kaynağının ne olması gerektiğidir. Allah’ın Bakara suresi 213. ayette belirttiği gibi kitabın gönderiliş amacı insanların ihtilafını çözmek maksatlıdır. İhtilafı çoğaltan değil çözen bir kitap olması nedeni ile müslümanlar arasında bir hakem pozisyonundadır ve son söz ona aittir. Öyleyse bizim esas alacağımız, her şeyi ona arz ettikten sonra inanacağımız ya da reddedeceğimiz bir kaynak olması nedeni ile tek kaynak olmak durumundadır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 11.08.2015 15:55:17 devamı >
İSLAMİ BİLGİNİN KAYNAĞI VE ONA ULAŞMADA YÖNTEM DENEMESİ
İslami düşüncenin doğru bir mecrada akmamasının bir takım sebepleri mevcuttur. Bu sebepleri sıralayacak olursak öncelikle bilginin kaynağı meselesi karşımıza çıkmaktadır. İslam’da bilginin kaynağı ne olmalıdır sorusu tarih boyunca geçerliliğini korumuş gözüküyor. Özellikle ilk Kur’an nesli için bu sorunun cevabı çok basit olsa da sonraki dönemlerde bu cevap değişmeye başlamıştır. Çünkü ilerleyen zamanlarda siyasi karmaşalar belirmiş akabinde her siyasi grup kendi görüşünü haklı çıkarabilmek için hadislere başvurmuştur. Çünkü Kur’an’a dayanarak meseleyi çözemeyeceklerini, kendilerini aklayamayacaklarını anlayanlar hadis külliyatları ile birbirlerini mürted ilan edecek kadar ileri giderek hatta öldürmeyi meşru sayarak kendilerine tarihten bir sayfa edinebilmeyi becerebilmişlerdir. Geçmiş toplumlar içinde yalnızca Harici denilen grup kendisini hadise dayanak kılarak tanımlamamıştır. Kur’an’ın zahiri anlamı ile amel ederek ayrı bir uç noktaya gitmiştir. Bunlar doğru bir yöntemle Kur’an’a yaklaşmadığından sonuç felaket olmuştur.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 16.07.2015 09:28:08 devamı >
PARTİLER NEDEN AYNIDIR/NEDEN AYRIŞIR?
Türkiye Cumhuriyeti’nde öncelikle kabul etmemiz gereken bir şey var ki o da ülkeyi yönetmek adına kurulan ya da kurulacak tüm siyasi partilerin 1982 yılında hazırlanmış olan anayasa’ya uygun bir tüzük çıkarmak zorunda oldukları ve bu anayasa çerçevesi sınırlarında kalarak hareket etmek zorunda oluşlarıdır. Sistem tüm oluşumlara eşit mesafede ve hepsinin hudutlarını kalın çizgilerle belirlemiş durumdadır. Mesele bu çizgileri yani hududu aşmadan bu sınırlar içinde herkesin kendi dünya görüşüne göre istediği politikayı belirleyebilme serbestisidir. Bu durum anne ve babanın evden çok uzaklaşmaması kaydıyla çocuğunun dışarıda oynamasına müsaade etmesi gibi bir şeydir. Eğer çocuk nasihate kulak asmaz evden biraz uzaklaşacak olursa kulağı çekilir, olmadı dövülür, ya da daha farklı cezalar verilir. Ama sistemler anne ve babanın merhametinde olmadığı için onlar öldüredebilir, sürgüne de gönderebilir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 06.06.2015 08:55:27 devamı >
SİMÜLASYON ÇAĞINDA ÜRETİLEN GERÇEKLERE TESLİM OLMAK
Simülasyon çağındayız. İktidarlar gerçeği sanal bir şekilde üretmektedir. Kimin neye inanması gerekiyorsa ve ne kadar inanması gerkiyorsa o kadarlık bir gerçeklik, algı operasyonu ile türetilmektedir. Adeta gerçek buharlaşmıştır. Buharlaşmayan tek şey hakikattir. Hakikat ile gerçeği ayıramadığımız sürece algı mühendisleri olan simularklarca sürekli kandırılacağız demektir. Bugün islam dünyasının içinde bulunduğu ruh hali simularklarca oluşturulmuş bir algı operasyonunun oluşturmuş olduğu ruh halidir. Her şeyi kendimizin düşündüğünü, kendimizin karar verdiğini, iradelerimizin bize ait olduğunu düşünüyoruz. Oysa reklam kuşağındayız. Ne yiyeceğimizden tutun, ne giyeceğimize, nasıl ticaret yapacağımıza, okullarda okumamız gerektiğine ve hangi okulları tercih edeceğimize, meslek seçimlerimize, eş dost akraba ilşikilerimize, eş ve çocuklarımızın sürdürdüğü hayata ve bizim onlara müdahale ve müsadelerimize kadar her şeyimizi yöneten bir algı mühendislği içindeyiz. Hangi partiye oy verileceğine, hangisinin eleştirileceğine, dünyadaki savaşları yorumlarken hangi bilgiyle yorumlayacağımıza kadar herşey ama her şey bizim kontrolümüz dışında seyretmektedir. Günümüzde gerçek artık minyatürleştirilmiş hücreler, matrisler, bellekler ve komut modelleri tarafından üretilmektedir. Bu sayede gerçeğin sonsuz sayıda yeniden üretimi mümkün olmaktadır. Bundan böyle rasyonel bir gerçeğe ihtiyacımız olmayacaktır.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 01.05.2015 12:05:16 devamı >
AHLAKLI OLMAK MI ETİK OLMAK MI?
İnsanın yaratılışından bu yana vahiy insanı bedensel ve zihinsel olarak inşa eder. Çünkü arapça yaratma (halaqa) kavramı köken itibariyle ahlak ile (huluq) bağlantılıdır. Rum suresi 30. ayette “Allah’ın insanları üzerinde yarattığı o fıtrata çevir...” emri üzere insan yaratılış olarak güzel ahlak üzere inşa edilmiştir. Bununla beraber insana fücur da gösterilmiş ve ondan uzak durulması öğütlenmiştir. Şeriati’nin ifadesiyle insan bir yanıyla çamur iken diğer yanı ile Allah’ın ruhundan üflenen bir parçadır. Bireyin ruh’a doğru bir yöneliş mi yoksa balçık’a doğru bir yöneliş mi göstereceği onun yoldaki işaretlere uyup uymayacağı ile ilgili bir tercihin ürünüdür.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 27.03.2015 12:26:49 devamı >
SİSTEM ALGISI ÜZERİNE
Tarihsel süreç içinde tağuti sistemler kendini yeniden reorganize edecek bir takım denemelerde bulunmuştur. Bu denemeler kuşkusuz dünya var oldukça da sürekli devam edecektir. Önemli olan tağutların sürekli kabuk değiştirerek kendi hegemonyasını pekiştirmek istemesi değil bunun karşısında müslümanların bu oyunu sürekli fark ederek hikmetli bir şekilde sıratı müstakiym üzere olabilmesidir. Tağuti sistemler sermaye sınıfının ekonomik desteği ve Firavunların sağladığı güvenlik ile kol kola girerek insanlar üzerinde hükümran olurlar. Hep efendi olarak kalmak ve ekonomik kaynakları elinde tutarak yeryüzünün hem Rabbi hem de ilahı olmak isterler. Sürekli korkular içinde yaşarlar, kendileri dışında kimseye güvenmez ve gündemin sürekli olarak belirleyicisi olmak isterler. Kendilerini ayakta tutabilmek için etrafındakilere ulufe dağıtırlar, makam mevki verirler ki çevreyi sürekli merkeze yakın tutarak hem çevreyi kontrol etmiş olurlar hem de çevreyi kendilerince onurlandırmış olurlar. Çevre eğer hikmetli değilse bu ulufe ve verilen makamları bir kazanım sayabilir. Dağıtılan ulufeler kimi zaman parasal olsa da bazı zamanlarda çevrenin kimi isteklerini yerine getirmek şeklinde olabilir. Çünkü bütünü elde tutabilmek kimi zaman bazı şeyleri geçici süreliğine feda etmekten geçer.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 23.02.2015 10:26:56 devamı >
İSLAMİ MÜCADELE ÜZERİNE
İslam, insanı varlığıyla şereflendiren bir inanç biçimidir. İnsan kendisine şeref katan bu değere karşı gerekli hassasiyeti ve özeni göstermek zorundadır. İslam’ın çizmiş olduğu sınırlar içinde kalmak ve hududullahın dışına taşmadan yaşamaya gayret etmek insanın birincil sorumluluk alanıdır. Onun içindir ki İslami mücadele hayat boyu vazgeçemeyeceğimiz bir hayat tarzıdır. Her mücadelenin kendine has doğası vardır. Tarihteki ideolojilere göz gezdirecek olursak feodalitenin, liberalizmin, demokrasinin, oligarşinin, sosyalizmin, cumhuriyet rejimlerinin hepsinin kendisine has mücadele doğaları vardır. İslam’ın kendisine has doğasını belirleyen en başta Kur’an ve sonrasında onu hayata örnek şahsiyet olarak aktaran resuldür.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 01.01.2015 09:40:58 devamı >
SİSTEM, DEVLET VE REJİM
Sistem, devlet ve rejim kavramları birbirlerinden bağımsız olmamalarına karşın birbirleri ile aynı anlama gelmemektedir de kuşkusuz. Bu üç kavram da birbirlerini tamamlayan kavramlardır. Biz bu kavramların mahiyetini daha iyi kavrar ve zihnimizde düzgün bir yere oturtabilirsek dünya konjonktüründe sistemleri ve onu işleten devlet aygıtlarını daha iyi çözümleyerek bize kurmuş oldukları tuzaklara düşmemiş oluruz. Niçin böyle bir çalışmaya ihtiyaç duyulmuştur? Refah Partisi iktidarı ile başlayan sistem, devlet ve rejim algısındaki kırılmalar AKP iktidarı ile zirveye ulaştı. Bu algı yanılmasının temel sebebinin devlet, sistem ve rejim kavramlarının doğru bir zemine oturtulmadığından ileri geldiğini düşünmekteyiz. Sistemi bir örnekle izah edecek olursak bir bina inşa etmek istediğimizde binanın plan ve proje çizimi yani mühendislik kısmı sistemi oluşturur. Zemin seçimi, binanın hangi kolonların üzerinde yükseleceği, kat yüksekliği vs. işler tamamen sistemi ilgilendiren kısımlardır. Devleti müteahhit olarak düşünebiliriz. Sistem net olarak belirlendikten sonra iş uygulama aşamasına gelir ki burada müteahhit sorumluluğu üzerine alır ve binanın inşası ile doğrudan sorumlu hale gelir. Rejim ise taşeron firmadır. Müteahhit binanın yapımında birçok taşeronla görüşür ve uygun gördüğü bir taşerona bu görevi verir. Ama ne taşeron ve ne de müteahhit kendisine çizilen plan ve projenin dışına çıkamaz. Eğer çıkacak olursa sistem gereği proje dışı olan şeyler yıkılır ve projeye uygun şekilde yeniden imar edilir. İşte yönetmenin üç sac ayağı olan bu kavramları doğru zemine oturtursak algı kırılmalarımızın önüne geçebiliriz.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 24.12.2014 13:57:26 devamı >
MODERNİTENİN TARİHSELLİK KURGUSUYLA İLERİCİLİK ANLAYIŞI
Modern hayat insanın tüm algılarıyla oynamaktadır. Eski olan ne varsa tarihin gerisinde bırakmış yeniyi yeni bir dille inşa sürecine girmiştir. Yeni olan söylevin içinde ilerlemecilik/aydınlanma fikri esas olarak belirlenmiş ve içerik tamamen dünyevi olana hasredilmiştir. Metafizik anlayışı ötelenmiş aklın sınırları içinde yeni bir din algısı geliştirilmiştir. Dolayısıyla sanayi devriminden bu yana modernite kendi diliyle toplumları inşa ederek yepyeni bir toplumun oluşmasına sebep olmuştur. Modernitenin tehlikesini fark edip ona karşı savaş açmış olanlar dahi modernitenin dili ile eleştiri yaptıklarından modernitenin sınırları içine hapsedilmiştir. Toplumlar kendi inanç yapıları içinde dili geliştiremedikleri sürece modernitenin tutsağı olarak savaşı kaybetmeye mahkumdurlar.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 21.09.2014 19:08:25 devamı >
ALGILARIMIZI İNŞA EDEN ŞEYLER ÜZERİNE BİR DÜŞÜNÜŞ
Müslümanlar önceliklerini belirlerken neyi merkeze alarak hayatı algılamaktadırlar? Dün ile bugünün algısı neyin üzerine inşa edilmektedir? Bu sorular, içinde bulunduğumuz gerçekliği görmemiz açısından önemlidir diye düşünüyorum. İslami değerlerin milli değerlere kurban edildiği bir sürecin içindeyiz. Büyük Türkiye ideali islamsız bir Türkiye’ye razılığı beraberinde getirmiş durumdadır. Ekonomik anlamda güçlü, demokratik, laik bir duruşla ve liberal /muhafazakâr bir bakışla kendimize daha çok alan açma iddiası da bizi bu sistemi sahiplenmeye itmiş durumdadır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 03.09.2014 08:35:10 devamı >
HAYATA DEĞER KATMALI İNSAN
Tarih sahnesinden çekileli çok oldu. Sözlerimiz eskidi, düşüncelerimiz değişti. Amellerimiz ile sözlerimiz arasına mesafe gireli çok oldu. Önce söz söylenir sonra eylem gelirdi peşinden. Şimdi söz çoğaldı ama peşinden eylemler gelmez oldu. Nutuklarla örülü bir dünyada zulme karşı net bir duruş giderek cılızlaştı. Dünle bugünü farklı kılan unsurlar üzerine elbette düşünenler oldu. Bu düşünme bile insanları zamanla farklı kulvarlara savurdu. Şimdi söz söyleme vaktidir ey insanlar. Zalimlere karşı direnme ve direnmenin hakkını verme zamanıdır. Çünkü bizi cennete götürecek başka bir yol kalmamıştır. Ağır nutuklar yerine, boyumuzu aşan cümleler yerine gelin yapabileceğimiz en küçük amellerimizi ortaya koyalım. İnsana yatırım yapalım mesela. Ama önce bizim yapacağımız bu yatırım için sermayemiz olmalı. Korkmayın bizim sermayemiz öyle milyon dolarlar filan değil yalnızca Allah’a olan samimiyetle bağlılığımızdır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 26.07.2014 12:45:04 devamı >
MEKKE’YE İNEN KUR’AN BİZE İNMEDİ Mİ?
İnsan yaşadığı hayata değer katmadan, üretmeden varolduğunda hayatın sırrını yakalamış olur mu diye bir soru soracak olsak elbette birçoğumuz bu soruya olumsuz cevap verecektir. Çünkü yaratan Rabbin adıyla okumaya başlayan insan kendi hayatı ile birlikte çevresindeki tüm hayatlara da farklılık ve farkındalık getirmeye başlayacaktır. Varlık bilincini kazanmanın duyarlılığı ile kendini inancı uğruna feda edecek bir hayatı maliyetlerinin çok olması pahasına tercih edecektir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 28.06.2014 09:42:13 devamı >
İNSANIN İMANA DOĞRU YOLCULUĞUNDA OLMASI GEREKENLER
Sağlıklı bir imana ermek için bilmek, emin olmak ve sevmek gereklidir. Çünkü iman bilinçli bir eylemdir. Bilmek için de belli aşamalar mevcuttur. Akleden bir kalbe sahip olmak, okumak, dinlemek ve hatırlamak. Akledebilmek için de bağımsız olmak ve eleştirel olmak gereklidir. Bilme eylemi bilginin ilime dönüşmesi sonucunu doğurmadığı sürece asla insanın hidayetine vesile olmayacaktır. İlim haline gelmemiş bir bilgi yalnızca haber düzeyinde kalabilmiş demektir. Çünkü Allah’tan ancak gereği gibi korkanların alimler olduğunu söylüyor Allah. Bu demek oluyor ki ilim haline gelmiş bilgiyle eylemler ortaya koyanlar bilgiyi ilime dönüştürmeyi becermiş olanlardır. “İşte bu örnekler; biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak alimlerden başkası bunlara akıl erdirmez. “ (29/43) Geri kalanlar ise bilgiyi entelektüel düzeyde almış olup bilginin rantını yiyenler sınıfına dahildir. Çünkü böyle birileri için bilgi pozitivist bir eylemdir ve rant amacı olarak kullanılır. Bu rant bazen para, bazen makam, bazen şöhret, bazen de haz duygusudur.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 14.05.2014 13:47:27 devamı >
"HİÇBİR NEBİ, AMELSİZ BİR İMANA ÇAĞIRMAMIŞTIR"
Kutlu kelimesinin karşılığına baktığımızda Arapçada mübarek kelimesi karşımıza çıkıyor. Meryem suresi 31. Ayetinde “nerede bulunursam bulunayım beni kutlu (mübarek) erdemli kıldı…” buyruluyor. Enbiya suresi 50. ayette “ve bu uyarıcı kutlu bir mesajdır.” Enam suresi 155’te “işte bu kutlu (mübarek) bir kitaptır…” aynı şekilde enam 92’de de kullanılmaktadır. Bu anlamda baktığımızda resulün doğumunu kutlu bir doğum olarak almak çok sakıncalı bir ifade gibi durmuyor. Ancak kutlu doğumu yalnızca son nebi olan Muhammed’e (sav) atfediyorsak orada sakınca vardır diye düşünüyorum. Çünkü bütün nebilerin doğumu mübarektir. Zira insanlık için seçilmiş örnek şahsiyetlerdir. Terimin İslami olmasından çok özel bir durumu anlatmak için kullanılmış bir terim olarak kabul edebiliriz.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 05.05.2014 10:16:20 devamı >
VARLIK BİLİNCİNE SAHİP ÇIKMAK
Akletme sorunu yaşadığımız bir zaman dilimi içindeyiz. Akletmiyoruz çünkü sağlam bir temel üzere kurulmuş düşünceleri benimsemiş değiliz. İnandığımız değerlerin kıymetini yeteri kadar anlayabilmiş değiliz. Eğer öyle olsaydı inandığımız şeyleri sağlam bir temel üzere bina ederdik ve örnek bir toplum inşa etme becerisini gösterebilirdik. Bu makale bir tür kendini dövme amacını taşımamaktadır. Ya da yapılanları değersizleştirme amacını da taşımamaktadır. Yalnızca sorunun temeline inme kaygısı içinde ele alınan bir yazıdır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 15.04.2014 10:51:32 devamı >
MODERNİTENİN TÜKETTİĞİ İNSAN
Modern zamanların insanı köleliği içselleştirmiş durumdadır. Hayata dair okumalarını yaparken köle olmadığı varsayımından hareketle sözcükler üretmektedir. Oysa bedensel köleliğin yerini zihinsel köleliğe bıraktığı bir dünyanın içinde yaşamaktayız. Etrafımızı çevreleyen şeyler modernitenin ürettiği şeylerdir. Metalaşma hızla bizi kuşatmakta ve ihtiyaçlarımızın ne olduğuna bile biz karar verememekteyiz. Ülkeler işgal edilirken ve dünya buna sönük de olsa ses çıkarırken zihinlerin köleliğine, bedenlerin işgaline sessiz kalınmaktadır. İnsan olarak ben kimim, neredeyim, ne işe yararım, sınırlarım nedir ve sınırlarımı belirleyen kimdir? Belki daha onlarca soru bizi kendimizle yüzleşmeye ve tefekkürle sorgulamaya itebilir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 02.04.2014 09:51:52 devamı >
RACHEL CORRİE
Vicdanını kaybetmiş bir dünyada bir vicdan sahibi olarak çıktığı yolculuğu henüz 23 yaşında iken noktaladı. Ölümü olay oldu. Aslında ölümünü olay kılan şey onun Amerikalı oluşuydu. Çünkü Amerika can alıcı, kan emici vampir bir yaratık olarak anılırken oradan zulmün tam ortasından aykırı bir ses duyulmuştu. Onun adı RachelCorrie idi. İnsanlar televizyonlarının başında ölen onlarca Filistinliyi umursamazken o aynı dine ait olmasa bile oradaki acıyı içinde hissetmiş olmalıydı. İnsan olanın vicdanı olurdu ya insanlığını kaybetmişlerin! Evet onların esfelesafilin oluşlarından olacak ki vicdanlarını kaybetmişlerdi. RachelCorrie belki de insanlığa bir mesaj taşıyordu: “Ey insanlar içinizde hala vicdan taşıyan birileri var” dercesine haykırıyordu. Vicdan insan olmanın ön koşuluydu ve o Corrie’de fazlasıyla vardı.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 25.03.2014 09:04:02 devamı >
KELİMELERİNE SAHİP ÇIKMALI İNSAN
Yaşamak öyküsü öyle uzunca kelimeler arasına sıkıştırılarak anlatılmalı mı bilmiyorum. Bazen sessiz çığlıklar yükselir insanın bakışlarından. Kederle örülmüş bir hayatı yeni kederlerle tanıştırmak için canhıraş bir mücadele vardır benliğimizde. Yaşanan onca kirliliğin içinde payım olmasın dercesine koşturmalar insanı yorsa da huzur verir. Onca söylenecek söz vardır ama bütün kelimeleri tüketmişizdir. Yola düşmek yolda hal diliyle anlatmaktan başka çaremizin olmadığı zamanları yaşarız. Eylemek söylemekten daha değerli olur. Çünkü eylemek göstermektir, şahitliktir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 16.03.2014 10:15:16 devamı >
TÜRKİYE’DE DEVLETİN SEKÜLERLEŞTİRME AZMİ
Türkiye’deki İslam anlayışını doğru değerlendirebilmek için cumhuriyet öncesi dönemlere kadar gitmek gerekmektedir. Hatta bir adım ilerisi Türklerin İslam ile ilk tanıştıkları Talas savaşına kadar uzanabiliriz. Ama konumuzu fazlaca dağıtmamak için Tanzimat’tan bu yana oluşan İslam algısı üzerindeki değişimleri konu edineceğiz. Türkler, İslam’ı kabul edişlerinden bu yana Ehli Sünnet düşüncesinin hâkim olduğu bir otoritenin altında dini yaşamışlardır. Tanzimat’a kadar olan dönemde Ehli Sünnet algı bütün kuvvetiyle devam etmiş Müslüman halk halifenin emri altında ve onun dini yönlendirmesi içinde yaşamıştır. Tanzimat’la birlikte Hristiyan halk reaya olmaktan çıkıp halk olarak tanımlanınca toplumsal denge altüst olmuş ve toplumda bir çalkalanma meydana gelmiştir
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 25.02.2014 08:42:46 devamı >
İSLAMİ MUHALEFET GELENEĞİNE DUYULAN İHTİYAÇ
Allah’a şirk unsuru taşımayacak, onun hükümlerine ve iradesine karşı çıkmayacak bir düzlem içinde ikna edici bir muhalefet dilini geliştirmek zorundayız. Bu öyle bir dil olmalı ki hayatın içinde bir yere oturmalı ve şahitliği olabilmeli. Birilerini incitir kaygısı da güdülmemeli. Bunu söylerken illa kırıcı olalımı kastetmiyoruz elbette. Sözü olabildiğince anlaşılır, hedefini onikiden vuran ve muhatabının dikkatini çekmesi gereken yeri işaret eden bir dil olmalıdır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 05.01.2014 10:43:12 devamı >
İSLAMİ MÜCADELENİN GEREKLİLİĞİ VE SORUNLARI ÜZERİNE
Kuşkusuz her ideoloji içinde bulunduğu zaman ve zemin içinde kendini yeniler ve daha iyi anlaşılmak ister. Daha iyi anlaşılmak için takipçilerinin gayretini ve davaya olan bağlılıklarının sadakatle sürmesini arzular. İyi olan ve korunması elzem olan her şey aslında insan eliyle gerçekleşir. Çünkü insan tarihsel süreç içerisinde uğruna kelle koyduğu bir davayı bütün saflığıyla yaşamak ve onu kendisinden sonraki nesillere taşımak gayretindedir. Bugün İslam nasıl anlaşılmalıdır ve nasıl yaşanmalıdır sorusu da içinde bulunduğumuz zaman ve zemin içerisinde cevaplanmaya ihtiyaç duymaktadır. İslam’ın nasıl yaşanması ve anlaşılması üzerine elbette sayısız görüş ve öneri bulmak mümkündür lakin ben burada bu iki soruya da cevap verecek durumda değilim. Daha doğrusu benim vereceğim cevap da rölativist yani göreceli bir bakış açısı olarak değerlendirilecektir ki kuşkusuz bunda haklılık payı da yüksektir. Öyleyse derdimiz nedir neden böyle bir makaleyi ele alma gereği duyuyoruz?
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 21.12.2013 10:24:19 devamı >
ÇAĞIN İNSANA/İMAN İDDİASINDA OLANLARA KATTIĞI CİDDİYETSİZLİK
İnsanın hayata dair tercihleri çoğu zaman tartışılmaya değecek kadar enteresandır. Fayda ve zarar yaklaşımı mesela… İnsan fayda ve zararı hesap ederken genelde anlık hesapların içinde sıkışıp kalır. Anlıktan kastım yaşayabileceğini düşündüğü ömür sınırlarında yapar hesabını. Ama hesap hep yaşadığı hayatın konforuna ve rahatına dairdir. Daha iyi bir arabaya binmek, daha güzel bir konutta oturmak, daha çok kazanan bir işyerine sahip olmak, kendi başına olabileceği ve kimseye hesap vermeyeceği bir hayatı düşlemek gibi daha burada sayamayacağımız nice hesapları vardır. En az hesap yapılan alanda ölümün ardından gelecek olan ahiret inancıdır. Neden bu alana dair bir hesap yapılmaz ya da çok az yapılır? Elbette bu soruya verilecek cevap birçok açıdan tartışılmaya müsaittir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 03.12.2013 10:46:55 devamı >
MÜSLÜMANLARIN HAYATLA OLAN İLİŞKİLERİ ÜZERİNE
Müslümanların hayatla kurduğu ilişkiyi ve hayatın karşısında özne olarak mı yoksa nesne olarak mı durduğu hususunu düşünmemiz gerekiyor. Müslümanlarda ciddi bir kafa karışıklığı, hedefsizlik ve ne istediğini bilememe halleri mevcut. Çok konuşuluyor, çok programlar çiziliyor ama geleceğe dair iyimser olamıyoruz. Çok yoğunuz, koşturuyoruz lakin tefekküre çok zaman ayırmıyoruz. Salih amel için didiniyoruz ama amelimizin salihe dönüşüp dönüşmediğini takip edemiyoruz. Kısacası geleceği kuracak hamlelerden yoksunuz. Çok fazlaca da okumuyoruz. Sorumluluk almaktan korkarak nemelazımcı olmayı seviyoruz. İslam yaşam tarzımıza ve nemelazımcılığımıza bakılırsa çok da umurumuzda değil gibi gözüküyor. Özel hayatlar oluşturup, hobi sahibi oluyoruz ve hobilerimize ve dahi özel hayatımıza dair çokça zaman ayırıyoruz da vahyi hayatın bir parçası yapmaya gerektiğince zaman ayırmıyoruz. Çünkü Allah’a yeterince güvenmiyoruz. Yani dini yalnızca O’na has kılarak kulluk yapmıyoruz. Bize sağlanan konfora alışmışız vazgeçemiyoruz.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 12.11.2013 17:03:16 devamı >
SAFLARI KARIŞTIRMADAN NEREDE DURDUĞUNU BİLMEK GEREK
İslam inancı içerisinde tevhid her ne kadar “LA” ile başlasa da iman edeceğiniz bir İlah’ı bulmadan “LA” demenizin de bir anlamı olmayacaktır. Bugün Müslümanların durumu biraz bunu çağrıştırmaktadır. “LA” diye haykırmaktalar ama neye, ne için “LA” dediklerinin farkında değiller. Sanki dillere jargon olarak yapışmış içi boşaltılmış ve ne söylendiğinin farkına varılmayan kitleleri coşturan basit bir slogan gibi durmaktadır. Ne var ki bu tevhid sözü putlarla dolu olan bir dünyaya artık bundan sonra tüm hakimiyetin tek olan Allah’a iadesi için çalışacağız mesajının iletilmesi anlamını taşımaktadır. Tağuti rejimlerin hepsine içinde Allah’ın bulunmadığı siyasetinizi, ekonominizi, askeriyenizi, toplumsal düzeninizi terk edeceğiz ve bu konu da yalnızca Rabbin sözüne kulak vereceğiz demektir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 19.09.2013 17:41:19 devamı >
AHDE VEFA GÖSTERMEYENLERLE ALLAH’IN BİR AHDİ OLAMAZ.
Allah’a verilen söze sadık kalmadıkça Allah’ın bizimle bir ahdi olmayacaktır. Her gün kılınan beş vakit namazda “yalnızca sana kulluk eder ve yalnızca senden yardım dileriz” ahdini tekrarlamış olsak da kuşkusuz kulluğumuzu Allah’tan başkalarına yapıyor ve yardımı da onun dışındaki her şeyden bekler oluyoruz. Acı bugün bütünüyle İslam coğrafyasına yayılmıştır. Tebbet yeda… diye söyleyenler, gazetelerine manşet atanlar ne yazık ki ferasetini kaybetmiş şekilde başka zulümlerin içinde kaybolmaktadırlar. Elbet bir Musa çıkacaktır diye umutla bekleyenler gittikleri her yerde demokrasi ve laikliği ballandırarak anlatmaktadır. Biz Musa’yı ve diğer nebileri ona ihanet edenlerden dinleyecek kadar şuurumuzu kaybetmişsek Allah’ın bizimle ne ahdi olabilir ki!
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 18.08.2013 21:57:38 devamı >
KENDİ İÇİNDE BİR BÜTÜN OLAMAMIŞ İNSANLARDAN ÜMMET OLAMAZ
Vahdet üzerine sayısız makaleler kaleme alınmıştır. Bu makalede onlardan yalnızca biri olmaya adaydır. Ne var ki ben bu makalede vahdet üzerine konuşmak kaygısında değilim. Çünkü Anadolu’da güzel bir tarif vardır: “Lafla peynir gemisi yürümez” diye. Vahdet üzerine yazmaya mı yoksa vahdeti oluşturacak atraksiyonlara mı ihtiyacımız var? Bu atraksiyonlar yazmadan da olabilir mi? Bir Çin atasözü: “Anlatırsanız unuturum, gösterirseniz hatırlarım, yaptırırsanız anlarım” der. Kur’an en iyi anlatma yolunun şahitlik olduğunu vurgular. Öyleyse yazmadan daha çok yaşamaya ihtiyaç duyduğumuz bir şeyi burada yine kaleme almış bulunuyoruz. Modern hayat kuşkusuz bizi çepeçevre kuşatmış durumda. İşimiz, ilişkilerimiz, evliliğimiz, yaşam tarzımız tamamen modernitenin işgali altındadır. İnsanın zihni işgal altında olunca kuşkusuz vahdeti konuşmak çok lükstür. İnsan varlık bilincine sahip değilse öncelikli sorun kişinin varlığının bu dünya düzleminde neyi ifade ettiğini fark edememesinde yatar.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 16.06.2013 07:29:40 devamı >
TÜRKİYE’DE İSLAMİ MÜCADELE VE DEVLETİN İSLAMI SEKÜLERLEŞTİRMESİ-7
Süleymancılık tam bir geleneksel tarikat mantığı içinde hareket eder. Tasavvuftaki rabıta burada da vardır. Kalbin rabıta ile şeyhe bağlanması ve Allah’ın feyzinin üstad vasıtası ile mürşidin kalbine akması inancı vardır ki bu islam açısından Allah’a aracı koymaktır ki bunun adı şirktir. Süleymancılık genelde teorik yönü yoğun olmayan bir düşünce yapısına sahiptir. Rejimle karşı karşıya gelmekten kaçınmış siyasal bir talebi olmamış geleneksel eğitim metodunu yöntem olarak kabul etmiş bir cemaattir. Siyasi anlamda ufuksuz olduğu kadar, tartışmacılıktan ve üretkenlikten de uzaktır. Vahyi çizgiyi takip etmekten çok Nakşibendilik geleneğini takip etmiştir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 04.06.2013 22:02:43 devamı >
TÜRKİYE’DE İSLAMİ MÜCADELE VE DEVLETİN İSLAMI SEKÜLERLEŞTİRMESİ-6
Ezana nazire olsun diye “Atatürk ekber.. Atatürk ekber” diye başlayan bir “yeni ezan” yazıldı. “Allah’ın dediği olur” şiarına karşı “Cumhuriyet’in dediği olur” dendi. Anıtkabir Kabe’den üstün görüldü. Hz. Muhammed’in doğum günü münasebetiyle yapılan “Kutlu Doğum Haftası”na karşı, 19 Mayıs Haftası’nı “Mutlu Doğum Haftası” ilan edildi. “Kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır” ayetine karşı, “Kemalist Devrim mutlaka tamamlanacak” sözü afiş yapıldı. Kur’an-ı Kerim’den hüküm ayetleri çıkarılarak yerine Nutuk’tan parçalar konulmak istendi. Kapsamlı bir “dinde reform” projesi hazırlandılar. İslam inancındaki “amentü”ye karşı “Türk’ün yeni amentüsü” yazıldı. “...Ulu Şefimizin gösterdiği yoldan yürüyelim. Onun yolu bizi yalancı ahiret cennetine değil, hayata kavuşturacaktır” dendi.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 21.05.2013 00:19:12 devamı >
TÜRKİYE’DE İSLAMİ MÜCADELE VE DEVLETİN İSLAMI SEKÜLERLEŞTİRMESİ-5
1948 yılına gelindiğinde CHP’deki değişim arzuları gün yüzüne çıkmaya başlar. Hacca gideceklere ilk defa döviz müsaadesi verilmesi ve vizelerin yapılışı hareket noktası olmuştur. 1 Şubat 1949’da ilkokul programlarına isteğe bağlı din dersi konulmuştur. Yine 1949 yılında İmam-Hatip kursları açılmıştır. Kursların amacı ehliyetli din adamı yetiştirmekti. Ortaokul seviyesinde idiler.[1] Ehliyetliden kasıt rejimi savunacak ama namaz, cenaze namazı gibi bazı ritüelleri yapabilecek kabiliyette din memurları yetiştirmekti. İlk olarak 8 ilde açılan kurslar sonraları İmam-Hatip okulları haline getirilmiştir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 09.05.2013 00:40:02 devamı >
TÜRKİYE’DE İSLAMİ MÜCADELE VE DEVLETİN İSLAMI SEKÜLERLEŞTİRMESİ-4
Kemalist ideolojinin baskı aygıtı olarak kullandığı İstiklal Mahkemelerinin kullanılmasına Şeyh Said isyanı sebep olmuştur. 13 Şubat 1925 tarihinde Şey Said önderliğinde doğrudan rejimi hedef alan bir ayaklanma olmuştur. Rejim bunun İngilizler tarafından Musul ve Kerkük’ün elimizden alınması için çıkarttığı bir ayaklanma olarak tarih kayıtlarına geçirse de olayın böyle olmadığı İsmet İnönü’nün o dönemdeki Cumhuriyet gazetesine verdiği beyanatta ortaya çıkar: “Şeyh Said, harekat esnasında dini kurtarmak davasını açıktan ortaya atmış bulunuyor. “Hilafet kalkmıştır, din tehlikededir. Dini kurtarmak lazımdır.”
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 19.04.2013 22:54:14 devamı >
TÜRKİYE’DE İSLAMİ MÜCADELE VE DEVLETİN İSLAMI SEKÜLERLEŞTİRMESİ-3
Cumhuriyet seçkinleri açısından kadının görünümünü ve statüsünü değiştirmenin özel bir önemi vardı. Bu tüm diğer devrimlerin başarısının teminatıydı. Meşrutiyet dönemi İslamcılarda, Cumhuriyetçi seçkinlerde değişimi genel manada kadın algısı üzerinden değerlendirmiştir. Cumhuriyetçiler eğer bu alanda başarılıolurlarsa diğer devrimleri de kolayca başaracaklarını düşünüyorlardı. Bunun için yurt gezilerinde Avrupai görünüme sahip kadınlar bilhassa gezi heyetine dahil edilirler. İstanbul’daki halk plajları kadınlara da açılır ve plaja gitmeye yönelik teşvikler uygulanır. Bunlar vasıtasıyla halkın tepki göstereceği şeyi görerek alışması sağlanmaya çalışılır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 04.04.2013 20:12:00 devamı >
TÜRKİYE’DE İSLAMİ MÜCADELE VE DEVLETİN İSLAMI SEKÜLERLEŞTİRMESİ-2
3 Mart 1924 hilafetin kaldırılmasıyla birlikte dinin devlet kontrolüne alınabilmesi için Diyanet İşleri Başkanlığı kurulur. Osmanlı Devletinde din nasıl ideolojik bir aygıt olarak kullanılmışsa cumhuriyet devrinde de yeni oluşturulmaya çalışılan toplum için din aynı şekilde ideolojik bir aygıt olarak kullanılmıştır. Osmanlı ve Selçuklularda olduğu gibi Cumhuriyet Türkiye’sinde de devletin istediği din anlayışı baskındı. Sistemin istediği ve izin verdiği kadar bir din anlayışı topluma verildi. Tamamen devrimci kimliğinden uzak, yalnızca şekli ibadetlerden örülü ve pozitivizme uygun olarak bireyin içinde yaşayan bir vicdani kanaate dönüştürüldü. Sistem, İslami değerlerin canlanmasını istemiyordu çünkü gerilemenin sebebi İslam gibi görülüyordu. Batı, en iyi değer üreten sisteme sahip olarak kabul ediliyordu.
Yazar : BÜNYAMİN ZERAN   Eklenme Zamanı : 18.03.2013 00:44:49 devamı >
TÜRKİYE’DE İSLAMİ MÜCADELE VE DEVLETİN İSLAMI SEKÜLERLEŞTİRMESİ
Türkler, İslam’ı kabul edişlerinden bu yana Ehli Sünnet düşüncesinin hâkim olduğu bir otoritenin altında dini yaşamışlardır. Tanzimat’a kadar olan dönemde Ehli Sünnet algı bütün kuvvetiyle devam etmiş Müslüman halk halifenin emri altında ve onun dini yönlendirmesi içinde yaşamıştır. Tanzimat’la birlikte Hristiyan halk reaya olmaktan çıkıp halk olarak tanımlanınca toplumsal denge altüst olmuş ve toplumda bir çalkalanma meydana gelmiştir. Özellikle o dönemde reaya olarak kabul edilen azınlıkların ticaretlerine konulan yüksek vergiler halk statüsüne kavuşunca son bulmuş böylelikle azınlıklar eliyle Osmanlı pazarlarına sokulan İngiliz, Hollanda, Portekiz ve Fransız mallarıyla rekabet edemeyen Osmanlı halkı pazarını kaybetmeye başlamıştır. Azınlıklar eliyle Osmanlı pazarının ucuz Avrupa mallarıyla dolması ticari dengeyi altüst etmiştir.
Yazar : BÜNYAMİN ZERAN   Eklenme Zamanı : 06.03.2013 23:55:22 devamı >
ÇAĞA TANIK OLMAK AMA HANGİ BİLGİ TEMELİNDE!
Yaşadığımız çağda mevcut kültürün egemenliği altında “tiranlık bedeni özgür bırakır ve saldırısını ruha yöneltir. Hükümdar artık, “ Benim gibi düşünmelisin ya da ölmelisin” demez. Şöyle der: “Benim gibi düşünmemekte özgürsün. Yaşamın, malın, mülkün her şeyin sende kalacak, ama bugünden itibaren aramızda yabancısın.” Uyum sağlamayan herkes ekonomik yoksunluğa mahkum edilir ve bu garip münzevilere atfedilen zihinsel yetersizlikte sürdürülür. Kapitalist üretim insanların, bedenlerini ve ruhlarını öyle bir kuşatmıştır ki, önlerine kona her şeye direniş göstermeden kapılıverirler. Hükmedilenlerin, hükmedenlerce dayatılan ahlakı onlardan daha fazla ciddiye alması gibi, günümüzün aldatılan kitleleri de başarı ritmine başarılı olmuş kişilerden çok daha fazla kapılırlar. Kitlelerin kendilerine göre istekleri vardır. Onları köleleştiren ideolojide ısrar ederler. Halkın kendine yapılan kötülüğe beslediği tehlikeli sevgi, yetkili mercilerin kurnazlığını bile geride bırakır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 03.02.2013 01:50:53 devamı >
SÖYLEM VE EYLEM TUTARLILIĞI
İslam ümmet olma bilinciyle bir hedef doğrultusunda vahyin çizdiği ölçülerle kardeşler olmayı salık verir. İslam geniş ve güçlü bir aile olmayı hedefler. Bu aile gücünü bugünün dünyasında belirlenen kriterlere göre oluşturmaz. Bu ailenin maddi imkanları olmayabilir, askeri gücü olmayabilir, sayısal anlamda çoğunluğa da sahip olmayabilir. Ama sahip olduğu tek şey Allah’a duyulan sevgi ve Allah için birbirlerine olan bağlılıklarıdır. Bu öyle güçlü bir bağdır ki bu bağı terketmeleri ancak Allah’ı terketmeleriyle mümkündür.
Yazar : BÜNYAMİN ZERAN   Eklenme Zamanı : 29.12.2012 21:41:41 devamı >
ÇAĞIN DİNAMİKLERİNE KARŞI BİR DURUŞ
Her çağın kendine özgülükleri vardır. Her çağda dönemin siyasal rengine göre, hakim ideolojisine göre insan yönelimleri farklı farklıdır. Nasıl ki Emevi döneminde kaderci anlayış gündemi meşgul etmiş ve bu gündem üzerinden müminler susturulmaya ve hallerine razı edilmeye çalışılmışsa, Abbasi döneminde Kur’an’ın mahluk olduğu tartışması çıkarılarak toplumu gerçek sorunlarla uğraşmak yerine kıldan çöpten meselelerle uğraşmaya zorlamışlarsa bugünün dünyasında da batının siyasal ve toplumsal kavramlarıyla insanları tartıştırmakta ve batıya bir şekilde biat etmeye çağırmaktadırlar. İşte insanın burda bir sorumluluk alması esastır. Çünkü her insan seçtiği hayatı yaşayacaktır. Hayat insana yalan söylemez. Tam aksine insan hayata yalanlar söyler. Kendi yalanlarıyla yarattığı dünyanın içinde yaşarken hoşuna gitmeyen şeylerle karşılaştığında yansıtma psikolojisiyle sorunu kendi dışında arar. Ve bir şekilde çağa tanıklığının hesabını hesapların açılacağı günde verecektir. Kimin yanında saf tutmuşsa, saf tuttuklarıyla beraber hesabını verecektir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 08.11.2012 01:01:48 devamı >
DÜNYA EKİNİNİN HARMAN YERİ KIYAMET
İnsanın dünyada kıymet verdiği şeylerin aslında Allah katında değersiz şeyler olduğunu farketmesi ve baki kalacak tek şeyin Allah’ın yüzü olduğunu bilmesi onu bir sonraki hayatına daha bağlı kılacaktır. Allah, insanı halife tayin etmekle kendi kurallarının, hükümlerinin yeryüzünde insan eliyle işletilmesini ve Allah’ın sözünün galip gelmesini amaçlamıştır. İnsan, yaptığı her işi Allah adına yapmakla sorumlu tutulmuşur. Lakin insan, kendine emanet edilen şeylerin sahibi gibi hareket etmeye başlamasından bu yana kul olduğunu unutarak kendini bir ilah olarak değerlendirmeye başlamıştır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 29.10.2012 21:33:42 devamı >
TEVHİD SÖYLEMİMİZ NEDEN KİMSEYİ RAHATSIZ ETMİYOR?
Vahyin kılavuzluğu içinde bir hayat sürmenin kuşkusuz zor olduğu bir süreçte Allah’tan başka ilahın olmadığını söylemek cesaret ister. Kisra’nın sarayına “İslam ol kurtul” diye haber yollayan nebi kuşkusuz ki insanlığı tek kurtuluşa iletecek şeyin vahiy olduğunu biliyordu. İnsanı yaşadığı evrende ve kıyamet gününde Allah’a imanın dışında hiçbir kıymet onu değerli kılmayacaktır. Onun içindir ki Allah resulü tevhid akidesinin gücünü biliyor ve bu gücün arkasında durarak nice sultanlıkların Allah’a boyun eğeceğini biliyordu. Allah’a iman etmek öyle güçlü bir duruşu gerektiriyordu ki kınayıcının kınamasından korkmadan ve Allah’ın her şeye gücü yeten olduğunu bilerek yaşamayı gerektiriyordu. Modern cahiliye Allah’tan başka ilahın olmadığını ve Muhammed’in (sav) onun elçisi olduğunu günde milyonlarca kez haykırmasına rağmen Kisra’nın sarayları yıkılmıyor, Firavunlar Kızıldeniz’de boğulmuyor, Nemrutlar yok olmuyor ve müşrikler pislik olarak addedilmiyor.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 20.10.2012 23:01:29 devamı >
NESNE OLAN BEN’DEN ÖZNE OLAN BEN’E HİCRET
Hicret, halife Ömer’in emriyle müslümanlar için tarihin başlangıcı kabul edilmiştir. Vahyin indiği tarihin değil de hicretin müslümanlar için tarihin başlangıcı kabul edilmesi düşündürücüdür. Hicret, bireysel ve toplumsal anlamda özne olabilmenin mücadelesidir. İnsan, Allah’a olan hicretiyle varlık sahnesindeki yerini alır. Hicret, yalnızca yeryüzünde bir mekan değiştirmenin adı değildir aynı zamanda taraf değiştirmenin de bir adıdır. Tağutların tarafından Allah’ın tarafına doğru yürümektir. İnsan, zihni bir hicreti yaşamadan varlığının kıymetini, ne işe yaradığını nasıl farkedebilir ki?
Yazar : BÜNYAMİN ZERAN   Eklenme Zamanı : 03.10.2012 22:18:01 devamı >
MODERN HAYATLAR İÇİNDE KENDİ MAĞARAMIZA ÇEKİLEBİLME GEREKLİLİĞİ
İtikaf, peygamber (as)’in sünnet haline getirdiği ibadetlerden biridir. Bizde bir grup arkadaşla birlikte ramazan ayının son haftası itikafa çekildik. Malum modern dünya itikafları kaldıramıyor. Çünkü bizi kendisiyle meşgul eden o kadar fazla şeyle uğraşıyoruz ki ne halde olduğumuzu bize gösterecek aynalardan uzağız. Hayatta gerekli gereksiz herşeye zaman ayırıyoruz. Maç için doksan dakika sihirli camın önünde ya da modern çağın mabetleri olan stadyumlarda saatlerce bekliyebiliyoruz. Tuttuğumuz takım şampiyon olunca sevinç gösterileri için sokaklara taşabiliyoruz. Alış veriş için hergün saatlerimizi harcıyabiliyor, yaşamımızın gerekleri adına kurumlarda akşama kadar hayat eskitebiliyoruz. Sevdiğimiz dizileri hiç kaçırmadan seyrediyor hatta üzerine yorumlar yaparak adeta yönetmen edasında filmi saatlerce tartışabiliyoruz. Kimimiz avcılığı seviyor ve günlerini av peşinde harcıyor. Ama iş ibadetlere gelince iş birden değişiveriyor ve namazları olabildiğince en hızlı şekilde kılıyor ve modern hayatın kalbine bir an önce ulaşmak için çırpınıyoruz.
Yazar : BÜNYAMİN ZERAN   Eklenme Zamanı : 11.09.2012 22:46:09 devamı >
TÜKETİM TOPLUMUNDAN TÜKETİLEN TOPLUMA
Giderek tüketilen bir toplumun fertleri olmaktayız. Herbirimiz birer birer tüketilmekteyiz. Buna karşı bir duruş ortaya koymak istiyorsak zihnimizi kuşatan prangalardan kurtarmak zorundayız. Artık yeni şeyler söyleme vaktidir. Ama bu söylenen şeyler simulakrların bize söylettiği şeyler olmamalıdır. Vahyin hayatı kuşatabilmesi bizim vahiyle doğrulabilmemizi sağlayan şeyler konuşmalıyız. Vahyi pratikleri hayata taşıyan kimseler olamk durumundayız. Tükenmemek için ve etrafımızdakileri tüketmemek için, nesneleşmeye bir karşı duruş için Kur’an’ı tarihsel anlayışın ötesinde ve geçmişin taassuplarına da takılıp kalmadan takvalı ve hikmetli bir duruşla hayata pratik etmek zorundayız. Mümkün olduğunca bu pratikleri ne dediğini bilen ve bir ideal uğruna bir araya gelmiş kararlı bir yapı olarak sunmak bizi daha güçlü kılacaktır. İslam insanların bireyden ümmete doğru akmasını ister. İdeal olan şey ümmet olmaktır. Zulme karşı ümmet olarak karşı çıkmak kuşkusuz daha çok ses getirici bir davranıştır.
Yazar : BÜNYAMİN ZERAN   Eklenme Zamanı : 27.08.2012 22:27:45 devamı >
İSLAMÎ MÜCADELE SÜRECİNDE PAYIMIZA DÜŞEN
Kan döken ve bozgunculuk çıkaran ama buna rağmen yeryüzünü ıslah ettiğini düşünen otoriteler çağında Allah’ın otoritesini hatırlamamak ve hatırlatmamak kuşkusuz mümin olma iddiasındaki herkes için büyük bir handikap olsa gerek. Yeryüzü tağutlarına karşı geliştirilecek bir İslamî tavır elbette ki önemlidir. Allah vahiylerini tağutlara karşı Allah’ın otoritesini kurmak maksadıyla ve kulun tek olarak Allah’ı ilah edinmesi amacıyla göndermiştir. Bugün geliştirilecek ya da geliştirilebilecek bir mücadele sahası insanın kendisinden başlattığı bir mücadele olmalıdır. İnsanın kendi nefsinde olanı değiştirmediği sürece toplumda olanın değiştirilemeyeceği yasasında olduğu gibi. Peygamberler ile günümüz davetçileri arasında bazı temel farklılıklar var gibi.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 04.08.2012 19:23:30 devamı >
BENDEN GERİYE KALAN…
Gözlerin gelir aklıma Kasvetli bir akşam üstü Gözlerin, gülüşünden daha beter Acıtır yüreğimi. Bir fırtınadan arta kalmış gibi Sarar benliğimi soğuk duvar
Yazar : BÜNYAMİN ZERAN   Eklenme Zamanı : 28.06.2012 00:54:44 devamı >
KELİMELERİN EDEBİ
Sözler kılıç gibidir. Savaş meydanına çıkar ve güçlü toynakları olan bir atın üzerinde düşmana korku salar. Düşmanı darbelerle yere sererken diğer yandan dostlarını ise sevince garkeder. Savaş meydanının gerisinde kendisini bekleyen ailesine, dostlarına güven verir. Onun cephede kazanacağı bir savaş kuşkusuz geride kalanların uzun yıllar mutlu ve barış içinde yaşaması için bir zorunluluktur. Kelimeler kılıçlardan daha keskin olur çoğu zaman. Zaten dünyada insanları bir arada yaşanır kılan da yaşanmaz kılan da insanların kelimelere yüklediği imgelerdir. Her bir ideoloji kendini kendine has terimlerle ifade eder. Her toplumun siyasal bir dili olabildiği gibi ahlaki bir dili de vardır. Ama bu iki dilin hangisi diğerini belirler diye sorduğumuzda alacağımız cevap kuşkusuz siyasal dilin ahlaki dili belirlediği olacaktır. Bu yargı her ne kadar doğru gibi dursa da aslına bakılırsa sıkıntılıdır. Zira bir düşüncede önce ahlak olmalıdır ki onun üzerine bina edildiği bir siyasal dil olsun.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 26.06.2012 10:05:12 devamı >
ALİM OLMAK MI ENTELEKTÜEL OLMAK MI?
Düşünmek, doğruyu aramak, nesnel bilgiye ulaşmak entellektüelin bir diğer vasfı olarak belirtilir. Tarihsel köken itibariyle baktığımızda da dürüstlük ve doğru kavramının bir sabitesi yoktur. Yani görecelidir ve sermaye sahiplerinin doğruları ile parelel olma zorunluluğu vardır. Tıpkı özgürlük ve demokrasi gibi süslü ve aldatıcıdır. Entelektüeller yaşadığı çağa çözüm üretenler değildir. Ya geçmişi kutsayarak geçmişin tekrar edicileridir ya da mevcuttaki popüler düşünceyi tekrarlayanlardır. Mesela Osmanlı dönemi aydınlarına bakarsanız geçmişi kutsayarak yaşamıştır. Aydınlanmayla birlikte ise Osmanlı aydını Avrupa’yı tekrar etmekten başka bir şey ortaya koymamıştır. İçinde yaşadığımız çağa baktığımızda da entelektüelin durumu ortadadır. Yalnızca konuşur, yazar ama ameli sahada yoktur. Yazıp konuştukları ise ferasetten uzak iktidarların sözcülüğünden öte bir şey değildir. Dillerini kitaba karşı eğip bükerler ki konuştuklarında birileri onları kitaptan konuşuyor sansın. Hiçbir davaya bağlanmazlar ve hiçbir cihada katılmazlar. Birer derviştirler ama servilerin gölgesinde değil şatolarda yaşarlar. Sözde ilimcidirler ama hakikate karşı ise yobazdırlar.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 09.05.2012 00:29:32 devamı >
BİLGENİN KEDERİ
Hayatın bir yerinde İnce bir dala tutunur gibi Öylece seyretmek hüznü Bilince ağır gelir Her zaman. Ne kadar keder taşısa da insanın yüzü Gülmek için bir sebep arar Bilgelerin kalbi hüzünle dolarken Ahmakların ki ise neşeyle dolar.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 30.04.2012 21:17:47 devamı >
ALLAH’IN ELÇİSİ MUHAMMED
İnsan bir fikri görev edasıyla taşıyabilir. Eğer taşıdığı bir fikri sırf görev cihetiyle taşırsa ısmarlama bir hayatı üzerinde barındırır. Oysa insan taşıdığı fikri sevmeli ve ona iman etmeli. Çünkü iman korkulardan sıyrılıp kalbin tatmin olmasıdır. Tıpkı Resul’de olduğu gibi… O kadar iman etmiş bir resul var ki dünyanın en değerli saydığı nimetleri bile Rabbi razı etmek için elinin tersiyle itmiştir. Kimi sevdiyse Allah için, kime buğz ettiyse yine Allah içindir. Kimseyi makamı için sevmemiş, kimseyi köle diye aşağılamamış ve hiç kimseyi nefsi için kırmamış biridir o. Öyle ki iman edenlerden hep daha fazla acı çekmiş, hep daha fazla örselenmiş, hep daha uykusuz, hep daha aç ve hep daha hizmetkâr olmuş biridir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 23.04.2012 13:49:18 devamı >
DÜŞÜNCE KURUMLARDAN ÜSTÜN TUTULMALIDIR
İnsanı meleklerden üstün kılan vahyi kabul etmiş olmasıdır. Yani düşüncedir. Kendini islami ilkeler, hassasiyetler ve metodla tanımlamayan hiç kimsenin Allah nazarında değeri yoktur. Müslümanlar bu konuda maalesef henüz bir yetkinliğe ulaşabilmiş değildir. Başlangıçta samimi bir şekilde fikrin önderliğine inananlar zamanla farkında olmadan o fikri en doğru kendilerinin temsil ettiğini düşünerek grup miliyetçiliğine sapmakta ve kurumu korumaya şartlanarak düşünceyi baltalamaktadırlar. Bu yanlışa düşmemek için kurumların sürekli vahiyle kendini sorgulayan ve gerek grup içi eleştirileri diri tutarak ve gerekse grup dışı eleştirilere kulak kabartarak bencillikten ve korumacılıktan uzak bir şekilde acaba bu eleştiriler gerçek mi diye sürekli kendini sorgular vaziyette olması gerekmektedir. Aksi takdirde Allah bir topluluğu giderir yerine yepyeni bir topluluk getirir. bu sünnetullahtır. İçimizden hangimiz giderilen ve yerine yeni bir topluluk getirilenlerden olmak isteriz ki?
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 12.04.2012 01:10:54 devamı >
HERGÜN UMUTLA YENİDEN DOĞMAK
Bir nehrin orta yerinde Dalgaların kıyıya küstüğü yerdeyim… Dökülmüş Dağılmış ve hiç olmadığı kadar yorulmuşum. Nedendir bilinmez Bakışlarımdaki donukluk Sesimin olanca acıyla kıvrılışı Ve rüzgarların uğultusu altında öylece kalakalışım. Hasret desen değil, Gurbet desen Unutalı yıllar oldu. İçimde çağlayanlar, içimde fırtına Beni hangi kıyıya atacak kimbilir!
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 31.03.2012 00:28:31 devamı >
BİLGİ SORUNU ÜZERİNE
İslami bir dünya görüşü ile toplumları ve toplumsal hadiseleri analiz etmek kuşkusuz her kulun üzerine düşen sorumluluk olsa gerek. Müslümanlar gerek toplumsal analizlerinde gerekse olayları ve kişileri değerlendirme de isabet sağlayabilmelidirler. Kuşkusuz bunun için belli bir birikim gerekmektedir. Bu birikim İslam’da salt bilgiyle elde edilebilecek bir bir birikim değildir. Ama bilgisiz bir iman da yine İslam’da kabul görmeyen bir şeydir. İslam’ın kavramları irdelendiğinde hepsinde zorunlu olarak şuurluluk hali mevcuttur. Yani kabul görmüş, hayata girmiş hiçbir kavram üstün körü kabul edilmiş değildir. Allah’ın varlığından tutun da ahiret gününe kadar varolan her şey apaçık bir şekilde Kur’an’da ıspatlanmış ve kullara sunulmuştur. Dolayısıyla iman etmeden önce bilgi gelir. Bilgisiz, bilinçten yoksun bir iman kulu her türlü rüzgara karşı savunmasız ve güçsüz bırakır. Onun için öncelikle bilerek iman etmeyi ve iman edilen şeyleri hayata geçirmeyi şiar edinmek bu elde edilmeye çalışılan birikimin şartlarındandır.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 19.03.2012 21:47:55 devamı >
ÇAĞIN İLERİSİNDE VE GERİSİNDE OLMAK YA DA HAKKA YAKIN DURMAK…
Çağın en belirleyici kavramlarından biri de kuşkusuz ilericilik ve gericilik kavramlarıdır. İslami temelden meseleye baktığımızda ilericilik ve gericilik diye bir tanımlamaya rastlayamayız. Bunun yerine kullanılan kavramlar “ahseni takviym ve esfele safilin”dir. İlericilik ve gericilik kavramı daha çok maddi dünyanın tanımlamasına girmektedir. Bireysel ve toplumsal algıda ileri de olmak salt ekonomik anlamda iyi düzeyde olmak anlamındadır. Gericilik ise salt maddi anlamda gelir düzeyinin düşüklüğünü ifade etmez bunun yanında modern dogmaların yani aklın dışında bir kanun koyucu, yaşam belirleyici birini kabul etmek anlamına da gelir. Toplumsal anlamda ilerde olmayı gayri safi milli hasıla belirlerken, geride olmayı ise ilhamı gökten ve gaipten almak yaşadığı hayattan realiteden almamak belirler.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 12.03.2012 23:53:30 devamı >
MODERN DÜNYANIN İSLAMLA YENİDEN TANIMLANMASINA DUYULAN İHTİYAÇ
Bugünün teknolojisi dahil tüm kavramları yeni bir tanımlamaya muhtaçtır. Çünkü batı insanlığın hayrına bir şey üreten kafa yapısından çok uzak yalnızca kâr eden şeyleri düşünen ve üreten pozitivist ve realist bir kafa yapısına sahiptir. Dolayısıyla tağuti düşüncenin temelinde maddi anlamda kar ve zarar olgusu vardır. Toplumun fesada uğraması, neslin yok olması onlar için önemli değildir. Tıpkı sanayi devriminden sonra aç kalmamak için kırsal kesimden şehre göç etmek zorunda kalan köylülerin sefalet içinde ölmelerinin, çocukların daha bebek sayılacak yaşta fabrika bacalarının temizliğinde kullanılan bir paçavra yapılmasının önemli sayılmadığı gibi. Zira onlar için önemli olan ucuz işgücü ve maksimum kârlılıktır. İlericilik ve gericilik olgusu, medeni-barbar olgusu da bu formüle tabidir. Yani lüx bir evde oturduğunda medeni, gecekondu bir evde oturduğunda ise barbarsın. Kısacası bu algıya göre insan maddenin şekillendirdiği bir varlıktır. Oysa islama göre ise insan, maddeye şekil verendir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 12.02.2012 01:04:50 devamı >
ÖZNE OLMAK YA DA NESNE OLARAK KALMAK...
Zaman hızla her şeyi öğütür mü? Eğer böyle düşünecek olursam zamanı bir değirmene benzetir kendimi de bir buğday tanesi gibi düşünürüm. Oysa insan olarak ben özneyim. Tarihin hiçbir döneminde nesne olmam emredilmedi bana. Zamanın beni öğütmesi ancak benim özne olmaktan çok nesne olarak kalışımla alakalıdır. Post modern bir çağ tam da bunu arzulamaktadır. Benim nesneleşmem yani edilgen hale getirilmem.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 05.02.2012 22:49:55 devamı >
HAYATA RABB’İN ADIYLA BAKABİLMEK
Hayata yaratan Rabb’in adıyla bakmak, hayatı Rabb’in adıyla şekillendirmektir. İnsan vahiyle tanıştığında yapacağı ilk şeydir yaratan Rabb’in adıyla okumak. İnsan, vahiyle tanıştığında ne olduğunu ve ne olmadığını farkeder. Kısacası insan sınırlarını bilir. Artık o bambaşka biridir. Önceki yaşamına format atılmış ve kendini yeni bir hayat ve düşünce için hazırlamakla meşguldür. Artık gecesi, gündüzü hep bu yeniden diriliş için vardır. Artık o çağa hükmedecek bir ışığın taşıyıcısıdır. Vahiy o kimsenin hayatını altüst eder. Uykusunu kaçırır, ilişkilerini düzenler, geleceğini belirler. Kısacası hayatında varolanları yeni bir amaç uğruna yeniden düzene koyar. Artık hazzı için yaşayan bir insan yerine tevhidi, dünya görüşü yapmış ve inançları için yaşayan bir insan vardır. Yaratan Rabb’in adıyla okumak, insanın kendi öz fıtratına dönmesidir ve yasak olan ağaçtan uzak durmasıdır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 12.01.2012 23:49:25 devamı >
SİSTEM İÇİ MÜCADELE YÖNTEMİ VE ANAYASA TARTIŞMALARI ÜZERİNE
İslami kesim son on yıldır İslami mücadelede yöntem sorununu tartışmaktadır. On yıl öncesinde birçok model benimsendiğinden olsa gerek son on yıl biraz da muhafazakâr bir partinin iş başına geçmesiyle birlikte yöntem sorunu yeniden güncellenmiş durumdadır. Sistem içi mücadeleden kasıt sistemin meşru gördüğü araçları kullanarak mücadele etmektir. Tabi bu mücadelede amaçlanan İslami yani tevhidi duruşu bozmadan müminlere alan açmaktır. Türkiye siyasi tarihine baktığımızda bu iddia ile ortaya çıkan pek çok siyasetçi olmuştur. Bunlardan en meşhuru Necmettin Erbakan ve onun temsil ettiği harekettir. Sistem içi mücadele araçlarından olan parti kurma yöntemini tercih eden Erbakan kısa sürede İslami kesimin sesi olmayı başarmış ve ardına taktığı milyonlarca insanı politize etmiştir.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 30.12.2011 20:39:55 devamı >
ÇAĞIN YENİ PUTÇLUĞU MARKALAŞMA
Markalar, sosyal alemin tasarım gücünü temsil eder. Ve bu sayede kalabalıklardan kendini ayırt eden hırslı insanların tutkusudur. İnsanlar, markalara ciddi fiyatlar öderken aslında ödedikleri fiyat kendilerini bir üst sınıfa taşıyacağına inandıkları değerin fiyatıdır. Böyle yaparak kendini, toplum içinde daha saygın ve daha güçlü hissedecektir. Çağın bu hastalığının yalnızca kapitalistlerde olmadığını bu hastalığa Müslüman iddiasında olanlarında tutulduğunu görmekteyiz. İslam, insanlar arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmak için mücadele verirken diğer yandan insanlar da bu mesafenin giderek daha da derinleşmesini normal karşılamaktadırlar. Her marka insanlar arasında ki mesafeyi artırır mı? Elbette bunu iddia etmek zordur. Burada bizim kastettiğimiz şey insanın kendini markayla bütünleştirmesi ve o olmadan kendini değersiz hissettiği bir marka anlayışıdır. Mesela yakın zamanda konu edindiğimiz bir reklam vardı “toyoto gibi adam” diye. Markanın insana sahip olduğu ve ancak markayla insanın tanımlandığı durumlar bize modern putçuluğu göstermektedir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 20.11.2011 20:09:46 devamı >
NİYETİMİZİN İYİ OLMASI EYLEMLERİMİZİ MEŞRU KILAR MI?
Düşünsel yozlaşma insanı sahip olduğu zirveden aşağı doğru çeker. Bir insanın düşünsel yozlaşmaya başlamasına birçok sebep vardır. Hoş görme mantığı veyahut “niyeti iyidir önemli olan kalbdir” diyen absürt bir bakış açısı bu yozlaşmanın nedenlerinden biridir. Yeryüzünde hiçbir düşünce olmasın ki en doğru kendisinin olduğu iddiasını üzerinde taşıyor olmasın. Beşeri ideolojiler içindeki her türlü “izm” bu mantığı kabullenir. Hele ki ilahi dinler doğruluk noktasında tüm “izm”lerin ötesinde tutar kendini. İslam’da bu doğruluk iddiasında olan dinlerin en başında gelir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 24.10.2011 23:46:27 devamı >
UNUTULMUŞ VE GÖZARDI EDİLMİŞ BİR TERİM OLARAK "İSLAMİ MÜCADELE"
Küresel sistem her şeyi etkilediği gibi İslami mücadele yöntemlerini de etkilemektedir. Teknolojinin hızla değiştiği, internetin yaygın bir haberleşme ağı olarak kullanıldığı aynı zamanda takibatın da kolaylaştığı bir dünya da hareket nasıl olmalıdır? Belki bu soru birçoğumuzun gündeminden dahi çıkmıştır. Nihayetinde İslami mücadele terimi 1960 ila 1990 yılları arasına sıkışmış ve oradan kendine bir yol bulamamış bir terimdir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 13.10.2011 20:54:28 devamı >
BATI’NIN DÜNÜ VE DÜNYANIN BUGÜNÜ
Biz sanayi devrimi sonrası Batı’yı bilimsel buluşların ve tekniğin hızla gelişmesinin yanında bu gelişmelerin Avrupa toplumu için neye mal olduğunu Karl Marx’tan okuduk. Zaman hızla akıp giderken dünyanın giderek daha iyi olduğu kanısına vardık. Artık üç yaşında ve dokuz yaşında çocuklar maden ocaklarında çalışmıyor, kadınlar ve kızlar erkeklerle aynı ortamda tuğla fabrikalarında, kibrit imalat hanelerinde yarı çıplak vaziyette çalışmıyor, onlarca yüzlerce hanım 30-40 m2’lik odaların içinde nefessizlikten boğuluncaya kadar dikiş dikmiyorlar olarak bildik. Çünkü artık hümanizm vardı ve herşey insanla başlıyordu. Öyleyse insan en üst değer olmalıydı. Batı, geçmişinden ders almış olmalıydı ki bu kavramlar dünyanın dört bir yanında bayrak gibi dalgalandı ve birçok insanı tesiri altına aldı. Acaba gerçekten öyle miydi? Yani Batı, kapitalizm ruhunu terkedip insan seven bir yaratığa mı dönüşmüştü?
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 06.09.2011 22:10:28 devamı >
KOMPLEKSLERDEN ARINARAK KUR’AN’I HAYATA MÜDAHİL KILMAK
Bugün İslam dünyası maalesef düşünsel kompleksten azade değildir. İslam dünyası iki tür komplekse sahiptir. Ya batı düşüncesini insanlığın ulaşabildiği son nokta olarak görmekte ve ona göre kendi değerleriyle batıyı uzlaştırma telaşına düşmekte ya da hiçbir fikir üretmeden batının anlattığı güzellikler bizim dinimizde zaten mevcut mantığıyla batıyı anlamaktan uzaktır. Bugün batıyı görmezden gelenlerin de ya da batıyı gözlerinde fazla büyütenlerin de anlaması gereken, bilmesi gereken bir şey vardır ki o da neyi reddettiğini ve neyi kabul etiğini bilmek gerekliliğidir. Sünnetullah da budur ve bunu ister: “yaşayan delili ile yaşasın” der. Toplumsallaşabilmek için bilmeye ihtiyacımız var. Kuru bir reddedişten ziyade köklü bir reddedişe, kuru bir imandan ziyade kökleşmiş bir imana ihtiyacımız vardır. Bütün bunlar neyi niçin yaptığını bilen bir davranışla mümkündür ki bu her müminin üzerine düşen bir sorumluluktur.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 27.08.2011 23:34:20 devamı >
TESBİT VE ÇÖZÜMLEMELERİMİZ BİZİ DOĞRU ADRESE ÇIKARMALIDIR
İslam, toprağı yırtan bir filiz gibi kökü yerde sabit, esen her rüzgara göre savrulmayan, ilmin kaynağını vahiyden alan donanımlı yetişmiş bireyler oluşturarak bir toplum olabilmeyi hedefler. Çünkü bir düşünce ister beşeri isterse ilahi olsun bir toplum oluşturmadan otorite kuramaz. Buna karşın her düşünce illa otorite olmalıyım demeyebilir de! Ama otorite olmaya giden yolda yürümeyi terk etmez de. Aslında esas mesele bir düşüncenin varlığını muhafaza edebilmesi, gücünü kendi öğretilerinden alması ve yaşadığı çağa hikmet ve ferasetle bakarak tespitler ve çözümler üretmesidir. İşte tam bu noktada İslam’a inanma iddiasını taşıyanlar yaşadıkları çağa nasıl bir tespit ve çözümlemelerle bakmaktadır ya da bakmalıdır diye sormamız gerekmektedir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 16.08.2011 09:42:19 devamı >
İNSANIN VAHİYLE İLİŞKİSİ ONU AYAKTA TUTMAYA DÖNÜK OLMALIDIR.
İman edenlerin modern dünya da yapacakları çok iş ve yürüyecekleri çok yolu vardır. Zira iman kişiyi yerinde durdurmaz sürekli ona devingenlik sağlar. Uykularını kaçırır ve sorumluluk duygusunu çoğaltır. Yalnızca Allah’ı memnun edecek davranışlar üzerine yoğunlaşır. Tevhid ilkesini bozacak her tür hazdan kendini azade ederek nefsini arındırır ve şahit bir kul olarak yaşamını sürdürür. Oysa modern dünya şekilsel olarak dindarlığı artırsa da öz olarak insanı kulluğundan soyutlar. Çünkü modernite özgürlük putuyla her insanı yalnızca kendine kul etme telaşına girer. Evrensel doğrular olarak tanımlanan bir takım değerlerle insanlığın ortak paydasını savunduğunu iddia ederek yeryüzünü ıslah etme niyetiyle yola çıkmış halis kulları terörist ilan eder.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 05.08.2011 21:06:27 devamı >
MEKKE TOPLUMU VE YAŞADIĞIMIZ TOPLUM KARŞILAŞTIRMASI
Mekke Toplumu ve Din Algısı: Her toplumun muhakkak ki yapısı, kültürü, medeniyet anlayışı farklı farklıdır. Hele ki aydınlanma sonrası toplumsal değişimin süratli olduğu zamanları dikkate alacak olursak bu farklılığı daha net görmüş oluruz. Bizim burada yapmaya çalıştığımız şey toplumları örf ve anane olarak karşılaştırmaktan ziyade, toplumların İslam’a tarihsel seyir içindeki bakışları ve İslami mücadelede karşılaşılan sıkıntıları anlamaya dönük bir karşılaştırma çabasıdır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 26.07.2011 16:41:03 devamı >
DURDUĞUM NOKTA KENDİMİ DOĞRU TANIMLAYABİLDİĞİM NOKTA OLMALIDIR
İmana karşılık küfrü satın alanların meydanları doldurduğu bir dünyada yaşamak bireye daha fazla sorumluluk yüklemektedir. Oysa bugün yüklenilmesi gereken sorumluluk daha çok yerini atalete bırakmış durumdadır. Allah kafirlerin mallarının ve çocuklarının bizleri imrendirmemesi gerektiğini vurgulamasına rağmen hala sayısal kalabalıklar ve maddi zenginlikler elde etme pahasına bir çok temel noktayı es geçerek yaşamayı kendimize helal saymaktayız. Neye iman ettiğimizi bilmek zorunda olduğumuz kadar nasıl iman etmemiz gerektiğini de bilmek zorundayız. Nasıl iman etmemiz gerektiğini ancak vahiyle bilme imkanına sahibiz. Vahyi gündelik yaşamımızın bir parçası haline getirerek onu hayatımızın tamda merkezine yerleştirmemiz gerekmektedir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 15.07.2011 00:40:43 devamı >
ALLAH’TAN BİR YOL GÖSTERİCİ OLMAKSIZIN HEVA VE HEVESLERE UYMAK
Kuşkusuz her toplum kendine özgü bir kültüre ve inanışa sahiptir. Toplumlar tarihsel süreç içerisinde bir çok değişime uğrarlar. Bu değişim çok hızlı olabildiği gibi kimi zaman da daha yavaş bir seyir içerisinde olabilir. Tarıma ve hayvancılığa bağlı hayat yaşayan toplumlarda değişim süreci yavaş olurken sanayi toplumlarında ise teknolojinin gelişmesiyle birlikte toplumun değişimi de hızlı bir hal almaktadır. Bu değişim inançlara da aynen yansımıştır. Geçmişte bir kabile ya da klan bir maddeyi ya da geçmişte yaşayan birini gereğinden fazla büyütürek onu ilahlaştırır ve onun adına heykeller oluşturur ve onu kabilenin ya da klanın tanrısı ilan ederdi.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 05.07.2011 08:16:25 devamı >
AKIL TOPLUMU
Akıl Toplumunun Sahneye Çıkışı: Modern çağ dini toplum ya da dini referans alan bir birey yetiştirmekten daha ziyade akıl toplumu oluşturma çabasındadır. Akıl toplumundan kastımız tanrıyı referans olarak almayan yalnızca her şeyi akla izafe ederek değerlendiren rasyonelci akıldır. Akıl toplumu ve akıllı toplum diye de ikiye ayırabiliriz toplumu. Akıllı toplum aklını Allah’ın vahyine emanet eden toplumken, akıl toplumu ise aklı ilahlaştıran toplumdur. Kant, aklı saf akıl ve pratik akıl olarak ikiye ayırır. Saf aklı özgürlük temelinde düşünen akıl olarak ele alırken pratik aklı özgürlük temelinin dışındaki akıl olarak ele alır. Saf akıl Kant’a göre Epikürosçu akıldır. Yani insanın eylemlerinde hazzı esas alan akıldır. Jürgen Habermas da toplumun özgürleşmesinin yolunun akıldan geçtiğini hatırlatır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 19.06.2011 20:31:57 devamı >
HİKMETİ ARAMAK…
Yaşamak delisi düşler geldi başıma Şakağımdan dökülen taneler ele verdi beni Sormasaydım olmayacaktı bütün bunlar Ben kelimelerin büyülü dünyasında düşler gördüm Sevmek nedir sevmeyi hak etmek nedir bildim Bilmediklerimden örülü bir duvarla karşılaştığımda Yaşadıklarımın sırrını çözdüm.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 06.06.2011 21:40:42 devamı >
SALİH AMEL ÜZERE İŞ YAPABİLME GEREKLİLİĞİ ÜZERİNE
Salih amel üreten bir birey ve toplum olma zorunluluğumuz giderek daha fazla kendini hissettirmektedir. Çünkü küresel dünya her şeyi bir değirmen gibi öğütmekte ve un ufak edip savurup atmaktadır. Vahyin çekim merkezinden uzaklaşanlar başka dünyaların, hayatların ellerinde savrulup durmaktadır. Allah iman edip Salih amel işleyenleri yaratılmışların en hayırlıları olarak anmaktadır. Yaratılmışların en hayırlısı olmak vahyin çekim merkezinden dışarı taşmadan evren için ıslah edici davranışlar ortaya koymayı gerektirir. Salih amel hristiyan kültüründe olduğu gibi sağ yanağına vurana sol yanağını çevirmek değildir, içinde Allah’ın isminin yüceltilmesinin gaye edinilmediği bir cömertlik ya da paylaşım da değildir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 23.05.2011 23:01:15 devamı >
İSLAM’A SAHİP ÇIKMAK MI, SİSTEME SAHİP ÇIKMAK MI?
Türkiye’de kimi insanlar devleti sahiplenme ile İslam’ı sahiplenmeyi birbirine karıştırmaktadır. İslam ve devlet iki farklı olgudur. Selçuklulardan Osmanlı toplumuna kadar din toplumun karakterini belirlemede çok önemli faktör olması ve Selçuklu Osmanlı devlet yönetiminde fetihlerin ve devlet yönetiminin dini karakterler arzetmesi neticesinde İslam devlet otoritesiyle birlikte düşünülmüş ve devlete sahip çıkmak İslam’a sahip çıkmak gibi algılanmıştır.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 13.05.2011 22:45:18 devamı >
BANA KAVRAMLARINI SÖYLE, SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM
Kavramların insanlığın yolunu çizdiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu durum aslında yeni değil. Allah ilk halife Adem’e de isimler öğreterek başlatmıştı insanlık serüvenini. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” atasözü şimdilerde bana; “kullandığın kavramların menşeini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” cümlesini kurmamı dikte ediyor gibi. Çünkü kavramlar eşyayı tanımlamamızda ve ona işlev yüklememizde oldukça aktifler. Mesela özgürlük kavramını ele alalım:
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 04.05.2011 22:01:06 devamı >
MÜSLÜMANLAR ZİHNİ SAVRULMALARINA DUR DEMELİDİR
Fehmi Huveydi 19 nisan 2011 tarihinde Star gazetesinde yazdığı yazıda Mısır devleti özelinde sivil devletle dini devleti tahlil ettikten sonra esas enerjinin muhafazakar demokrasiyi inşa etmeye harcanması gerektiğini söylemektedir. Bu da gösteriyor ki İslam toplumunun entelektüelleri de Batılı dili kullanmayı ve Batı’nın kavramlarına yaslanarak düşünmeyi kendilerine ilke edinmiş durumdalar. Böylesi bir durum ister istemez İslam dünyasını Batı’ya teslim etmekten başka bir çare bırakmamaktadır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 21.04.2011 22:21:49 devamı >
DEĞİŞEN DÜNYA VE DEĞİŞİME AYARLANAN TOPLUMLAR
Dünya siyasetine yön verenler artık işlerin eskisi gibi gitmediğini fark etmekteler. Onun için olacak ki her döneme hitabeden yeni siyaset ve düşünce anlayışlarıyla hakimiyetlerini ilelebet kılmak gibi arzuları var. Tarihi, Batı açısından sanayi öncesi toplum ve sanayi sonrası toplum olarak ikiye ayıracak olursak sanayi öncesi Batı daha çok pagan inanış da olsa dinsel figürlere dayalı bir şekilde yönetilip idare ediliyordu. Sanayi öncesi Batı’nın tarihi Ortadoksluk inancıyla Katolikliğin hristiyanlığın merkezi olduğu iddialarından kaynaklanan savaşlarla geçmiştir. Yani din Batı’nın yönetim ve idare şeklini sürekli belirlemiştir. Hristiyan öncesi toplumlarda da yine Apollon, Jüpiter, Zeus gibi tanrılar yine Batı’lının yaşam şeklini belirleyen unsurlar olmuştur. Sanayi devriminden sonraki Batı ise tanrıyı tamamen yaşam alanının dışına atmış ve insanı tanrıyla eşitlemiştir. Artık insan özgürlük ve eşitlik kavramını yüceltirken seçkin çoğunluğun belirlediği yasalarla da tanrılık iddiasını pekiştirmiştir.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 10.04.2011 23:46:43 devamı >
UMRE İZLENİMLERİ VE HİSSETİKLERİM
Umre yolculuğumuz 25 ocak 2011’de başladı. Ankara Esenboğa havalimanında toplanan kafilemiz ihramını giydikten sonra saat 15:30 sularında uçağa binerek havalandık. Bu benim uçağa ilk binişimdi ve uçak kalkarken kulağımda müthiş bir basınç hissettim aynı basınç iniş anında da olmuştu. Üç saat yirmi dakika süren yolculuğumuz Cidde havalimanında son buldu. Cidde’den otobüsle Mekke’ye doğru yola çıktık. Cidde-Mekke arasında otobüsle gelirken din görevlisi olarak gruba başkanlık yapan hoca maalesef geleneksel din anlayışı dairesi içinde birçok şirk unsuru barındıran ifadeler kullanarak yolculuğu benim için oldukça sıkıcı hale gelmesine neden oldu.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 29.03.2011 00:13:46 devamı >
HAZCILIK NE KAZANDIRIR BİZLERE?
Rahat yaşama isteği insanoğlunun vazgeçilmez arzusu olsa gerek. Milattan öncesinde de milattan sonrasında da hedonizm bir şekilde insanlığın gündemine girmiş. Adem’den bugüne kadar gelen her vahiy ne kadar da hazcılıktan ziyade kulluğu esas alsa da vahye biat eden toplulukların içinde de hem de küçümsenemeyecek düzeyde hayatı keyfince yaşama niyetinde olan insanlar epeyce olmuş. Hazcılık anlayışını tanımlayarak bu meseleyi tartışmak belki de çok daha faydalı olacak.
Yazar : Bünyamin Zeran   Eklenme Zamanı : 06.03.2011 20:57:37 devamı >
LİBERAL DEMOKRASİNİN KULLARINDAN BEKLENTİSİ
Küresel sistem liberal demokrasinin zaferini ilan etmek için durmadan çalışıyor. Büyük Ortadoğu Projesinin ve Medeniyetler İttifakı projelerinin altında yatan temel maksatta liberal demokrasiyi dünyanın tek yaşanabilir sistem olarak kabul etmesiydi. Liberal demokrasi derken kavramsal olarak anlatılan ve halklara çok süslü bir şekilde adeta özgürlük ve barışın sembolü olarak sunulan bu sistemin arka yüzünü de görmek gerektiği kanaatini taşıyorum. Sanayi devrimiyle birlikte batılı güçler (ki buna Amerika’yı da dahil ederek söylüyorum)kendi hegomonyalarını haklı çıkarmak için işgal ettikleri ya da edecekleri ülkelere birde gerekçe ihdas ederler. Örneğin Çin’le yapılan tarihteki meşhur Afyon savaşının gerekçesine bakalım.
Yazar : BÜNYAMİN ZERAN   Eklenme Zamanı : 23.02.2011 20:16:55 devamı >
BENİM İÇİN YAZMAK ÇIĞLIK ATMAKTIR…
Yazmak benim için nefes almak gibi bir şey. Çığlıklarımı duyurabildiğim ya da ötekiyle kıyasıya vuruşabildiğim alanlardan biridir. Modernleşen dünyaya başkaldırdığımı ilan ettiğim ve avazım çıktığı kadar bağırdığım bir alandır yazmak. Yazıyorum çünkü varım ve varlık bilincimi kuşanıyorum. Yazdıkça yazılası ne kadar çok şey olduğunu fark ediyorum. İnsanlara iletilecek onca mesajın varlığını görüyor bir şekilde mesaj yerine iletilmelidir diyorum. Benim için tek yol mudur yazmak? Elbette değil. Ama önemli bir savaş alanıdır. Savaş kelimesi birçoğumuza özellikle hümanizm duyguları gelişmiş olanlara çok anlamsız geliyor olabilir. Ama şapkamızı önümüze alırsak dünyanın iyi ve kötü savaşlarına tanıklık ettiğimizi inkar edemeyiz. Eğer bu savaşta Allah için saf tutmamışsak her türlü karşı safta olduğumuzu bilmemiz lazım. Yani ya cellatızdır ya kurban!
Yazar : BÜNYAMİN ZERAN   Eklenme Zamanı : 13.02.2011 22:41:39 devamı >
FİRAVUNLAR DEVRİLİRKEN ACZİYET İÇİNDE SEYRETMEK
Dünya zalim firavunların tahtlarının sarsıldığı günleri yaşıyor. Onların nasıl bir inkilapla devrileceklerine tanık oluyoruz. Ama bu zalimlerin devrilmesine sebep olan esas ana unsurun Müslümanların yürüttüğü bir programın sebep olmasını ve bu zalimlere karşın alternatif, örgütlü bir hareketin olmasını arzu ederdik. Ne yazık ki bu durum aslında sadece Ortadoğu için geçerli olan bir durum değil. Dünyanın birçok yerinde Müslümanlar aynı zayıflığı ve çaresizliği yaşamaktadırlar.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 03.02.2011 22:03:25 devamı >
RÖLATİVİZMİN SEFALETİ VE ALLAH’IN İSİMLENDİRMESİ
Teknolojinin süratle değiştiği bir zamanda ona bağlı olarak insan davranışları da değişmektedir. Herakleitos’un “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir” sözü gözümüze batarcasına ayan beyan ortada durmaktadır. Ne var ki bu değişim insanlığın hayrına olan değişimlerden olmaktan oldukça uzaktır. Çünkü kapitalizm varolan her şeyi metalaştırdığı gibi insanı da metalaştırmaktadır. Post modernizmle birlikte dillere pelesenk olan rölativizm yani görecelilik kavramı yeryüzünde sabit hiçbir şey bırakmadan savurup yok etmektedir. Herkese göre bir inanış, herkese göre bir yaşam tarzının oluşması birden fazla doğruyu ve yine birden fazla yanlışı ortaya çıkarmaktadır. Çünkü birine göre doğru olan diğerine göre yanlış olmaktadır. Bu durumun insana kattığı muhakkak güzel şeyleri de yok diyemeyiz. Ama Allah’ın içki ayetinde buyurduğu gibi zararı faydasından daha çoktur.
Yazar : BÜNYAMİN ZERAN   Eklenme Zamanı : 25.01.2011 20:47:03 devamı >
ÖLÜM ÜZERİNE BİR KAÇ SÖZ…
Ölüm, tek başına düşünüldüğünde soğuk gelir insana. Oysa ölüm ne kadar büyük bir nimettir. Dünya giderek öylesine yozlaşmakta ve öylesine karanlığa gömülmekte ki insanlar kendi kıyametlerini hazırladıklarının farkında bile olmamaktadır. Çünkü modern hayat insana o kadar fazla uğraş ve rekabet alanı açmıştır ki koşturmacadan yaşadığı gerçekliği sorgulama hüviyetini kaybetmiştir. İnsan modern çağda giderek yalnızlaşmakta ve kendini tanınmaz hale sokmaya devam etmektedir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 22.12.2010 03:26:25 devamı >
AHLAKI ALLAH’LA TEMELLENDİRMEK GEREK
Dinlerin savaşında belki de en trajedik olan savaş, aynı din içerisinde farklı görüşlerin yol açtığı büyük savaşlardır. İslam, aynı dine inananları kardeşler kılar, üstünlüğü ancak takva belirler ki bu kul tarafından belirlenebilecek bir olgu değildir. Her ne kadar imanın eyleme dönük yüzünde bir takım verileri insana sağlamış olsa da yine de kulluğun derecesini ölçmeye imkan vermez. İslam, tevhidi ahlakın üzerine bina eder. Ahlakın varlığı tevhide koşullandırılmıştır. Eğer tevhid varsa ahlak vardır yoksa ahlakta yoktur.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 08.12.2010 01:44:38 devamı >
YOLCUYA VE YOLA DAİR…
İnsan yolda yürümeye karar verirse yürüyeceği yolu da tanımlaması gerekir. Her yolculuk öncesi yolu tanımlamak zorunlu olsa da bazı şeyleri yolculuk yaparken görme imkanına sahip olursunuz. İnsan acelecidir, herşeyi bileyim, herşeyin içeriğini doldurayım ister bunların yapılabilmesi elbette çok değerlidir. Ama birde hayatın yasaları vardır. Nedir bunlar diye kendimize soracak olursak; yolun uzadıkça beraberinde getireceği sıkıntıların çeşitliliğini hesap edememek. Bazı yollar stabilize, bazıları keçi yolu, bazıları asfalt, bazıları ise sık çalılıklardan, dikenlerden oluşan insanın canını yakan yollardır. Her yola farklı giyinmek, farklı kuşanmak ve farklı stratejilerle yaklaşmak gerek.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 19.11.2010 17:16:58 devamı >
KUR’AN’I TERSİNDEN OKUMAK
Kur’an herşeyden önce insana iman etmesi gerekliliğini öğretiyor. Eğer ki kişi iman ederse Allah’tan başka hiçbir güce tenezzül etmeyeceğini, yalnızca ondan korkacağını, yaptığı işlerin karşılığını yalnızca ondan bekleyeceğini, Allah’ı gazaplandıracak dünyadaki hiçbir maddi, askeri, siyasi ve ırki güce yaslanmayacağını da deklare etmiş olmaktadır. Öyleyse temel çıkış noktaları tevhit olan bu insanların yolları aşındırdıkça yol ayrımı yaşamalarının sebepleri nedir?
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 27.10.2010 00:25:26 devamı >
DÜŞÜNCEYİ DİRİ TUTABİLMEK GEREK
Allah, göndermiş olduğu mesajın diri tutulmasının şartı olarak bir toplumun nefsinde olanı değiştirmesini ileri sürer. Yani birey vahyi yaşamaya dönük olursa vahiy diri kalır. Allah elçisine “sen üstün bir ahlak üzeresin” derken elçisine üstünlük katan şeyin vahiy olduğunu deklare etmekteydi vahiyde elçinin onu yaşamasıyla tarihin ve toplumun önünde dipdiri durmaktaydı.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 07.10.2010 00:59:16 devamı >
ÖZELEŞTİRİYE İHTİYACIMIZ VAR
Bunun içindir ki müslümanların yaşadığı konjoktürü dikkate alarak ve de ciddiye alarak hareket etmeleri gerekmektedir. Uzun vadeli yolculuklara kendi hazırlayan bir ruh haline bürünmeleri kendilerinden sonra gelecek olan nesle de bir gelenek bırakmak zorunda hissetmeleri gerekmektedir. Maalesef bugün tevhit, şirk, adalet, mümin vs. kavramları kullanırken bu kavramların içeriğini doldurmaktan bunu karşımızdakilere net olarak anlatmaktan aciziz. Tevhit nedir? Adaletle anlatılmak istenen nedir, şirk koşmak nasıl olur ve zulüm zalim nedir kimdir? Küresel sermaye, faiz, kapitalizm, modernleşme, liberalizm ve hedonizm nedir? Yaşadığımız çağda bu kavramlar karşılığını neyde bulur ve bunlara karşı nasıl bir tavır takınılabilir? Bunlardan kaçarak mı yaşamalıyız? Yoksa bunları yeniden mi tanımlamalıyız? Kuvvetli bir eleştiriden maalesef mahrumuz.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 20.09.2010 00:46:01 devamı >
KULLUĞU ÖZGÜRLÜĞE TERCİH EDİYORUM
İnsan, vahyi duyduğu ilk anda hayatını bundan sonra nasıl idame ettireceğine dair bir seçimle yüzleşir. İşte tam bu seçim noktasında özgür iradesiyle karar verir. Allah özgürlüğü insana tanımışsa işte bu noktada tanımıştır. Aliya İzzet Begoviç’in “hür fiil ahlaki fiildir” ifadesi burda yerini daha iyi bulmaktadır. Oysa insan seçimini yaptıktan sonra belli haram ve helalleri olan, farzları ve yükümlülükleri olan, sevdiği şeylerden vazgeçmek durumunda olan, istemese de (savaş yazılı bir ayet) kimi eylemlilikleri yapmak zorunda olan bir dini kabul ediyor oluşu bilerek ve isteyerek özgürlük hakkından vazgeçiyor olmasını gerektirir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 29.08.2010 05:01:23 devamı >
TEVHİD VE ADALET ÖLÇEĞİNDE BİR SİYASET ÜRETMEK
Tiranların baskıcı sistemlerden bir nebze arınıp vatandaşa kısmi haklarını iade etmesini özgürlük naralarıyla karşılamak dar bir kafesin içinde yaşayan bireyin kafesinin biraz daha genişletilmesine duyduğu sevinç gibi absürt ve anlamsızdır. Zira birey hala o kafesin içerisindedir ve hala köledir. Peygamberler tevhid mücadelesinde küfürle uzlaşı içerisinde olmamıştır. Çok açıkça ve alenen “leküm diyniküm veliye diyn” restleşmesiyle kendi tevhidi çizgisini takip etmiştir. Tiranlar, vatandaşa kısmi haklarını iade ettiğinde onları biraz daha dumura uğratmış olmak adına yapmaktadır. Daha tepkisiz bir toplum ve mücadele arzularından sıyrılmış var güçleriyle tiranlığın amacına hizmet eden bir toplum inşa etmek adına haklar verilmiştir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 13.08.2010 00:38:39 devamı >
EVLERİ NAMAZ KILINACAK YERLER YAPMAK
Bir insanın namaz kılmadan salih amel üretebilmesi mümkün gözükmemektedir. Nasıl ki arabanın yakıtı tükendiğinde araba ne kadar lüks olursa olsun içindeki son sistem özellikler çalışmaz ve hiçbir değer ifade etmezse namaz kılmayan bir kulun yapmış olduğu diğer ibadetlerin de hiçbir değeri yoktur. Namazı bu kadar hayatımızın vazgeçilmezi yapan unsur nedir? Namaz, bir müminin bütün hayatını kuşatan bir olgudur.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 28.07.2010 00:35:07 devamı >
GAZZE GEMİSİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
Gazze konusunda talepleri olan ve bu konuda dik duran kardeşlerimiz ve hükümet aynı tavrı neden başörtüsü, katsayı zulmü, kamusal alanda başörtülü çalışma izni, kışlanın müslümanlara tahakkümü ve toplumun kışlaya karşı sindirilmişliği gibi konularda gösteremiyor! Neden dışarda yaşanan zulme bu zulümdür diye haykırıp tüm imkanlar seferber edilirken islamın içte bu kadar iğdiş edilmesine ve kişiliksizleştirilmesine ses çıkarılmıyor? Çocuklarımız eğitim kurumlarında sisteme kurban verilirken, gençlerimiz askerlikte birilerinin keyfine birilerince öldürülürken neden vatan sağolsun sözleriyle yeri göğü inletiyoruzda bu apaçık zulümdür ey halk diyemiyoruz?
Yazar : BÜNYAMİN ZERAN   Eklenme Zamanı : 14.07.2010 11:44:02 devamı >
NİTELİK Mİ NİCELİKMİ?
Allah, göndermiş olduğu vahiylerde insanı öncelikle tekil olarak ele alıyor. Yani “yaratan Rabb’in adıyla oku” en başta bireye söylenen, emredilen bir sözdür. Henüz toplum yoktur ortada. Bütün okumalarını Rabbin adıyla yapmaya başlayan insan, ancak ondan sonra “kalk ve uyar” ayetine muhatap olabiliyor. Eğer insan, en başta Rabbin terbiyesiyle okumayı, terbiye edilmeyi ve hayatını değiştirmeyi arzulamazsa o zaman onun oluşturacağı toplulukta hastalıklı oluyor. Sayısı ne kadar çok olursa olsun baştan aşağı hastalıklı bir topluluk olarak kalıyor.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 04.07.2010 00:36:44 devamı >
GÜNDEMLER GÜNDEM OLA
Gündemleri oldukça yoğun olan bir ülkede ikamet etmekteyiz. Asya’yı Avrupa’ya bağlayan ve Ortadoğuya oldukça yakın bir yerde bulunuyor olmamız haliyle bizi ziyadesiyle gündeme gark ediyor. Ayrıca halkı islamla şereflenmiş bir ülkede bulunmamız bizi etrafımızda gelişen olaylara da sessiz kalmamaya mecbur etmektedir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 20.06.2010 15:58:12 devamı >
GELİŞİM Mİ BAŞKALAŞIM MI?
Allah, insanların gelişmesini sağlayacak her türlü etkeni kendisine vermiş durumda ve onu başkalaştıracak hertürlü etkenide ona bildirmiş durumdadır. İnsanlar belli inanış ve kalıplarda yaşıyorsa kendilerinin zamanla inandıkları dairelerden çıktıklarını farketselerde bu değişimi gelişim olarak algılarlar. Asla bir dönüşüm olduğunu kabullenmezler. Yoldan çıkmadan yolda mesafe aldıklarını düşünürler bunun için kendilerine teolojik kanıtlar icat ederler. Yolu tanımlayan kitabın yerine yolun yeniden tanımlattırıldığı başka kitaplar veya şahsiyetler türetilir. Bu durumda yol değiştiği gibi yolcuda başkalaşıma uğramış dolayısıyla yolcu da değişmiştir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 06.06.2010 03:24:32 devamı >
MÜSLÜMAN OLMAK TARAF OLMAK DEMEKTİR
Modern toplumlar seküler bir din anlayışı içerisinde hayatlarını devam ettirmek isterler. Aslında profan kalıplardan hoşlansalar da dini atmaya kıyamadıkları antika özelliği olan değerli bir eşya gibi görürler. Ne sandıklarının dibinden çıkarabilirler ne de bir eskiciye vererek ondan tamamen kopabilirler. Onun içindir ki dinden arınmış profan kalıplar içinde yaşıyor olsalar da kendilerinin iman ettiğini söylemekten geri durmazlar.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 22.05.2010 20:44:55 devamı >
SALİH AMEL KAFİRLERİ NİÇİN ÖFKELENDİRMELİDİR?
Artık tanrıların isimleri değişmiştir. Sermaye tanrısı, güç tanrısı, şehvet tanrısı, refah tanrısı almıştır eski tanrıların yerlerini. Toplum tek tanrılı inanışı terk etmeyi bir gereklilik olarak algılamaya başlamıştır. Allah, yalnızca sıkışılan yerde düğümü çözecek hemen yardıma gelecek yardımsever bir tanrı ötesine geçmemektedir. İnsan, tanrıyı kural koyan, terbiye eden olmaktan çıkarmıştır. Sistemler, tıpkı Firavun’un, Nemrut’un yaptığı gibi can verme ve can alma, rızık verme ve aç bırakma, kanun koyarak mükafatlandırma ve cezalandırma işlerini üzerine alarak kendilerini yeryüzünün ilahları konumuna yükseltmişlerdir. Belli zaman aralıklarıyla da bu ilahlıklarını teyit için halka başvurup ben sizin tanrınız değil miyim sorularını sandıklardan çıkan oy pusulalarıyla teyit ettirmektedirler.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 09.05.2010 06:40:42 devamı >
NUH’UN GEMİSİNE BİNMEK
Bir dürtünün ya da duygunun asıl nesnesinden başka bir nesneye yöneltilmesi olarak tanımlanan psikolojik savunma mekanizmalarını yoğun yaşadığımız bir dönemden geçmekteyiz. Asıl olması gerekenden uzaklaşıp başka bir olaya ya da duyguya bürünerek iş yaptığımız anlarımızı çoğaltıyor ve bunlardan haz alıyoruz. Allah, göndermiş olduğu vahiy ve beraberindeki elçileriyle tevhidi yeryüzünde insanların nazarında kökleştirmeyi amaçlamıştır. Asıl olması gereken Allah’ın hem yaratmada, hem kanun koymada, hem rızık vermede, hem terbiye etmede vs. tek ve eşsiz olduğunu kabul ederek onun buyruklarına boyun eğerek yaşamaktır. Ama biz bu gerçeğin yerine başka bir şey koyarak yaşarsak asıl olması gerekenden olmaması gerekene doğru adım atmış oluruz.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 24.04.2010 21:20:52 devamı >
SORULAR SORUMLULUK YÜKLER Mİ?
Soru sormak hayatımızda neyi değiştirir diye düşündük mü? Çağımızın unuttuğu bir alışkanlık desek ne kadar isabetli bir görüş elde etmiş oluruz? İnsan eğer bir soru soruyorsa karşılığında aradığı bir cevap vardır. Bu cevap insan için önemlidir ve hayatının geri kalan kısmını bu sorduğu sorunun cevabına göre dizayn edecektir. Her soruda yeni bir anlam bulacak ve her yeni anlam ona yeni imgeler yükleyecektir.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 11.04.2010 01:03:58 devamı >
DOKUNULMAZLIKLARIMIZI KALDIRALIM
Her birimiz hayata inandığımız, iman ettiğimiz dünya görüşüyle bakar ve sınırlarımızı ona göre belirleriz. Bu sınırlar da elbette dokunulmaz yanlarımızı inşa eder. İşte tartışmaya açtığım yer tam da burası. Müslüman bireylerin hayata bakışlarını Kur’an oluşturur. Tabii bu oldukça yuvarlak bir cümle tek başına alındığında. Çünkü her camianın ve mezhebin Kur’an’a yaklaşımı farklı. Bir konu üzerinde binlerce değişik görüş bulmak mümkün. Öyleyse Kur’an nasıl olacakta bunca değişik yaklaşım biçimlerini belli bir düzlemde toplayıp bir mecraya kanalize edecek.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 29.03.2010 00:52:27 devamı >
HAYATA HİKMETLE DOKUNABİLMEK GEREK
Bir insanın hayata hikmetle bakabilmesi nasıl mümkün olur? Hikmet İslam’ın kullandığı ve değer verdiği kavramların başındadır. Kavramı kısaca tanımlayacak olursak bir meseleyi en başından en sonuna kadar en doğru şekilde algılayıp en ahlaki ve olması gereken haliyle halledebilme ve doğru yönlere kanalize edebilme yetisi diyebiliriz. Vahiy olmadan hikmet olması da doğal olarak mümkün değildir. Hayata hikmetle bakabilmek demek vahyi kuşanarak onun insana yüklediği anlam çerçevesinden evrene ve insanın kendisine bakabilmesi demektir. Vahiy, insana anlam yükler. Hayata nasıl bakması gerektiğini, eşyaya nasıl bakması gerektiğini ona öğretir. Ve insan yaşadığı toplumu, kurduğu ve kuracağı ilişkileri, ülkesini, dünyayı vahyin algılamasını istediği ölçekte düşünmeye başlar.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 12.03.2010 22:22:12 devamı >
BİZ HANGİ SINIRLARIN ADAMIYIZ?
Her ideoloji insana yeni bir çehre kazandırır. Dünyaya belirli bir perspektiften bakabilmeyi öğretir. Bu perspektif, bireye kim olduğunu, nerede durması gerektiğini ve yaşam sınırlarının nereye kadar uzanacağını gösterir. Nasıl bir evlilik yapacağını, işini hangi kıstaslara göre belirleyeceğini vs. daha birçok konuda bireye helal ve haramlarını belirler. Ama insanın ideolojisi yoksa helal ve haram çizgileri de yoktur. Çizgileri yeryüzünden silinmiş insan ise en tehlikeli yaratık durumundadır. Zira onun için doğru ve yanlış, başlama ve duruş noktaları yoktur. Her eyleminde sınırsızlık ve egoizm vardır.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 25.02.2010 23:30:34 devamı >
BEN DEĞİŞMEDEN DÜNYA NE KADAR DEĞİŞİR?
Karl Marks: “Bugüne kadar gelen filozoflar dünyayı anlamayla ilgilendiler bundan sonra gelecek filozoflarsa dünyayı değiştirmek zorundadırlar” diyor. Dünyayı değiştirmek gerçekten iddialı bir söz olsa gerek. İmkansız bir şey midir? Elbette ki imkansız değildir ama kolayda değildir. Marks’ın kapitalist toplum çözümlemesine baktığımızda gerçekten çok yerinde tespitleri vardır ama yarattığı toplum modeline baktığımızda Marks’ında çözümlenmeye ihtiyacı olduğunu görürüz. Dünyayı olumlu yönde değiştireyim derken insanı fıtratıyla tanımlamaktan uzak olması hasebiyle yeni bir kölelik sisteminin doğmasına vesile olmuştur.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 12.02.2010 23:41:09 devamı >
AHLAK İNSANIN KENDİNE YABANCILAŞMASINA ENGELDİR
Her insan yaşadığı evrende kendi konumunu sorgulayarak hayata bakmasını bilmelidir. Popüler kültürün yoğun bombardımanına tutulmuş birey içerikten yoksun bilgilendirmelerle, sistemin belirlediği gündemlere takılarak asıl olması gerekenden uzaklaşmaktadır. Sistemler bir bütün olarak ilahi olmaktan uzaksa insanı kendine yabancılaştırmakla uğraşırlar. İnsan, kendine yabancılaştıkça varlık sorununu da sorgulamayı bir yana bırakır. Kendine yabancılaşan insan yaşadığı evrende iki ayak üzerinde mi yoksa dört ayak üzerinde mi yaşadığını fark edemez.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 01.02.2010 01:26:39 devamı >
BİLİNCİME SAHİP MİYİM!
Bireyin kendi varlığına şahit olarak yaşaması için bireyde olması gereken unsurlar nelerdir? Yaşıyor olmak sanırım tek başına varlık bilincini açıklamaya yetmiyor. Varlık bilincini açıklamak için nefes alıp vermenin ötesinde şeyler olması gerekir. Varolmakla varlık bilincini elinde tutmak aynı şeyler değildir. Varolabilirsiniz ama bu işe yaradığınız anlamına gelmez. Hem varolup hemde işe yaramamak nasıl mümkündür.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 17.01.2010 01:37:50 devamı >
FARKEDEBİLİYOR MUYUZ?
Her insan kuşkusuz hayata farklı pencerelerden bakar. Kimisi ideolojik bakar kimisi ideolojilerden arınmış yalın halde bakar. Kimisi dinsel içerikli bakar kimisi dinin halkları sürüleştirmek için bir afyon olduğunu düşünerek bakar. Birde hayata bakamayanlar vardır. Fark etme duygusunun kendilerine katacağı zenginlikten bi-haber kimseler vardır. Bunlar hayatı sorumluluk almadan gündelik yaşarlar. Ne kendilerine, ne ailelerine ne de dünyaya dair hiçbir kaygıları bakış açıları yoktur. Duyularını kaybetmiş bir güruhtur.
Yazar : Bünyamin ZERAN   Eklenme Zamanı : 01.01.2010 00:45:37 devamı >

::Bir Portre
[HyperLink1]
ANNEMARİE SCHİMMEL 1922-2003
devamı >
::Bir Ayet
Ey imanda sebat edenler! Siz Allah’ın (davasına) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. Muhammed Suresi / 7

::Hikmetli Bir Söz
Birbirinize karşı mütevazi olmanızı, Allah bana vahiyle emretti. Öyle ki, hiç kimse, kimseye karşı övünmesin ve hiç kimse, hiç kimseye zulmetmesin. Hadis (Müslim)

::Ne Okuyalım
Dan Diner - Mühürlenmiş Zaman



Ziyaret Edilme Sayısı : 002725676

iletişim : editor@kimokur.com